<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/">
    <channel>
        <title>Datça Haberler, Datça Güncel Olayları Yayınlayan Tek Yerel Gazetedir.</title>
        <link>https://www.datca-haber.com/</link>
        <description>Muğla&#039;nın Datça ilçesinde haftanın iki günü Datça yarımadasındaki olayları, haberleri  yayın yapan yerel gazetedir. Datça ile ilgili günlük olan olayları güncel</description>
        <language>tr</language>
                                <item>
                <title>SU ŞİŞELERİNİ TANIYOR MUSUNUZ?</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://www.datca-haber.com/makale/su-siselerini-taniyor-musunuz-2956</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://www.datca-haber.com/makale/su-siselerini-taniyor-musunuz-2956</guid>
                <description><![CDATA[SU ŞİŞELERİNİ TANIYOR MUSUNUZ?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Benim çocukluğumda ve gençliğimde olmayan su şişesi şimdi yaşamımızın olmazsa olmazı. Yeri gelmişken küçük bir not yazayım. Benim çocukluğumda, köylerde herkesin evinin önünde bir su kuyusu, bazı köylerin, şehirdeki mahallelerin ortak çeşmeleri vardı. Yani kimse su şişesi taşımazdı. Gereksinim yoktu. Uzun hikaye…Neyse konumuza dönelim.<br />
Su içtiğiniz şişe ne kadar sağlıklı. Ya da siz doğru kullanıyor musunuz?<br />
Bunu bilmek ve doğrusunu yapmak için su şişesi üzerindeki numaraları bilmeniz gerekiyor. Su şişelerinin tabanlarında 1 den, 7’ye kadar üçgen içinde rakamlar<br />
bulunmaktadır. İşte anlamları;<br />
*En çok gördüğümüz (19 numaradır. İçtiğiniz su şişesinin tabanındadır. Anlamı PET’tir. Tek kullanımlık olarak üretilmiştir. Buradan şu çıkıyor; o küçük çaptaki su şişesini ikince kez kullanmayın; sakın güneşe,<br />
ısıya maruz kalacak yerlere bırakıp, tekrar içmeyin. Yani açınca bekletmeden tüketin.<br />
*En tehlikelisi ise 3 ve 7 numaradır. Streç filmlerde ve sert plastiklerde kullanılır. Mümkünse hiç kullanmayın. Kullanırsanız da, ikince kez sakın kullanmayın<br />
*Peki hangi numara daha az tehlikelidir, ya da güvenlidir diyelim; 5 numarayı arayın. En tehlikesiz plastik şişe diyebiliriz. Yoğurt kapları, biberonlar ve pahalı mataralar bu sınıfa girer. Hem soğuk, hem sıcağa dayanıklıdır.<br />
*2 Numara HDPE ve 4 numara LDPE de güvenli kabul edilir. Genellikle deterjan kutularında ve damacanalarda kullanılır. 4 numara ise poşetlerde ve bazı sıkılabilir şişelerde kullanılır. Uzmanlar; hangi plastik şişe olursa olsun, arabalarda, güneşle temas eden yerlerde bırakılmaması gerekiyor.<br />
*O numaraların bir önemi daha var. Geri dönüşüm için fabrikalar o numaralara bakıp, ona göre işlem yapıyorlar.<br />
Son olarak 3 ve 7 numaradan uzak durun. 5 numarayı tercih edin.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 01 Oct 2026 16:10:36 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MUĞLA TÜRKÜLERİ (71) GEYİK TÜRKÜSÜ</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://www.datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri-71-geyik-turkusu-2955</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://www.datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri-71-geyik-turkusu-2955</guid>
                <description><![CDATA[MUĞLA TÜRKÜLERİ (71) GEYİK TÜRKÜSÜ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Geyik ne gezersin,<br />
Dağı taşı delersin.<br />
Bir yavrunun peşine<br />
Niçin böyle melersin.</p>

<p>***</p>

<p>Çaldılar çapardılar<br />
Toz toza kopardılar.<br />
Ben yüksekte yatarken<br />
Yavrumu kopardılar.</p>

<p>***</p>

<p>Adayıp Atan’dolsun,<br />
Okuyup yazan, dolsun<br />
Benim yavrumu alanın<br />
İki gözü kör olsun</p>

<p>***</p>

<p>İskilipine ereyim<br />
Gonca güller dereyim<br />
Beriye gel geyik,<br />
Ben yavrumu vereyim.</p>

<p>***</p>

<p>Alemi azandadır,<br />
Okuyup yazardadır.<br />
Yavrumu pişirmişler<br />
Bir kara kazandadır.&nbsp;</p>

<p>Fethiye’den Antalya Korkuteli’ne dek, yöredeki bütün Türkmenler,<br />
Tahtacılar, Alevi inanışına sahip olan göçerlerce söylenen bir türküdür. Genellikle Hacı Bektaş-i Veli’nin önde gelen müritlerinden Abdal Musa<br />
tekkesinin etrafında, göç sırasında söylenmektedir.<br />
Abdal Musa , şeyhi Hacı Bektaş Veli’nin elini öptükten sonra, onun elçisi olarak Elmalı’ya gelip, Akçainiş dolaylarına yerleşmiştir. Onun<br />
yaşamına ilişkin pek çok söylenti vardır. Bu söylentilerden biri de, geyikle şakalaşmasıdır. “Yavrusunu kaybeden geyik melemeye başlayınca , Abdal Musa yavru geyiği alıp bir kazana saklamış ve geyikle kırk dörtlük bir<br />
söyleşi gerçekleştirmiştir. Türkü de bu dörtlüklerden doğmuştur.<br />
Yalnızca Fethiye yöresine ait değildir. Genel olarak semah havasıdır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 01 Oct 2026 16:10:37 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>HALK AĞZINDA ÖZLÜ SÖZLER</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://www.datca-haber.com/makale/halk-agzinda-ozlu-sozler-2954</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://www.datca-haber.com/makale/halk-agzinda-ozlu-sozler-2954</guid>
                <description><![CDATA[HALK AĞZINDA ÖZLÜ SÖZLER]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>-İnsanın yere bakanından,hayvanın göğe bakanından korkulur(Bursa)<br />
-İslamın arsızı derviş,gavurun arsızı keşiş olur(G.Ant.)<br />
-İş başa düşerse,don ayağa düşer(Mlatya)<br />
-İşini becer de,camiden kilim çal(B.kesir)<br />
-İşi olmayan,şeytan kuyruğuyla oynarmış(B.kesir)<br />
-İşkembe kazanından libas çıkmaz(Bolu)<br />
-İşlek kuyunun suyu tatlı olur(Isprta)<br />
-İşleyen eşeğin boynu boncuklu olur(G.Ant.)<br />
-İşsiz köpek taşağını yalar(Bolu)<br />
-İt dadandığı yerde aç ölür(Sivas)<br />
-İt dalaşına,çocuk dövüşüne uyulmaz(Giresun)<br />
-İt de semiz(amma) eti yenmez(G.Ant.)<br />
-İte”Niye ürüyorsun?”demişler,”Götümün korkusundan”demiş(Malatya)<br />
-İte selam,deliye kelam olmaz(Isparta)<br />
-İte taş atarlar,sahibinin hatırını sayarlar(Sivas)<br />
-İti döve döve koyuna yollarsan koyun gütmez(Tokat)<br />
-İti döğmeden,korkutması iyidir(Tokat,Mlatya)<br />
-İtin ahmağı tazıdır,insanın ahmağı avcıdır(Mlatya)<br />
-İtin akılsızı(durur durur da) kurban bayramında sılaya gider(G.aant)<br />
-İtin boçikini(Boçik:Kuyruk) kırk sene kalıba koymuşlar düzelmemiş(Bitlis)<br />
-İtin boğazına ciğer asılmaz(Malatya)<br />
-İt itin etini yemez(Ordu,Giresun,Bitlis,Elazığ)<br />
-İt iti yemiş,kuyruğuna gelince:”Bizim it” demiş(G.Ant.)<br />
-İt kırkılmakla,tazı olmaz(G.Ant.)<br />
-İt ürmekle kervan yolundan kalmaz(Mlatya,Elazığ)<br />
-İt yediği yeri sekiz,insan dokuz dolanırmış(Mlatya)</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 01 Oct 2026 16:10:38 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>HA BU ASLANIN HİÇ Mİ  KUYRUĞU YOKTU?</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://www.datca-haber.com/makale/ha-bu-aslanin-hic-mi-kuyrugu-yoktu-2953</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://www.datca-haber.com/makale/ha-bu-aslanin-hic-mi-kuyrugu-yoktu-2953</guid>
                <description><![CDATA[HA BU ASLANIN HİÇ Mİ  KUYRUĞU YOKTU?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Temel, çok palavracıymış. Dursun da yanında çalışıyor. Dursun, Temel’e durumu anlatmış. Halk senin palavraları yutmuyor uşağım diyecek olmuş.<br />
Temel ona hak vermiş.<br />
Şöyle demiş:<br />
-Bak Tursun, pen ha bu konişmalarumda, palavranın ucuni kaçırayrum. Senden bi<br />
şey isteyrum. Pen palavrayı kaçırınca sen pi kere öksür, yeter! Demiş<br />
Artık, Temel nereye gitse Dursun da yanında. Temel konuşmaya başlayınca,palavrayı<br />
yine kaçırınca, Dursun hemen öksürüyor. Temel de durumu düzeltiyormuş.<br />
Bir gün köy kahvesinde Temel anlatmaya başlamış;<br />
-Bir gün ovada dolaşırken bir aslan gördüm. Nah şöyle elli metre boyunda kuyruğu vardı.<br />
Dursun şöyle bir öksürmüş:<br />
Temel durumu düzeltmek için;<br />
-Elli metre deduksa,yirmi beş metre kadar vardı.<br />
Dursun yine öksürmüş.<br />
Temel bu kez:<br />
-Yirmi beş yoksa bile en az beş metre vardı.<br />
Dursun bir daha öksürünce;<br />
-Ula imansuz, ha bu aslanin hiç mi kuyruği yoğ idi!</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 01 Oct 2026 16:10:39 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ESMÂ İLE AHLAKLANMAK - 24  ALLAH VE ES-SABÛR</title>
                <category>A. Hikmet GÜL</category>
                <link>https://www.datca-haber.com/makale/esma-ile-ahlaklanmak-24-allah-ve-es-sabur-2952</link>
                <author>a.hikmetgul@gmail.com (A. Hikmet GÜL)</author>
                <guid>https://www.datca-haber.com/makale/esma-ile-ahlaklanmak-24-allah-ve-es-sabur-2952</guid>
                <description><![CDATA[ESMÂ İLE AHLAKLANMAK - 24  ALLAH VE ES-SABÛR]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>*Can Dostlar!*</p>

<p>9 Temmuz’da başlamış olduğumuz *“Esmâ ile Ahlaklanmak”* yolculuğumuzda bugün son halkaya gelmiş bulunuyoruz.</p>

<p>Rabbimize hamdolsun; elimizin, dilimizin ve gönlümüzün yettiği ölçüde Rabbimizin güzel isimlerini tanımaya, bu isimlerin hayatımıza koyduğu ölçüleri düşünmeye çalıştık.<br />
Bugün de nasip olursa bütün güzel isimlerin sahibi olan *Allah* lafza-i celâlini ve sabırla eğiten, aceleyle cezalandırmayan, kullarına mühlet veren *es-Sabûr* ismini işlemeye çalışacağız.<br />
Gayret bizden; yardım, kolaylık ve gönüllerde yer etmek Âlemlerin Rabb’indendir.</p>

<p>Bu son bölümde üzerinde duracağımız iki büyük hakikat şudur:</p>

<p>**Allah, bütün güzel isimlerin sahibidir; kul kulluğunu yalnız O’na yöneltir. &nbsp;<br />
Allah es-Sabûr’dur; kul acelecilikten, isyandan ve ümitsizlikten uzak durup sabırla Rabbine dayanır.**</p>

<p>Esmâ ile Ahlaklanmak yolculuğu bize şunu öğretti:</p>

<p>Rabbini tanıyan insan, kendini de tanır.<br />
Kendini tanıyan insan, haddini bilir.<br />
Haddini bilen insan, hayatı başıboş yaşamaz.<br />
Çünkü Allah’ın güzel isimleri yalnız dilde anılacak kelimeler değil; kalbi terbiye eden, hayatı ölçüye çağıran, ahlâkı inşa eden ilahi işaretlerdir.</p>

<p>Kur’an şöyle buyurur:</p>

<p>*“En güzel isimler Allah’ındır. Öyleyse O’na o güzel isimlerle yönelin.”* &nbsp;<br />
(A‘râf, 7:180)</p>

<p>Bu ayet bize yolun başını da sonunu da gösterir: Güzel isimler Allah’ındır; kulun görevi o isimlerle Rabbini tanımak, O’na yönelmek ve hayatını O’nun ölçüsüne göre güzelleştirmektir.</p>

<p>## ALLAH: BÜTÜN GÜZEL İSİMLERİN SAHİBİ</p>

<p>*Allah*, kulluğun yöneldiği tek Rab, bütün güzel isimlerin sahibi, göklerin ve yerin yaratıcısı, yaşatan, rızık veren, bağışlayan, hükmeden, bilen, gören, işiten ve dönüşün kendisine olduğu yüce Rabbimizin özel ismidir.</p>

<p>Allah ismi, bütün esmâyı kendisinde toplar.</p>

<p>Rahmân olan O’dur.<br />
Rahîm olan O’dur.<br />
Melik olan O’dur.<br />
Kuddûs olan O’dur.<br />
Azîz olan O’dur.<br />
Hakîm olan O’dur.<br />
Gafûr olan O’dur.<br />
Vedûd olan O’dur.<br />
Hayy ve Kayyûm olan O’dur.<br />
Evvel ve Âhir olan O’dur.<br />
Zâhir ve Bâtın olan O’dur.<br />
Nûr olan O’dur.<br />
Hâdî olan O’dur.<br />
Bâkî olan O’dur.<br />
Sabûr olan O’dur.</p>

<p>Kur’an şöyle buyurur:</p>

<p>*“Allah, O’ndan başka ilah yoktur; en güzel isimler O’nundur.”* &nbsp;<br />
(Tâhâ, 20:8)</p>

<p>Bu ayet, insanın kalbini bütün sahte dayanaklardan koparıp yalnız Allah’a yöneltir. Çünkü O’ndan başka ilah yoktur. Kulluğa layık olan yalnız O’dur. Güvenilecek mutlak kapı yalnız O’dur. Yardımı beklenecek gerçek merci yalnız O’dur. Hükmüne teslim olunacak Rab yalnız O’dur.</p>

<p>Allah ismini tanıyan kul, hayatını parça parça ilahlara dağıtmaz.</p>

<p>Malı ilah edinmez.<br />
Makamı ilah edinmez.<br />
Nefsini ilah edinmez.<br />
Korkularını ilah edinmez.<br />
İnsanların övgüsünü ilah edinmez.<br />
Gelenekleri, çıkarları, arzuları, kalabalıkları Allah’ın ölçüsünün önüne geçirmez.<br />
Çünkü bilir ki hayatın sahibi Allah’tır. Ölümün sahibi Allah’tır. Rızkın sahibi Allah’tır. Affın sahibi Allah’tır. Hükmün sahibi Allah’tır. Dönüş Allah’adır.</p>

<p>Kur’an şöyle buyurur:</p>

<p>*“De ki: O Allah birdir. Allah Samed’dir. Doğurmamış ve doğurulmamıştır. Hiçbir şey O’na denk değildir.”* &nbsp;<br />
(İhlâs, 112:1-4)<br />
Bu sûre, kulluğun özünü bildirir. Allah birdir. O’na denk hiçbir varlık yoktur. O hiçbir şeye muhtaç değildir; her şey O’na muhtaçtır.<br />
Allah ismini tanıyan insan, kul olduğunu unutmaz. İyilik yaparsa Rabbinden bilir. Başarırsa Rabbinden bilir. Bağışlanırsa Rabbinden bilir. Yol bulursa Rabbinden bilir. Ayakta kalırsa Rabbinden bilir.</p>

<p>Bu isim bize şunu da öğretir: Esmâ ile ahlaklanmak, Allah gibi olmak değildir. Kul Allah gibi olamaz. Kul yaratılmıştır, sınırlıdır, muhtaçtır. Fakat kul Rabbini tanıdıkça O’nun razı olduğu ahlâka yönelir.</p>

<p>Allah Rahmân’dır; kul merhameti öğrenir.<br />
Allah Adl’dir; kul adaleti ayakta tutmaya çalışır.<br />
Allah Gafûr’dur; kul affa muhtaç olduğunu bilir.<br />
Allah Hakîm’dir; kul acele hüküm vermekten sakınır.<br />
Allah Vedûd’dur; kul sevgiyi ve gönül bağını çoğaltır.<br />
Allah Nûr’dur; kul karanlığı değil, aydınlığı seçer.<br />
Allah Hâdî’dir; kul hidayeti yalnız Rabbinden ister.</p>

<p>O hâlde kendimize soralım:</p>

<p>*Ben Allah’ın güzel isimlerini yalnız dilimle mi anıyorum, yoksa hayatımı O’nun razı olduğu ölçüye göre mi düzeltmeye çalışıyorum?*</p>

<p>## ES-SABÛR: ACELEYLE CEZALANDIRMAYAN, MÜHLET VEREN RAB</p>

<p>*Es-Sabûr*, aceleyle cezalandırmayan, kullarına mühlet veren, onları hemen yakalayıp yok etmeyen, dönüş kapısını açık tutan Allah demektir.</p>

<p>Bu isim de dikkatli anlaşılmalıdır. Allah’ın sabrı, acizlikten değildir. Allah’ın mühlet vermesi unutmasından değildir. Allah’ın hemen cezalandırmaması, zulmü görmediği anlamına gelmez.</p>

<p>Allah bilir, görür, kuşatır; fakat kullarına dönüş imkânı verir.</p>

<p>Kur’an şöyle buyurur:</p>

<p>*“Eğer Allah insanları yaptıkları yüzünden hemen cezalandırsaydı, yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı. Fakat onları belirlenmiş bir süreye kadar erteler.”* &nbsp;<br />
(Fâtır, 35:45)</p>

<p>Bu ayet, Rabbimizin kullarına mühlet verdiğini gösterir. İnsan hata eder, fakat hemen yok edilmez. Yanılır, fakat dönüş kapısı kapanmaz. Günah işler, fakat tövbe imkânı hâlâ vardır. Zulmeden de mühlet bulur; fakat bu mühlet sorumsuzluk değildir. Mühlet, imtihandır.</p>

<p>Es-Sabûr ismini tanıyan kul, Rabbimizin mühletini yanlış anlamaz.</p>

<p>“Nasıl olsa ceza gelmedi” diyerek günaha devam etmez.<br />
“Nasıl olsa fırsat var” diyerek tövbeyi ertelemez.<br />
“Nasıl olsa Allah sabırlıdır” diyerek haddi aşmaz.</p>

<p>Tam tersine, Rabbimizin sabrı karşısında utanır, toparlanır, yönelir ve kendini düzeltmeye çalışır.</p>

<p>Kur’an şöyle buyurur:</p>

<p>*“Rabbin çok bağışlayandır, rahmet sahibidir. Eğer onları kazandıkları yüzünden hemen cezalandıracak olsaydı, azabı onlar için çabuklaştırırdı. Fakat onlar için belirlenmiş bir zaman vardır.”* &nbsp;<br />
(Kehf, 18:58)</p>

<p>Bu ayet bize Rabbimizin rahmetini ve mühletini hatırlatır. Fakat mühlet sonsuz değildir. İnsan kendisine verilen zamanı gafletle tüketmemelidir.<br />
Es-Sabûr ismi kula da büyük bir ahlâk ölçüsü verir. Rabbini Sabûr olarak tanıyan insan, hayatında aceleci, öfkeci, yıkıcı ve ümitsiz olmamaya çalışır.</p>

<p>Her şey hemen olsun istemez.<br />
Duasının sonucunu hemen görmek için sabırsızlanmaz.<br />
İnsanları bir hatasıyla silip atmaz.<br />
Çocuklarına, eşine, dostuna, komşusuna, kardeşine karşı daha ölçülü davranır.<br />
Hakka çağırırken kaba ve aceleci olmaz.<br />
Kendisi de değişirken sabır ister; başkasının değişiminde de sabırlı olur.<br />
Fakat sabır, haksızlığa razı olmak değildir. Sabır, zulmü onaylamak değildir. Sabır, tembellik değildir. Sabır, elinden geleni yaptıktan sonra Rabbine güvenmek; doğru bildiğin yolda ölçüyü bozmadan yürümektir.</p>

<p>Kur’an şöyle buyurur:<br />
*“Ey iman edenler! Sabır ve namazla yardım isteyin. Şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir.”* &nbsp;<br />
(Bakara, 2:153)<br />
Sabır, insanı ayakta tutan büyük bir güçtür. Sabreden insan aceleyle yıkmaz. Öfkeyle karar vermez. Ümitsizlikle yolu terk etmez. Hakka bağlılığını, duasını ve gayretini sürdürür.</p>

<p>Es-Sabûr ismini tanıyan kul, özellikle şu dört yerde sabrı öğrenir:</p>

<p>Darlıkta sabır.<br />
Genişlikte şükürle sabır.<br />
Haksızlık karşısında ölçüyü koruyarak sabır.<br />
Hakka çağırırken güzel sözden ayrılmadan sabır.</p>

<p>Şu hâlde kendimize soralım:</p>

<p>*Ben Rabbimin bana mühlet vermesini tövbe ve düzelme fırsatı mı biliyorum, yoksa gafleti sürdürme bahanesi mi yapıyorum?*</p>

<p>## BÜTÜN ESMÂ ALLAH’A, BÜTÜN KULLUK O’NA</p>

<p>*Can Dostlar!*</p>

<p>Bugün üzerinde durduğumuz bu iki büyük isim, bütün yazı dizimizin özünü toplar.</p>

<p>*Allah* bütün güzel isimlerin sahibidir.<br />
*Es-Sabûr* ise bu yolculuğun sonunda bize sabrı, mühleti, dönüş imkânını ve acele etmeden istikamet üzere yürümeyi öğretir.</p>

<p>*Bir kez daha özetlemek gerekirse:*</p>

<p>*Allah* ismi bize, kulluğun yalnız O’na yapılacağını, bütün güzel isimlerin O’na ait olduğunu ve hayatın merkezinde yalnız Rabbimizin ölçüsünün bulunması gerektiğini öğretir.</p>

<p>*Es-Sabûr* ismi bize, Rabbimizin aceleyle cezalandırmadığını, kullarına mühlet verdiğini, tövbe ve dönüş kapısını açık tuttuğunu hatırlatır. Kula düşen, bu mühleti gaflet için değil, arınmak ve düzelmek için değerlendirmektir.</p>

<p>Unutmayalım:</p>

<p>*Allah bütün güzel isimlerin sahibidir; kul bütün kulluğunu yalnız O’na yöneltir.*<br />
*Allah es-Sabûr’dur; kul acelecilikten, isyandan ve ümitsizlikten uzak durup sabırla Rabbine dayanır.*</p>

<p>Esmâ ile ahlaklanmak; yalnız güzel isimleri saymak değil, o isimlerin bize öğrettiği kulluk bilincini hayata taşımaktır.</p>

<p>Bu yazı dizisi burada tamamlanırken, aslında kulluk yolculuğumuz bitmiş değildir. Çünkü Rabbini tanıma gayreti, ömür boyu süren bir yolculuktur.</p>

<p>Her yeni gün, Allah’ın rahmetini yeniden fark etme günüdür.<br />
Her yeni imtihan, sabrı yeniden öğrenme günüdür.<br />
Her yeni hata, tövbe kapısına yeniden yönelme günüdür.<br />
Her yeni nimet, şükrü yeniden hatırlama günüdür.<br />
Her yeni ayet, hayatı yeniden düzeltme çağrısıdır.</p>

<p>Rabbimiz bizleri; güzel isimlerini tanıyan, O’na samimiyetle yönelen, kulluğunu yalnız Allah’a yapan, sabırla istikamet üzere yürüyen kullarından eylesin.<br />
Kalplerimizi tevhide, sözlerimizi doğruluğa, amellerimizi ihlasa, adımlarımızı sabra ve istikamete yöneltsin.</p>

<p>Bu güzel yolculukta emeği geçen, okuyan, düşünen, dua eden bütün gönül dostlarından Rabbimiz razı olsun.</p>

<p>*Esmâullâh ahlâkı ile ahlaklanma gayreti içinde olan gönül dostlarına selam olsun.*</p>

<p>*Rabbimiz tamamlamayı nasip etti; kabulünü de lütfetsin.*</p>

<p>*Sağlıkla kalın, esen kalın, hoş kalın Can Dostlar!*</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 01 Oct 2026 16:10:40 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.datca-haber.com/images/kullanicilar/2024/12/a-hikmet-gul-1733901285.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ESMÂ İLE AHLAKLANMAK - 23  EL-BEDÎ‘, EL-BÂKÎ, EL-VÂRİS, ER-REŞÎD</title>
                <category>A. Hikmet GÜL</category>
                <link>https://www.datca-haber.com/makale/esma-ile-ahlaklanmak-23-el-bedi-el-baki-el-varis-er-resid-2951</link>
                <author>a.hikmetgul@gmail.com (A. Hikmet GÜL)</author>
                <guid>https://www.datca-haber.com/makale/esma-ile-ahlaklanmak-23-el-bedi-el-baki-el-varis-er-resid-2951</guid>
                <description><![CDATA[ESMÂ İLE AHLAKLANMAK - 23  EL-BEDÎ‘, EL-BÂKÎ, EL-VÂRİS, ER-REŞÎD]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>*Can Dostlar!*</p>

<p>*Esmâ ile Ahlaklanmak* yolculuğumuzda bugün de Rabbimizin güzel isimlerinden *el-Bedî‘, el-Bâkî, el-Vâris ve er-Reşîd* esmâlarını işlemeye çalışacağız.</p>

<p>Rabbimizden niyazımız; bizleri yaratılıştaki eşsizliği gören, fâni olana aldanmayan, sahip olduklarını emanet bilen ve doğru yolu Rabbinden isteyen kullarından eylesin.<br />
Gayret bizden; yardım, kolaylık ve gönüllerde yer etmek Âlemlerin Rabb’indendir.<br />
Bu dört güzel isim birlikte okunduğunda bize çok derin bir kulluk ölçüsü verir:</p>

<p>**Allah eşsiz yaratır; kul ibretle bakar. &nbsp;<br />
Allah bâkîdir; kul fâni dünyaya aldanmaz. &nbsp;<br />
Allah Vâris’tir; kul sahip olduklarını emanet bilir. &nbsp;<br />
Allah Reşîd’dir; kul doğru yolu ve isabetli davranışı Rabbinden ister.**<br />
Öyleyse bu bölümün ana omurgası şudur:<br />
**Yaratılış tesadüf değil, Allah’ın eşsiz sanatıdır. &nbsp;<br />
Dünya kalıcı değil, geçici bir imtihan alanıdır. &nbsp;<br />
Mülk bizim değil, bize verilmiş emanettir. &nbsp;<br />
Doğru yol nefsin arzusu ile değil, Rabbin rehberliğiyle bulunur.**</p>

<p>## EL-BEDÎ‘: EŞSİZ YARATAN RAB</p>

<p>*El-Bedî‘*, örneksiz, benzersiz, eşsiz yaratan; gökleri ve yeri yoktan var eden Allah demektir.</p>

<p>İnsan bir şey yaparken çoğu zaman bir örneğe bakar, bir modelden yararlanır, daha önce yapılmış olanı geliştirir. Fakat Rabbimizin yaratması böyle değildir. O, varlığı bir örneğe muhtaç olmadan yaratır. Gökleri, yeri, insanı, canlıları, geceyi, gündüzü, suyu, toprağı, rengi, sesi, kokuyu ve hayatın bütün düzenini eşsiz bir ölçüyle var eder.</p>

