18-02-2021 ALİ GENÇLİ (SIRADIŞI)

üze­rin­de yük­sel­me­ye la­yık­sın.
*Yer­yü­zün­de gör­dü­ğü­müz her şey, ka­dı­nın ese­ri­dir. ATA­TÜRK
* Ve ka­dın­lar, bizim ka­dın­la­rı­mız: kor­kunç ve mü­ba­rek el­le­ri ince, küçük çe­ne­le­ri, ko­ca­man göz­le­riy­le ana­mız, av­ra­dı­mız, ya­ri­miz ve sanki hiç ya­şan­ma­mış gibi ölen ve sof­ra­mız­da­ki yeri ökü­zü­müz­den sonra gelen ve dağ­la­ra ka­çı­rıp uğ­run­da hapis yat­tı­ğı­mız…Nazım Hik­met Ran
Ka­dı­na ba­kı­şı ir­de­le­di­ği­miz­de, ev­ren­sel de­ğer­le­re ulaş­mış hü­ma­nist bakış açısı as­lın­da diğer gö­rüş­le­re göre çok ileri aşa­ma­da­dır. Ancak, bun­lar ol­ma­sı ge­re­ken, in­san­ca gö­rüş­ler­dir. Tüm bun­la­ra kar­şın, ya­şa­mın gi­di­şa­tı­nı olum­suz­laş­tı­ran­la­rın ka­dın­la­ra karşı ya­rat­tı­ğı in­san­lık dışı dav­ra­nış­lar­la mü­ca­de­le ge­re­ği or­ta­ya çık­mış­tır.
İlk çağ­lar­dan beri kadın ve erkek, her zaman bir­bir­le­ri­ni ta­mam­la­ya­rak ya­şa­mış­tır. Ge­nel­lik­le bi­yo­lo­jik ve fi­zik­sel ne­den­ler­den ötürü cin­si­ye­te da­ya­lı iş bö­lü­mü ya­pı­la­rak sos­yal ya­şam­da denge ku­rul­ma­ya ça­lı­şıl­mış­tır. Bazı dö­nem­ler­de kadın ol­duk­ça ön plana çık­mış, ana­er­kil yaşam sü­reç­le­rin­de, do­ğur­gan­lı­ğı ne­de­niy­le kut­sal­lık at­fe­di­len kadın, zaman zaman tan­rı­ça­laş­tı­rıl­mış­tır.
Orta Asya Türk Dev­let­le­rin­de ka­dın­lar önem­li si­ya­si hak­la­ra sa­hip­ti. O dö­nem­ler­de Türk ka­dı­nı, evin harem kıs­mın­da ya­şa­yan, er­kek­ler­den kaçan, hak­lar­dan yok­sun, pasif bir du­rum­da değil, sos­yal ve si­ya­si ha­ya­tın her nok­ta­sın­da aktif ola­rak yer almış, saygı gös­te­ril­miş bi­rey­ler ola­rak ya­şa­mış­lar­dır. Yine o dö­nem­ler­de erkek ve kadın eşit hak­la­ra sa­hip­ti ve cin­si­yet ay­rı­mı asla ya­pıl­mı­yor­du. Büyük bir ser­best­li­ğe sa­hi­p o­lan ka­dın­lar, ata bin­mek, av­lan­mak, dö­vüş­mek ve şaman ayin­le­ri­ni dü­zen­le­mek gibi hak­la­ra sa­hip­ti. Dev­let yö­ne­ti­min­de de ha­tun­luk hu­ku­ku­na sahip Türk ka­dı­nı­nın, eşi­nin ya­nın­da bir yeri ve söz hakkı bu­lu­nur­du.
