14-10-2019 19:10 YAŞAM

BİR GÜNDE İKİ ÜLKE, S-S-S VE İLK GÖRÜŞTE TUTKU

Şeref ÇEKİÇ (Misafir Yazar) Üç dört yıldır yazları Datça'dayım. Datça Muğla'nın çok şirin bir ilçesi. Ege ve Akdeniz'in birleştiği yerde üç tarafı denizlerle çevrili, güneş, tabiat, tarih kokan, ayrıca da sakin bir yaşam için birçok tatil yöresinden farklı bir değere sahip, ama orada yaşamadan da bunları gördüm, hissettim diyemiyeceğiniz bir ilçe.

BİR GÜNDE İKİ ÜLKE, S-S-S VE İLK GÖRÜŞTE TUTKU

Datça'nın birçok yerinden denize dönüp uzaklara bakarsanız Yunan adası Simi' yi görürsünüz. Gri, çok
az ağaçlı, gerçeği söylemek gerekirse insana uzaktan çekici gözükmeyen bir adadır. Öyle bakınca hiç yerleşim alanı da göremezsiniz. Sadece geceleri yükseklere doğru bir yolda gittiğini tahmin ettiğim
birkaç arabanın soluk ışıklarını görürüm ara sıra.
Simi' ye hep gitmek istemiş ama buna olanak bulamamıştım. Bu yaz Datça'dan ayrılmadan bir gün
evvel nihayet bu olanağı buldum ve hayatımda eksik kalmış bir tadı aldığımı o zaman anladım.
Ben öyle gitmeden evvel gideceği yeri internetten bilgiler ve fotoğraflarla inceleyen, neler yapacağını
planlayanlardan değilimdir. Göreceğim, yiyeceğim, içeceğim her şey bana sürpriz olsun isterim.
En az altı yolcu bulmadan Simi'ye gitmeyen Sinan kaptanın telefon numarasını limanda gezerken
bulmuş ve telefon etmiştim. Bana bir hafta sonra geri dönüp siz de gelirseniz yeterince kişi var diye
telefon ettiğinde aslında bu yıl bunu gerçekleştireceğimden çoktan ümidimi kesmiştim.
Pazar sabahı 7 yolcu, Sinan kaptan ve yardımcısı, yani 9 kişi ile Simi' ye doğru teknemiz hareket etti.
İşte o an hayatımda yeni bir mutluluk sayfası, sanki yapılan bir gençlik aşısı etkisi ve artık her
düşündükçe içimi kıpır kıpır ve enerji enjekte edilmiş gibi yapan bir olay, bir özel an başlamıştı.
Teknemiz masmavi, bazen de yemyeşil sularda arkada beyaz köpükler bırakarak Simi' ye yaklaşıyor ve benim de heyecanım artıyordu. Neler görüp neler yaşayacağımı tahmin edemiyordum. Güneşin
sıcaklığı, teknenin denizi yararak gidişinin hışırtısı ve yarattığı esinti ile keyiften dört köşe olmuş bu
güzel havayı içime sindiriyordum.
Hareketten bir süre sonra Sinan kaptan 7 kişilik yolcu gurubumuzda bir yerel gazetecinin olduğunu
söyledi. Ne yalan söyleyeyim, sevineyim mi yoksa bu turun tadı mı kaçar diye iki zıt düşünce içine
girdim. Siz hayalinizde gazeteci deyince nasıl bir kişi ya da karakter canlandırırsınız bilmem. Belki de
çok ciddi, mesleği gereği biraz da agresif, aramızda olmasından rahatsız olabileceğiniz bir kişimidir o
sizce?
Bu şans umarım benim için hayatımda sadece bir defalık değildir, çünkü bizim gurubumuzdaki
gazeteci bizim bu güzel ve tatlı gezimizin balı ve kaymağı oldu. Nasıl mı? Öncelikle çok güzel bir genç
kız, ama ayrıca samimi, candan, şen şakrak, kendince şımarık yetiştirilmiş (bunu turumuzdan sonra
bize kendi söyledi, ama keşke her şımarık kişi onun gibi ne yaptığını bilen ve kendini başkalarına
sevdiren ve de saygıda eksik etmeyen biri olsa), yani insanın hemen kanını kaynatan bir insan. Bu
güzel Simi gezimiz 10 numarayı hak etmişse onunla 5 yıldızlı bir 10 oldu.Artık Simi'ye yaklaştığımız belli ama yerleşme bölgesini hala göremiyorum. Simi adasının kıvrık bir ucu ve birkaç küçük ada parçasının arasından geçiyoruz ve ondan sonra işte karşımızda Simi'nin yerleşim bölgesi nefis bir koyda görülüyor. Ahenkli bir renk cümbüşü bu kadar mı güzel olabilir Tanrım !
Masmavi, berrak bir deniz, demirlemiş tekneler ve yelkenliler; bir, iki ya da üç katlı ve tarzları birbirine