<p>Kur’an şöyle buyurur:<br />
*“O, gökleri ve yeri örneksiz yaratandır. Bir işin olmasını dilediğinde ona sadece ‘Ol’ der; o da olur.”* &nbsp;<br />
(Bakara, 2:117)<br />
El-Bedî‘ ismini tanıyan insan, yaratılışa sıradan bakmaz. Göğe bakınca yalnız maviliği görmez; Rabbimizin kudretini düşünür. Toprağa bakınca yalnız çamuru görmez; onda hayatın filizlenmesini seyreder. Bir bebeğin yüzüne bakınca yalnız güzellik görmez; yaratılışın mucizesini fark eder. Kendi bedenine bakınca yalnız et ve kemik görmez; Allah’ın ölçüyle var ettiği büyük bir emaneti düşünür.</p>

<p>İnsan alıştığı şeyleri bazen basit zanneder.<br />
Her gün doğan güneşi sıradan görür.<br />
Her gün aldığı nefesi unutur.<br />
Her gün akan suyu fark etmez.<br />
Her gün çalışan kalbini düşünmez.</p>

<p>Oysa alışkanlık, nimetin değerini azaltmaz. Biz unutsak da yaratılışın her köşesi Rabbimizin ayetleriyle doludur.</p>

<p>Kur’an şöyle buyurur:<br />
*“Yeryüzünde kesin bilgiyle inanacak olanlar için ayetler vardır. Kendi benliğinizde de ayetler vardır. Görmüyor musunuz?”* &nbsp;<br />
(Zâriyât, 51:20-21)</p>

<p>El-Bedî‘ ismi kula bakmayı öğretir; ama sadece gözle bakmayı değil, ibretle bakmayı öğretir. Çünkü göz her şeyi görebilir; fakat kalp uyanık değilse gördüğünden ders çıkaramaz.<br />
Bu ismi tanıyan kul, Rabbimizin eşsiz yaratışını fark ettikçe kibirden uzaklaşır. Çünkü kendisini de, aklını da, bedenini de, yeteneğini de kendisi yaratmamıştır. Kendisine verilen her güzellik, Allah’ın lütfudur.<br />
*O hâlde kendimize soralım:*<br />
*Ben yaratılıştaki eşsizliği ibretle mi okuyorum, yoksa alışkanlık perdesiyle bakıp geçiyor muyum?*</p>

<p>## EL-BÂKÎ: KALICI OLAN, VARLIĞI SONSUZ RAB</p>

<p>*El-Bâkî*, varlığı sona ermeyen, kalıcı olan, her şey fâni iken kendisi bâkî kalan Allah demektir.<br />
Dünya geçicidir. İnsan geçicidir. Mal geçicidir. Makam geçicidir. Gençlik geçicidir. Alkış geçicidir. Güç geçicidir. Güzellik geçicidir. İnsan ne kadar tutunmak isterse istesin, dünya elinde kalıcı değildir.<br />
Kur’an şöyle buyurur:<br />
*“Yeryüzünde bulunan her şey fanidir. Ancak celâl ve ikram sahibi Rabbinin zatı bâkî kalacaktır.”* &nbsp;<br />
(Rahmân, 55:26-27)<br />
El-Bâkî ismi, insanın kalbine büyük bir uyanış verir. Çünkü insan çoğu zaman geçici olanı kalıcı zanneder. Dünyaya öyle bağlanır ki sanki hiç ayrılmayacakmış gibi yaşar. Biriktirir, yarışır, hırs yapar, kırar, kırılır, incitir, incinir; ama sonunda her şeyin geçeceğini unutur.<br />
Oysa kalıcı olan Allah’tır.<br />
Kulun dünya ile ilişkisi de bu bilgiye göre kurulmalıdır. Dünya terk edilmesi gereken bir yer değil; doğru yaşanması gereken bir imtihan alanıdır. İnsan çalışır, kazanır, aile kurar, üretir, emek verir. Fakat bütün bunları kalıcı zannetmez. Hepsini Allah’ın rızasına götüren birer emanet ve imkân olarak görür.</p>

<p>Kur’an şöyle buyurur:<br />
*“Sizin yanınızdaki tükenir; Allah katında olan ise kalıcıdır.”* &nbsp;<br />
(Nahl, 16:96)<br />
Bu ayet bize değer ölçüsünü öğretir. İnsanların yanında değerli görünen her şey kalıcı olmayabilir. Allah katında değerli olan ise kaybolmaz. Bir güzel söz, bir adaletli duruş, bir iyilik, bir tövbe, bir gönül onarma, bir hakkı sahibine teslim etme, bir yetimin başını okşama, bir haksızlıktan vazgeçme Allah katında değer bulur.<br />
El-Bâkî ismini tanıyan insan, fâni olanı ilah edinmez. Geçici dünyanın süsüne aldanmaz. Kalıcı değerin peşine düşer. “Benden geriye ne kalacak?” diye düşünür. Kırdığım kalpler mi, yaptığım haksızlıklar mı, yoksa hayırlı izler mi?<br />
*Şu hâlde kendimize soralım:*<br />
*Ben fâni olana mı bağlanıyorum, yoksa Allah katında kalıcı olacak güzellikler mi biriktiriyorum?*</p>

<p>## EL-VÂRİS: HER ŞEYİN SONUNDA KENDİSİNE KALDIĞI RAB</p>

<p>*El-Vâris*, bütün varlığın sonunda kendisine döndüğü, mülkün gerçek sahibi olan ve her şey yok olurken mülkü baki kalan Allah demektir.</p>

<p>İnsan dünyada sahip olduğunu zanneder. Evim der, malım der, makamım der, toprağım der, ailem der, gücüm der. Fakat insan dünyadan ayrıldığında bunların hiçbirini yanında götüremez. İnsan gider; geride bıraktıkları başkalarına kalır. Sonunda her şey Allah’a döner.</p>

<p>Kur’an şöyle buyurur:</p>

<p>*“Şüphesiz dirilten de öldüren de Biziz; asıl vâris olan da Biziz.”* &nbsp;<br />
(Hicr, 15:23)</p>

<p>El-Vâris ismini tanıyan kul, sahiplik iddiasını yumuşatır. Çünkü bilir ki kendisine verilen her şey emanettir. Mal emanet, makam emanet, evlat emanet, beden emanet, zaman emanet, bilgi emanet, kalem emanet, söz emanet.</p>

<p>Emanet bilinci olmayan insan, sahip olduklarıyla azabilir. “Benim” dediği şeyleri dilediği gibi kullanabileceğini zanneder. Oysa mülk Allah’ın ise kul, sahip olduklarını Allah’ın razı olacağı şekilde kullanmakla sorumludur.</p>

<p>Kur’an şöyle buyurur:</p>

<p>*“Göklerin ve yerin mirası Allah’ındır.”* &nbsp;<br />
(Âl-i İmrân, 3:180)</p>

<p>Bu ayet insana şu hakikati hatırlatır: Bize verilenler geçici olarak elimizdedir. Asıl sahip Allah’tır. O hâlde kul, elindeki imkânı zulümde, kibirde, gösterişte ve haksızlıkta kullanamaz.</p>

<p>El-Vâris’i tanıyan insan, dünyaya kazık çakmaya çalışmaz. Geride güzel bir iz bırakmaya çalışır. Mal bırakacaksa helalinden bırakır. Söz bırakacaksa doğru söz bırakır. Hatıra bırakacaksa hayırla anılacak bir ahlâk bırakır. Evlatlarına yalnız miras değil; adalet, merhamet, doğruluk ve Allah bilinci bırakmaya çalışır.</p>

<p>Çünkü insanın asıl mirası, arkasında bıraktığı maldan önce, Rabbine götürdüğü ameldir.<br />
*O zaman kendimize soralım:*<br />
*Ben sahip olduklarımı emanet bilerek mi kullanıyorum, yoksa geçici sahipliği kalıcı zannedip haddi mi aşıyorum?*</p>

<p>## ER-REŞÎD: DOĞRUYA, OLGUNLUĞA VE İSABETLİ YOLA YÖNELTEN RAB</p>

<p>*Er-Reşîd*, doğruya yönelten, kullarına isabetli yolu gösteren, işlerinde hikmet ve olgunluk bulunan Rab demektir.</p>

<p>İnsan bazen yolu şaşırır. Doğru sandığı şey yanlış çıkabilir. Faydalı zannettiği şey zarar verebilir. Kazanç sandığı şey kayba dönüşebilir. Nefsinin arzusunu akıl, kalabalığın yönünü hakikat, alışkanlığını din zannedebilir.<br />
Bu yüzden kul, yalnız kendi aklına güvenerek yürüyemez. Aklını kullanır; fakat aklını Rabbimizin ayetleriyle terbiye eder. Çünkü doğru yolu gösteren Allah’tır.<br />
Kur’an’da gençlerin duası şöyle aktarılır:<br />
*“Rabbimiz! Bize katından rahmet ver ve işimizde bize doğru bir çıkış yolu hazırla.”* &nbsp;<br />
(Kehf, 18:10)<br />
Bu dua, kulun Rabbinden yalnız kurtuluş değil, doğru yöneliş istediğini gösterir. İnsan bazen bir çıkış arar; fakat her çıkış hayırlı olmayabilir. Kul, Rabbinden hem rahmet hem de isabetli yol ister.</p>

<p>Kur’an şöyle buyurur:</p>

<p>*“Allah kimi doğru yola iletirse, işte doğru yolu bulan odur. Kimi de saptırırsa, artık ona doğruyu gösterecek bir dost bulamazsın.”* &nbsp;<br />
(Kehf, 18:17)</p>

<p>Er-Reşîd ismini tanıyan kul, doğruyu bulmayı kendi üstünlüğü saymaz. “Ben bilirim” diyerek kibirlenmez. “Benim aklım yeter” diyerek vahyin ölçüsünden uzaklaşmaz. Çünkü insanın doğruya ulaşması da, doğru yolda kalması da Rabbimizin rahmetiyle mümkündür.</p>

<p>Bu isim bize olgunluk da öğretir. Rüşd, yalnız doğruyu bilmek değil; doğruyu yerinde, zamanında, ölçülü ve ahlâklı şekilde uygulayabilmektir.</p>

<p>Bir insan doğru bir sözü yanlış üslupla söyleyebilir.<br />
Haklı bir davayı haksız bir yöntemle savunabilir.<br />
İyi bir niyeti kırıcı bir dile dönüştürebilir.<br />
Bilgiyi kibir, eleştiriyi yıkım, nasihati baskı hâline getirebilir.</p>

<p>Er-Reşîd ismini tanıyan kul, Rabbinden yalnız bilgi değil; hikmet, ölçü, olgunluk ve isabet ister. Hakka çağırırken kırmamayı, uyarırken ezmemeyi, konuşurken adaletten ayrılmamayı, susarken de hakkı gizlememeyi öğrenmeye çalışır.</p>

<p>*Burada kendimize soralım:*<br />
*Ben doğruyu yalnız bilmekle mi yetiniyorum, yoksa doğruyu ölçülü, hikmetli ve güzel bir ahlâkla yaşamaya mı çalışıyorum?*</p>

<p>## EŞSİZ YARATILIŞ, KALICILIK, EMANET VE DOĞRU YOL BİLİNCİ</p>

<p>*Can Dostlar!*</p>

<p>Bugün üzerinde durduğumuz bu 4 güzel isim hayatımızın her alanına ölçü koyar.</p>

<p>*Bir kez daha özetlemek gerekirse:*</p>

<p>*El-Bedî‘* bize, Rabbimizin gökleri ve yeri örneksiz ve eşsiz yarattığını hatırlatır. Kula düşen, yaratılışa alışkanlıkla değil; ibret, şükür ve tefekkürle bakmaktır.<br />
*El-Bâkî* kalıcı olanın yalnız Allah olduğunu öğretir. Kula düşen, fâni dünyaya aldanmadan Allah katında kalıcı olacak iyiliklerin peşine düşmektir.<br />
*El-Vâris* her şeyin sonunda Allah’a döneceğini bildirir. Kula düşen, sahip olduklarını emanet bilmek ve onları Allah’ın razı olacağı şekilde kullanmaktır.<br />
*Er-Reşîd* doğruya, olgunluğa ve isabetli yola yönelten Rabbimizi tanıtır. Kula düşen, doğruyu yalnız bildiğini sanmak değil; Rabbinden rüşd, hikmet ve güzel ahlâk istemektir.<br />
Unutmayalım:</p>

<p>*Allah Bedî‘dir; kul yaratılıştaki eşsizliği ibretle okur.*<br />
*Allah Bâkî’dir; kul fâni olana aldanmaz.*<br />
*Allah Vâris’tir; kul sahip olduklarını emanet bilir.*<br />
*Allah Reşîd’dir; kul doğru yolu ve olgun davranışı Rabbinden ister.*<br />
Esmâ ile ahlaklanmak; Rabbimizin güzel isimlerini yalnız dilde anmak değil, o isimlerin bize öğrettiği kulluk bilincini hayata taşımaktır.<br />
Rabbimiz bizleri; yaratılışa ibretle bakan, fâni olana aldanmayan, emanet bilinciyle yaşayan, doğruyu hikmet ve güzel ahlâkla taşıyan kullarından eylesin.<br />
Kalplerimizi rüşd ile olgunlaştırsın, amellerimizi kalıcı hayırlara dönüştürsün, bize verilen emanetleri hakkıyla taşımayı nasip etsin.<br />
*Esmâullâh ahlâkı ile ahlaklanma gayreti içinde olan gönül dostlarına selam olsun.*</p>

<p>*“Esmâ ile Ahlaklanmak”ta yeniden buluşmak üzere.*</p>

<p>*Sağlıkla kalın, esen kalın, hoş kalın Can Dostlar!*</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 28 Sep 2026 15:38:33 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.datca-haber.com/images/kullanicilar/2024/12/a-hikmet-gul-1733901285.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BUNDAN/ ŞUNDAN -  ONDAN</title>
                <category>İ.Yekta Kolcu</category>
                <link>https://www.datca-haber.com/makale/bundan-sundan-ondan-2950</link>
                <author>yektakolcu48@gmail.com (İ.Yekta Kolcu)</author>
                <guid>https://www.datca-haber.com/makale/bundan-sundan-ondan-2950</guid>
                <description><![CDATA[BUNDAN/ ŞUNDAN -  ONDAN]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bugün &nbsp; &nbsp;27 &nbsp; &nbsp;Eylül &nbsp;2026 &nbsp;, puslu &nbsp; &nbsp;bir &nbsp;hava &nbsp;,yavaş &nbsp; yavaş &nbsp; kış &nbsp; mevsimi &nbsp;kapımızı &nbsp; &nbsp;çalmakta &nbsp; ve &nbsp; artık &nbsp; &nbsp;yavaş &nbsp;yavaş &nbsp; yağmurları &nbsp; bekliyoruz. Sabah &nbsp; saatlerinde &nbsp; &nbsp;başlayan &nbsp; &nbsp;çiselendi &nbsp;,başta &nbsp; Zeytin &nbsp; &nbsp;olmak &nbsp; &nbsp;üzere &nbsp; tüm &nbsp; &nbsp;ağaçlarıda &nbsp;beklentisi. &nbsp;İnşallah &nbsp; yeterince &nbsp; &nbsp;dengeli &nbsp; yağışlı &nbsp; bir &nbsp; kış mevsimi &nbsp; &nbsp;geçiririz.</p>

<p>Artısı &nbsp; /eksiği &nbsp; &nbsp;ile &nbsp; &nbsp; &nbsp;ilçede &nbsp; yapılmakta &nbsp; &nbsp;olan &nbsp; &nbsp;asfaltlama &nbsp; &nbsp; işlemi &nbsp; inşallah &nbsp; &nbsp; en &nbsp; yakın &nbsp; zamanda &nbsp; &nbsp;sonuçlanır.<br />
Gözlemlediğimiz &nbsp; kararı &nbsp; &nbsp; ile derelerin &nbsp; &nbsp;ıslahı &nbsp;konusunda &nbsp; biraz &nbsp; &nbsp; gecikiyoruz &nbsp; &nbsp;gibi. Bu &nbsp; arada &nbsp; &nbsp;yollarda &nbsp; rastgele &nbsp; tesis &nbsp; &nbsp; edilmiş !! &nbsp;logar &nbsp; kapaklarının &nbsp;tıkanıklıklarının/ &nbsp; arızalı &nbsp; &nbsp;olanlarının &nbsp; &nbsp; onarılması &nbsp; &nbsp;küçük &nbsp; &nbsp;dokunuşlar.<br />
Tekrardan &nbsp; bıkmayacağım &nbsp;,Kültür &nbsp; &nbsp;evi/Kilisenin &nbsp; &nbsp;üzerindeki &nbsp; &nbsp;bürokratik &nbsp; &nbsp;engelin &nbsp; kaldırılarak &nbsp; gerekli &nbsp; &nbsp;tamiratlarının &nbsp; yapılmasının &nbsp; &nbsp; önemi &nbsp; ortada. Bu &nbsp; arada &nbsp; &nbsp;Kargı &nbsp; mevkiindeki &nbsp; &nbsp; ŞAPEL &nbsp; inde &nbsp; unutulmaması.<br />
Belkide &nbsp; yüzlere &nbsp; varan &nbsp; &nbsp;hatırlatmama &nbsp;rağmen,Hastane &nbsp; kavşağındaki &nbsp; &nbsp;heyelan &nbsp; tehlikesi /çirkinliği &nbsp; bir türlü &nbsp; &nbsp;çözülemedi. &nbsp;HERHALDE &nbsp; &nbsp;BİR &nbsp; HEYELANLA &nbsp; ANA &nbsp; &nbsp;ARTERİMİZ &nbsp;OLAN &nbsp; BULVARIN &nbsp; &nbsp; &nbsp;kapanması &nbsp; &nbsp;bekleniyor.!!!!!!!!!??????<br />
Geçen &nbsp; Hafta &nbsp; Pazar &nbsp; &nbsp;günü &nbsp; &nbsp;Bodruma &nbsp; &nbsp; giderken &nbsp; &nbsp;kullandığım &nbsp; Karaköy &nbsp; Körmen deki &nbsp; &nbsp; Marinada ki &nbsp; &nbsp; GÜNEŞ &nbsp; panellerini &nbsp; tesis &nbsp; edenleri &nbsp; &nbsp;tebrik &nbsp; &nbsp;ediyorum. &nbsp; İnşallah &nbsp; &nbsp;bazılarının &nbsp;/ilgililerin &nbsp; &nbsp; gözüne &nbsp; batar.!!!!!<br />
Ağaçlandırma &nbsp;herkesin &nbsp;/hepimizin &nbsp; &nbsp;elbette &nbsp; ilgi &nbsp; &nbsp; &nbsp;alanı &nbsp;. &nbsp;Ilgın &nbsp; &nbsp; ağacı &nbsp; &nbsp; ile &nbsp; Datça &nbsp; Hurma Mızıda &nbsp; &nbsp; &nbsp;gündemimize &nbsp; koysak &nbsp; &nbsp; fena mı &nbsp; &nbsp;olur. &nbsp;?<br />
Duyanlara/duymayanlara &nbsp; &nbsp; &nbsp;selamımız &nbsp; &nbsp;olsun.<br />
SAĞLICAKLA<br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 28 Sep 2026 15:38:34 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.datca-haber.com/images/kullanicilar/2025/12/iyekta-kolcu-1766133208.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>UZUN YAŞAM  VE DATÇA ..(2)</title>
                <category>Av. Yusuf Ziya Özalp</category>
                <link>https://www.datca-haber.com/makale/uzun-yasam-ve-datca-2-2949</link>
                <author>filiyet83@gmail.com (Av. Yusuf Ziya Özalp)</author>
                <guid>https://www.datca-haber.com/makale/uzun-yasam-ve-datca-2-2949</guid>
                <description><![CDATA[UZUN YAŞAM  VE DATÇA ..(2)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Foto : Uzaydan &nbsp;Datça ..<br />
Güya... Strabon demiş ki &nbsp;;<br />
"Tanrılar tanrısı Zeus ,uzun yaşamasını istediği kulunu Datça yarımadasına bırakır .."<br />
Doğrusunu isterseniz &nbsp;Datçada uzun ve sağlıklı yaşamla ilgili Roma dönemi gezgini tarihçisi S t r a b o n 'un &nbsp;eserlerinde &nbsp;bu konuda &nbsp;sağlıklı bilgilere ulaşamadım...<br />
Bu konuyu daha önce bir çok defalar dile getirdim..Eskiler " Faydalı tekrardan zarar gelmez ! " derler..<br />
Konuyla pek ilgisi yok ama affınıza sığınarak Strabon'un 2000 yıl önce &nbsp;kaleme aldığı Geographıka &nbsp;adlı eserinde &nbsp;,Datçamız hakkında verdiği bilgileri aynen aktarmaya devam ediyorum.<br />
"...Knidos ana karasının hemen yanında &nbsp; yaklaşık olarak çevresi yedi Stadion &nbsp;* * olan ve bir tiyatroyu andırır şekilde görkemle yükselen ve karaya mendireklerle bağımlı olan bir ada uzanır(Cape crio-Deve boynu )**<br />
Halkın büyük bir kısmı her iki limanı da gözden saklayan bu adada yaşar.Onun karşısında açık denizdeki Nisyros (İncirli adası ) vardır."<br />
"....Tanınmış Knidoslular şunlardır ;<br />
&nbsp; &nbsp; Önce Platon'un dostlarından olan &nbsp;matematikçi Eudoksos .<br />
&nbsp; &nbsp; Tarihçi ve Peripatatikler'den olan Agatarkhides<br />
&nbsp;Ve benim zamaanımda &nbsp; O.nu çok büyük etkisi altına almış olan ,tanrılaştırılmış &nbsp;Caesar(Sezar) 'ın &nbsp;dostu Theopompos ..<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp;Theopompos'un oğlu &nbsp;Artemidoros..<br />
&nbsp; &nbsp;Pers Kralı Artekserkses' e hekim olarak hizmet etmiş"Assyrika" ve &nbsp;" Persika" adlı eserleri yazmış olan hekim &nbsp;Ktesias'da Knidosludur."<br />
"... Knidos'tan sonra &nbsp;denizden içerde yerleşmiş küçük kasabalar olan Keramos ve Bargasa 'ya (Burgaz) gelinir..<br />
* Cap Kriyo-deve boynu - demekki 2000 yıl önce adaymış.<br />
** &nbsp;Stadion &nbsp;; Futbol sahası uzunluğunda uzunluk ölçüsü birimi.Galiba S t a d &nbsp;kelimesi oradan geliyor.<br />
Kaynak : Geographıka - Strabon<br />
(sürecek )</p>

<p>27-09-2026 &nbsp;Y.Ziya Özalp</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 28 Sep 2026 15:38:36 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.datca-haber.com/images/kullanicilar/av-yusuf-ziya-ozalp_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BU YALANLARLA NASIL BAŞ EDEBİLİRİZ? NE YAPABİLİRİZ? İŞTE GDO YALANLARI!</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://www.datca-haber.com/makale/bu-yalanlarla-nasil-bas-edebiliriz-ne-yapabiliriz-iste-gdo-yalanlari-2948</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://www.datca-haber.com/makale/bu-yalanlarla-nasil-bas-edebiliriz-ne-yapabiliriz-iste-gdo-yalanlari-2948</guid>
                <description><![CDATA[BU YALANLARLA NASIL BAŞ EDEBİLİRİZ? NE YAPABİLİRİZ? İŞTE GDO YALANLARI!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>-Efendim bu ürünler Türkiye’ye<br />
girmezse,getirilmezse,yeterli yem bulunamazmış.Yem<br />
olmayınca da hayvan beslemek olanaksız olurmuş.Bir<br />
diğeri Türkiye bu kadar soya ve mısırı üretecek<br />
kapasitede değilmiş!</p>

<p>Yalandır:<br />
İşte gerçekler:</p>

<p>Türkiye,1980 lere kadar, dışarıdan bir gram bile tarım ürünü almıyordu. Dahası AB<br />
ülkelerine en fazla tarım ürünü ihraç eden ülkelerden biriydi. Hatta tarımı kendi kendine<br />
yeten örnek ülkelerden dünyanın 7 ülkesinden biriydi.<br />
Bizim topraklarımız yok mu oldu?<br />
Türk çiftçisi,patent almak zorunda bırakıldığı yerli tohumları ekemez hale<br />
getirilmiş,patentsiz yerli tohum ekerse satış yasağı getirilmiş, uğursuz GDO’lu tohumlara<br />
bağımlı kılınmıştır.<br />
En çok mısır ve soya Adana ve Samsun’da üretilmektedir. Eğer üretim iki,bilemediniz<br />
üç katına çıkarılırsa GDO’lu ürün almak zorunda kalmayız.<br />
13 yılda yaklaşık 25 milyar dolar vererek 33 milyon<br />
ton GDO’lu ürün ithal etmişiz.<br />
-Türk çiftçisine 2-3 milyar dolar destekleme<br />
yapılsa,bunları ülkeye sokmayız bile….<br />
Ziraat Mühendisleri Odası ve Ziraatçılar Derneği verilerine göre, eğer Türkiye<br />
Hükümeti 1.5-2 milyar dolar tarımı destekleme parası versin üreticiye,en fazla iki yıl sonra bu<br />
ürünlerin bir gramına bile ihtiyaç duymayacağız. Hem de GDO’lu soya lesitini katılmış,<br />
meşrubat, çikolata vb. yemeyeceğiz .Daha sağlıklısını tüketeceğiz.<br />
Dahası,çiftçinin eline böyle bir para geçince,piyasa daha fazla canlanacak,krizlerle<br />
boğuşmayacağız.Yani üretici para alınca tüketmeye başlayacaktır. Ne bileyim ertelediği<br />
oğlunun düğününü,alamadığı traktörü alacaktır.<br />
Hani her gün Krizdeki Komşumuz diye küçümsediğimiz Yunanistan’ın<br />
çiftçisine yaptığı desteğin yarısını, Türk çiftçisine versin yeter.Yine<br />
ABD’nin çiftçisine verdiği desteğin onda birini,AB<br />
ülkelerinin çiftçisine verdiği desteğin beşte birini Türk çiftçisine verirseniz ne GDO’lu ürün alırız, ne de boş<br />
yere borçlanırız. Liboş yazarların yıllarca tarıma ve çiftçiye verilen desteğe karşı<br />
çıkmalarının bir nedeni de bu tekeller tarafından beslenmeleridir….<br />
Olay ,bir siyasi ve ekonomik bakış ve duruş<br />
meselesidir....<br />
Yapacağımız ilk iş GDO’lu ürünlere karşı çiftçimizin desteklenmesini sağlamaktır.<br />
Sonra büyük bir boykot yaparak bu GDO’lu ürünlerden üretilen gıdaları<br />
tüketmemek!<br />
İşte sizlere tüketmemeniz gereken GDO’lu ürünlerin genel listesi:<br />
GDO’lu mısırın kullanıldığı örnek gıdalar:<br />
-GDO’lu mısırdan elde edilen Nişasta Bazlı Şurupların(NBŞ) kullanıldığı her türlü<br />
ürün(Ör.glikoz şurubu)<br />
*Gazoz,kola,meyve suyu<br />
*Pasta,baklava,bebek mamaları<br />
*Mısır özü yağı<br />
*Hazır çorbalar<br />
*Büyükbaş,küçükbaş ve kanatlı hayvan yemleri<br />
GDO’lu soyanın kullanıldığı örnek gıdalar:<br />
*Soya yağı,sucuk,sosis,salam,hazır köfte,hamburger köftesi,et suyu tabletleri<br />
*Fındık,fıstık ezmesi,çikolatalı ürünler<br />
*Pastacılık ürünleri,çeşitli unlu mamuller<br />
Tükenmeden,tüketmeniz dileğiyle,sağlıklı günler.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 28 Sep 2026 15:38:37 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MUĞLA TÜRKÜLERİ (70)  TOPBAŞ MEMED</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://www.datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri-70-topbas-memed-2947</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://www.datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri-70-topbas-memed-2947</guid>
                <description><![CDATA[MUĞLA TÜRKÜLERİ (70)  TOPBAŞ MEMED]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kafaca’dan çıktım aman vardım Muğla’ya,<br />
Şehir kulübünde oturdum da masaya.<br />
Ne olurdu gitmeseydim Kafaca’ya.<br />
Okutun mevlidimi Kafaca dinlesin,<br />
Annemin gözyaşlarını dostlarım silsin.<br />
Bana derler Tınazlı Topbaşların Mehmet<br />
Gençliğime eğlenenler eylesin rahmet,<br />
Haddin midir Kör hasan beni vurmakr,<br />
(Kör Hasan bıçakladı çekmedi zahmet)<br />
Okutun mevlidimi Kafaca dinlesin,<br />
Annemin gözyaşlarını dostlarım silsin.</p>