Bu­nun­la bir­lik­te bazı dö­nem­ler­de ve çe­şit­li top­lum­lar­da kadın, hiç­bir hakkı ol­ma­yan de­ğer­siz bir eşya, bir nesne ola­rak gö­rül­müş, hatta köle du­ru­mu­na dü­şü­rül­müş­tür. Bu fark­lı­lık­la­rı, ya­şa­nı­lan top­lu­mun an­la­yı­şı­na ve dö­ne­min şart­la­rı­na göre de de­ğer­len­dir­mek ge­re­kir.Zaman için­de Türk ka­dı­nı si­ya­si hak­la­rı kul­lan­ma açı­sın­dan bazı sı­nır­la­ma­la­ra tabi oldu. Os­man­lı Dev­le­tin­de Tan­zi­mat fer­ma­nı­nın ila­nı­na kadar olan sü­reç­te ka­dın­lar bir çok hak­tan yok­sun kal­mış­lar­dı.Ka­dın­la­rın, top­lu­mun ken­di­si­ne uygun gör­dü­ğü, an­ne­lik, ev ha­nım­lı­ğı rol­le­ri dı­şın­da ka­mu­sal ya­şa­ma gi­re­rek si­ya­si hak­la­rı ka­zan­ma­sı ancak de­mok­ra­si, insan hak­la­rı, eşit­lik kav­ram­la­rı­nın ge­liş­me­si so­nu­cun­da ger­çek­leş­miş­tir. Bu hak­la­rın ka­za­nıl­ma­sı, uzun bir evrim sü­re­cin­de ol­muş­tur. 20. yüz­yı­la ge­lin­ce­ye kadar ka­dın­la­rın si­ya­sal ve top­lum­sal ha­yat­ta­ki rol­le­ri sı­nır­lıy­dı. Meş­ru­ti­yet dö­ne­min­de ku­ru­lan bazı kadın der­nek­le­ri ve basın sa­ye­sin­de Os­man­lı ka­dı­nı genel an­lam­da kadın hak­la­rı­nı arama yo­lu­na git­miş, si­ya­si hak ta­le­bi­ni dile ge­tir­me­ye baş­la­mış­tır. Ancak Türk ka­dı­nı­nın ger­çek an­lam­da si­ya­si hak­la­rı ka­zan­ma­sı Cum­hu­ri­ye­tin ila­nın­dan sonra çı­ka­rı­lan ya­sa­lar­la ger­çek­leş­miş­tir.
1900'lü yıl­la­rın ba­şın­da Ka­dın­lar Dün­ya­sı adıy­la ya­yın­la­nan bir der­gi­de kadın so­run­la­rı­na de­ği­nen ya­zı­lar ya­yın­la­na­rak Os­man­lı ka­dı­nı­nın top­lum­sal ha­yat­ta etkin rol oy­na­ma­sı ge­rek­ti­ği sa­vu­nul­muş­tur. Bu der­gi­yi çı­ka­ran­lar 1913 yı­lın­da kur­duk­la­rı “Os­man­lı Mü­da­faa-i Hu­kuk-ı Nis­van Ce­mi­ye­ti”
(Os­man­lı Ka­dı­nı­nın Hak­kı­nı Sa­vun­ma Der­ne­ği) ça­tı­sı al­tın­da top­lan­mış­lar ve kadın hak­la­rı­nın ge­liş­ti­ril­me­si için mü­ca­de­le et­miş­ler­dir.