benzeyen ama çok güzel evler ve binalar. Alçak çatıları, dikdörtgen pencereleri olan ve o renk
cümbüşünün en önemli parçası olan sarı, açık mavi, açık yeşil, pembe hatta kırmızı ve inanılmaz
uyumlu boyanmış evler, binalar. Pencereler sanki bir tablo gibi, evin renginden farklı, genelde beyaz
birer çerçeve içine alınmış gibi. Bu alımlı görüntü insana bu dünyada böyle güzellikler de mi varmış
dedirtiyor. Alçak tepelere serpiştirilmiş evler, binalar, birbirinin önünü ve deniz manzarasını
kapatmayacak şekilde özenle yerleştirilmiş. İnsanın o anda hemen tuvalini ve boyalarını alıp Simi`nin tablosunu yapmağa başlıyası geliyor. Yıllardır ara verdiğim yağlı boya tablo yapmağa yine başlatacak
bu Simi beni kesinlikle ve hem de eve döner dönmez, en kısa zamanda. Tabii güzel gazetecimize baktıkça da bana gelen bu yine resim yapma ilhamı katlanarak artıyor.
Teknemizdeki yolculardan biri ise Sinan kaptanla Simi' ye on defa falan gelmiş bir kişi, neredeyse onun
muçosu olmuş artık (aslında yolcu demek zoruma gidiyor çünkü bütün gurup öyle birbirimize
yakınlaştık ki, bazen yıllarca arkadaş olanlar bir araya gelip bu uyumda bir gezi yapamaz. Onun için
ben yazımda bundan sonra onlardan artık arkadaşlarımız diye bahsedeceğim). Bu uyumun en büyük nedenleri ne idi onu da yazmadan geçersem haksızlık etmiş olurum. Birincisi Sinan kaptan. O bizi para karşılığı Simi' ye götüren kişi değil, eğer Simi' yi bir pasta olarak nitelersem Sinan kaptan onun şekeri idi. Peki bu uyum pastasının kreması kimdi, eee tahmin ettiniz herhalde, o da o güzel gazetecimiz idi.
Onun adını şimdi yazmıyorum, sizi heyecan içinde bırakmak için en sona saklıyorum.
Önce o gönüllü muço, yani 10 kere falan Simi' ye gelmiş arkadaşımızın ilginç hikayesini yazayım.
Simi' de denize karşı oturup kahvenin en lezzetlisini içerken puromu tüttürüyorum ve bütün günümü
böyle keyif içinde geçiriyorum diyor. İlk iş olarak hep beraber onun tavsiye ettiği  Kaffe' ye gidip
inanılmaz lezzetli kahvelerimizi içtik. Sonra onsuz ama gurubun gerisi olarak mavi merdivenlerden
tepeye kadar çıkıp fotoğraflar çektik. Gazeteci arkadaşımız ise Simi adası güzeli olmayı kafasına
koymuş ki her köşede fotoğraflar çektirdi. Ada güzeli yarışması var mı bilmem ama bizim
kalplerimizde ada güzeli o oldu zaten. En tepeye çıkmağa gücü yetmeyenler olduğu için belli bir saat
için anlaşarak sonradan deniz manzaralı bir restoranda buluştuk ve birlikte, başta deniz ürünleri
olmak üzere, nefis yemeklerimizi yedik.
Artık dönüş zamanı gelmişti. Baştan beri ne zaman olacağını heyecanla beklediğimiz bir röportajı da güzel gazetecimiz cep telefonunu ve herkese Simi gezisi hakkındaki düşüncelerini sorarak
gerçekleştirdi. Yani belki de artık meşhur bile olduk! Veee … yine mavi sularda arkamızda Simi' yi
bırakırken teknenin bıraktığı beyaz köpükleri seyrederek, artık biraz da dalgalanmış denize
aldırmayan kaptanımızın çaldığı güzel müzikler ve yerine göre onun ve muçonun kıvrak dansları
eşliğinde vatanımızın o çok eşsiz köşesi, her şeyimiz, dayanılmaz güzelliklerin odağı Datça'mıza geri döndük.
Bir günde iki ülke ve S-S-S idi benim için bu gezimizin adı. Niye mi S-S-S, çünkü Simi, Sinan kaptan ve Sebiha benim kalbimi çaldılar, ilk görüşte tutuldum onlara.
Eee artık tahmin edin bakalım bizim güzel gazetecimizin adı neymiş?
                    
                Şeref Çekiç, 4 Ekim 2019


Bu haber 647 defa okunmuştur.

HABERE YORUM YAZIN

DİĞER YAŞAM HABERLERİ
Çok Okunan Haberler
Köşe Yazarları
Anketimize Katılın

Web sitemize nasıl ulaştınız?

Reklam
Tavsiye
Arama Motorları
Diğer