<p>***</p>

<p>Kafaca Dağlarında kartallar uçar,<br />
Sol yanımda bıçak yedim kanlarım saçar,<br />
Beş kardeşim başucumda yasımı tutar,<br />
Okutun mevlidimi Kafaca dinlesin,<br />
Annemin gözyaşlarını dostlarım dinlesin.</p>

<p>Kafaca,Muğla’ya bağlı Pisi Ovası’nın batı ucunda yer alan güzel bir<br />
kasabadır. Daha önce Karaova düğünü, Kerimoğlu zeybeği gibi türküleri<br />
çıkaran bu ovanın üçüncü türküsüdür.</p>

<p>Türkü 1957 yılında yaşanmış bir olay sonrası, Akgedikli çalgıcı Salih Varol tarafından yakılmıştır.</p>

<p>Topbaşların Mehmet, aslen Tınazlıdır. Kafaca’ya yerleşmişlerdir. Mert ve gözü pek bir delikanlıdır. Dedesi Topbaş Mehmet’le, aynı kişi değildir.Çünkü Marçallı Yörük kara Ali’nin öldürttüğü Topbaş Mehmet, bu türküde adı geçen Topbaşların Mehmet7in dedesidir.<br />
Türküde geçen olay şöyle anlatılmaktadır; 1957 yılında bahar aylarından birinde, Muğla Pazarı( Perşembe günü) Topbaşların Mehmet, Muğla’ya gider. Şehir kulübüne gider ve bir masa<br />
kurdudur. Yer, içer sonra da kendi köyü Kafaca’ya döner. Burada daha önce tartışma yaşadığı Bölükler’in Kör hasan ile kahvede karşılaşır. İleri geri konuşmalar yapar. Bu olay üzerine Bölüklerin Kör hasan tarafından,<br />
bıçaklanarak öldürülür.<br />
Her iki gencin yaşamlarını karartan bu olaydan sonra, Akgedikli Salih Varol, yukarıdaki türküyü yakar ve düğünlerde söylemeye başlar.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 28 Sep 2026 15:38:39 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>HALK AĞZINDA ÖZLÜ SÖZLER</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://www.datca-haber.com/makale/halk-agzinda-ozlu-sozler-2946</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://www.datca-haber.com/makale/halk-agzinda-ozlu-sozler-2946</guid>
                <description><![CDATA[HALK AĞZINDA ÖZLÜ SÖZLER]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>-Hoca kısmı al elimi demez,ver elini der(Afyon)<br />
-Hocaların karnı beş,biri her zaman boş(Sinop)<br />
-Hocanın ağzı ile gırtlağı arasına bir kuzu sığar(Tokat)<br />
-Hoha(oha) var öküz durdurur,hoha(oha) var yular kırdırır(Kayseri)<br />
-Hoşnut olan erinden,erken kalkar yerinden(Niğde)<br />
-Irak yerin somunu büyük olur(Malatya)<br />
-Irgalama çalıyı,sıçırma deliyi(Burdur)<br />
-Ismarlama doğru gelse,dul karılar kocaya varmaz(Bolu)<br />
-İstanbul’da darısı olanın,İzmir’de karısı olmaz(Isparta)<br />
İftira dağdan taştan ağırdır(İzmir)<br />
-İğneyi batıran,çuvaldızı da batırır(Elazığ)<br />
-İki ağız bir olunca,bir ağız göt olur(Giresun)<br />
-İki analı sütten,iki evli bitten ölür(Burdur)<br />
İki çerçi bir eşeği yükleyemez(Malatya)<br />
-İki kişi konuşurken,üçüncü sen olma(Denizli,Burdur,İzmir,Amasya,Artvin)<br />
-İki köpek bir kemiği paylaşamaz(Konya)<br />
-İki kumanın çamaşırı bir tekneye sığdı da,iki eltininki sığmadı(Rize)<br />
İki tarafa bakan şaşı kalır(Van)<br />
-İlk atılan taş ırak gider(Mlatya)<br />
-İlk sene imam,ertesi sene tamam,üçüncü sene bir çuval saman(Kütahya)<br />
-İnek danasını,oğlan anasını bulur(Isparta)<br />
-İnsan beleye beleye;köpek,yalaya yalaya büyütür(Isparta)<br />
İnsan ettiğini bulur,ektiğini alır(Mlatya)<br />
-İnsanın dışı gön,içi kan(Ordu)<br />
-İnsanın neresi ağrırsa,orası bağırır(Tokat)<br />
-İnsan inat için kırk batman tuz yer(Van)</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 28 Sep 2026 15:38:40 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>YANLIŞ ANLAŞILMANIN BÖYLESİ..</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://www.datca-haber.com/makale/yanlis-anlasilmanin-boylesi-2945</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://www.datca-haber.com/makale/yanlis-anlasilmanin-boylesi-2945</guid>
                <description><![CDATA[YANLIŞ ANLAŞILMANIN BÖYLESİ..]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Evli bir çift , bahçe evlerinin önünde yürürlerken, iri bir köpek çitleri aşıp,deli gibi<br />
onlara doğru koşmaya başlamış. İkisi de köpeğin kesin onlara saldıracağını hissetmiş. Adam,<br />
sevgilisini, köpeğin ısırmasından korumak için, kendini öne atıp, karısını belinden tutup,<br />
halter tutar gibi havaya kaldırmış.</p>

<p>Bunu gören köpek, ne oluyor gibisinden birden<br />
duraklamış… Havlamış, arkasını dönüp gitmiş.<br />
Karısını yavaşça yere bırakan koca, eşinden bir teşekkür ve öpücük beklerken, eşi:<br />
-Hayret! Diye bağırmış kadın ağlayarak;<br />
-Yahu pes…! Köpeğe sopa, taş fırlatanı gördüm de, eşini tutup köpeğe fırlatmaya<br />
hazırlananı ilk defa gördüm. Tanrım ne talihsizim ben!</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 28 Sep 2026 15:38:41 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>PAZAR -  ERTESİ</title>
                <category>İ.Yekta Kolcu</category>
                <link>https://www.datca-haber.com/makale/pazar-ertesi-2944</link>
                <author>yektakolcu48@gmail.com (İ.Yekta Kolcu)</author>
                <guid>https://www.datca-haber.com/makale/pazar-ertesi-2944</guid>
                <description><![CDATA[PAZAR -  ERTESİ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Dün &nbsp; &nbsp; 20 &nbsp; Eylül &nbsp; 2026 &nbsp;,uzunca &nbsp; bir &nbsp; zamandır &nbsp; &nbsp;ertelediğim,halende &nbsp; &nbsp;Bodrum da &nbsp; yaşayan &nbsp; &nbsp; fakülteden &nbsp;arkadaşım Arkeolog &nbsp;Haluk &nbsp; YALÇINKAYA &nbsp;yı &nbsp;ziyarete &nbsp; &nbsp;gittim.Atmış &nbsp;yıla &nbsp; varan &nbsp;dostluğumuzu &nbsp; üç dört saatlık bir sohbet &nbsp; &nbsp; içine &nbsp; &nbsp;sığdırmak &nbsp;ne &nbsp;mümkün?. &nbsp;O &nbsp; &nbsp; mesleğini çeşitli &nbsp; müze &nbsp; &nbsp;ve &nbsp; kazılarda &nbsp;ben &nbsp; bürokrasinin &nbsp; &nbsp; içinde tamamlarken ,o &nbsp; son &nbsp;durak &nbsp; Bodrum /Müzesi &nbsp; diyerek &nbsp; &nbsp;demir &nbsp; attı.Kısmet &nbsp; buya, hayatını &nbsp;,ellili &nbsp;yıllarda &nbsp; &nbsp;Datçamızda &nbsp; &nbsp;öğretmenlik &nbsp; yapan &nbsp;Osman &nbsp; Nuri &nbsp; &nbsp;Bilgin &nbsp;akrabalarindan &nbsp;Gül &nbsp; Hanımla &nbsp; birleştirdi. &nbsp;Şimdi &nbsp; &nbsp;ise &nbsp;,iki &nbsp;oğlu &nbsp; &nbsp; ve &nbsp; torunları &nbsp;Bodrumda &nbsp;,80 &nbsp; yaşına &nbsp; merdiven &nbsp; &nbsp; dayamış &nbsp; &nbsp;iki &nbsp;dost &nbsp; kardeş &nbsp;ne &nbsp;konuşur ki. &nbsp;Ahirete &nbsp; göçenleri &nbsp; &nbsp;rahmetle &nbsp; &nbsp;andık &nbsp; &nbsp;elbette. &nbsp;Küçük &nbsp; sağlık &nbsp; sorunları/sorunlarımız &nbsp; &nbsp;olsada &nbsp; kendimize &nbsp; yetişmeye &nbsp; çalışıyoruz. &nbsp;Şurası &nbsp; &nbsp;aramızda &nbsp; iki &nbsp; saatlık &nbsp; deniz &nbsp; yolculuğu &nbsp;,nelere &nbsp; zaman &nbsp; harcıyoruz. &nbsp;Ertelememeli.</p>

<p>Karaköy /Körmen Den &nbsp; Bodruma &nbsp;konan &nbsp; &nbsp;feribot &nbsp; seferleri ,karşılıklı &nbsp; &nbsp;olarak &nbsp; sabah &nbsp;gidip &nbsp; akşam &nbsp; &nbsp;dönmeye &nbsp; şimdilik &nbsp; uygun. Yoğun &nbsp;yaz &nbsp; mevsiminde &nbsp; ikişer &nbsp;sefer &nbsp;karşılıklı &nbsp;yapılıyordu. Bizler &nbsp; gibi &nbsp; 65 &nbsp;yaş &nbsp; üstü &nbsp;olanlara &nbsp; MUĞLA &nbsp;Belediyemizin &nbsp; &nbsp; jesti &nbsp; &nbsp;ise &nbsp; &nbsp; takdire &nbsp; şayan.Düşünen /uygulayan tüm &nbsp; sorumluları &nbsp; kutlamak &nbsp; lazım. Yalnız &nbsp; bu &nbsp; &nbsp;jestin &nbsp; &nbsp;istismar &nbsp; &nbsp;edilmemesi &nbsp; bizlerin &nbsp; &nbsp;görevi olmalıdır.Sabah &nbsp; 09 &nbsp;da buradan &nbsp;kalkıp &nbsp;saat &nbsp; 11 &nbsp;de &nbsp;Bodrumda, &nbsp;saat &nbsp; 16 da &nbsp;da &nbsp; oradan &nbsp; Datçaya, &nbsp;herşey &nbsp;çok &nbsp;mükemmel. İki &nbsp; saatlik &nbsp; &nbsp;gemi &nbsp; yolculuğunda &nbsp;,güverteden &nbsp; &nbsp;GÖKOVANIN- &nbsp;KERME &nbsp; KÖRFEZİNİN &nbsp; havası &nbsp; ile &nbsp;çiğerlerinizi &nbsp; doldurmak &nbsp;yaşamaya &nbsp;değer.</p>

<p>Bodrum'a &nbsp; &nbsp; gelince.;<br />
Pazar &nbsp; &nbsp; ve &nbsp;mevsim &nbsp; sonu &nbsp;olmasına &nbsp; rağmen &nbsp; cıvıl &nbsp; &nbsp;cıvıl &nbsp; bir &nbsp;hareketlilik. Geceleri &nbsp; daha &nbsp; &nbsp;canlı &nbsp; bir &nbsp;hayattan &nbsp; bahsettiler. &nbsp;Gezi &nbsp;teknelerinin yoğunluğu da,apayrı &nbsp; bir &nbsp; canlı &nbsp;hava &nbsp; &nbsp; &nbsp;getirmekte. &nbsp;Kısacık göz &nbsp; attığım &nbsp;Kale &nbsp;Müze &nbsp; ve &nbsp; Rahmetli &nbsp; &nbsp;Zeki &nbsp; Müren'in &nbsp;anı &nbsp;müzesi &nbsp;gelen &nbsp;yabancıların /turların &nbsp; &nbsp;ziyaret &nbsp;noktalarından yerler. &nbsp;Demekki &nbsp; gelen &nbsp; &nbsp;ziyaretçileri &nbsp; yalnız &nbsp; deniz &nbsp; tatmin &nbsp; etmemekte.</p>

<p>Şehir &nbsp; merkezini &nbsp; kullananların &nbsp;ziyaret &nbsp; edenlerin, çöp &nbsp;konusundaki &nbsp; duyarlılığı,hassasiyeti,yerel &nbsp;hizmet &nbsp; &nbsp;verenlerin &nbsp; &nbsp;işini&nbsp;<br />
&nbsp; kolaylaştırmak. &nbsp; Böyle Olmalı &nbsp;zaten.</p>

<p>Ulaşımda &nbsp; Hava &nbsp; Alanının &nbsp; &nbsp;avantajına, &nbsp;İstanköy (Yunanistan) &nbsp;adasına &nbsp; Katamaranla &nbsp; &nbsp;günlük &nbsp; sıkça &nbsp; yapılan &nbsp; &nbsp;seferler &nbsp; &nbsp;ise, &nbsp; apayrı &nbsp; &nbsp;bir canlılık &nbsp;kazandırmış.Yalnız,giriş/çıkışlardaki &nbsp; &nbsp;gümrük &nbsp; işlemlerindeki &nbsp;(karşılıklı) işlemlerin &nbsp;ağır &nbsp; olması &nbsp;seyahat &nbsp; &nbsp;edenleri &nbsp;bunalttığı &nbsp; söyleniyor.Bodrum da &nbsp;, ağır &nbsp; &nbsp;işlesede &nbsp; Gümrük &nbsp;tonusuna &nbsp;bir &nbsp; çözüm &nbsp;üretilmiş. &nbsp;Datçamızda &nbsp; &nbsp;ise &nbsp; bu &nbsp; mevsimi &nbsp; kaçırdık &nbsp; gibi. Körmen &nbsp; Marina Da &nbsp; fiziki &nbsp; bir &nbsp;hareketlilik var &nbsp; gibi. Merkez &nbsp;ne &nbsp; alemde &nbsp; &nbsp;acaba.?&nbsp;</p>

<p>Uzun &nbsp;lafın &nbsp;kısası,Bodrum &nbsp; &nbsp;her &nbsp; bakımdan bizden &nbsp; birkaç &nbsp; &nbsp;adım &nbsp; &nbsp;önde &nbsp; koşmakta. DARISI &nbsp; &nbsp;DATÇAMIZIN &nbsp; &nbsp;BAŞINA....</p>

<p>Sağlıcakla.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 16:29:14 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.datca-haber.com/images/kullanicilar/2025/12/iyekta-kolcu-1766133208.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>UZUN YAŞAM  VE DATÇA ..(1)</title>
                <category>Av. Yusuf Ziya Özalp</category>
                <link>https://www.datca-haber.com/makale/uzun-yasam-ve-datca-1-2943</link>
                <author>filiyet83@gmail.com (Av. Yusuf Ziya Özalp)</author>
                <guid>https://www.datca-haber.com/makale/uzun-yasam-ve-datca-1-2943</guid>
                <description><![CDATA[UZUN YAŞAM  VE DATÇA ..(1)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yıllardır ağzımızda geveleyip &nbsp;duruyoruz..<br />
"Tanrılar tanrısı Z e u s &nbsp;,uzun yaşamasını istediği kulunu &nbsp;Datça yarımadasına bırakırmış.."<br />
Ve bu &nbsp; sözü de..<br />
Öz be öz Anadolu çocuğu olan &nbsp;,Milattan önce ile milattan sonranın tam kesişme noktasında (Doğum : M.Ö.64 -Ölüm : M.S. 21) yaşamış. Ameseia(Amasya) lı &nbsp;tarihçi yazar,gezgin, S t r a b o &nbsp;n 'a mal ederiz..<br />
Ne derece doğrudur.. doğrusu bilemem...Strabonun &nbsp;eserlerini biraz karıştırdım..G e o g r a p h k a &nbsp;adlı eserinde Datça ve Knidos'a ait &nbsp;sadece şu kayıtları bulabildim..Zaten bu kayıtlara dayanarak Datça isminin &nbsp;kökünün &nbsp;s t a d i a &nbsp;olduğu &nbsp;söylenir..<br />
Şimdi..<br />
Bilgiçlik taslamadan , Strabon'un anlattığı Knidos'u,B a r a g a s (Burgaz) ,K e r a m o s 'u &nbsp;noktası virgülüne aktaralım.<br />
"...Sonra &nbsp;çifte limanlı K n i d o s 'a &nbsp;gelinir.Bunlardan biri açık,diğeri ise &nbsp;T r i e r 'leri (Eski çağda üç sıra direkli savaş gemisi ) içine alabilen yirmi gemilik bir donanma merkezi olan ve de kapatılabilen bir limandır.<br />
Ondan ötede yaklaşık çevresi yedi &nbsp;S t a d i o n &nbsp;olan &nbsp;ve bir tiyatroyu andırır şekilde ,görkemle yükselen &nbsp;ve karaya mendireklerle bağlantılı olan bir ada uzanır .(Olasılıkla Deve boynu-Kap krio)..<br />
Kaynak: Strabon - Geographıka &nbsp;sayfa : 228 )<br />
(sürecek )&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 16:26:14 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.datca-haber.com/images/kullanicilar/av-yusuf-ziya-ozalp_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ESMÂ İLE AHLAKLANMAK - 22  ED-DÂRR, EN-NÂFİ, EN-NÛR, EL-HÂDÎ</title>
                <category>A. Hikmet GÜL</category>
                <link>https://www.datca-haber.com/makale/esma-ile-ahlaklanmak-22-ed-darr-en-nafi-en-nur-el-hadi-2942</link>
                <author>a.hikmetgul@gmail.com (A. Hikmet GÜL)</author>
                <guid>https://www.datca-haber.com/makale/esma-ile-ahlaklanmak-22-ed-darr-en-nafi-en-nur-el-hadi-2942</guid>
                <description><![CDATA[ESMÂ İLE AHLAKLANMAK - 22  ED-DÂRR, EN-NÂFİ, EN-NÛR, EL-HÂDÎ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>*Can Dostlar!*</p>

<p>*Esmâ ile Ahlaklanmak* yolculuğumuzda bugün de Rabbimizin güzel isimlerinden *ed-Dârr, en-Nâfi, en-Nûr ve el-Hâdî* esmâlarını işlemeye çalışacağız.</p>

<p>Rabbimizden niyazımız; bizleri zararı çoğaltanlardan değil, faydaya vesile olanlardan; karanlığı büyütenlerden değil, nurla aydınlananlardan; sapmaya çağıranlardan değil, hidayete yönelenlerden eylesin.<br />
Gayret bizden; yardım, kolaylık ve gönüllerde yer etmek Âlemlerin Rabb’indendir.<br />
Bu dört güzel isim birlikte okunduğunda bize derin bir kulluk ölçüsü verir:<br />
*Zarar da fayda da Allah’ın bilgisi ve hikmeti dışında değildir. Fakat kulun görevi zarar vermek değil, faydaya vesile olmaktır. İnsan karanlıkta kaldığında Rabbimizin nuruna yönelmeli; yolunu kaybettiğinde hidayeti yalnız Allah’tan istemelidir.*<br />
Öyleyse bu bölümün ana omurgası şudur:<br />
**Zarar karşısında sığınak Allah’tır. &nbsp;<br />
Faydanın kaynağı Allah’tır. &nbsp;<br />
Karanlığı aydınlatan Allah’tır. &nbsp;<br />
Doğru yola ileten Allah’tır.**<br />
Kula düşen ise; zarar vermemek, faydaya vesile olmak, karanlığı çoğaltmamak ve hidayeti yalnız Rabbinden istemektir.</p>

<p>**Allah ed-Dârr’dır; kul zarar karşısında Rabbine sığınır, kendisi zarar verenlerden olmaz. &nbsp;<br />
Allah en-Nâfi’dir; kul faydayı Allah’tan bilir, insanlara faydalı olmaya çalışır. &nbsp;<br />
Allah en-Nûr’dur; kul karanlığı çoğaltmaz, hakikatin ışığına yönelir. &nbsp;<br />
Allah el-Hâdî’dir; kul hidayeti Allah’tan ister, zorbalıkla değil güzel sözle çağırır.**</p>

<p>## ED-DÂRR: ZARARI DA HİKMETİYLE TAKDİR EDEN RAB</p>

<p>*Ed-Dârr*, zarar, sıkıntı, darlık ve imtihan gibi hâllerin Allah’ın bilgisi ve izni dışında olmadığını bildiren isimdir.<br />
Bu isim çok dikkatli anlaşılmalıdır. Çünkü kul, bu isimden kendisine zarar verme hakkı çıkaramaz. Allah ed-Dârr’dır; kul zarar veren, kıran, yıkan, inciten, zulmeden biri olamaz.<br />
Kulun görevi zarar üretmek değil; zarardan sakınmak, zararı azaltmak, haksızlığa engel olmak ve yaralı gönüllere merhem olmaktır.</p>

<p>Kur’an şöyle buyurur:</p>

<p>*“Allah sana bir zarar dokundurursa, onu O’ndan başka giderecek yoktur. Sana bir hayır dilerse, O’nun lütfunu geri çevirecek de yoktur.”* &nbsp;<br />
(Yûnus, 10:107)<br />
Bu ayet bize zarar ve faydanın Allah’ın bilgisi dışında olmadığını öğretir. İnsan bazen darlıkla, hastalıkla, kayıpla, gecikmeyle, engelle ve sıkıntıyla karşılaşır. Kul her olayın iç yüzünü bilemez. Fakat bilir ki Rabbi görür, bilir, kuşatır ve hiçbir şey O’nun ilminden uzak değildir.</p>

<p>Ed-Dârr ismini tanıyan insan, başına gelen her zorluğu anlamsız bir karanlık olarak görmez. Elbette acı acıdır, darlık darlıktır, hastalık hastalıktır. Mümin bunları yok saymaz. Fakat bunların içinde sabır, dua, ibret, arınma ve Rabbine sığınma kapısı arar.<br />
Bazen zarar gibi görünen şey insanı uyandırır.<br />
Bazen kayıp gibi görünen şey insanı kibirden korur.<br />
Bazen darlık gibi görünen şey duayı derinleştirir.<br />
Bazen engel gibi görünen şey daha büyük bir tehlikeden perde olur.<br />
Fakat tekrar edelim: Bu isim, kula başkasına zarar verme yetkisi vermez. Tam tersine kul, zarar vermekten sakınır. Dilini kırıcı sözden, elini haksızlıktan, kalbini kinden, gücünü zulümden uzak tutar.<br />
Kur’an bize şu ölçüyü verir:<br />
*“Kim iyi bir iş yaparsa kendi lehinedir; kim de kötülük yaparsa kendi aleyhinedir. Rabbin kullara zulmedici değildir.”* &nbsp;<br />
(Fussilet, 41:46)<br />
*O hâlde kendimize soralım:*<br />
*Ben başıma gelen zorluklarda Rabbime sığınıyor muyum; yoksa kendi acımı başkalarına zarar verme sebebi mi yapıyorum?*</p>

<p>## EN-NÂFİ: FAYDAYI YARATAN, HAYRA KAPI AÇAN RAB</p>

<p>*En-Nâfi*, gerçek faydayı yaratan, kuluna hayır kapıları açan, nimetleri faydaya dönüştüren Allah demektir.<br />
İnsan fayda arar. Sağlık ister, rızık ister, huzur ister, güven ister, iyilik ister. Fakat gerçek faydanın kaynağı Allah’tır.<br />
Bir şey dışarıdan faydalı gibi görünebilir; ama insanı Rabbinden uzaklaştırıyorsa, o şey hakiki fayda değildir. Bazen de insanın hoşlanmadığı bir şey, onun için büyük bir hayra dönüşebilir.<br />
Kur’an şöyle buyurur:<br />
*“De ki: Allah’ın dilediği dışında kendime ne bir fayda sağlamaya ne de bir zararı savmaya güç yetirebilirim.”* &nbsp;<br />
(A‘râf, 7:188)<br />
Bu ayet, kula haddini bildirir. İnsan kendisine bile Allah’ın izni dışında mutlak fayda sağlayamazken, başkalarını Allah’tan bağımsız fayda ve zarar sahibi göremez.<br />
En-Nâfi ismini tanıyan kul, faydayı Allah’tan bilir. Kendisine verilen nimeti kendi gücünden, zekâsından, çevresinden veya makamından bilmez. Çünkü sebepler vardır; fakat sebepleri faydaya dönüştüren Rabbimizdir.<br />
Bu isim aynı zamanda kula güzel bir ahlâk ölçüsü verir: Madem faydayı yaratan Allah’tır, kul da insanlara faydalı olmaya çalışmalıdır.</p>

<p>Faydalı söz söylemelidir.<br />
Faydalı iş yapmalıdır.<br />
Faydalı bilgi paylaşmalıdır.<br />
Faydalı dostluk kurmalıdır.<br />
Faydalı bir iz bırakmalıdır.</p>

<p>Kendi varlığıyla insanlara yük değil, kolaylık olmalıdır.<br />
Kur’an’da şöyle buyrulur:<br />
*“Köpük yok olup gider; insanlara fayda veren şey ise yeryüzünde kalır.”* &nbsp;<br />
(Ra‘d, 13:17)<br />
Bu ayet, bize kalıcı olanın fayda olduğunu öğretir. Gösteriş köpük gibidir, geçer. Kibir köpük gibidir, söner. Boş söz köpük gibidir, dağılır. Ama hakka, adalete, merhamete ve hayra hizmet eden faydalı işler kalır.<br />
En-Nâfi’yi tanıyan insan, “Benim insanlara ne faydam var?” diye düşünür. Ailesine, komşusuna, dostuna, toplumuna, okuyucusuna, çevresine ve kendisinden sonra gelecek nesillere faydalı bir iz bırakmaya çalışır.<br />
*Şu hâlde kendimize soralım:*<br />
*Ben geçici köpüklerin peşinden mi gidiyorum, yoksa insanlara fayda veren kalıcı güzellikler mi bırakıyorum?*</p>

<p>## EN-NÛR: GÖKLERİN VE YERİN NURU OLAN RAB</p>

<p>*En-Nûr*, aydınlatan, karanlıkları gideren, hakikati görünür kılan, kalplere ve yollara ışık veren Allah demektir.</p>

<p>İnsan karanlığa düşebilir. Bilgisizlik karanlıktır. Zulüm karanlıktır. Şirk karanlıktır. Haksızlık karanlıktır. Yalan karanlıktır. Kin, kibir, haset, gösteriş ve gaflet de kalbi karartan perdelerdir.</p>