1920'li yıl­la­ra ge­lin­di­ğin­de ise ka­dın­la­rın si­ya­si hak ta­lep­le­ri yük­sek sesle dile ge­ti­ril­me­ye baş­lan­mış­tı. Bu ta­lep­ler kar­şı­sın­da er­kek­ler ta­ra­fın­dan karşı dü­şün­ce­ler or­ta­ya atıl­mış, bu dü­şünce­ler za­ma­nın ga­ze­te­le­ri­ne yan­sı­mış­tır. *“ Bu asabi ta­bi­at­lı cinsi la­tif­ler kır­mı­zı ruj­la­rıy­la Mec­li­se gir­se­ler sey­ret­mek ne kadar da hoş olur­du.” *“Ha­nım­la­rın si­ya­si ha­ya­ta atıl­ma­la­rı, fır­ka­la­ra gir­me­le­ri, mebus ol­ma­la­rı ka­dın­lı­ğa has müf­rit şid­det ve he­ye­can ile si­ya­si mü­na­ka­şa­la­ra gi­riş­me­le­ri hiç fena olmaz. Yal­nız kor­ka­rız ki ilk mebus ha­nı­mın ilk işi, hain er­kek­le­rin ipek ku­maş­la­ra, ipek ço­rap­la­ra ve sair kadın tu­va­let le­va­zı­mı­na va­zet­tik­le­ri güm­rük ver­gi­le­ri­ni za­li­ma­ne bu­la­rak Mec­li­se bun­la­rın il­ga­sı­nı tek­lif etmek ol­ma­sın? Mec­lis­te sık sık moda et­ra­fın­da mü­na­ka­şa­lar ce­re­yan eder. Ha­nım­la­rın ba­lo­lar­da smo­kin mi yoksa tu­va­let mi giy­me­le­ri­nin daha uygun ola­ca­ğı­na dair, me­se­la İstan­bul me­bu­se­si ile İzmir me­bu­se­si ara­sın­da­ki ha­ra­ret­li mü­ca­de­le­yi bütün erkek me­bus­la­rın merak ve te­bes­süm­le din­le­ye­ce­ği­ne şüphe yok­tur”
İlk kez 1930 yı­lın­da ka­dın­la­ra be­le­di­ye se­çim­le­ri­ne ka­tıl­ma hakkı ta­nın­mış­tır. 1933 yı­lın­da Köy Ka­nu­nun­da ya­pı­lan de­ği­şik­lik­ler­le ka­dın­la­ra köyde muh­tar ve ih­ti­yar ku­ru­lu­na seçme ve se­çil­me hakkı ve­ril­di. Çine kar­puz­lu na­hi­ye­si­nin De­re­köy 'ünde ilk kadın aday Gül Hanım muh­tar se­çil­di. Gül Hanım, İçiş­le­ri Ba­ka­nı­na yaz­dı­ğı telg­raf­ta “Çok derin saygı ve son­suz bağ­lı­lık­la­rım­la Kar­puz­lu na­hi­ye­si ka­dın­lı­ğı­nın şük­ran ve tazim his­le­ri­ni arz et­mek­ten bah­ti­ya­rım.” de­miş­tir.Yine 1934 yı­lın­da aydın bir kadın top­lu­lu­ğu­nun Tür­ki­ye Büyük Mil­let Mec­li­si­ne kadar bir gös­te­ri yü­rü­yü­şü ya­pa­rak bütün si­ya­sî hak­la­rın ken­di­le­ri­ne ta­nın­ma­sı­nı is­te­me­le­ri üze­ri­ne, o sı­ra­da ça­lış­ma oda­sın­da bu­lu­nan ATA­TÜRK "Ar­ka­daş­lar, ka­dın­la­rı­mız Mec­lis­te görev is­te­ğin­de hak­lı­dır­lar. Hemen kanun ta­sa­rı­sı için ça­lış­ma­la­ra baş­la­yı­nız" di­rek­ti­fi­ni ver­miş­tir. 5 Ara­lık 1934 günü 1924 Ana­ya­sa­sı­nın bazı mad­de­le­ri de­ğiş­ti­ri­le­rek Türk ka­dı­nı­na, ile genel se­çim­ler­de seçme ve se­çil­me hakkı ve­ril­miş­tir. Yasa gö­rüş­me­le­ri sı­ra­sın­da İsmet İnönü “Yüce say­lav­lar,(Mil­let­ve­kil­le­ri) ka­dın­la­rın say­lav seç­mek ve say­lav se­çil­mek hak­kı­na sahip ol­ma­la­rı için yüce ka­tı­nı­za tek­lif su­nu­yo­ruz. Ka­dın­la­rı­mı­zın Türk ta­ri­hin­de­ki haklı yer­le­ri er­kek­ler­le be­ra­ber, daima mem­le­ke­tin ve mil­le­tin mu­kad­de­ra­tı söz ve tesir sa­hi­bi ol­ma­la­rı­dır. Türk ka­dı­nı ta­rih­te ne vakit haklı ve iti­bar­lı ye­ri­ni bul­muş­sa, budun mu­kad­de­ra­tı üze­rin­de ken­di­ni, te­si­ri­ni gös­te­re­bil­miş­se, er­kek­ler­le be­ra­ber ka­rı­şık ve güç yurt iş­le­rin­de el ele ça­lı­şa­bil­miş­se, işte o zaman Büyük Türk ulusu kud­re­tiy­le, me­de­ni­ye­tiy­le bütün dün­ya­yı kap­la­mış­tır.” şek­lin­de­ki ko­nuş­ma­sı ka­dın­lar ara­sın­da büyük tak­dir top­la­mış­tı.