<p>Rabbimiz ise Nûr’dur.<br />
Kur’an şöyle buyurur:<br />
*“Allah, göklerin ve yerin nurudur.”* &nbsp;<br />
(Nûr, 24:35)<br />
Bu ayet, insanın aklına ve kalbine büyük bir ufuk açar. Varlığı aydınlatan da, hakikati gösteren de, kalbe yön veren de Rabbimizdir. İnsan O’nun nurundan uzaklaştıkça yönünü kaybeder.<br />
Göz görse de gönül karanlıkta kalabilir.<br />
Kulak işitse de kalp hakikati duymayabilir.<br />
Dil konuşsa da söz aydınlık taşımayabilir.<br />
En-Nûr ismini tanıyan kul, karanlığı çoğaltmaz. Yalanla, iftirayla, zulümle, haksızlıkla, kötü sözle, fitneyle, cehaletle ve kibirle karanlığı büyütmez. Tam tersine, hakikatin ışığına yönelir.<br />
Kur’an’ın ayetleri insan için nurdur. Çünkü Kur’an insanı karanlıklardan aydınlığa çağırır.<br />
Rabbimiz şöyle buyurur:<br />
*“Allah sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için kuluna apaçık ayetler indirendir.”* &nbsp;<br />
(Hadîd, 57:9)<br />
Demek ki insanın aydınlanması yalnız bilgi çoğaltmakla olmaz. Bilgi, insanı Allah’ın ölçüsüne yaklaştırıyorsa nur olur. Bilgi kibri artırıyor, kalbi katılaştırıyor, insanı haktan uzaklaştırıyorsa aydınlık değil; başka bir karanlık hâline gelebilir.<br />
En-Nûr’u tanıyan insan, hem aklını hem kalbini Allah’ın ayetleriyle aydınlatmaya çalışır. Evinde nur ister, sözünde nur ister, yolunda nur ister, kararında nur ister, ölümünde ve dönüşünde nur ister.<br />
*O zaman kendimize soralım:*<br />
*Ben hayatımda karanlığı çoğaltan söz ve davranışlardan uzaklaşıp Rabbimin nuruna yöneliyor muyum?*</p>

<p>## EL-HÂDÎ: DOĞRU YOLA İLETEN RAB</p>

<p>*El-Hâdî*, doğru yolu gösteren, kullarını hakka yönelten, hidayetin gerçek sahibi olan Allah demektir.<br />
İnsan yolu kaybedebilir. Bazen nefsinin arzusunu yol zanneder. Bazen kalabalığın gittiği yönü hakikat sanır. Bazen atalarından gördüğünü sorgusuz doğru kabul eder. Bazen de kendi aklını mutlak ölçü yapar.</p>

<p>Fakat hidayetin sahibi Allah’tır.<br />
Kur’an şöyle buyurur:<br />
*“Şüphesiz sen sevdiğini doğru yola iletemezsin; fakat Allah dilediğini doğru yola iletir. O, doğru yola gelecek olanları daha iyi bilir.”* &nbsp;<br />
(Kasas, 28:56)<br />
Bu ayet bize çok önemli bir ölçü verir. Peygamber bile sevdiğini kendi isteğiyle hidayete erdiremez. Hidayet Allah’ın elindedir. Öyleyse kul kimseye zorla hidayet veremez. Kulun görevi hakka çağırmak, delili göstermek, güzel sözle uyarmak, kendi hayatıyla örnek olmaya çalışmaktır.<br />
El-Hâdî ismini tanıyan kul, hidayeti Allah’tan ister. “Ben zaten doğru yoldayım” diyerek kendisini garanti görmez. Çünkü insanın ayağı kayabilir, kalbi katılaşabilir, aklı bulanabilir, nefsi onu aldatabilir.</p>

<p>Bu yüzden müminin duası sürekli diri olmalıdır:<br />
*“Bizi dosdoğru yola ilet.”* &nbsp;<br />
(Fâtiha, 1:6)<br />
Bu dua, insanın her gün Rabbine muhtaç olduğunu gösterir. Hidayet bir kere söylenip biten bir iddia değil; hayat boyunca korunması gereken bir nimettir.<br />
El-Hâdî’yi tanıyan insan başkalarını hakka çağırırken de edebini korur. Kırarak değil, anlatarak; zorlayarak değil, delille; küçümseyerek değil, merhametle; kibirle değil, kulluk bilinciyle yaklaşır.<br />
Çünkü hidayetin sahibi Allah’tır.<br />
Kulun görevi kapı göstermek; kalpleri çevirmek Allah’a aittir.<br />
*Burada kendimize soralım:*<br />
*Ben hidayeti Rabbimden isteyen bir kul muyum, yoksa kendi doğruluğuma güvenip başkalarına tepeden mi bakıyorum?*</p>

<p>## ZARAR, FAYDA, NUR VE HİDAYET BİLİNCİ</p>

<p>*Can Dostlar!*</p>

<p>Bugün üzerinde durduğumuz bu 4 güzel isim hayatımızın her alanına ölçü koyar.<br />
*Bir kez daha özetlemek gerekirse:*<br />
*Ed-Dârr* bize, zarar ve sıkıntıların da Allah’ın bilgisi dışında olmadığını hatırlatır. Kula düşen, zarar karşısında Rabbine sığınmak; kendisi ise zarar verenlerden olmamaktır.<br />
*En-Nâfi* gerçek faydayı yaratanın Allah olduğunu öğretir. Kula düşen, nimeti Allah’tan bilmek ve insanlara faydalı bir iz bırakmaya çalışmaktır.<br />
*En-Nûr* Rabbimizin göklerin ve yerin nuru olduğunu bildirir. Kula düşen, karanlığı çoğaltan söz ve davranışlardan uzak durmak, Kur’an’ın aydınlığına yönelmektir.<br />
*El-Hâdî* hidayetin gerçek sahibinin Allah olduğunu gösterir. Kula düşen, hidayeti Rabbinden istemek ve insanları güzel sözle, delille ve merhametle hakka çağırmaktır.<br />
Unutmayalım:<br />
*Allah ed-Dârr’dır; kul zarar karşısında Rabbine sığınır, kendisi zarar verenlerden olmaz.*<br />
*Allah en-Nâfi’dir; kul faydayı Allah’tan bilir, insanlara faydalı olmaya çalışır.*</p>

<p>*Allah en-Nûr’dur; kul karanlığı çoğaltmaz, hakikatin ışığına yönelir.*</p>

<p>*Allah el-Hâdî’dir; kul hidayeti Allah’tan ister, zorbalıkla değil güzel sözle çağırır.*<br />
Esmâ ile ahlaklanmak; Rabbimizin güzel isimlerini yalnız dilde anmak değil, o isimlerin bize öğrettiği kulluk bilincini hayata taşımaktır.<br />
Rabbimiz bizleri; zarar karşısında sabırla ve duayla kendisine sığınan, insanlara faydalı olmaya çalışan, karanlıklardan nura yönelen ve hidayeti yalnız O’ndan isteyen kullarından eylesin.<br />
Kalplerimizi nuruyla aydınlatsın, yollarımızı hidayetiyle doğrultsun, sözlerimizi faydalı kılsın, ellerimizi ve dillerimizi zarar vermekten korusun.</p>

<p>*Esmâullâh ahlâkı ile ahlaklanma gayreti içinde olan gönül dostlarına selam olsun.*</p>

<p>*“Esmâ ile Ahlaklanmak”ta yeniden buluşmak üzere.*</p>

<p>*Sağlıkla kalın, esen kalın, hoş kalın Can Dostlar!*</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 16:26:13 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.datca-haber.com/images/kullanicilar/2024/12/a-hikmet-gul-1733901285.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MADALYALI KIZ…</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://www.datca-haber.com/makale/madalyali-kiz-2941</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://www.datca-haber.com/makale/madalyali-kiz-2941</guid>
                <description><![CDATA[MADALYALI KIZ…]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Hayli yaşlı bir adam Kırmızı Fener Mahallesi’nde beğendiği bir kızın yanına gidip<br />
-Senin gibi bir güzelle bir saat geçirmenin bedeli nedir? Diye sormuş..<br />
Kadın:<br />
-100 dolar…diye yanıt vermiş<br />
Adam:<br />
-Param yok ama 1980 olimpiyatlarında kazandığım iki tane altın madalyam var,<br />
demiş yaşlı sporcu.<br />
-Olur …demiş kız, anlaşmışlar ve elele uzaklaşmışlar<br />
Ertesi gün, başka bir müşteri kızın yanına sokulmuş.<br />
-Seninle bir saatin bedeli kaç lira, demiş adam<br />
-250 dolar, demiş kız<br />
-Ooo ne fiyat bu yahu!. Bilmediğim bir özelliğin mi var?<br />
-Tabii ki diye yanıtlamış kız. Kapı gibi iki tane altın olimpiyat madalyam var aslanım!</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 16:26:12 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>HALK AĞZINDA ÖZLÜ SÖZLER</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://www.datca-haber.com/makale/halk-agzinda-ozlu-sozler-2940</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://www.datca-haber.com/makale/halk-agzinda-ozlu-sozler-2940</guid>
                <description><![CDATA[HALK AĞZINDA ÖZLÜ SÖZLER]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>-Hamur yoğuruştan,çocuk doğuruştan olur(Konya)<br />
-Hancının hanı yanmış,yolcunun umurunda mı? (Ordu)<br />
-Haram para ya binaya,ya zinaya(G.Ant)<br />
-Harman işi olmayanın,sofrada yüzü olmaz(Ordu)<br />
-Harmanda vermek,ambardan vermekten kolaydır(Ank.)<br />
-Hastanın pabucu eskimez(Isparta)<br />
-Hav denmeyen yere,hoş denmez(Isprta)<br />
-Hayır işi uzat,şerre dönsün,şer işi uzat,hayra dönsün(G.Ant)<br />
-Hemrüğü(Hemrük:Nemli toprak) eken aldanmaz(Sivas)<br />
-Her ağaçtan düdük olmaz,al haberi zurnadan(Artvin)<br />
-Her delinin başına bayrak dikilse,bedestende bez kalmaz(G.Ant)<br />
-Her gün tavuk yaşamaktan,bir gün horoz yaşamak iyidir(Dnizli)<br />
-Her ite taş atılsa,dünyada taş kalmaz(Malatya)<br />
-Herkesin dağına göre dumanı olur(Burdur,afyon)<br />
-Herkesin evinin önünden Bağdat’a yol geçer(Bolu)<br />
-Herkes kendi kantarında ağırdır(Artvin)<br />
-Herkes sevdiğini öper,bayram da bahane(G.Ant)<br />
-Herkesin serçesi kendine bülbüldür(Antalya)<br />
-Her kısrağın doğurduğu at tay olmaz(Isparta)<br />
-Her makamın bir makali,her ormanın bir çakalı vardır(Afyon)<br />
-Her şeyin erkeği makbul de lafın dişisi makbul(Adana)<br />
-Hesabı temiz olanın yüzü ak olur(Malatya,Ankara,Elazığ)<br />
-Hırsıza beyler(de) borçlu(G.Ant)<br />
-Hırsız evden olursa öküz(dana) bacadan çıkar(Bitlis)<br />
-Hırsız güçlü olursa,Mal sahibi suçlu olur(Adana)<br />
-Hizmetkardan ağa olsa ahırı yakar sesiyle,beslemeden hanım olsa hamamı yıkar tasıyla(elazğ</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 16:26:11 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MUĞLA TÜRKÜLERİ (69)  TOSUN MEMED (MENDİL ALDIM BOHÇADAN)</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://www.datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri-69-tosun-memed-mendil-aldim-bohcadan-2939</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://www.datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri-69-tosun-memed-mendil-aldim-bohcadan-2939</guid>
                <description><![CDATA[MUĞLA TÜRKÜLERİ (69)  TOSUN MEMED (MENDİL ALDIM BOHÇADAN)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Mendil aldım bohçadan<br />
İbret alın Hatça’dan<br />
Aspalı’nın Mehmet7in<br />
Ölüsü çıktı baççadan.</p>

<p>***<br />
Tosun Mehmet’im mehmetim,<br />
Yarası goygun mehmetim<br />
Gençliğine dayamadan<br />
Ecalsiz de ölen mehmet’im</p>

<p>***<br />
Gemilerim mola mola<br />
Giderler de İstambol’a<br />
Derviş Ağa Mustafa’sı<br />
Kazanız mübarek ola.</p>

<p>***<br />
Tosun Mehmetim Mehmetim<br />
Yarası goygun mehmetim<br />
Gençliğine doyamadan<br />
Ecalsiz de ölen Mehmetim<br />
***</p>

<p>Askerler posta posta<br />
Aspalı karısı yasta.<br />
Derviş Ağa Mustafa’sı<br />
Sakızdaki mapusta.&nbsp;</p>

<p>***<br />
Tosun Mehmet’im Mehmet’im Yarısı goygun Mehmet’im<br />
Gençliğine doyamadan<br />
Ecalsiz de ölen Mehmet’im.</p>

<p>&nbsp; İstanköy’ün Kos-Aspa mahallesinde Agora denilen Eski Eserler Müzesi<br />
1890 lı yıllarda büyük bir otlaktır. Bu otlağa derviş Ağa’nın Mustafa adlı oğlu sahip çıkar ve kimsenin buradan ot almasına izin vermez.<br />
Mehmet adlı bir genç de aynı yerde yaşar. Birlikte Eleni adlı bir Rum kızına aşıktırlar. Aralarında bu kız yüzünden tartışma yaşanmıştır. İri cüsseli Mehmet, Mustafa’nın sahip çıktığı otlağa gidip öküzlerini güder, ot keser. Mustafa, mehmet7i uyarır. Mehmet de;<br />
“Bu otlak herkesin malı, senin nasıl oldu?” diyerek karşı çıkar. Her<br />
zaman buradan ot alacağını, öküzlerini burada güdeceğini söyler. Ertesi<br />
gün de öküzlerin ipini kazığa bağlamaya çalışırken, Mustafa tarafından<br />
dolma tüfekle yaralanır. Olay sonrası Mehmet Mustafa’ya şöyle der:<br />
“Madem bu boku yedin9, bari eve haber ver de beni götürsünler”<br />
Mustafa korkarak eve uzaktan haber verir. Mehmet’in anası haberi<br />
alınca” Tosun Mehmet’im diyerek feryat eder. Daha sonra yakılan ağıtlar<br />
türküleşir. Türküdeki Hatça Tosun Mehmet’in ablasıdır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 16:26:10 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>GDO MUCİZESİ Mİ, GDO ŞARLATANLIĞI MI?(6)</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://www.datca-haber.com/makale/gdo-mucizesi-mi-gdo-sarlatanligi-mi6-2938</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://www.datca-haber.com/makale/gdo-mucizesi-mi-gdo-sarlatanligi-mi6-2938</guid>
                <description><![CDATA[GDO MUCİZESİ Mİ, GDO ŞARLATANLIĞI MI?(6)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>HİNDİSTAN’DAKİ ÇİFTÇİLERİN TOPLU İHTİHARLARI!<br />
ÇİFTÇİLER NASIL BORÇLANDIRILDI?<br />
HİNDİSTAN SİHİRLİ ÜLKE…SİHİRLİ TOHUMA DA İNANMIŞTI!<br />
GELENEKSEL TOHUM TÜRÜNÜN SATIŞINI YASAKLAMIŞTI! &nbsp;<br />
1980 li yıllarda değiştirdiği ekonomi politikasıyla,milyarlık nüfusu ile bir dünya devi haline geldi.Ancak,Hindistan 2011 yılının Aralık ayında bir toplu intihar olayıyla sarsıldı(inşallah Türkiye’de olmaz) Hindistan’da çiftçilik yapan 1500 Hintli,ortak kararla yaşamlarına son vermişti.Bu haberden sonra,anlaşıldı ki,1997 ile 2003 arasında 100 binden fazla çiftçi kendini öldürmüş,,dahası salt Hindistan’ın bir bölgesinde değil,ülkenin her yerinde ,ayda ortalama 1000 çiftçinin intihar ettiği resmi devlet kayıtlarıyla kesinleşmişti.<br />
Hintli çiftçileri intihara götüren,GDO mucizesine inanıp,aşırı borçlanmalarıydı. Borcunu ödeyemeyince intiharlar başlamıştı.İsterseniz konuyu biraz daha açalım mı?<br />
Hindistan,yeni ekonomi politikasıyla yerel tarımını koruyan yasaları kaldırmış, hatta köylüsünü ”sihirli tohum” tüccarlarının arsız iştahasına terk bile değil, yönlendirmek amacıyla devlet tohum bankalarına pek çok geleneksel tohum türünün satışını yasaklamıştı. Türkiye ‘de buna benzer bir şey yapıldı. Tohum satışı yasaklandı!<br />
GDO tüccarları bu tohumlarla inanılmaz hasatlar yapacak,ürüne zarar veren böcek ve parazitler tarihe karışacaktı. Oysa tam tersi oldu. Örneğin,Hindistan’ın en büyük dünya üreticisi olduğu pamukta üretim düştü Monsanto’nun sattığı GDO’lu pamuk tohumuyla ekili bütün tarlalar,pamuk kozasını yiyen kurtçuk istilasına uğradı. Çiftçiler, ürünü kurtarmak için tarım ilacı alarak daha çok borçlandılar, Dahası, GDO’lu pamuğun, yerel tohumdan iki kat su istediğini de saklamıştı MONSANTO,Hindistan’ın suyu sınırlı pamuk bölgeleri hızla çölleşti,hasat randımanı çöktü.Gırtlağına kadar borçlanan çiftçiler,bir dahaki dönemin tohumunu alamayacak duruma düştüler.Burada şu sorulabilir.-NEDEN EKTİKLERİ YERDEN TOHUM SAKLAMAMIŞLARDI?<br />
SAKLAYAMAZLARDI,MONSANTO TOHUMU TERMİNATÖRDÜ.TOHUM VERMEZDİ. TOHUM KENDİ KENDİNİ İMHA EDEN BİR YAPIDAYDI.YANİ BU CANAVARDAN,HER YIL BİR BEDEL ÖDEYEREK TOHUM ALMAK ZORUNLULUĞU VARDI!</p>

<p>Kimi çiftçiler,koza kurtçuğu istilasına uğrayan tarlalarını 50 kez ilaçlamalarına rağmen<br />
ürünlerini kurtaramadılar. İntiharlar böyle başladı. GDO’lu tohumu eken görmüyordu sadece zararı. Ekilmediği arazilerde de susuzluğa ve parazitlere dayanıklı,bitkilere bulaşarak pek çok türü yok etti<br />
Türkiye tarımı 9 yıldan beri Hindistan’da çiftçileri intihara sürükleyen aynı kumpasa feda ediliyor.. Ve inanılmaz boyuttaki bu gerçeği bugüne değin kamuoyundan gizlemeyi başardılar.Ekim 2006 da yürürlüğe giren 5553 sayılı Tohumculuk Yasası, Monsanto ve yan kuruluşu Cargill gibi GDO’lu tohum üretici ve ithalatçılarına ,devlet eliyle Pazar yaratmak amacına hizmet etmektedir.<br />
Türkiye’de sağlığımızı tehdit eden zararlı maddeler,sadece yediğimiz et,sebze ve<br />
meyvelerden vücudumuza geçenlerle sınırlı değil.Yer üstü ve yer altı sularına sızan tarım ilaçları sayesinde içtiğimiz,yıkandığımız sulara da zehirli maddeler bulaşıyor. Denize akıtılan kimyasal atıklar,ağır metaller balıklarda birikip yemek yoluyla bizim kanımıza,kemiklerimize,organlarımıza<br />
işliyor.Bunlarla kalmıyor. Ana karnında çocuklara aktarılıyor. Bu yüzden daha çok çocuk kanserli<br />
doğuyor,ölmeyip yaşayan bir çok çocukta zeka geriliğine yol açıyor.Bu konularda Türkiye’de de<br />
gerçek raporlar sunan bilim adamları var. Ancak falan mankenin baldırından,filan futbolcunun<br />
kaçırdığı golden fırsat bulup bunları anlat(a)mıyor medyamız.<br />
TURGUT ÖZAL ZEHİRLENDİ Mİ?<br />
Turgut Özal’ın cenazesine yapılan otopsi sonucunda adli tıbbın normal düzeylerde bulduğu zehirle ağır metaller,bugün Türkiye’de ölen kime otopsi yapılsa hem de birkaç kat oranda çıkar…<br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 16:26:09 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>TURİSTİK HİKAYELERİM…(1) Kadirli’de 1972 yılında, İki liseli genç turistin çadır tatili…</title>
                <category>Adil Çulhaoğlu</category>
                <link>https://www.datca-haber.com/makale/turistik-hikayelerim1-kadirlide-1972-yilinda-iki-liseli-genc-turistin-cadir-tatili-2937</link>
                <author>adilculhaoglu@gmail.com (Adil Çulhaoğlu)</author>
                <guid>https://www.datca-haber.com/makale/turistik-hikayelerim1-kadirlide-1972-yilinda-iki-liseli-genc-turistin-cadir-tatili-2937</guid>
                <description><![CDATA[TURİSTİK HİKAYELERİM…(1) Kadirli’de 1972 yılında, İki liseli genç turistin çadır tatili…]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kadirli’de liseli gençlik günlerini geçirdiğimiz 1970’li yıllarda Hacı ile şehirde karşılaştığımız turistlerle<br />
öğrendiğimiz İngilizce Hello ..How are you ? sorularıyla konuşmaya çalışıyorduk. Aldığımız cevapların<br />
çok azını anladığımızı sonra anlıyorduk. Kitaplardan gramerini öğrenmeye çalıştığımız, kitaplarda<br />
öğretilen kelimelerin telaffuzunu ne kadar edebildiğimizi bilmiyorduk. Mektup arkadaşlarımıza<br />
yazdıklarımız, aldığımız mektupları okuyabilen yazmaya dayalı İngilizcemiz vardı.<br />
Daha sonraları İngilizcenin telaffuzunu plaklar ve kasetlerdeki çeşitli konulardaki konuşmaları<br />
dinleyerek, tekrar ederek öğrenmeye başlamıştık .Hatta, Kadirli’ye 10 km uzaktaki Hardallık<br />
köyündeki bir sulama arkının kenarında bir çadırda hem ilk tatilimizi yapmış, hem de İngilizce<br />
telaffuzumuzu geliştirmek çalışmıştık. Elimizde teyp ve kitaplar ile yiyecek paketleri ile o<br />
zamanların ulaşım aracı At arabası ile köye gittiğimizi hatırlıyorum. Birkaç saat yürüdükten sonra dere<br />
kenarındaki çadıra ulaşmış,1 hafta geçirmiştik. Arktaki suda yüzüyor, yürüyor, bostan bahçesinde<br />
sebze ve meyve ihtiyacını giderebildiğimizden yiyecek sıkıntısı çekmiyorduk. İhtiyaç olduğunda köye<br />
yürüyerek gidip, alabiliyorduk.<br />
O zamanın Ekmekçiler Çiftliğinin tarlasının yakınındaydık. Akşamları gaz lambası ışığında<br />
aydınlandığımız için günümüz güneşle başlıyordu. Yüzlerce dönümlük bir büyüklüğe sahipti. Tarlada<br />
çalışanlar arasında Ekmekçiler Çiftliğinde, çeşitli yörelerimizden gelen pamuk işçileri yanında, Öğrenci<br />
değişimi programı çerçevesinde çiftlikte çalışan öğrenciler de vardı. Onlarla tanışma fırsatımız da<br />
olmuştu. Dönüşe geçtiğimizde, ilk tatilimizi de kamp yaparak geçirdiğimizi konuşuyorduk.<br />
Bizim kamp tatili sırasında, Amerikalı bir öğrenci ile uzun süre Kadirli’de buluşması, İngilizcesinin<br />
ilerlemesindeki katkısının büyük olduğu, geçmişimize gittiğimiz sohbetlerimizde Hacı’nın anılarında<br />
tazeliğini koruduğunu yıllar sonra, bugün de görüyorum.<br />
Bizler İngilizce ve Almanca öğrenmek için Kadirli’nin Hardallık köyüne gitmiştik, ama köyde turist<br />
olmuş, bahçe kenarında naylondan kurulu çadırda, 1 hafta geçirdiğimiz günlerin, aslında hayatımızın<br />
ilk tatilini yapmış olduğunu yıllar sonra anlayacaktık…</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 21 Sep 2026 15:50:48 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.datca-haber.com/images/kullanicilar/2024/02/adil-culhaoglu-1709211157.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ZEHİRLENEREK ÖLDÜRÜLMEK NEYSE DE… ERKEK  ÜREME ORGANLARINDAKİ TAHRİBE TÜRK ERKEĞİ DAYANAMAZ  (GDO-5)</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://www.datca-haber.com/makale/zehirlenerek-oldurulmek-neyse-de-erkek-ureme-organlarindaki-tahribe-turk-erkegi-dayanamaz-gdo-5-2936</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://www.datca-haber.com/makale/zehirlenerek-oldurulmek-neyse-de-erkek-ureme-organlarindaki-tahribe-turk-erkegi-dayanamaz-gdo-5-2936</guid>
                <description><![CDATA[ZEHİRLENEREK ÖLDÜRÜLMEK NEYSE DE… ERKEK  ÜREME ORGANLARINDAKİ TAHRİBE TÜRK ERKEĞİ DAYANAMAZ  (GDO-5)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bunlarla ilgili raporlar, Brezilya Minas Gerais Üniversitesi ve Fransa Caen Üniversitesi tarafından maalesef 2007 yılında açıklandı. O tarihten bu yana, dünyada Roundup’ın çeşitli herbisitlerini kullanıp ölümcül hastalıklara yakalanan binlerce tarımcı, Monsanto’yu dava ediyor. ROUNDUP HERBİSİT ÇEŞİTLERİ,HALEN Türkiye tarımında da yaygın biçimde kullanılıyor…<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;Burada durup,birkaç cümle etmek istiyorum; ey çevreci dostlarım, ey organikçi, ey &nbsp;naturelci dostlarım, bu konuyla ilgili bir tek örnek dava açtınız mı? Açmayı düşünür müsünüz? Ben mi? Ben çevreci ve organikçi değilim ki….<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;Böyle bir dava Türkiye’de açıldı mı duymadım. Ama (Datça’da, Susurluk’ta) ve başka yerlerde açılırsa, çok sevinirim. Tabii işin hukuki boyutu nedir ona da bakmak gerekiyor. Ama uğraşmak gerekir diye düşünüyorum.<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;Monsanto,1994’te ineklerin daha fazla süt vermesini sağlayan Posilac’ı(rBST/rBGT) pazarlamaya başladı. Posilac ‘ın hayvanları hasta ettiği gibi verdikleri süt yoluyla insanlarda meme,ilik ve prostat kanserine yol açabildiği 2000 li yıllarda anlaşıldı. AB; Kanada, Avustralya ve Japonya’da kullanımı yasaklandı(onlarınki can…) öteki ülkelerde devam ediyor…<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;Monsanto,1997 yılında ilk GDO’lu kanola, pamuk ve mısır ve ürünlerini, şaka yapar gibi Roundup markası altında pazara sürdü.&nbsp;<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;Yine şaka gibi 2002 yılından bu yana tüm kimyasal sektörünü kendisine bağlı Solutia adlı şirkete devreden Monsanto, o gün bugündür sanayisini ”hayat bilimleri, kendisini ”tarım üreticisi” olarak lanse ediyor. Neden? Çünkü dünyadaki tüm GDO’lu bitkilerin %91’ini Monsanto üretiyor.<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;Bugün Türkiye’de Cargill, DEKALP gibi değişik adlar altında Monsanto’nun malı olan yerli/yabancı şirketlerin burada yetiştirdiği ya da ithal ettiği tahıl, tohum, mısır, ayçiçeği, kanola, soya, sorgum, hatta hayvan yemi olan yonca da genetik mühendislik ürünüdür.El atmadığı yerel tarım ürünlerini de haşere &nbsp;ilaçları yoluyla ele geçirmektedir. KİMYASAL GÜBREYİ DE,MONSANTO’NUN ORTAK OLDUĞU TÜRK ŞİRKETLER SAĞLAMAKTADIR.<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;Bu yıl Amerika’da aleyhine çıkan kararların ,LEHİNDE karar çıkarttırabilen bir devle karşı karşıyayız. Monsanto karar mercilerini kah rüşvet,kah baskıyla avucuna alabilir. Kısaca her şeyi yapar!<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;Ama ,Türkiye’de kanserli doğan her çocukta,10 yaşında,20 yaşında kanser olan her gençte,her yaş insan grubunda hızla artan bu amansız hastalıkta;dünya beslenme zincirinin her halkasına yapışan biyokimya sanayisi ve genetik mühendisliğinin vebali olduğunu sizin de öğrenme hakkınız var…<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;(Buraya kadar bana yardım eden,alıntıladığım yazarlara teşekkür ederim. Prof.Kenan Demirkol, Cumhuriyet Gazetesi Yazarı Mine Kırıkkkanat, Ayşe Bereket(Ayşe Bereket için bir parantez açtım, şu e -postadan izleyebilirsiniz(www.yesilist.com<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;<br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 21 Sep 2026 15:49:24 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MUĞLA TÜRKÜLERİ  GEMİLER POSTA POSTA(68) (TOSUN MEMET TÜRKÜSÜ)</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://www.datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri-gemiler-posta-posta68-tosun-memet-turkusu-2935</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://www.datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri-gemiler-posta-posta68-tosun-memet-turkusu-2935</guid>
                <description><![CDATA[MUĞLA TÜRKÜLERİ  GEMİLER POSTA POSTA(68) (TOSUN MEMET TÜRKÜSÜ)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Gemiler posta posta<br />
Aspalı karısı yasta<br />
Derviş Ağa’nın Mustafa’sı<br />
Sakız’daki mapusta<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;***<br />
Tosun memedim,<br />
Yaralan goygun memedim<br />
Ecelsiz ölenMemed’im<br />
Gençliğe doymayan Memed’im</p>

<p>&nbsp;&nbsp; &nbsp;***<br />
Mendil alın bohçadan<br />
İbret alın Hatça’dan<br />
Aspalı’nın memed7in<br />
Çevresi çıktı bohçadan<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;***<br />
Kapılar aralandı<br />
Memed’im yaralandı.<br />
Anasının, babasının<br />
Ciğeri yaralandı</p>

<p>&nbsp;&nbsp; &nbsp;Bodrum yöresine ait bir türküdür. Asıl adı TOSUN MEMET’tir. Bu türkünün TRT arşivlerine , birçok türküde olduğu gibi girişinde sorunlar olduğu anlatılır. Türkü Seyhan TÜTÜN tarafından derlenmiştir. TRT arşivlerine kaydedilmiştir. Tosun Mehmet adyı türküyle aynı türküdür.<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;Türkü, Fethiye bölgesinde Tosun Memed adıyla çalınıp söylenmektedir. Ancak, Fethiye türküsü değil, Bodrum türküsüdür. Öyküsünü ayrıca Tosun Mehmet türküsünde anlatacağız.&nbsp;<br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 21 Sep 2026 15:42:11 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>HALK AĞZINDA ÖZLÜ SÖZLER</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://www.datca-haber.com/makale/halk-agzinda-ozlu-sozler-2934</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://www.datca-haber.com/makale/halk-agzinda-ozlu-sozler-2934</guid>
                <description><![CDATA[HALK AĞZINDA ÖZLÜ SÖZLER]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>-Ayı ihtiyarlayınca yavrusuna oyuncak olur(Ayu ihtiyarliyende balesine &nbsp;öyünçah olur(Btls)<br />
-Aza erinen çoğa gerilir(Ordu)<br />
-Azan kuşun ömrü az olur(Niğde)<br />
-Azan yılan yol üstüne çıkar(Van)<br />
-Azap durduğu kadar, çoban güttüğü kadar(Svias)<br />
-Azası noksan olanın, kazası eksik olmaz(Vn)<br />
-Az bağın az üzümü olur(ordu)<br />
-Azdan az gider, çoktan çok(Vn)<br />
-Az eş, uz eş, boyunca eş(G.ant)<br />
-Azgın itin sonu uyuz olur(Mltya)<br />
-Azgın köpeğin kemik tutar dilini(Dnzli)<br />
-Az harcarsan olursun melek, çok harcarsan olursun helek(Vn,Nğde)<br />
-Azıksız kazık olmaz(Isparta)<br />
-Azıksız yola çıkan dermansız dize vurur(G.ant)<br />
-Az şeyden çok şey çıkar(Vn)<br />
-Az undan ekmek yapılmaz(burdur)<br />
-Az uyku,az yemek insanı eder melek;çok uyku çok yemek insanı eder helek (Giresun)<br />
-Az ver,çok yalvar,çok ver az yalvar(Ank.)<br />
-Az yatan avını tez bulur(Konya)<br />
-Az ye, uzun ye(Bitlis,van)<br />
-Az yiyen her gün,çok yiyen bir gün(Sivas)<br />
-Az yiyen tazı,çok yiyen kuzu olur(Elazığ)<br />
-Baba aklıyla adam, adam olamaz(Mltya)<br />
-Babadan adamlık değil,miras kalır(Giresun)<br />
-Baba düşmanı,oğul dostu olmaz(Tunceli)<br />
-Baba mirası yanan mum gibidir(Malatya,Adana)<br />
-Baban öldüyse,yalanlarını da mı götürdü?(Isparta)<br />
-Baba öksüzü öksüz değil,ana öksüzü öksüz(Niğde)<br />
-Babası acı elma yese, oğlunun dişi kamaşır(Bolu,Sinop,Gümülcine)<br />
-Babası ölen,ağa oldum sanır;anası ölen hanım oldum sanır(Adana)<br />
-Bağa iz gerek,üzüme yüz gerek(Adana)<br />
-Bağ çapa ister,tarla sapan(Sinop)<br />
-Bağdaki bağdan,sürüdeki sürüden yer(Hakkari)<br />
-Bağdar gibi şar,kardeş gibi yar olmaz(Malatya)<br />
-Bağdat kim(gibi) şehir olmaz,kardeş gibi yar olmaz,ana baba hiçbir yerde bulunmaz(Bitlis)<br />
-Bağını dolaşan pabuç parası kazanır(Aydın)<br />
-Bağı olmayan kişi,martaval dinlemek işi(Malatya)<br />
-Bağlı koyun yerinde otlar(Mlatya)<br />
-Bahar güneşi gelinime,güz güneşi kızıma(Bitlis)<br />
-Bahşiş atın nalına bakılmaz(Balıkesir)<br />
-Bak anasını al danasını(Ank.)<br />
-Bakarsan ere,köle olmazsın ele(Malatya)<br />
-Bak bana bir gözle,bakayım sana iki gözle(Kastamonu,Malatya)<br />
-Bakkal fındığı ile yar sevilmez(Afyon)<br />
-Bakmadan alma,boş yere yanma(Sivas)</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 21 Sep 2026 15:41:28 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>SU ÜSTÜNE</title>
                <category>İ.Yekta Kolcu</category>
                <link>https://www.datca-haber.com/makale/su-ustune-2933</link>
                <author>yektakolcu48@gmail.com (İ.Yekta Kolcu)</author>
                <guid>https://www.datca-haber.com/makale/su-ustune-2933</guid>
                <description><![CDATA[SU ÜSTÜNE]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Ben &nbsp; bıkmadan &nbsp; &nbsp;usanmadan &nbsp; &nbsp; tekrar &nbsp; &nbsp;etmekten &nbsp; bıkmayacağım &nbsp;konu &nbsp; &nbsp;yine &nbsp; &nbsp;SU.</p>

<p>İlçemizde &nbsp; su &nbsp;kaynaklarının &nbsp; &nbsp;en &nbsp; alt &nbsp;seviyeye &nbsp;düştüğü &nbsp; bu &nbsp; Eylül &nbsp; &nbsp;ayında, &nbsp;Datça Mızın &nbsp; &nbsp;en &nbsp;önde &nbsp; &nbsp;gelen &nbsp; sorunlarının &nbsp; başında &nbsp; SU &nbsp; &nbsp;olduğunu &nbsp; ne &nbsp; zaman &nbsp; anlayacağız.Buna &nbsp; &nbsp;anlamak &nbsp; &nbsp; için &nbsp; etrefımızdaki &nbsp; &nbsp;bilhassa &nbsp; &nbsp;Zeytin &nbsp; &nbsp;Ağaçlarına &nbsp;bir &nbsp; bakınız. &nbsp;Normal &nbsp; mevsim &nbsp; &nbsp;gereği &nbsp;Badem ağaçlarının &nbsp; yeşilliğinin &nbsp;kayboluşu &nbsp;normalde, bu &nbsp;yıl &nbsp; badem &nbsp;üretimininde &nbsp;oldukça &nbsp; düşük &nbsp; olacağı &nbsp; söylenmekte.Topraktan &nbsp; &nbsp;her gün &nbsp; biraz &nbsp;daha &nbsp; &nbsp; uzaklaşmakta &nbsp; &nbsp;olan &nbsp; yerel &nbsp;çiftçilerimiz, &nbsp;bu &nbsp; alandanda &nbsp; &nbsp; elini &nbsp; &nbsp;ayağını &nbsp; &nbsp;çekme &nbsp;halinde.Mevcut &nbsp;badem &nbsp; ağaçları &nbsp; &nbsp;oldukça &nbsp; &nbsp;yaşlandığı &nbsp; &nbsp;gibi &nbsp; yeni &nbsp; &nbsp;dikende &nbsp; yok denecek &nbsp; &nbsp;az. &nbsp;Korkarım &nbsp; Datçam İle &nbsp; &nbsp; özdeşleşmiş &nbsp; &nbsp;olan &nbsp;bademimizde &nbsp; tarih mi &nbsp; &nbsp;oluyor. ? &nbsp; Korkarım. &nbsp;!!!!</p>

<p>Kamunun &nbsp;badem &nbsp; konusunu &nbsp; &nbsp;sorun &nbsp; &nbsp;olarak &nbsp; kabul &nbsp; &nbsp;ederek,bir &nbsp; BADEMCİLİK &nbsp; &nbsp;ENSTİTÜSÜ &nbsp;Kurulması &nbsp; konusunda &nbsp; &nbsp; adım &nbsp; atması &nbsp; &nbsp; ZAMANI &nbsp; &nbsp; GELDİ &nbsp; &nbsp; &nbsp;GEÇİYOR. &nbsp;Bu &nbsp;konuda &nbsp;üretim &nbsp; yapmak &nbsp; üzere &nbsp; &nbsp; &nbsp; gelipte &nbsp; &nbsp;kamudan &nbsp; arazi &nbsp;kiralayanların &nbsp; ne &nbsp; yaptıklarını &nbsp; &nbsp;bir &nbsp; soran &nbsp; &nbsp;kontrol &nbsp; &nbsp;eden &nbsp; yok &nbsp; &nbsp;gibi. &nbsp; Bu &nbsp; tahsislenen &nbsp; &nbsp; alanların &nbsp;yarınlarda &nbsp;imara &nbsp; &nbsp;açılacak &nbsp; &nbsp;alanlara &nbsp; zemin &nbsp;hazırlamak &nbsp; &nbsp; için &nbsp;yapıldığı &nbsp; &nbsp;söylentileri/ &nbsp; görüntüleri &nbsp; ortadayken, &nbsp;bu &nbsp; &nbsp;gibi &nbsp; &nbsp; girişimlerin &nbsp; &nbsp;samimiyetinden &nbsp; &nbsp; şüphe &nbsp; &nbsp; &nbsp;ediyorum.</p>

<p>Son &nbsp; yıllarda &nbsp; bilhassa &nbsp;İNCİR &nbsp; &nbsp;üretimi &nbsp; konusunda &nbsp; &nbsp;bazı &nbsp;hareketlenmeler &nbsp; &nbsp;sevindirici. Turizm &nbsp; sezonunda &nbsp;birazcıkta &nbsp; olsa &nbsp; üreticinin &nbsp; &nbsp; yüzü &nbsp; &nbsp;gülüyor. &nbsp;Ancak &nbsp;bunu da, &nbsp;büyük &nbsp;bir &nbsp; &nbsp;ekonomik &nbsp;hareketlilik &nbsp; sağlamasını &nbsp;teşvik &nbsp; &nbsp;etmek &nbsp; &nbsp;gerek. Kurutularak ,farklı &nbsp; şekillerde &nbsp; &nbsp; işlenerek &nbsp; katma &nbsp; &nbsp;değer &nbsp; yaratılması &nbsp;bu &nbsp;konudada yatırımcıların &nbsp;kamu &nbsp; tarafından &nbsp; teşvik &nbsp; &nbsp; edilmesi &nbsp;gerekmez mi?. &nbsp;Diğer &nbsp; ağaçlar &nbsp; &nbsp;gibi &nbsp; fazla &nbsp; suya &nbsp; gereksinim &nbsp;duymayan &nbsp;incir bence &nbsp;üzerinde &nbsp; düşünülmesi &nbsp; &nbsp; &nbsp;gerekir.</p>

<p>Yalnızca &nbsp; kendimiz &nbsp; &nbsp; için &nbsp; SU yu &nbsp; düşünmek &nbsp; &nbsp;diğer &nbsp;nebatat &nbsp; ve &nbsp; canlılar &nbsp; &nbsp;için &nbsp;biraz &nbsp; &nbsp;egoistlik. &nbsp; Mevzuatta &nbsp; &nbsp;görülen &nbsp; SONDAJ &nbsp; KUYUSU &nbsp; &nbsp;açma &nbsp; &nbsp; yasağı,herkesin &nbsp; &nbsp; &nbsp;gözü &nbsp; önünde &nbsp; &nbsp;ihlal &nbsp; &nbsp; edilse &nbsp; bile kamu &nbsp;sorumlularının &nbsp;yetkimiz &nbsp;yok &nbsp; &nbsp;şeklindeki &nbsp; &nbsp;savunmaları &nbsp; &nbsp;Affedilemez. Sondaj &nbsp; yaparım &nbsp;cezamı &nbsp; &nbsp; öderim &nbsp; &nbsp;ve &nbsp;suyu &nbsp; kullanırım &nbsp; &nbsp;tavrına &nbsp; kim &nbsp; dur &nbsp;diyecek.?</p>

<p>Herkesin &nbsp; &nbsp; gözü &nbsp; &nbsp;önünde &nbsp; &nbsp;denize &nbsp; &nbsp; &nbsp;akan &nbsp; yüzey &nbsp; sularının &nbsp;sisteme &nbsp; kazandırılması &nbsp; &nbsp;bir &nbsp;bütün &nbsp; halinde &nbsp; &nbsp;ele &nbsp; &nbsp;alınmalıdır. Bu &nbsp;konuda &nbsp; &nbsp;yaptığımız &nbsp;uyarılar &nbsp;sanki &nbsp; &nbsp; KARANLIKTA &nbsp; ISLIK &nbsp; &nbsp;ÇALMAK &nbsp; &nbsp;GİBİ.</p>

<p>Tekrar &nbsp; &nbsp; etmeden &nbsp; &nbsp;edemeyeceğim &nbsp; DATÇA &nbsp; &nbsp;HURMASI nın &nbsp;ekonomik &nbsp; &nbsp;bir &nbsp; &nbsp;getiri &nbsp; haline &nbsp;, katma &nbsp;değerde &nbsp; kazandırılarak &nbsp; gündemimize &nbsp; &nbsp; gelmelidir.</p>

<p>Kendilerini &nbsp; DATÇALI &nbsp; olarak &nbsp; sınıflandırarak, &nbsp;anma &nbsp; &nbsp;günlerinde &nbsp; boy &nbsp; &nbsp;göstermenin &nbsp;LAF &nbsp; üretmenin &nbsp;kimselere ,yararı &nbsp; YOK.</p>

<p>Bugünlük &nbsp; bu &nbsp;kadar,SAĞLICAKLA.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 21 Sep 2026 15:40:26 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.datca-haber.com/images/kullanicilar/2025/12/iyekta-kolcu-1766133208.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ESMÂ İLE AHLAKLANMAK - 21  EL-CÂMİ, EL-GANİYY, EL-MUĞNÎ, EL-MÂNİ</title>
                <category>A. Hikmet GÜL</category>
                <link>https://www.datca-haber.com/makale/esma-ile-ahlaklanmak-21-el-cami-el-ganiyy-el-mugni-el-mani-2932</link>
                <author>a.hikmetgul@gmail.com (A. Hikmet GÜL)</author>
                <guid>https://www.datca-haber.com/makale/esma-ile-ahlaklanmak-21-el-cami-el-ganiyy-el-mugni-el-mani-2932</guid>
                <description><![CDATA[ESMÂ İLE AHLAKLANMAK - 21  EL-CÂMİ, EL-GANİYY, EL-MUĞNÎ, EL-MÂNİ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Can Dostlar!</p>

<p>Esmâ ile Ahlaklanmak yolculuğumuzda Rabbimizin güzel isimlerini tanımaya, bu isimlerin hayatımıza koyduğu ölçüleri düşünmeye devam ediyoruz.<br />
Bugün de nasip olursa, dağınık gönülleri toparlayan, muhtaçlığımızı bize hatırlatan, gerçek zenginliğin kapısını gösteren ve bazen vermeyerek de koruyan Rabbimizi tanıtan el-Câmi, el-Ganiyy, el-Muğnî ve el-Mâni esmâlarını işlemeye çalışacağız.<br />
Gayret bizden; yardım, kolaylık ve gönüllerde yer etmek Âlemlerin Rabb’indendir.<br />
Esmâü’l-Hüsnâ, Rabbimizi tanıtan güzel isimlerdir. Bu isimler yalnız dilde tekrar edilen kelimeler olarak kalmamalıdır. Her bir isim, kulun kalbine bir ölçü, hayatına bir istikamet ve ahlâkına bir sorumluluk bilinci kazandırmalıdır.<br />
Rabbimizin isimleri Allah’a mahsustur. Kul, Allah gibi toplayamaz; Allah gibi hiçbir şeye muhtaç olmaktan uzak olamaz; Allah gibi zengin kılamaz; Allah gibi hikmetiyle verip engelleyemez.<br />
Fakat kul, Rabbini bu isimlerle tanıdıkça dağınıklıktan toparlanmayı, nimet karşısında şükretmeyi, muhtaçlığını unutmamayı ve her engeli kayıp saymamayı öğrenir.<br />
Bugün üzerinde duracağımız bu dört güzel isim bize şu hakikati hatırlatır:<br />
Allah Câmi’dir; kul dağınık gönlünü Rabbinde toparlar.<br />
Allah Ganiyy’dir; kul gerçek zenginliğin Allah’a muhtaçlığını bilmek olduğunu öğrenir.<br />
Allah Muğnî’dir; kul zenginliği yalnız malda değil, kanaatte ve gönül huzurunda arar.<br />
Allah Mâni’dir; kul her engeli kayıp sanmaz, bazen korunmanın da rahmet olduğunu bilir.<br />
EL-CÂMİ: TOPLAYAN, BİR ARAYA GETİREN RAB<br />
El-Câmi, toplayan, bir araya getiren, dağılmış olanı hikmetiyle buluşturan ve bütün insanları hesap günü huzurunda toplayacak olan Allah demektir.<br />
İnsan dünyada çok dağılır. Zihni dağılır, gönlü dağılır, hedefleri dağılır, niyeti dağılır. Bazen dünya işleri insanı o kadar meşgul eder ki kul, asıl dönüş yerini unutur.<br />
Rabbimiz ise Câmi’dir. Dağılanları toplar, yolları buluşturur, kalpleri bir araya getirir ve bütün insanları dönüş gününde huzurunda toplar.<br />
Kur’an’da şöyle buyrulur:<br />
“Rabbimiz! Geleceğinde hiçbir şüphe olmayan bir günde insanları mutlaka toplayacak olan Sensin. Şüphesiz Allah vaadinden dönmez.”<br />
(Âl-i İmrân, 3:9)<br />
El-Câmi ismi bize hem dünya hayatını hem de hesap gününü hatırlatır. Dünya hayatında kalbin toparlanması gerekir; ahirette ise herkes Rabbimizin huzurunda toplanacaktır.<br />
Bu ismi tanıyan insan, hayatını dağınık bir şekilde sürdürmez. Niyetini toparlar. Sözünü toparlar. Amelini toparlar. Önceliklerini toparlar. Çünkü bilir ki insanın en büyük dağınıklığı, Rabbini unutmasıdır.<br />
El-Câmi ismi bize toplumsal bir ölçü de verir. Allah’ın razı olduğu birlik; haksızlıkta, zulümde, çıkar hesabında birleşmek değildir. Gerçek birlik; hakta, adalette, merhamette ve iyilikte buluşmaktır.<br />
Kur’an şöyle buyurur:<br />
“Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın; ayrılığa düşmeyin.”<br />
(Âl-i İmrân, 3:103)<br />
Bu ayet bize şunu öğretir: İnsanları bir araya getiren bağ, grup taassubu değil; Allah’ın ölçüsüdür. Eğer bir birlik hakkı, adaleti ve merhameti büyütmüyorsa, o birlik insanı kurtarmaz.<br />
O hâlde kendimize soralım:<br />
Ben kalbimi, sözümü ve hayatımı Rabbimin ölçüsünde toparlıyor muyum; yoksa dünya beni parça parça mı dağıtıyor?<br />
EL-GANİYY: HİÇBİR ŞEYE MUHTAÇ OLMAYAN RAB<br />
El-Ganiyy, hiçbir şeye muhtaç olmayan, zenginliği mutlak olan, bütün varlık kendisine muhtaç iken kendisi hiçbir şeye muhtaç bulunmayan Allah demektir.<br />
İnsan muhtaçtır. Nefese muhtaçtır. Rızka muhtaçtır. Sağlığa muhtaçtır. Affa muhtaçtır. Hidayete muhtaçtır. Merhamete muhtaçtır.<br />
Fakat insan bazen bu muhtaçlığını unutur. Biraz malı olunca kendini yeterli sanır. Biraz makamı olunca kendini güçlü görür. Biraz çevresi olunca yalnız kalmayacağını zanneder. Oysa insanın bütün sahip oldukları sınırlı ve geçicidir.<br />
Rabbimiz şöyle buyurur:<br />
“Ey insanlar! Siz Allah’a muhtaçsınız. Allah ise Ganiyy’dir, Hamîd’dir.”<br />
(Fâtır, 35:15)<br />
Bu ayet, insanın haddini bildiren çok güçlü bir hakikattir. Biz muhtacız. Rabbimiz ise hiçbir şeye muhtaç değildir.<br />
El-Ganiyy ismini tanıyan kul, sahip olduklarıyla kibirlenmez. Çünkü bilir ki her şey Allah’ın lütfudur. Zenginlik de imtihandır, yokluk da imtihandır. Genişlik de sınavdır, darlık da sınavdır.<br />
Gerçek zenginlik, malın çokluğu değildir. Gerçek zenginlik, insanın Rabbine muhtaç olduğunu bilmesi, nimeti sahibinden bilmesi, kanaat etmesi ve kendisine verileni hayır yolunda kullanmasıdır.</p>

<p>Malı çok olup gönlü fakir olanlar vardır.<br />
İmkânı geniş olup huzuru dar olanlar vardır.<br />
Çevresi kalabalık olup içi yalnız olanlar vardır.<br />
Buna karşılık imkânı az olup gönlü zengin olanlar da vardır. Çünkü gönül zenginliği, Allah’a güvenmekle, şükretmekle, kanaatle ve helal ölçüde yaşamakla büyür.<br />
Kur’an şöyle buyurur:<br />
“Göklerde ve yerde ne varsa Allah’ındır. Andolsun, sizden önce kendilerine kitap verilenlere de size de Allah’a karşı sorumluluk bilinciyle yaşamanızı tavsiye ettik.”<br />
(Nisâ, 4:131)<br />
El-Ganiyy’i tanıyan insan, Allah’ın kendisine muhtaç olmadığını bilir; fakat kendisinin her an Allah’a muhtaç olduğunu unutmaz. Bu bilgi insanı hem kibirden korur hem de duaya yaklaştırır.<br />
Şu hâlde kendimize soralım:<br />
Ben Rabbime muhtaç olduğumu gerçekten biliyor muyum, yoksa bana verilen nimetlerle kendimi yeterli mi sanıyorum?<br />
EL-MUĞNÎ: ZENGİN KILAN, YETERLİLİK VEREN RAB<br />
El-Muğnî, dilediğini zengin kılan, ihtiyaçlarını gideren, gönlüne yeterlilik ve kanaat veren Allah demektir.<br />
İnsan zenginliği çoğu zaman yalnız mal ile ölçer. Oysa Kur’an bize nimetlere daha geniş bakmayı öğretir. Sağlık nimettir. Huzur nimettir. Aile nimettir. Dostluk nimettir. Güven nimettir. Temiz bir kalp nimettir. Hakka yönelen bir gönül nimettir. Tövbe edebilmek nimettir.<br />
Rabbimiz dilediğine mal verir, dilediğine imkân verir, dilediğine gönül zenginliği verir. Fakat hiçbir nimet insanı Rabbinden koparmamalıdır.<br />
Kur’an’da şöyle buyrulur:<br />
“Seni yoksul bulup zengin etmedi mi?”<br />
(Duhâ, 93:8)<br />
Bu ayet, Allah’ın kuluna lütfunu hatırlatır. İnsan bazen yoksunluk içinden çıkarılır, kapılar açılır, imkânlar genişler. Fakat nimet artınca şükür de artmalıdır. Çünkü veren Allah’tır.<br />
El-Muğnî ismini tanıyan kul, zenginliği yalnız biriktirmekte aramaz. Kendisine verileni hayırda kullanmayı öğrenir. Malını kendine put yapmaz. İmkânını gösterişe dönüştürmez. Zenginliği başkasını küçük görme sebebi yapmaz.<br />
Çünkü Allah’ın verdiği nimet, kulun elinde emanet olur.<br />
Emanet ise hesap ister.<br />
Kur’an şöyle buyurur:<br />
“Sonra o gün nimetlerden mutlaka sorguya çekileceksiniz.”<br />
(Tekâsür, 102:8)<br />
Bu ayet, nimetin sorumluluk olduğunu bildirir. İnsan nimet karşısında yalnız sevinmez; aynı zamanda düşünür: Bu nimeti nerede kullandım? Kime faydam dokundu? Bir gönül mü onardım, yoksa bir kalp mi kırdım? Rabbimin verdiği imkânla iyiliği mi büyüttüm, yoksa nefsimi mi şişirdim?<br />
El-Muğnî ismi bize bir başka kapı daha açar: Allah yalnız eli değil, gönlü de zengin kılar. Gönlü zengin olan insan azla da şükreder, çokla da paylaşır. Gönlü yoksul olan insan ise çok şeye sahip olsa bile doymak bilmez.<br />
O zaman kendimize soralım:<br />
Bana verilen nimetleri şükür ve iyilik vesilesi mi yapıyorum, yoksa onları nefsimin övünç sebebine mi dönüştürüyorum?<br />
EL-MÂNİ: HİKMETİYLE VERMEYEN, ENGELLEYEN VE KORUYAN RAB<br />
El-Mâni, hikmetiyle engelleyen, dilediğini vermeyen, zararlı olanı kulundan uzaklaştıran, bazen kapıları kapatarak koruyan Allah demektir.<br />
Bu isim çok dikkatli anlaşılmalıdır. Çünkü kul, bu isimden kendisine iyiliği engelleme hakkı çıkaramaz. Allah Mâni’dir; kul ise haddi içinde iyiliğe yardımcı olmakla sorumludur. Kul, haksızlığı engellemeye çalışır; fakat hayrın önünü kesmez.<br />
İnsan bazen istediği şey olmayınca hemen üzülür. Bir kapı kapanınca kaybettiğini zanneder. Bir iş gecikince unutulduğunu düşünür. Bir dileği gerçekleşmeyince duası boşa gitti sanır.<br />
Oysa kul her şeyin iç yüzünü bilemez.<br />
Bazen verilmeyen şey rahmettir.<br />
Bazen kapanan kapı korumadır.<br />
Bazen geciken nimet eğitimdir.<br />
Bazen engel gibi görünen olay, daha büyük bir zarardan perdedir.<br />
Kur’an şöyle buyurur:<br />
“Olur ki hoşlanmadığınız bir şey sizin için hayırlıdır. Olur ki sevdiğiniz bir şey de sizin için kötüdür. Allah bilir, siz bilmezsiniz.”<br />
(Bakara, 2:216)<br />
El-Mâni ismini tanıyan kul, her engeli düşman görmez. Elbette çalışır, çabalar, sebeplere sarılır, hakkını arar, gayret eder. Fakat her kapanan kapının arkasında Rabbimizin hikmeti olabileceğini de unutmaz.</p>