Ata­türk bu hak­kın ka­dın­la­ra lütuf ola­rak ve­ril­me­di­ği­ni, ka­dın­la­rın kur­tu­luş sa­va­şın­da gös­ter­di­ği mü­ca­de­le ile bu hakka zaten layık ol­duk­la­rı­nı ka­nıt­la­dık­la­rı­nı söy­le­miş­tir. "Si­ya­sal ve top­lum­sal hak­la­rın kadın ta­ra­fın­dan kul­la­nıl­ma­sı­nın in­san­lı­ğın sa­ade­ti ve pres­ti­ji açı­sın­dan ge­rek­li ol­du­ğu­na emi­nim" şek­lin­de­ki söz­le­ri, Ata­türk'ün kadın hak­la­rı ko­nu­sun­da­ki dü­şün­ce­le­ri­ni yan­sıt­mak­ta­dır. Ya­sa­nın çık­ma­sın­dan sonra Vakit Ga­ze­te­si (06.12.1934) “ Türk ka­dı­nı büyük se­vinç için­de. Dünün süs ka­dı­nım bugün ulus say­la­vı, Ata­tür­kün yol­da­şı” man­şe­tiy­le ha­ber­le­miş­tir.
An­ka­ra'da hal­ke­vin­de mec­li­se saygı ve şük­ran­la­rı­nı sun­mak için Afet İnan'ın baş­kan­lı­ğın­da ya­pı­lan bir top­lan­tı­da Sı­dı­ka adın­da­ki genç kızın söz­le­ri Türk ka­dı­nı­nın duy­gu­la­rı­nı özet­le­mek­te­dir. “ Ka­dın­lar, Türk Ka­dın­la­rı, Türk ta­ri­hi, Türk ka­dın­la­rı­nın yük­sek ye­ri­ni be­lir­ten büyük bir eser­dir. Son yüz­yıl­lar, bu ha­ki­ka­ti biz­den giz­le­mek ister. Fakat ha­ki­kat giz­le­nir mi? Ar­ka­daş­lar ka­dı­nın layık ol­ma­dı­ğı de­re­ce­de, hak­la­rın­dan mah­rum oluşu ce­mi­yet için ge­ri­li­ğin baş­lı­ca amil­le­ri ara­sın­da­dır. Cum­hur­luk dö­ne­mi bu kötü ha­tı­ra­la­rın hep­si­ni bir­den sildi. Biz, al­nı­mız açık, Türk ır­kı­nın yük­sek ka­bi­li­yet­le­ri için­de, artık ye­ri­miz­de­yiz.”
Ka­dın­la­rın ilk kez oy kul­lan­dı­ğı ve mil­let­ve­ki­li adayı ol­du­ğu 1935 se­çim­le­rin­de, 18 kadın Tür­ki­ye Büyük Mil­let Mec­li­si'ne gir­miş­tir.
Fran­sa da ka­dın­lar 1944 yı­lın­da, Yu­na­nis­tan'da 1952, İsviç­re'de 1974 yı­lın­da seçme ve se­çil­me hak­kı­na ka­vuş­muş­lar­dı. 1934 yı­lın­da, dünya ge­ne­lin­de 28 ül­ke­de ka­dın­la­rın mil­let­ve­ki­li seçme ve se­çil­me hak­kı­nın bu­lu­nu­yor­du.


Bu yazı 3141 defa okunmuştur.



ALİ GENÇLİ (SIRADIŞI) Diğer Yazıları
Çok Okunan Haberler
Köşe Yazarları
Anketimize Katılın

Web sitemize nasıl ulaştınız?

Reklam
Tavsiye
Arama Motorları
Diğer