<p>Bu isim, insana teslimiyet ve basiret öğretir. Teslimiyet, eli kolu bağlamak değildir. Teslimiyet; elinden geleni yaptıktan sonra kalbini Allah’a bırakabilmektir.<br />
El-Mâni ismi bize ahlâkî bir sorumluluk da yükler. İnsan kötülüğe engel olmalıdır. Zulme, haksızlığa, iftiraya, kul hakkına, adaletsizliğe gücü ölçüsünde karşı durmalıdır. Fakat bunu yaparken bile adaletten ayrılmamalıdır.<br />
Hayrı engellemek başka, şerri engellemek başkadır.<br />
İyiliğin önünü kesmek başka, haksızlığı durdurmak başkadır.<br />
El-Mâni’yi tanıyan insan, Rabbine şöyle bir bilinçle yönelir: “Rabbim! Bana hayırlı olanı aç, bana zararlı olanı benden uzaklaştır. Verdiğinde şükretmeyi, vermediğinde sabretmeyi öğret.”<br />
Burada kendimize soralım:<br />
Ben kapanan kapılara sadece kayıp gözüyle mi bakıyorum, yoksa Rabbimin koruyucu hikmetini de düşünmeye çalışıyor muyum?</p>

<p>TOPLANMA, MUHTAÇLIK, ZENGİNLİK VE KORUYUCU HİKMET</p>

<p>Can Dostlar!</p>

<p>Bugün üzerinde durduğumuz bu 4 güzel isim hayatımızın her alanına ölçü koyar.</p>

<p>Bir kez daha özetlemek gerekirse:</p>

<p>El-Câmi bize, Rabbimizin dağılanları toplayan ve bütün insanları hesap günü huzurunda bir araya getirecek olan Rab olduğunu hatırlatır. Kula düşen, dağınık gönlünü Allah’ın ölçüsünde toparlamak ve hakta birleşmektir.</p>

<p>El-Ganiyy Allah’ın hiçbir şeye muhtaç olmadığını, bizim ise her an O’na muhtaç olduğumuzu öğretir. Kula düşen, nimeti kendinden bilmemek, kibirden uzak durmak ve duayı diri tutmaktır.</p>

<p>El-Muğnî zengin kılanın, ihtiyaçları giderenin ve gönle kanaat verenin Allah olduğunu bildirir. Kula düşen, verilen nimetleri şükür ve iyilik yolunda kullanmaktır.</p>

<p>El-Mâni Rabbimizin hikmetiyle bazen vermeyerek, bazen engelleyerek, bazen kapıları kapatarak da kulunu koruyabileceğini gösterir. Kula düşen, her engeli kayıp sanmamak; çalışmak, sabretmek ve Rabbine güvenmektir.</p>

<p>Unutmayalım:</p>

<p>Allah Câmi’dir; kul dağınık gönlünü Rabbinde toparlar.</p>

<p>Allah Ganiyy’dir; kul gerçek zenginliğin Allah’a muhtaçlığını bilmek olduğunu öğrenir.</p>

<p>Allah Muğnî’dir; kul nimeti şükür ve iyilik vesilesi yapar.</p>

<p>Allah Mâni’dir; kul her engeli kayıp sanmaz, bazen korunmanın da rahmet olduğunu bilir.</p>

<p>Esmâ ile ahlaklanmak; Rabbimizin güzel isimlerini yalnız dilde anmak değil, o isimlerin bize öğrettiği kulluk bilincini hayata taşımaktır.</p>

<p>Rabbimiz bizleri; dağınık gönlünü hakta toparlayan, muhtaçlığını unutmayan, nimet karşısında şükreden, kapanan kapılarda bile Rabbine güvenen kullarından eylesin.</p>

<p>Kalplerimizi hakta birleştirsin, gönüllerimizi kanaatle zenginleştirsin, nimetlerimizi hayra yöneltsin, bizi bize zarar verecek şeylerden rahmetiyle korusun.</p>

<p>Esmâullâh ahlâkı ile ahlaklanma gayreti içinde olan gönül dostlarına selam olsun.</p>

<p>“Esmâ ile Ahlaklanmak”ta yeniden buluşmak üzere.</p>

<p>Sağlıkla kalın, esen kalın, hoş kalın Can Dostlar!</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 21 Sep 2026 15:38:53 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.datca-haber.com/images/kullanicilar/2024/12/a-hikmet-gul-1733901285.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ESMÂ İLE AHLAKLANMAK - 20 ER-RAÛF, MÂLİKÜ’L-MÜLK, ZÜ’L-CELÂLİ VE’L-İKRÂM, EL-MUKSİT</title>
                <category>A. Hikmet GÜL</category>
                <link>https://www.datca-haber.com/makale/esma-ile-ahlaklanmak-20-er-rauf-malikul-mulk-zul-celali-vel-ikram-el-muksit-2931</link>
                <author>a.hikmetgul@gmail.com (A. Hikmet GÜL)</author>
                <guid>https://www.datca-haber.com/makale/esma-ile-ahlaklanmak-20-er-rauf-malikul-mulk-zul-celali-vel-ikram-el-muksit-2931</guid>
                <description><![CDATA[ESMÂ İLE AHLAKLANMAK - 20 ER-RAÛF, MÂLİKÜ’L-MÜLK, ZÜ’L-CELÂLİ VE’L-İKRÂM, EL-MUKSİT]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Can Dostlar!</p>

<p>9 Temmuz’da başlamış olduğumuz “Esmâ ile Ahlaklanmak” başlıklı yazı dizimizin beşte üçünü geride bıraktık. Kaldığımız yerden hız kesmeden devam ediyoruz.<br />
Bugünkü Esmâ ile Ahlaklanmak beraberliğimizde, çorak gönülleri Derya ile buluşturan er-Raûf, Mâlikü’l-Mülk, Zü’l-Celâli ve’l-İkrâm ve el-Muksit esmâlarını işlemeye çalışacağız.<br />
Kolaylık Rabbimizdendir. Gayret bizden; her zaman olduğu gibi yardım Âlemlerin Rabb’indendir.<br />
Esmâü’l-Hüsnâ, Rabbimizi tanıtan güzel isimlerdir. Her bir isim, kulun kalbine bir ölçü, hayatına bir istikamet, ahlâkına bir sorumluluk bilinci kazandırır.</p>

<p>Rabbimizin isimleri Allah’a mahsustur. Kul, Allah gibi mutlak merhamet sahibi olamaz; mülkün gerçek sahibi olamaz; celâl ve ikramın kaynağı olamaz; mutlak adaletin nihai hükmünü veremez.</p>

<p>Fakat kul, Rabbini bu isimlerle tanıdıkça merhameti öğrenir, sahip olduklarını emanet bilir, Rabbinin yüceliği karşısında haddini korur ve adaletten ayrılmamaya çalışır.</p>

<p>Bugün üzerinde duracağımız bu dört güzel isim bize şu hakikati hatırlatır:<br />
Allah Raûf’tur; kul incitmeyen bir merhamet dili kuşanır.<br />
Allah Mâlikü’l-Mülk’tür; kul sahip olduklarını emanet bilir.<br />
Allah Zü’l-Celâli ve’l-İkrâm’dır; kul hem Rabbin yüceliğini hem ikramını hatırlar.<br />
Allah Muksit’tir; kul adaletli, ölçülü ve hakkaniyetli davranır.</p>

<p>ER-RAÛF: KULLARINA ÇOK ŞEFKATLİ OLAN RAB</p>

<p>Er-Raûf, kullarına karşı çok şefkatli, merhameti ince ve kuşatıcı olan Allah demektir.<br />
Merhamet bazen büyük yardımlarda görünür. Bazen de kırmadan konuşmakta, incitmeden uyarmakta, bir gönlü ezmeden doğrultmakta, bir kusuru yaymadan örtmekte görünür.<br />
Rabbimiz kullarına karşı Raûf’tur. O, kullarının zayıflığını bilir. İnsan unutabilir, yanılabilir, düşebilir, yorulabilir, daralabilir. Fakat Rabbimiz dönüş kapısını kapatmaz, kulunu uyarır, ayetleriyle yol gösterir, rahmetiyle kuşatır.</p>

<p>Kur’an’da şöyle buyrulur:</p>

<p>“Şüphesiz Allah, insanlara karşı Raûf ve Rahîm’dir.”<br />
(Bakara, 2:143)<br />
Er-Raûf ismini tanıyan kul, merhameti kaba bir sözle kirletmemeye çalışır. Çünkü bazen insan doğruyu söylerken bile kırıcı olabilir. Hak adına konuştuğunu zannederken kalp yıkabilir. Uyarmak isterken incitebilir. Öğretmek isterken ezebilir.<br />
Oysa merhamet, yalnız yardım etmek değildir; insanı kırmadan hakka çağırabilmektir.</p>

<p>Raûf olan Rabbini tanıyan insan; evinde, işinde, komşuluğunda, dostluğunda, yazısında ve sözünde inceliği çoğaltır. Gücü yettiğinde affeder. Uyardığında ölçülü konuşur. Birinin hatasını gördüğünde onu tamamen silip atmaz. Düşene tekme vurmaz. Yorulana yük olmaz. Darda kalanın hâlini anlamaya çalışır.</p>

<p>Kur’an bize Allah’ın müminlere olan şefkatini hatırlatırken şöyle buyurur:<br />
“Allah sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için kuluna apaçık ayetler indirendir. Şüphesiz Allah size karşı Raûf ve Rahîm’dir.”<br />
(Hadîd, 57:9)<br />
Demek ki Allah’ın şefkati, insanı karanlıkta bırakmamakta da görünür. Ayetler, insanın gönlüne inen rahmettir. Hakkı gösteren her ilahi uyarı, insanı yok etmek için değil; onu karanlıktan aydınlığa çıkarmak içindir.<br />
O hâlde kendimize soralım:<br />
Ben Rabbimin şefkatini tanıyan bir kul olarak insanlara karşı incitmeyen bir dil ve merhametli bir kalp taşıyor muyum?</p>

<p>MÂLİKÜ’L-MÜLK: MÜLKÜN GERÇEK SAHİBİ OLAN RAB</p>

<p>Mâlikü’l-Mülk, mülkün, egemenliğin, sahipliğin ve tasarrufun gerçek sahibi olan Allah demektir.<br />
İnsan dünyada bir şeylere sahip olduğunu zanneder. Evim der, arabam der, makamım der, malım der, toprağım der, gücüm der. Fakat insanın sahipliği sınırlıdır. İnsan bir şeyi kullanır, korur, yönetir; ama onun mutlak sahibi değildir.<br />
Bugün elde olan yarın elden çıkabilir.<br />
Bugün kullanılan beden yarın güçten düşebilir.<br />
Bugün oturulan makam yarın başkasına geçebilir.<br />
Bugün biriktirilen mal yarın geride kalabilir.<br />
Kur’an bize mülkün gerçek sahibini şöyle bildirir:<br />
“De ki: Ey mülkün sahibi Allah’ım! Sen mülkü dilediğine verirsin, dilediğinden alırsın; dilediğini aziz kılar, dilediğini alçaltırsın. Hayır Senin elindedir. Şüphesiz Sen her şeye güç yetirensin.”<br />
(Âl-i İmrân, 3:26)</p>

<p>Mâlikü’l-Mülk ismini tanıyan kul, sahip olduklarını emanet bilir. Malı varsa şükürle taşır. Makamı varsa adaletle kullanır. Bilgisi varsa tevazu ile paylaşır. Gücü varsa zayıfı ezmek için değil, hakkı korumak için kullanır.</p>

<p>Çünkü emanet bilinci olmayan sahiplik, insanı azdırabilir.<br />
İnsan “Benim” dedikçe kibirlenebilir.<br />
“Ben kazandım” dedikçe şükrü unutabilir.<br />
“Ben yönetirim” dedikçe hakkı çiğneyebilir.<br />
“Ben güçlüyüm” dedikçe zayıfı hor görebilir.<br />
Oysa mülk Allah’ındır. Kul ise emanetçidir.</p>

<p>Kur’an şöyle buyurur:<br />
“Göklerin ve yerin mülkü Allah’ındır. Dönüş de Allah’adır.”<br />
(Nûr, 24:42)</p>

<p>Bu ayet, insanın kalbine hem güven hem sorumluluk verir. Güven verir; çünkü mülk Allah’ın elindedir. Sorumluluk verir; çünkü dönüş yine Allah’adır. O hâlde insan, kendisine verilen her imkânın hesabını düşünecek bir bilinçle yaşamalıdır.</p>

<p>Şu hâlde kendimize soralım:<br />
Ben sahip olduklarımı gerçekten emanet mi biliyorum, yoksa bana verilenleri kendime ait mutlak bir güç mü sanıyorum?</p>

<p>ZÜ’L-CELÂLİ VE’L-İKRÂM: YÜCELİK VE İKRAM SAHİBİ RAB</p>

<p>Zü’l-Celâli ve’l-İkrâm, celâl, yücelik, azamet ve ikram sahibi olan Allah demektir.<br />
Bu isim, kulun kalbine iki büyük hakikati birlikte yerleştirir: Rabbimizin yüceliği ve Rabbimizin ikramı.<br />
Allah yücedir; kul haddini bilir.<br />
Allah ikram sahibidir; kul nimetin sahibini unutmaz.<br />
Allah’ın celâlini tanıyan insan, büyüklük taslamaz. Allah’ın ikramını tanıyan insan, nankörlük etmez. Çünkü Rabbimiz hem yüceliğiyle kulun kalbine saygı ve haşyet yerleştirir hem de ikramıyla kulun gönlüne umut ve şükür verir.<br />
Kur’an’da şöyle buyrulur:<br />
“Yeryüzünde bulunan her şey fanidir. Ancak celâl ve ikram sahibi Rabbinin zatı baki kalacaktır.”<br />
(Rahmân, 55:26-27)<br />
Bu ayet insana dünyanın geçiciliğini, Rabbimizin ise baki olduğunu hatırlatır. Mal geçer, makam geçer, beden yaşlanır, güç azalır, güzellik solar, alkış diner. Fakat Rabbimizin celâli ve ikramı bakidir.</p>

<p>Aynı sûrede şöyle buyrulur:<br />
“Celâl ve ikram sahibi Rabbinin adı ne yücedir.”<br />
(Rahmân, 55:78)<br />
Zü’l-Celâli ve’l-İkrâm ismini tanıyan kul, hayatı iki kanatla taşır: saygı ve umut.<br />
Saygı vardır; çünkü Rabbimiz yücedir.<br />
Umut vardır; çünkü Rabbimiz ikram sahibidir.<br />
Bu isim, insanı hem kibirden hem de ümitsizlikten korur. Kibirden korur; çünkü yücelik kula değil Allah’a aittir. Ümitsizlikten korur; çünkü ikram kapısı Allah’ın elindedir.<br />
Kul, kendisine verilen nimetlere bakar ve şunu düşünür:<br />
Bana nefes veren Rabbimdir.<br />
Bana akıl veren Rabbimdir.<br />
Bana rızık kapıları açan Rabbimdir.<br />
Bana tövbe imkânı veren Rabbimdir.<br />
Bana Kur’an ile yol gösteren Rabbimdir.<br />
Bana iyilik yapma fırsatı veren Rabbimdir.<br />
Öyleyse nimeti sahiplenmek değil, nimetin sahibine şükretmek gerekir.<br />
O zaman kendimize soralım:<br />
Ben Rabbimin yüceliği karşısında haddimi, ikramı karşısında şükrümü koruyabiliyor muyum?</p>

<p>EL-MUKSİT: ADALETİ VE HAKKANİYETİ GÖZETEN RAB</p>

<p>El-Muksit, adaletle hükmeden, hakkaniyeti gözeten, ölçüyü dosdoğru koyan Allah demektir.<br />
Adalet, Kur’an’ın hayatımıza koyduğu en temel ölçülerden biridir. İnsan, sevdiği kişiye karşı da sevmediği kişiye karşı da adil olmakla sınanır. Çünkü adalet, yalnız dostlarımıza iyi davranmak değildir. Asıl adalet, nefsimizin, öfkemizin, çıkarımızın ve tarafgirliğimizin bizi haktan saptırmasına izin vermemektir.</p>

<p>Kur’an şöyle buyurur:<br />
“Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa olan kininiz sizi adaletsizliğe sürüklemesin. Adaletli olun; bu, takvaya daha yakındır.”<br />
(Mâide, 5:8)</p>

<p>El-Muksit ismini tanıyan kul, ölçüyü eğip bükmez. Kendi lehine olunca adalet isteyen, aleyhine olunca adaletten kaçan biri olmaz. Yakını için başka, yabancı için başka ölçü kullanmaz. Sevdiğine ayrı, sevmediğine ayrı hukuk uygulamaz.</p>

<p>Çünkü adalet, Allah’ın huzurunda verilen bir kulluk sınavıdır.</p>

<p>Kur’an bir başka ayette şöyle buyurur:</p>

<p>“Ey iman edenler! Kendinizin, anne babanızın ve yakınlarınızın aleyhine bile olsa Allah için adaleti ayakta tutan şahitler olun.”<br />
(Nisâ, 4:135)</p>

<p>Bu ayet bize çok derin bir ölçü verir. Adalet, yalnız başkasının hatasını görmek değildir. İnsan gerektiğinde kendi nefsine, ailesine, yakınına ve tarafına karşı da hakkı ayakta tutabilmelidir.</p>

<p>El-Muksit’i tanıyan insan; tartarken, konuşurken, şahitlik ederken, karar verirken, eleştirirken, överken, yererken ölçülü olur. Birini sevdiği için hatasını aklamaz. Birinden hoşlanmadığı için iyiliğini inkâr etmez.</p>

<p>Adaletin olmadığı yerde güven zedelenir.<br />
Güvenin olmadığı yerde huzur azalır.<br />
Huzurun olmadığı yerde gönüller kurur.<br />
El-Muksit ismi, kuruyan gönüllere yeniden hayat verecek büyük bir ölçüdür. Çünkü adalet, yalnız mahkemelerin değil; evlerin, ailelerin, dostlukların, komşulukların, iş yerlerinin ve toplumların da can suyudur.<br />
Burada kendimize soralım:<br />
Ben adaleti yalnız işime geldiğinde mi istiyorum, yoksa kendi aleyhime bile olsa hakkı ayakta tutmaya razı mıyım?</p>

<p>MERHAMET, EMANET, YÜCELİK VE ADALET BİLİNCİ</p>

<p>Can Dostlar!</p>

<p>Bugün üzerinde durduğumuz bu 4 güzel isim hayatımızın her alanına ölçü koyar.</p>

<p>Bir kez daha özetlemek gerekirse:<br />
Er-Raûf bize Rabbimizin kullarına karşı çok şefkatli olduğunu hatırlatır. Kula düşen, kırmadan konuşmak, incitmeden uyarmak ve merhameti hayatına taşımaktır.<br />
Mâlikü’l-Mülk mülkün gerçek sahibinin Allah olduğunu öğretir. Kula düşen, sahip olduklarını emanet bilmek; malı, makamı, bilgiyi ve imkânı adaletle kullanmaktır.<br />
Zü’l-Celâli ve’l-İkrâm Rabbimizin hem yücelik hem ikram sahibi olduğunu bildirir. Kula düşen, O’nun celâli karşısında haddini, ikramı karşısında şükrünü korumaktır.<br />
El-Muksit adaletin ve hakkaniyetin Allah katında büyük bir ölçü olduğunu gösterir. Kula düşen, sevdiğine de sevmediğine de adaletle davranmak, hakkı eğip bükmemektir.</p>

<p>Unutmayalım:<br />
Allah Raûf’tur; kul merhameti incelikle taşır.<br />
Allah Mâlikü’l-Mülk’tür; kul sahip olduklarını emanet bilir.<br />
Allah Zü’l-Celâli ve’l-İkrâm’dır; kul yücelik karşısında haddini, ikram karşısında şükrünü korur.<br />
Allah Muksit’tir; kul adaleti işine geldiğinde değil, her durumda ayakta tutar.<br />
Esmâ ile ahlaklanmak; Rabbimizin güzel isimlerini yalnız dilde anmak değil, o isimlerin bize öğrettiği kulluk bilincini hayata taşımaktır.<br />
Rabbimiz bizleri; merhametli, emanet bilinci taşıyan, şükreden, haddini bilen ve adaletten ayrılmayan kullarından eylesin.<br />
Çorak gönüllerimizi rahmetiyle Derya’ya ulaştırsın; sözlerimize incelik, kalplerimize merhamet, işlerimize adalet, ömrümüze bereket ihsan eylesin.<br />
Esmâullâh ahlâkı ile ahlaklanma gayreti içinde olan gönül dostlarına selam olsun.</p>

<p>“Esmâ ile Ahlaklanmak”ta yeniden buluşmak üzere.</p>

<p>Sağlıkla kalın, esen kalın, hoş kalın&nbsp;</p>

<p>Can Dostlar!</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 17 Sep 2026 13:13:18 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.datca-haber.com/images/kullanicilar/2024/12/a-hikmet-gul-1733901285.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI BAŞLARKEN...</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://www.datca-haber.com/makale/egitim-ogretim-yili-baslarken-2930</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://www.datca-haber.com/makale/egitim-ogretim-yili-baslarken-2930</guid>
                <description><![CDATA[EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI BAŞLARKEN...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>*Yumak yumak sıkıntılar...<br />
*Barınma<br />
*Servis...<br />
*Giyim, kitap, kırtasiye<br />
*Yani sıkıntılı günler sizleri bekliyor...<br />
DEĞERLİ VELİLER<br />
Herkeste ayrı bir heyecan var. Öğrenciler, öğretmenler ayrı ayrı heyecan ve sıkıntılarla<br />
bir yeni eğitim öğretim yılına başlıyorlar.<br />
Ama en büyük sıkıntı sizde bunu biliyorum. Çünkü uzun süre ben de velilik yaptım.<br />
Çocuklarımın ve yakınlarımın her yeni okula, her yeni sınıfa başladıklarında nasıl<br />
heyecanlandığımı, nasıl sıkıntılı durumlarda kaldığımı, kaldığımızı biliyorum.<br />
İsterseniz, bu yıl üniversite ile yeni tanışacak velilerden başlayalım. Bin bir zorlukla, çocuğunuz liseyi bitirdi. Belki dershane masrafını da gördünüz.(şimdi dershane denmiyor,<br />
adı kurs oldu ya) Bir üniversite ya da yüksek okul kazandı çocuğunuz. O heyecanlı bekleyişleri tatlı bir anı olarak unuttunuz bile!<br />
Artık çocuğunuzu üniversiteye yerleştireceksiniz. Önce yurt aradınız olmadı(mı)<br />
Birkaç öğrenci birleşip bir ev tutmak dahil bir sürü alternatif deneyeceksiniz. Yurt parası,<br />
har(a)ç parası vb. Yine yeni krizler göreceksiniz. Binlerle ifade edilen borçların altına ya<br />
girdiniz, ya gireceksiniz. Tüm bunlar geleceğe eğitimli insanlar bırakmak için yapılan<br />
gayretler…<br />
Veli arkadaş;<br />
Şurasını hiç unutma. Artık üniversiteli bir genç kızın, ya da delikanlının velisisin artık.<br />
Karşında dünün çocuğu yok. Belki senin, benim için Onlar hala çocuklar. Ama tekrar<br />
ediyorum, karşındaki artık bir gençtir. Atatürk’ün Türkiye Cumhuriyeti’ni emanet ettiği genç!<br />
Sen, siz Onların arkadaşı olacaksınız. Sakın “Nasılsa çocuğu –Ankara-İstanbul vb-<br />
üniversiteye gönderdim, artık Oh” demeyiniz . Adı üzerinde genç. Eğilir, bükülür. Çabuk<br />
kırılır. Çabuk aldanır, aldatılır. Çocuğunuzun hafiyesi olmayın, ama O’nu sürekli izleyin. Hiç değilse ebeveynleri tarafından izlendiğini, daha doğrusu kendisiyle ilgilenildiğini bilsin. Bunu<br />
başkaları da bilsinler. Desinler ki, ”Arkadaş bu çocuğun sahibi var ,O’na kanca atamayız” Bu imajı verin ne olur.<br />
Bir bakıyoruz, gençlerimiz tanınmaz hale geliyor.<br />
Anneleri, siz yine kurabiyelerini yapıp, gönderin, babaları siz yine arada sırada telefon edin, ablaları, ağabeyleri sık sık arayın…Aile olduğunuzu hatırlatın. Çünkü aile olabilenler<br />
ayakta sağlam kalabilenlerdir. Sakın yanlış anlaşılmasın. Çocuklarınızın özgürlüğünü kısmayın! Özgür ama, onurlu, özgür ama, sorumlu, özgür ama şımarık değil…Şimdilik bu<br />
kadar.<br />
Liseli gençlerin velileri;<br />
Kiminizin, üniversite de çocuğu var belki. Kiminizin her üç öğretim/eğitim<br />
kurumunda öğrencisi var. Lise tam bir köprü. Kiminizin ara sınıfta öğrencisi var. Kiminizin<br />
öğrencisi yeni başlayacak. Daha okullar açılmadan yıl içinde yapılacak genel sınavlara siz<br />
öğrencilerden önce hazırlanmaya başladınız bile. Köprü demiştim. Evet bu köprüde öğrencilerimizle daha dikkatli ilgilenmemiz gerekir. Eğer hoş bir denge tutturamazsak, köprüden düşebilir, ya da düşürebiliriz!<br />
Bence liseli gençlik için velilerin yapacakları önemli şeyleri şöyle sıralayabiliriz:<br />
-Evde; Evde davranışlarımız çok önemlidir. İki tip aile vardır. Biri çok korumacı. öteki<br />
çok nemelazımcı. İkisi de tehlikelidir. Her şeyin ortası derler ya, işte o…Bir de çok<br />
önemsenmeyen beslenme! Sizden çok masraflı bir beslenme istemiyorum. Bir yumurta, bir bardak süt, bir dilim ekmek, ya da bisküvi(çok pişmemişinden)veya tereyağlı bir tost(kaşar<br />
ya da beyaz peynirli) Çünkü, beslenme bu çağdaki gençlerin gelişimlerini hem fiziki, hem de zekaca etkilemektedir. Amacım burada filozofluk yapmak değildir. Tüketici açısından<br />
tükenmemeniz için gayret ediyorum.<br />
-Okulda; arkadaş ilişkilerine dikkat edin.( Zaten bu yazıyı okuyanların hiçbirinin<br />
çocuğu arkadaşlık dışında kalamaz) Hiç değilse, anne, baba, abla, ağabey olarak haftada bir kez okula gidin. Öğretmenleriyle tanışın. Davranışları, dersleri hakkında not alın. Olumsuz bir şey gördüğünüzde, akşam evde sorguya çeker gibi yapmayın. Nasıl düzeltirim diye düşünün. Örneğin:”….yahu sen geçenlerde …dersinden çok iyi not almamışsın, benim niye haberim olmadı. Oğlum iyiyi de, kötüyü de bize söyle. Zayıf alman dünyanın sonu değil. Çalışıp düzeltirsin. Veya,”…ile kavga etmişsin. Oğlum şu avuç içi kadar Datça’da yaşıyoruz. Neyi paylaşamadınız. Tabii çocuğunuz hep haklıdır! Öyle olmasa da öyle anlatacaktır. Kaldı ki gerçekten haklı da olabilir. Haklı olması kavga etmesinin bir nedeni olmamalıdır. Arkadaşını<br />
al, hep birlikte olalım bakalım, neyi paylaşamıyor muşsunuz.. gibi.<br />
-Sokakta ;hep şunu duyarım ”sokak çocuğu” Buna çok kızarım. Sokak ağzı. sokak<br />
çocuğu vb olacaktır. Çünkü sokaklar vardır. Önemli olan o sokakların iyi düzenlenmiş olması gereklidir. Herkesin velisi, saydığım gibi olursa, sokağın korkulacak neyi kalır. Kaldı ki, sokaklar olmasa oyun olmaz, oyun oynamayan çocuk cocuk, genç , genç değildir. Tabii sokakta(mahalle, cadde vb)bir racon vardır. Ama onu da veliler olarak düzeltebiliriz.<br />
Çocuğu İlköğretime yeni başlayacak veli arkadaşlar;<br />
İşte temeli siz atacaksınız. Daha doğrusu siz bu temelin atılmasına yardımcı<br />
olacaksınız. Okul ve öğretmenlerle..<br />
Bence çocuğunuzun öğrenmesini istemeyin! Bana da kimse kızmasın. Çocuğunuzun eğitilmesinden yana olun. Eğitilmiş insan, kolay öğrenen insandır. Kolay öğrenen insan faydalı insandır. Bakanlığın adı bile Milli Eğitim Bakanlığı’dır. O zaman biz iyi bir eğitimden<br />
yana olmalıyız. İyi bir eğitimde belki matematik pekiyi, coğrafya iyi olmayabilir. Ama<br />
insanlık hep pekiyidir…Birkaç örnek vermek istiyorum. Çocuğunuz paylaşmayı öğrensin, yardımlaşmayı öğrensin, dayanışmayı öğrensin. Her gün sadece bir tek güzel söz ezberlesin(pardon aklında tutsun) O’na tuğla kitaplar okutmayın (H.Potter gibi..) Çok iyi öykücülerimiz var. Küçük,(buna nouvella diyorlar) Çok güzel klasik denecek romanlarımız<br />
var. Onları okusunlar. Kombinasyonlar(bağlantılar)yapmasına ön ayak olun. Şöyle; bizim ilköğretimde çok oynanan bir oyundur. Öğretmen masanın üzerine bir çok eşya koyar.<br />
Herkesin dikkatli bakmasını ister. Sonra bir örtü ile bunların üzerini kapatır. Şimdi söyleyin bakalım masanın üzerinde ne var? Dediğinde hem dikkati, hem hafızayı ölçmeye çalışır. Bunu çeşitlendirebilir. Şimdi sırasıyla masanın üzerine eşyaları koyuyorum. Hangi sırada hangi eşyayı koyduğumu bulmaya çalışın diyecek. Bunda da kombinasyonları(bağlantı ve sırayı) bulacak. Bunları öğretmen arkadaşlarım fazlasıyla yapacaktır.<br />
Çocuğunuzun beslenmesi önemlidir. Günde en az iki yumurta yemesini sağlayın.<br />
Hidrojene edilmiş yağlarla yakılmış patatesleri, cips diye satılan GDO lu ürünleri yemelerine engel olun. Gazlı ve kolalı içeceklerden uzak durmalarını sağlayın. Kantinlerde böyle ürünlerin satılmalarına izin vermeyin. Verdirmeyin.(zaten bildiğim kadarıyla artık kantinlerde<br />
satılmıyor) Okul-Aile birlikleriyle bu konuda temasa geçin. Çocuğunuzun süt içmesini söyleyenlere inat, ben ayran içmesinden, yoğurt ve peynir yemesinden yanayım) Eğer zorlanıyorsa, meyve suyu, ama katkılı olmayanından içirin. Ülkemiz son yıllarda çok iyi meyve suyu üretiyor. Çok iyi limonata yapıyor. Bunları alternatif olarak sunun. Hem ülkemiz<br />
kalkınsın, hem çocuklarımız iyi beslensin!<br />
Çaktırmadan çocuğunuza bir program yapın. Çocuklar, öyle sıkıcı programlar<br />
sevmezler. İçinde oyun da olan bir program, zaman ayarlaması yapın.<br />
Biliyorum, bunların çoğunu olmaz falan diye geçiştirecek veliler çıkacaktır. Dikkat<br />
edilirse burada velilerimizin ne bütçesini zorlayacak, ne de zamanlarını harcayacak öneriler sunmadık. Hepsi, herkes tarafından yapılacak işlerdir. Hepinize kolay gelsin.<br />
Öğretmen Arkadaşlarım;<br />
Veliler bu saydıklarımın bir kısmını bile yapsa, sizin işiniz epey kolay olacaktır. Tabii<br />
sizlerin de bir kısmı şu anda öğrenci velisidir. Çoğunuzun üniversitede öğrenci okuttuğunu<br />
biliyorum. Yaşam koşulları epey zor. Bu koşullar altında tam verimli olamam diyecek<br />
öğretmenlerimiz de olacaktır. Siz zaten öğretmen olarak, bir sürü özveride bulundunuz.<br />
Gözünüz başka yerlerde olsaydı öğretmen olmazdınız.<br />
Sevgili Öğrenciler;<br />
Buraya değin yazdıklarım aslında hep sizin içindir. Şunu hiç unutmayın, ”Bugünün<br />
küçüğü, yarının büyüğüdür” eğer biz büyüklerin yanlışları varsa. onları görüp, ”Yarın biz<br />
bunları yapmayacağız” diyebilmelisiniz.<br />
Artık her gün yumurta yiyoruz, süt içiyoruz. kavrulmamış bisküvi yiyoruz(bunu<br />
açıklayayım, açık renkte olan bisküvi) ablamızın yada annemizin yaptığı kurabiyeleri<br />
yiyebiliriz. Bal yemek zor geliyorsa, pekmez, helva yiyebiliriz. Gazlı içecek, kolalı içecek<br />
içmiyoruz. Katkısız ,konsantre meyve suyu içiyoruz. Kantinde yoksa istiyoruz, değil mi?<br />
Arkadaş ve arkadaşlıklarımızı çoğaltıyoruz<br />
Her gün bir güzel söz aklımızda tutuyoruz. Mümkünse o sözcükleri kullanıyoruz.<br />
Örneğin; günaydın, nasılsın, iyi günler, lütfen, arkadaşım, kardeşim, gibi….<br />
Şöyle ders çalışın, böyle yapın demek benim harcım değil. Değerli öğretmenleriniz<br />
size gereken bilgiyi verecektir.<br />
Bu duygularla Yeni eğitim Öğretim yılınızı en içten duygularla kutlarım.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 17 Sep 2026 13:13:17 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>YÖRESEL AĞIZLARDA ATASÖZLERİ</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://www.datca-haber.com/makale/yoresel-agizlarda-atasozleri-2929</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://www.datca-haber.com/makale/yoresel-agizlarda-atasozleri-2929</guid>
                <description><![CDATA[YÖRESEL AĞIZLARDA ATASÖZLERİ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>-Fena insan kömüre benzer,ya yanar,ya kararır(Kastmonu,Bolu)<br />
-Fukaranın işi,baklava yerken kırılır dişi(brdur)<br />
-Gaddarın hakkından zalim gelir(Bolu)<br />
-Gafil kuşun avcısı çok olur(Giresun)<br />
-Garaz kandan ağırdır(zordur)(Malatya,Antalya)<br />
-Gavura Müslümanlığın şartını sormuşlar:”Eşikmişim”demiş(Ordu)<br />
-Gavurun ekmeğini yiyen kılıcını sallar(Bolu,Tokat,Brdur,Ordu,G.Ant,Elazığ,Malatya,Konya)<br />
-Gece yağar gündüz açar o yılımızın hoşluğundan;gündüz yağar gece açar o yılımızın<br />
puştluğundan(G.Ant.)<br />
-Geçen yılın kuzusu şişektir,selamsız geçen eşektir(Isparta)<br />
-Geçidini bilmediğin suya ayağını atma(Erzincan)<br />
-Geçmez pul sahibinindir(Van)<br />
-Geçmiş harman savrulmaz(Malatya)<br />
-Gelin bindi deveye,gör kısmeti nereye?(Hakkari,Kayseri,Sivas)<br />
-Gemisini kurtaran sandalını aramaz(Ordu)<br />
-Gevezeyi cehenneme atmışlar,”Yangın var” diye bağırmış(Amasya)<br />
-Gırdan(İri) taşı kimse yerinden kaldıramaz(Van)<br />
-Gitti ağalar paşalar,itlere kaldı köşeler(G.Ant)<br />
-Gitti beyler paşalar,kellere kaldı köşeler(Bolu)<br />
-Gizli boğaya gelen,aşikar doğar(Van)<br />
-Gömleksizin gönlünden kırk arşın bez geçer(Ankara)<br />
-Gönlün sığdığı yere köy sığar(Isparta)<br />
-Gönül taşla kırılmaz,sesle kırılır(Osmaniye,Konya)<br />
-Gurbette taşa yaslanmayan,evdeki hasırın(yastığın) kıymetini bilmez.<br />
(Bolu,Malatya,Kstamonu)<br />
-Hacıdan,hocadan,karanlık geceden kork(Bitlis)<br />
-Hamuru yoğur ekmek olsun,pamuğu eğir iplik olsun(Isparta)</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 17 Sep 2026 13:13:16 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MUĞLA TÜRKÜLERİ(67)    GEMİLERİN DİREĞİ</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://www.datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri67-gemilerin-diregi-2928</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://www.datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri67-gemilerin-diregi-2928</guid>
                <description><![CDATA[MUĞLA TÜRKÜLERİ(67)    GEMİLERİN DİREĞİ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Uzun olur gemilerin direği<br />
Saf saf saf olur genç kızların yüreği<br />
Efem de yüreği<br />
Sen otur Memdali(*) çeksin küreği<br />
Yap yanık olur sevenin yüreği<br />
Yeşil olur gemilerin direği<br />
Sap sağlam olur kaptanın bileği<br />
Efem bileği.</p>

<p>(*) MEMDALİ: Mehmet Ali adının halk arasında söylenişidir.<br />
Buna benzer bir başka türkü daha vardır (Uzun olur gemilerin<br />
direği/Yanık olur efelerin yüreği…gibi<br />
Bu türkünün onunla ilgisi yoktur. Bodrum yöresinin sevilen türkülerindendir.<br />
Başlangıçta Mehmet Ali adında bir denizci ile sevdiği kızın kaçış<br />
öyküsünden yola çıkılarak yakılmıştır. Ancak bu öykü hakkında yeterli bir<br />
bilgi yoktur. Söylenti olarak kalmıştır.<br />
Türkünün halk arasında sözleri karışmışsa da, en doğru sözleri<br />
yukarıda anlatıldığı gibidir.<br />
Türküyü araştırmacı yazar ve müzisyenlerden Ali Sinan Erdemsel ile<br />
Mehmet Uslu birlikte derleyerek, notaya almışlardır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 17 Sep 2026 13:13:15 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kim bu Monsanto?(GDO-4)</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://www.datca-haber.com/makale/kim-bu-monsantogdo-4-2927</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://www.datca-haber.com/makale/kim-bu-monsantogdo-4-2927</guid>
                <description><![CDATA[Kim bu Monsanto?(GDO-4)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Daha önce anlattıklarımızda Monsanto ve Türkiye ayağından bahsetmiştik.Oradan<br />
devam edelim;<br />
Monsanto, biyokimya teknolojisinin lideri, daha önce saydığımız devlerin en acımasızı,en kocamanı,en azmanı!Şirket Devlet olup,Bugün dünyadaki GDO’LU ÜRÜNLERİN %91’İ Monsanto tarafından dağıtılmakta. zaten %80’i de Monsanto laboratuvarlarında geliştirilmiş bir gen içermektedir. Tarımcısının bilinçsiz,ama kısa vadeli kazanç bilincinin çok yüksek olduğu Türkiye’de tarım ve hayvancılık sektöründe üretimden ithalata her aşamada Monsanto’nun ilaçları, Monsanto’nun kimyasalları, Monsanto’nun GDO’ları vardır.<br />
Neden bunların üzerinde bu kadar duruyorum? Ahmet Arif’in dediği gibi”…tanı bunları tanı da büyü Adiloş bebem”<br />
KİM BU MONSANTO?<br />
Monsanto Chemical Works şirketi 1901 yılında yapay tatlandırıcı sakarin üretmek için kuruldu. En büyük müşterisi kim miydi? Tabii ki coca cola! Üretim yelpazesini 1917 yılından öteye Aspirin,Plastik Reçine,Kauçuk,yakıt katkımaddeleri, yapay kafein, endüstriyel sıvılar, vinil kaplama, deterjan, fosfor, antifriz, sülfürik asit, herbisit(zararlı ot ilacı),pestisit(haşere ilacı) gibi çevre kirletici ne varsa çok ve değişik alana yaydı. Tabii tüm dünya Türkiye değil ki,bazen yaptığı yıkımın,zararın farkına varan devlet ve kuruluşlar tarafından kulağının çekildiği de oldu. 1935 yılında üretime başladığı PCB’nin(Poliklorlu bifeniller) kullanımı, BM Çevre Programı Kimyasal Birimleri’nin saptadığı çevre ve insan sağlığına kalıcı zararları dolayısıyla 1986 yılında yasaklandı.<br />
ŞİMDİ SIKI DURUN,HEPİNİZİN ÇOK İYİ TANIDIĞI BİR ZEHİRİ ANLATACAĞIM; Monsanto’nun zehir iştahı habire kabarıyordu. Kirli paralar da cebe.1940 lardan sonra piyasaya sürdüğü DDT(hatırladınız mı?,siz &nbsp;hatırlamadınızsa,ninelerinize,dedelerinize bir sorun bakalım..),kuşlar başta olmak üzere,birçok canlı türünün soyunu tükettikten sonda 1970 li yıllarda yasaklandı. Sorun büyüklerinize 1960lardan önce hangi kuşları tanıyorlardı? Şimdi neden yoklar? 1948’de tüm dünyaya “2,4,5-T”koduyla üretip sattığı uğursuz herbisit ise, biriktiği toprak yoluyla insana geçen ve çok küçük miktarları bile kalp,karaciğer,üreme ve gelişim bozukluklarına yol açan dioksin maddesini içeriyordu. Dünya sağlık örgütü dioksin maddesini 1997 de birinci sınıf kanserojen ilan etti. Ama bu yasak çok gecikmiş bir karardı. ABD hükümeti, Monsanto ile Dow Chemical şirketleri tarafından üretilip”2,4,5-T”bileşimi içeren ve “Turuncu Ajan” adı verilen çok güçlü bir yaprak dökücüyü savaş silahı olarak kullanmış;hikaye şu:”1962’den 1971’e kadar Wietnam topraklarına tam 75 milyon 770 bin litre bu zehirden püskürtülmüştü.! Amaç Kuzey Wietnamlı gerillaların saklandığı yeşil alanları kurutarak,bombalanacak biçimde görünür hale getirmekti. Sonuç, sadece Kuzey Wietnam değil, tüm çevre coğrafyasında 4 milyon 800 bin insanı etkiledi….Bunlardan yarım milyonu lenfoma, Hodgin lenfoması ve lösemi türünden kanserlerden öldü.Yarım milyon çocuk sakat doğdu.Bölge ormanlarının%20 si yok oldu ve 400 bin hektar tarım arazisi zehirlendi”(Wietnam’a gidip bunu oradaki insanlardan dinlemek isterdim. Bizim medya bunları bilse de yazmaz,yazamaz) Monsanto 1973 ten bu güne tarım ilaçlarında dünya liderliğini sağlayan Roundup herbisit dizisini piyasaya sürdü.Bu zararlı ot zehrinin içerdiği glisofat molekülünün bulaştığı bitkileri yiyen ve insanlarda,erkek üreme organları dejenerasyonu,görüldü.(Devam edeceğiz…)</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 17 Sep 2026 13:13:13 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>DATÇA’DA ULAŞIMDA YAŞANAN AKSAKLIKLAR VE ÇÖZÜM ÇALIŞMALARI.(4)</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://www.datca-haber.com/makale/datcada-ulasimda-yasanan-aksakliklar-ve-cozum-calismalari4-2926</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://www.datca-haber.com/makale/datcada-ulasimda-yasanan-aksakliklar-ve-cozum-calismalari4-2926</guid>
                <description><![CDATA[DATÇA’DA ULAŞIMDA YAŞANAN AKSAKLIKLAR VE ÇÖZÜM ÇALIŞMALARI.(4)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bu yazımıza kadar neler yapıldığını anlatmaya çalıştık Datça için. Bu</p>

<p>yazımızda yine Muttaş koordinatörü sayın Birkan Kandemir tarafından</p>

<p>hazırlanan aksaklıklar ve çözüm önerilerini ve yapılacakları anlatmaya</p>

<p>çalışacağım:</p>

<p>*En önemli sorun olarak başa aldıkları Datça-Marmaris, ve Marmaris-</p>

<p>Datça güzergahında Özel Toplu taşıma araçlarında yer bulamama sorunu ;</p>

<p>Konunun 2023 yılından bu yana bu konu masaya yatırılmış,</p>

<p>kooperatif ve araç sahipleriyle çözüm önerileri saptanmıştır. Sorunun tek</p>

<p>bir nedenden kaynaklanmadığı, aşağıdaki sorunların bütüncül olarak ele</p>

<p>alınması gerektiği;</p>

<p>*Şehirlerarası otobüslerden kaynaklanan ani yolcu yoğunluğu;</p>

<p>*Araç kapasitesi ve toplu taşıma sistemindeki yapısal değişiklikler,</p>

<p>*Marmaris peronunun olumsuz fiziki koşulları,</p>

<p>*Ek seferler konusunda yeterli bilgilendirme sağlanamaması,</p>

<p>*Araç kapasitesi dolduktan sonra düşük sayıda yolcunun kalması(7</p>

<p>kişiden az yolcunun maliyeti karşılamaması sorunun temeli. Ancak 7, 8</p>

<p>üzeri yolcu için yedek araç kaldırılıyor)</p>

<p>*Bugüne kadar uygulanan en önemli çözümün ek sefer konulması</p>

<p>olmuştur. Bu da sorunu ancak %50 kadar çözebilmiştir.</p>

<p>*Sabit seferin ardından, kademeli araç seferleri konulmuştur.</p>

<p>Yüksek yoğunlukta kullanılan model 3 araç, 2.aracın perona</p>

<p>geliş zaman farkı 5 dak. 3.aracın perona geliş farkı 15 dak.</p>

<p>Yaklaşık azami gecikme 30 dakikayı aşmamaktadır. Oturan yolcu</p>

<p>kapasitesi 63, ayakta yolcu kapasitesi 9, toplam taşıma 3 araç için</p>

<p>72 dir.</p>

<p>Düşük sayıda kalan yolcular için kalıcı çözüm arayışını yıllardır</p>

<p>araştırıyoruz. Şunları ekleyebiliriz;</p>

<p>*7 ve üzeri kalan yolcular için zaten ek sefer var,</p>

<p>En net çözüm rezervasyondur. Bu sistemin önünde mevcut</p>

<p>kısıtlamalar bulunmaktadır;&nbsp;&nbsp;</p>

<p>-Rezervasyon sisteminin şu anda Muğla ilinde uygulanmaması-</p>

<p>İlçeler arasındaki taşımanın toplu taşıma statüsünde değerlendirilmesi-</p>

<p>Ücret ödemesinin Kent Kart sistemi üzerinden yapılmak zorunda olması,</p>

<p>-Uzaktan ön ödeme sisteminin resmi olarak uygulanamaması-</p>

<p>Nakit ön ödemenin resmi olarak kullanılamaması</p>

<p>Alternatif Çözüm;</p>

<p>*Dijital doluluk ve sıra takip sistemidir. Sıramatik bir sistem</p>

<p>üzerinde çalışılmaktadır. (Bazı açıklamalar yapılmış, ancak daha ayrıntılı</p>

<p>bilgilendirmeyi yakında yapacaklar)</p>

<p>-Şehirlerarası Otobüslerin Son Varış Noktası Datça Olduğu İçin</p>

<p>Yaşanan Bekleme ve Park Sorunu;</p>

<p>Datça otoparkı, gelen araçlar için yeteri kapasitede değildir. Daha</p>

<p>önce bazı çözümlerin üzerinde durulmuş, ancak yeterli olmamıştır.</p>

<p>Raporda, sadece şehirlerarası yolcu otobüslerini değil, tüm Datça’nın</p>

<p>bir sorunu olduğunun altı çiziliyor.</p>

<p>Buraya bir not da ben eklemeliyim; bunu tek başına Datça Belediyesi</p>

<p>çözemez, Kooperatif çözemez, hatta Büyükşehir de çözemez. Yerel</p>

<p>yönetimler ve merkezi hükümet el ele vermelidir. Bunun koşullarını aramak</p>

<p>doğru olur. Bu da Birkan Kandemir ve ekibinin işi değildir!</p>

<p>*Havalimanı Transfer araçlarının Yolcu alma noktalarına ilişktin,</p>

<p>koordinatörlüğün yapacağı bir şey yoktur. Konu Ulaştırma Bakanlığına</p>

<p>bağlı TURSAB yetki belgeleri kapsamında gelişmektedir.</p>

<p>Ancak, tavsiye olarak denetimlerin yapılması gerektiği belirtilmiş.</p>

<p>Konu ile ilgili Muğla Büyükşehir Belediyesinin herhangi bir hüküm ve</p>

<p>tasarrufu bulunmadığı belirtilmektedir.</p>

<p>ŞEHİR İÇİ TOPLU TAŞIMA ARAÇLARINDAKİ YOĞUNLUĞUN</p>

<p>AZALTILMASI:</p>

<p>*Ulaşım daire başkanı Süleyman Özdemir ‘in desteği, Muğla</p>

<p>Büyükşehir Belediye başkanı Ahmet Aras’ın takdirleriyle ilçeye ek araç ve</p>

<p>şoför takviiiiiiiiyesi yapılmıştır. Bunu daha önce anlattık.</p>

<p>MAHALLE HATLARININ ŞEHİR İÇİNE ENTEGRASYONU</p>

<p>Mahallelere hizmet veren özel toplu taşıma araçlarının;</p>

<p>-Yolcuların şehir içerisinde indirebilmesi-Otogar yoğunluğunun</p>

<p>azaltılması-Mahallelerden gelen vatandaşların Pazar Yeri bölgesinde</p>

<p>indirilmesi-Köy garajına kadar olan taşıma sürecinin yeniden</p>

<p>değerlendirilmesi&nbsp;&nbsp;</p>

<p>Gibi talepler bulunmaktadır.</p>

<p>Bu konu ulaşım esnafımız ve Muğla Büyükşehir Belediyesi</p>

<p>tarafından birlikte değerlendirme aşamasındadır.</p>

<p>Kendi adıma bunu takip edeceğimi bildiririm.</p>

<p>DATÇA ULAŞIMINDA GÖSTERİM VE ÖNÜMÜZDEKİ</p>

<p>HEDEFLERİMİZ;</p>

<p>*Marmaris-Datça peronunda elektronik sıramatik ve canlı</p>

<p>izleme sisteminin kurulması,</p>

<p>*Datça otogarında ulaşım bilgilendirme ve iletişim noktası</p>

<p>oluşturulması,</p>

<p>*Sabah 6 Datça-Muğla seferinin Cumhuriyet Meydanından</p>

<p>başlatılması,</p>

<p>*Mesudiye-Palamutbükü arasında toplu taşıma seferlerinin</p>

<p>başlatılması</p>

<p>*Cumartesi günleri mahalle araçlarının Pazar yeri güzergahını</p>

<p>kullanabilmesi,</p>

<p>*Datça merkezinde yeni bir toplu taşıma d6urağı oluşturulması,</p>

<p>*Öğrencilerin sportif etkinliklere ulaşımının</p>

<p>desteklenmesi(Bunun için koop. Bşk. Sayın Efkan Karaman’ın sözü vardır,</p>

<p>ücretsiz taşıma için)</p>

<p>*Ulaşım ve lojistik esnafını bir araya getirecek büyük ölçekli</p>

<p>kooperatif yapısı oluşturmak(Bunu ben çok önemli görüyorum)</p>

<p>*Şehir içi toplu taşıma hizmet saatlerinin yolcu yoğunluğuna</p>

<p>göre desteklenmesi,</p>

<p>*Ulaşım vasıtalarının dijital platformlarda temsil edilmesi,</p>

<p>*Aktur ve Billurkent güzergahlarında güvenli durakların</p>

<p>oluşturulması,</p>

<p>*Datça-Marmaris arasında gece ulaşım seçeneklerinin</p>

<p>değerlendirilmesi,</p>

<p>*Otopark sorununa yönelik çözüm seçeneklerinin geliştirilmesi,</p>

<p>*Datça ulaşım Çözüm önerileri komisyonunun oluşturulması</p>

<p>Bu raporun bir özetidir. Ancak bununla da kalmamışlar,</p>

<p>haftalık, aylık raporlar sunuyorlar. Bana gelen tüm bilgileri sizlerle</p>

<p>paylaşacağım.&nbsp;Mutlu yolculuklar!</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 18:57:54 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>KATİLİNİZİ İYİ TANIYIN!(3)</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://www.datca-haber.com/makale/katilinizi-iyi-taniyin3-2925</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://www.datca-haber.com/makale/katilinizi-iyi-taniyin3-2925</guid>
                <description><![CDATA[KATİLİNİZİ İYİ TANIYIN!(3)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yeryüzünü bir örümcek ağı gibi saran çokuluslu biyokimya sanayisi;insanları önce</p>

<p>zehirleyip sonra da tedavi ediyor(ne tedavi ama!)</p>

<p>Bugün dünyada biyokimya teknolojisini elinde tutan şirket devleti diyebileceğimiz</p>

<p>ünlü şirketler şunlar:MONSANTO,DUPONT,NOVARTİS VE BAYER</p>

<p>. Ya bu adlarla iş görüyorlar,ya da ortağı oldukları değişik adlarla iş yapan şirketleri</p>

<p>var. Örneğin, Türkiye’de Monsanto’nun alt kuruluşu olan CARGİLLNBŞ(nişasta bazlı</p>

<p>şeker tekelidir) Ona sorulmadan Türk hükümeti bile şeker kotası ayarlayamaz. Bu çok iddialı</p>

<p>bir cümle. Ama arkasında durmaya hazırım. Bununla ilgili bir çok bilgi ve belge de var!</p>

<p>Kanser yapan, hormonlu besi ve süt hayvanları ,bu biyokimya endüstrisinin bir</p>

<p>başarımı(performansı) GDO’lu tohumlar bir biyokimya eseri.</p>

<p>*YİYECEKLERİ VE SULARI KİRLETEN,</p>

<p>*KİMYASAL TARIM İLAÇLARINDAN,DETERJANLARA</p>

<p>*PLASTİKTEN,TEFLONA,</p>

<p>*SİGARADAN,BAĞIMLILIK YAPAN HAPLARA KADAR</p>

<p>BELLİ SAYIDA ŞİRKETİN MARİFETİ!</p>

<p>Aspirinden,en gelişmiş kanser ilacına; hasta ettikleri</p>

<p>insan ve hayvanları ”TEDAVİ” eden ilaçlar da onların</p>

<p>becerisi,cesareti!</p>

<p>Çokuluslu bu kimya tekelleri birçok ülkenin bütçesinden fazla kazanmaktadır. Onlar</p>

<p>için bu önemlidir. İnsan canı hiç ama hiç önemli değil!</p>

<p>Çoğu zaman içinde zehirli oldukları anlaşılan inovasyon ürünlerini insanlık yararına</p>

<p>diye yutturmak üzere rüşvete bağladıkları laboratuvarlar, sözde bilim insanı, başında prof.</p>

<p>yazanlar, azgın ve baskın PR(piyasa araştırma) lobileri var. Hükümetleri parmağında</p>

<p>oynatıyor,politikacıları ve bilim insanlarını satın alıyor,yasalar bozduruyor,yasalar</p>

<p>yaptırıyorlar.</p>

<p>Küresel çapta pazarladıkları son yalan;</p>

<p>“YERYÜZÜ KAYNAKLARI İNSAN NÜFUSUNU</p>

<p>BESLEMEYE YETMEYECEK,gdo’LU TARIM ŞART”olan bunların</p>

<p>son hedefi,tüm dünyadaki besin alanlarını ele geçirmek. Burada küçük bir örnek vermek</p>

<p>istiyorum:”ABD,Irak’ı işgal eder etmez ilk ele geçirdiği yer, Irak Tohum Islah</p>

<p>İstasyonu’dur” Bu kadarı bile ne demek istediğimi anlatmıyor mu?</p>

<p>Binlerce yıldır ekilip,biçilen doğal tohumlara patent alıp kullanımını yasaklamak!</p>

<p>Rüşvete bağladıkları politikacılar sayesinde G.Amerika’daki tarım topraklarının çoğunu ele&nbsp;&nbsp;</p>

<p>geçirdiler(Arjantin’in GDO’lu mısır ihraç eden ülkelerin başında gelmesi,Meksika’daki tarım</p>

<p>çiftlikleri bazı örneklerdir)</p>

<p>GDO’lu ürün ektiriyorlar. Ama Meksika ve Brezilya’daki köylüler, geleneksel, doğal,</p>

<p>dolayısıyla zararsız tohum savunmasında kahramanca direniyor(darısı Türk çiftçisinin başına!)</p>

<p>Bu düşmanı iyi tanıyın!Çünkü kanser hastalığının ne kadar yayıldığı belli olmasın diye</p>

<p>2005 yılından bu yana İSTATİSTİK TUTULMAYAN VE</p>

<p>YAYINLANMAYAN TÜRKİYE’DE,KANSERLİ DOĞAN HER</p>

<p>BEBEĞİN KADERİNİ:</p>

<p>*Çevreyi kirleten,</p>

<p>*Yiyecekleri zehirleyenler çiziyor.</p>

<p>Erişkinlerde korkunç boyutlara ulaşan,yumuşak doku(lenf,prostat,meme,yumurtalık</p>

<p>vb.) kanserlerinde tarımda kullanılan kimyasal gübre,böcek ve zararlı ot ilaçlarının;gıda</p>

<p>sanayinde pancar şekerinin yerini alan mısır şurubunun;besi ve süt</p>

<p>hayvanlarına verilen zehirli katkı</p>

<p>maddelerinin,hormonların,antibiyotiklerin etkisi var.</p>

<p>Türkiye’de Monsanto var. Ülkemizde geleneksel pancar şekerinin feda edildiği,İznik</p>

<p>Gölü sularının peşkeş çekildiği CARGILL, Monsanto’nun bir şirketi….</p>

<p>Sizi sıkıyor muyum bilmiyorum. Bunu boyalı ve foyalı basında okuyamazsınız, Tv</p>

<p>lerinde izleyemezsiniz.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 18:57:52 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>YÖRESEL AĞIZLARDA ATASÖZLERİ</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://www.datca-haber.com/makale/yoresel-agizlarda-atasozleri-2924</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://www.datca-haber.com/makale/yoresel-agizlarda-atasozleri-2924</guid>
                <description><![CDATA[YÖRESEL AĞIZLARDA ATASÖZLERİ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>-Eser eser yağmazsa,sat öküzü çavdar al;eser eser yağarsa,sat çavdarı öküz al(Van)</p>

<p>-Eski çanak bardak olmaz(ordu</p>

<p>-Eski pamuk bez olmaz,dul avrat kız olmaz((G.Ant,Artvin)</p>

<p>-Esvap yamaya,can hekime düşmesin(van)</p>

<p>-Eşeğe rakı içirmişler,çulunu bahşiş vermiş(G.Ant.)</p>

<p>-Eşeğin kötü ise sat,avradın kötü ise giydir(Niğde)</p>

<p>-Eşeğin sırtına bir yük silah yüklemişler de yine de kurt yemiş(Ordu)</p>

<p>-Eşeğin yorulursa kervana kat,atın yorulursa torba tak,katırın yorulursa durma sat(Malatya)</p>

<p>-Eşek altın külah giyse,yine eşektir(van)</p>

<p>-Eşek dövme ile at olmaz(Antalya)</p>

<p>-Eşek gibi kazan,at gibi ye(Dnizli)</p>

<p>-Eşek Kabe’ye gitmekle hacı olmaz(Giresun)</p>

<p>-Eşme boku,çıkar koku(Bitlis)</p>

<p>-Eti yenecek kuş belli olur(Isparta)</p>

<p>-Etler içinde koyun,erkekler içinde kayın,altınlar içinde yaldız,kadınlar içinde baldız(Isparta)</p>

<p>-Etme kulum.,görürsün zulüm(G.Ant.)</p>

<p>-Ev danası öküz olmaz(Artvin,Amasya;Kayseri,Sivas)</p>

<p>-Evde horoz,sokakta tavuk olma(Afyon)</p>

<p>-Evlinin bir,evsizin bin evi vardır(Isparta)</p>

<p>-Ev yıkanın evi olmaz(Samsun,Amasya,Sinop,Artvin)</p>

<p>-Fakir dağa çıkınca kar(dağ) olur baran(Van)</p>

<p>-Fakire”Nerden aldın”,zengine”Sağlığınan giy” derler(Ankara)</p>

<p>-Fakir hırsızlığa çıkmış,ay akşamdan doğmuş(Malatya)</p>

<p>-Fakiri dövmektense,üstünü yırt(Van)</p>

<p>-Fakirin hastası,zenginin fahişesi sorulmaz(Van)</p>

<p>-Falan ölmüş,filan ölmüş,bir gün derler Sinan ölmüş(Balıkesir)</p>

<p>-Falcı gaybı bilse,yer altından define çıkarır(Malatya)-</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 18:57:51 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MUĞLA TÜRKÜLERİ GELİN TAVUĞU YEMİŞ…(66)</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://www.datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri-gelin-tavugu-yemis66-2923</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://www.datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri-gelin-tavugu-yemis66-2923</guid>
                <description><![CDATA[MUĞLA TÜRKÜLERİ GELİN TAVUĞU YEMİŞ…(66)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>At yemiş gara yemiş</p>

<p>Dalları yere değmiş,</p>

<p>Güvey namaz kılarken</p>

<p>Gelin tavuğu yemiş.</p>

<p>***</p>

<p>Amanın da yârim yârim,</p>

<p>Güzelim de yârim yârim</p>

<p>Elleri kınalı yârim</p>

<p>Kaşları karalı yârim.</p>

<p>***</p>

<p>Ak yemiş gara yemiş,</p>

<p>Kim kime ne demiş.</p>

<p>O yar bize gelirken ,</p>

<p>Konum komşum ne demiş.</p>

<p>***</p>

<p>Amanın da yârim yârim</p>

<p>Güzelim de yârim yârim.</p>

<p>Elleri kınalı yârim,</p>

<p>Kaşları garalı yârim.</p>

<p>Yatağan’ın Cazgırlar köyünde yaşanmış bir olaydan doğduğu</p>

<p>bilinmektedir.</p>

<p>Yöre adetlerine göre, gelinin ardından, kız tarafı ,oğlan evine tavuk,</p>

<p>pilav ve baklavadan oluşan bir sofra hazırlayıp gönderir. Bu türkünün</p>

<p>geçtiği köyde de gelin, telaşından aç kalmıştır. Gönderilen yemekleri</p>

<p>kocasının namaz kılması sırasında, kocasını beklemeden yediği için alay</p>

<p>konusu olmuştur. Bu olayın ardından mani yakıştırmışlardır. Bu maninin</p>

<p>sözlerinden de türkü doğmuştur.&nbsp;</p>

<p>Araştırmacı yazar Tarcan OĞUZ, Mustafa EVCİ’den derleyerek</p>

<p>yayınlamıştır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 18:57:50 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ESMÂ İLE AHLAKLANMAK - 19  EL-MÜTEÂLÎ, EL-BERR, ET-TEVVÂB, EL-MÜNTAKİM</title>
                <category>A. Hikmet GÜL</category>
                <link>https://www.datca-haber.com/makale/esma-ile-ahlaklanmak-19-el-muteali-el-berr-et-tevvab-el-muntakim-2922</link>
                <author>a.hikmetgul@gmail.com (A. Hikmet GÜL)</author>
                <guid>https://www.datca-haber.com/makale/esma-ile-ahlaklanmak-19-el-muteali-el-berr-et-tevvab-el-muntakim-2922</guid>
                <description><![CDATA[ESMÂ İLE AHLAKLANMAK - 19  EL-MÜTEÂLÎ, EL-BERR, ET-TEVVÂB, EL-MÜNTAKİM]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Can Dostlar!</p>

<p>Bugün Esmâ ile Ahlaklanmanın 19. bölümündeyiz. Kupkuru gönüllere âb-ı hayat olacak el-Müteâlî, el-Berr, et-Tevvâb ve el-Müntakim esmâlarını işlemeye çalışacağız.</p>

<p>Rabbim kolaylık ihsan eylesin. Gayret bizden; her zaman olduğu gibi yardım Âlemlerin Rabb’indendir.</p>

<p>Esmâü’l-Hüsnâ, Rabbimizi tanıtan güzel isimlerdir. Her bir isim, kulun kalbine bir ölçü, hayatına bir istikamet, ahlâkına bir sorumluluk bilinci kazandırır.</p>

<p>Rabbimizin isimleri Allah’a mahsustur. Kul, Allah gibi yüce olamaz; Allah gibi mutlak iyilik sahibi olamaz; Allah gibi tövbeleri kabul eden kapının sahibi olamaz; Allah gibi zulmün hesabını gören nihai hüküm sahibi olamaz.</p>

<p>Fakat kul, Rabbini bu isimlerle tanıdıkça haddini bilir, iyiliğe yönelir, tövbe kapısını açık tutar ve zulme karşı intikam hırsıyla değil, adalet bilinciyle durmayı öğrenir.</p>

<p>Bugün üzerinde duracağımız bu dört güzel isim bize şu hakikati hatırlatır:</p>

<p>Allah Müteâlî’dir; kul haddini bilir, büyüklük taslamaz.<br />
Allah Berr’dir; kul iyiliği, vefayı ve merhameti çoğaltır.<br />
Allah Tevvâb’dır; kul tövbe kapısını açık tutar.<br />
Allah Müntakim’dir; kul intikam hırsına kapılmaz, zulmün Allah katında karşılıksız kalmayacağını bilir.</p>

<p>EL-MÜTEÂLÎ: HER TÜRLÜ EKSİKLİKTEN YÜCE OLAN RAB</p>

<p>El-Müteâlî, yüceliği mutlak olan, her türlü eksiklikten, noksanlıktan, benzerlikten ve sınırdan uzak olan Allah demektir.</p>

<p>İnsan sınırlıdır.</p>

<p>Bilgisi sınırlıdır.</p>

<p>Gücü sınırlıdır.</p>

<p>Ömrü sınırlıdır.</p>

<p>Görüşü sınırlıdır.</p>

<p>Kararı sınırlıdır.</p>

<p>Fakat insan bazen bu sınırlı hâlini unutur. Kendisine verilen malı, makamı, bilgiyi, çevreyi veya imkânı mutlak zanneder. Kendini büyük görmeye, başkalarını küçümsemeye, sözünü ölçü yerine koymaya başlar.</p>

<p>Oysa yücelik Allah’a aittir.</p>

<p>Kur’an şöyle buyurur:</p>

<p>“O, görünmeyeni de görüneni de bilendir; büyüktür, yücedir.”<br />
(Ra‘d, 13:9)</p>

<p>El-Müteâlî ismi kula haddini öğretir. Çünkü Rabbimizin yüceliğini tanıyan insan, kendi küçüklüğünü fark eder. Bu fark ediş insanı değersizleştirmez; tam tersine doğru yere yerleştirir.</p>

<p>Kul, kul olduğunu bildiğinde güzelleşir.</p>

<p>Kul, Rabbine muhtaç olduğunu bildiğinde arınır.</p>

<p>Kul, yüceliğin Allah’a ait olduğunu bildiğinde kibirden uzaklaşır.</p>

<p>Kibir, insanın haddini unutmasıdır. Kibir, yaratılmış bir kulun kendini başkalarının üstünde görmesidir. Kibir, bazen malda, bazen bilgide, bazen soydan gelen övünmede, bazen makamda, bazen de dindarlık iddiasında kendini gösterir.</p>

<p>Kur’an bize yeryüzünde böbürlenerek yürümemeyi öğretir:</p>

<p>“Yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Çünkü sen ne yeri yarabilirsin ne de dağlara boyca ulaşabilirsin.”<br />
(İsrâ, 17:37)</p>

<p>El-Müteâlî’yi tanıyan insan, yüceliği kendinde aramaz. Yüceliğin Rabbine ait olduğunu bilir. Bu yüzden insanlara tepeden bakmaz. Kendisini vazgeçilmez görmez. Bildiğiyle kibirlenmez. Gücüyle ezmez. Makamıyla hor görmez.</p>

<p>Çünkü bilir ki kulun büyüklüğü büyüklük taslamakta değil; haddini bilmekte, adaleti korumakta, merhameti çoğaltmakta ve Rabbine teslim olmaktadır.</p>

<p>O hâlde kendimize soralım:</p>

<p>Ben Rabbimin yüceliği karşısında haddimi biliyor muyum, yoksa bana verilen imkânlarla büyüklük taslamaya mı başlıyorum?</p>

<p>EL-BERR: İYİLİĞİ, LÜTFU VE İHSANI BOL OLAN RAB</p>

<p>El-Berr, iyiliği bol olan, kullarına lütufla muamele eden, ihsanı geniş, merhameti kuşatıcı olan Allah demektir.</p>

<p>İnsan iyiliğe muhtaçtır. Bir güzel söze, bir merhamet dokunuşuna, bir bağışlanma kapısına, bir yardım eline, bir umut ışığına muhtaçtır. Rabbimiz ise kullarına iyilik kapılarını açandır.</p>

<p>Kur’an’da şöyle buyrulur:</p>

<p>“Biz daha önce O’na dua ederdik. Şüphesiz O, Berr’dir; Rahîm’dir.”<br />
(Tûr, 52:28)</p>

<p>El-Berr ismi, Rabbimizin kullarına olan lütfunu ve iyiliğini hatırlatır. Bize hayat veren O’dur. Rızık veren O’dur. Hatalarımıza rağmen dönüş kapısını kapatmayan O’dur. Güneşi, yağmuru, toprağı, geceyi, gündüzü, aileyi, dostluğu, aklı, vicdanı ve Kur’an’ın rehberliğini lütfeden O’dur.</p>

<p>Bu ismi tanıyan kul, iyiliği yalnız sözde bırakmaz. Çünkü Rabbini Berr olarak tanıyan insan, iyiliğe yönelir.</p>

<p>Anne babaya iyilik eder.</p>

<p>Komşusuna iyilik eder.</p>

<p>Yoksula, yetime, garibe, zayıfa merhamet eder.</p>

<p>Emanete sadakat gösterir.</p>

<p>Sözünde durur.</p>

<p>Kötülüğe kötülükle karşılık vermeyi değil, hakkı ve güzeli gözetmeyi seçer.</p>

<p>Kur’an’da iyilik yalnız duygusal bir temenni olarak anlatılmaz; hayatın ölçüsü olarak verilir:</p>

<p>“İyilik ve takvâ üzere yardımlaşın; günah ve düşmanlık üzere yardımlaşmayın.”<br />
(Mâide, 5:2)</p>

<p>Demek ki iyilik, yalnız bireysel bir güzellik değil; toplumsal bir sorumluluktur. İnsan iyiliğe yardım ederken de ölçülü olmalıdır. Kötülüğe, haksızlığa, zulme, iftiraya ve düşmanlığa destek vererek iyilik yapılmaz.</p>

<p>El-Berr’i tanıyan kul, iyiliği Allah’ın razı olduğu çizgide arar. İyiliği gösterişe dönüştürmez. Yardım ettiği insanı incitmez. Verdiğini başa kakmaz. İnsanlara iyilik yaparken onları kendisine bağımlı kılmaya çalışmaz.</p>

<p>Çünkü gerçek iyilik, insanın onurunu da korur.</p>

<p>Şu hâlde kendimize soralım:</p>

<p>Ben iyiliği Allah’ın rızası için mi yapıyorum, yoksa iyilik üzerinden kendimi mi büyütüyorum?</p>

<p>ET-TEVVÂB: TÖVBE KAPISINI AÇIK TUTAN RAB</p>

<p>Et-Tevvâb, kullarının tövbelerini kabul eden, dönüş kapısını açan, hatadan dönen kuluna rahmetiyle muamele eden Allah demektir.</p>

<p>İnsan hata yapar.</p>

<p>Yanılır.</p>

<p>Unutur.</p>

<p>Acele eder.</p>

<p>Nefsine uyar.</p>

<p>Bazen dilini koruyamaz.</p>

<p>Bazen hakkı geciktirir.</p>

<p>Bazen öfkesine yenilir.</p>

<p>Bazen Rabbinden uzaklaşır.</p>

<p>Fakat insan için en büyük felaket, hata yapmak değil; hatasında ısrar etmektir. En büyük tehlike, düşmek değil; düştüğü yerden kalkmak istememektir.</p>

<p>Rabbimiz tövbe kapısını açık tutar.</p>

<p>Kur’an’da şöyle buyrulur:</p>

<p>“Âdem Rabbinden birtakım kelimeler aldı; Rabbi de onun tövbesini kabul etti. Şüphesiz O, tövbeleri çokça kabul edendir, merhamet edendir.”<br />
(Bakara, 2:37)</p>

<p>Bu ayet bize insanın kurtuluş kapısını gösterir. Âdem hata etti; fakat Rabbinden aldığı sözlerle yöneldi. Hatasını savunmadı, günahını meşrulaştırmadı, suçu başkasına yıkmadı. Rabbine döndü.</p>

<p>Et-Tevvâb ismi, kulun ümidini diri tutar. Çünkü insan ne kadar kirlenirse kirlensin, samimi dönüş kapısı kapanmış değildir. Fakat tövbe, yalnız dil ile “tövbe ettim” demek değildir. Tövbe; yanlışı fark etmek, pişman olmak, kötülüğü bırakmak, hak sahibinin hakkını gözetmek ve hayatı düzeltmeye yönelmektir.</p>

<p>Kur’an şöyle buyurur:</p>

<p>“Allah kullarından tövbeyi kabul eder, kötülükleri affeder ve yaptıklarınızı bilir.”<br />
(Şûrâ, 42:25)</p>

<p>Et-Tevvâb’ı tanıyan insan, hem kendisi için ümitsizliğe düşmez hem de başkaları için tövbe kapısını kapatmaz. Bir insanın geçmiş hatasını sürekli yüzüne vurmaz. Dönmek isteyenin yolunu kesmez. Pişman olanı aşağılamaz.</p>

<p>Elbette zulüm ve haksızlık görmezden gelinmez. Kul hakkı varsa hak sahibinin hakkı korunur. Fakat tövbe etmek isteyen insana da Allah’ın kapısını kapatacak bir dil kullanılmaz.</p>

<p>Çünkü tövbe kapısının sahibi Allah’tır.</p>

<p>O zaman kendimize soralım:</p>

<p>Ben hatamı savunarak mı büyütüyorum, yoksa Rabbime dönerek mi arınmaya çalışıyorum?</p>

<p>EL-MÜNTAKİM: ZULMÜ KARŞILIKSIZ BIRAKMAYAN RAB</p>

<p>El-Müntakim, zulmü, haksızlığı, inkârı, azgınlığı ve kötülükte ısrarı karşılıksız bırakmayan; adaletin nihai hükmünü veren Allah demektir.</p>

<p>Bu isim çok dikkatli anlaşılmalıdır. Çünkü kul, bu isimden kendisine intikam hırsı çıkaramaz. Allah Müntakim’dir; kul intikamcı olamaz. Allah nihai hüküm sahibidir; kul öfkesini adaletin yerine koyamaz.</p>

<p>Kur’an’da şöyle buyrulur:</p>

<p>“Allah’ın ayetlerini inkâr edenler için şiddetli bir azap vardır. Allah Aziz’dir, intikam sahibidir.”<br />
(Âl-i İmrân, 3:4)</p>

<p>Bu ayet, zulmün ve inkârın Allah katında karşılıksız kalmayacağını bildirir. İnsan bazen haksızlıkların yanına kâr kaldığını zanneder. Zalim güçlenmiş gibi görünür. Haksız kazanan ilerlemiş gibi görünür. Mazlumun sesi duyulmamış gibi olur. Fakat Allah’ın adaleti unutmaz.</p>

<p>El-Müntakim ismi, mazluma teselli; zalime uyarıdır.</p>

<p>Mazluma tesellidir; çünkü Allah yapılanı bilir.</p>

<p>Zalime uyarıdır; çünkü güç geçicidir, hesap kalıcıdır.</p>

<p>Fakat bu isim, kulun öfkesini kutsallaştırmaz. İnsan “Ben hakkımı arıyorum” derken zulme düşebilir. “Adalet istiyorum” derken intikam duygusuna kapılabilir. “Bana kötülük yaptı” derken ölçüyü kaçırabilir.</p>

<p>Kur’an bu konuda bize çok hassas bir ölçü verir:</p>

<p>“Bir kötülüğün karşılığı, onun dengi bir kötülüktür. Fakat kim affeder ve düzeltirse, onun ödülü Allah’a aittir. Şüphesiz Allah zalimleri sevmez.”<br />
(Şûrâ, 42:40)</p>

<p>Demek ki Kur’an, haksızlığa karşı ölçülü karşılığı tanır; fakat affı ve ıslahı da yüksek bir ahlâk olarak gösterir. Buradaki ölçü çok önemlidir: Affetmek zulmü onaylamak değildir. Hakkı aramak intikam hırsı değildir. Adalet istemek başka, öfkeyi ilah edinmek başkadır.</p>

<p>El-Müntakim’i tanıyan kul, zulmü hafife almaz. Haksızlık karşısında susmayı erdem zannetmez. Fakat hakkını ararken bile adaletten ayrılmaz. Ölçüsüz öfkeye, kin biriktirmeye, başkasının hakkını çiğnemeye, suçsuzları cezalandırmaya yönelmez.</p>

<p>Çünkü Allah adalet sahibidir.</p>

<p>Kulun görevi intikamı büyütmek değil; hakkı, adaleti ve ıslahı gözetmektir.</p>

<p>Burada kendimize soralım:</p>

<p>Haksızlık karşısında hakkı mı arıyorum, yoksa öfkemin beni başka bir haksızlığa sürüklemesine mi izin veriyorum?</p>

<p>YÜCELİK, İYİLİK, TÖVBE VE ADALET BİLİNCİ</p>

<p>Can Dostlar!</p>

<p>Bugün üzerinde durduğumuz bu 4 güzel isim hayatımızın her alanına ölçü koyar.</p>

<p>Bir kez daha özetlemek gerekirse:</p>

<p>El-Müteâlî bize yüceliğin yalnız Allah’a ait olduğunu öğretir. Kula düşen, haddini bilmek, kibirden uzak durmak ve Allah’ın huzurunda kul olduğunu unutmamaktır.</p>

<p>El-Berr Rabbimizin iyiliğinin, lütfunun ve ihsanının geniş olduğunu hatırlatır. Kula düşen, iyiliği çoğaltmak, merhameti büyütmek ve yardımı incitmeden yapmaktır.</p>

<p>Et-Tevvâb tövbe kapısının açık olduğunu bildirir. Kula düşen, hatasını savunmak yerine Rabbine dönmek, yanlışını düzeltmek ve başkalarının dönüş yolunu kapatmamaktır.</p>

<p>El-Müntakim zulmün ve haksızlığın Allah katında karşılıksız kalmayacağını gösterir. Kula düşen, intikam hırsıyla değil; adalet, ölçü ve ıslah bilinciyle hareket etmektir.</p>

<p>Unutmayalım:</p>

<p>Allah Müteâlî’dir; kul haddini bilir, büyüklük taslamaz.</p>

<p>Allah Berr’dir; kul iyiliği, vefayı ve merhameti çoğaltır.</p>

<p>Allah Tevvâb’dır; kul tövbe kapısını açık tutar.</p>

<p>Allah Müntakim’dir; kul intikam hırsına kapılmaz, zulmün Allah katında karşılıksız kalmayacağını bilir.</p>

<p>Esmâ ile ahlaklanmak; Rabbimizin güzel isimlerini yalnız dilde anmak değil, o isimlerin bize öğrettiği kulluk bilincini hayata taşımaktır.</p>

<p>Rabbimiz bizleri; haddini bilen, iyilikte yarışan, tövbe ile arınan, haksızlık karşısında adaletten ayrılmayan kullarından eylesin.</p>

<p>Kupkuru gönüllerimizi rahmetiyle diriltsin; sözlerimizi hakka, kalplerimizi merhamete, adımlarımızı adalete yöneltsin.</p>

<p>Esmâullâh ahlâkı ile ahlaklanma gayreti içinde olan gönül dostlarına selam olsun.</p>

<p>“Esmâ ile Ahlaklanmak”ta yeniden buluşmak üzere.</p>

<p>Sağlıkla kalın, esen kalın, hoş kalın Can Dostlar!</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 18:57:49 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.datca-haber.com/images/kullanicilar/2024/12/a-hikmet-gul-1733901285.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ŞUNDAN    BUNDAN   ONDAN</title>
                <category>İ.Yekta Kolcu</category>
                <link>https://www.datca-haber.com/makale/sundan-bundan-ondan-2921</link>
                <author>yektakolcu48@gmail.com (İ.Yekta Kolcu)</author>
                <guid>https://www.datca-haber.com/makale/sundan-bundan-ondan-2921</guid>
                <description><![CDATA[ŞUNDAN    BUNDAN   ONDAN]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Son&nbsp; &nbsp;baharı&nbsp; &nbsp;yaşadığımız&nbsp; &nbsp;şu&nbsp; &nbsp; son&nbsp; &nbsp; günlerde,&nbsp; tüm&nbsp; &nbsp; olumsuzluklara&nbsp; &nbsp; rağmen, uzunca&nbsp; &nbsp;süredir&nbsp; &nbsp;su&nbsp; &nbsp;sıkıntısı&nbsp; çekmiyoruz.Geçen&nbsp; kış&nbsp; mevsiminin&nbsp; &nbsp;bir&nbsp; &nbsp;önceki&nbsp; &nbsp;kış&nbsp; dönemine&nbsp; &nbsp; &nbsp;göre&nbsp; &nbsp;geçen&nbsp; yıl,&nbsp; yeterince&nbsp; &nbsp;yağmur&nbsp; &nbsp;almanın&nbsp; etkisi&nbsp; &nbsp; var&nbsp; &nbsp;elbette.&nbsp; Ancak&nbsp; &nbsp;bu&nbsp; durumun&nbsp; &nbsp; ilelebet&nbsp; &nbsp; &nbsp;böyle&nbsp; &nbsp; &nbsp;devam&nbsp; &nbsp;edip&nbsp; &nbsp; etmeyeceğini&nbsp; &nbsp;tahmin mümkün&nbsp; &nbsp;değil. Bazı&nbsp; &nbsp; aksaklıklara&nbsp; rağmen,&nbsp; MUSKİ&nbsp; &nbsp; yetkililerinin&nbsp; &nbsp; özverili&nbsp; &nbsp;çalışmalarını&nbsp; &nbsp; &nbsp;takdir&nbsp; &nbsp;etmemek&nbsp; mümkün&nbsp; değil.&nbsp; Bu&nbsp; yıllara&nbsp; kadar&nbsp; &nbsp; su&nbsp; dağıtım&nbsp; &nbsp;şebekelerinde&nbsp; &nbsp; yeterince&nbsp; &nbsp; yatırımların&nbsp; &nbsp; yapılmamış&nbsp; &nbsp;olması,hizmet&nbsp; &nbsp;alanların&nbsp; &nbsp;yani&nbsp; &nbsp;bizlerin&nbsp; aynı&nbsp; duyarlılığı&nbsp; &nbsp; gösterdiğimizi&nbsp; &nbsp;söylemek&nbsp; &nbsp;mümkün&nbsp; değil.&nbsp; Lutfen&nbsp; &nbsp; iğneyi&nbsp; &nbsp; &nbsp;ve&nbsp; &nbsp;çuvaldızı&nbsp; birazda&nbsp; &nbsp;kendimize&nbsp; &nbsp; batıralım.?</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Çöp&nbsp; üretme&nbsp; &nbsp; atölyelerinin&nbsp; &nbsp; &nbsp; ürünü&nbsp; &nbsp;olan&nbsp; &nbsp; &nbsp; kullanılmış/arızalı mobilya&nbsp; &nbsp;atıklarının&nbsp; çöp&nbsp; toplama&nbsp; &nbsp; &nbsp;noktaları&nbsp; &nbsp;yanına&nbsp; &nbsp;bırakılması&nbsp; ,birde&nbsp; &nbsp;buna ağaç&nbsp; çalı&nbsp; çırpı&nbsp; &nbsp; atıklarının&nbsp; &nbsp;yarattığı&nbsp; &nbsp;yoğunluk ,hizmet&nbsp; &nbsp; &nbsp;verenlerin&nbsp; &nbsp;en&nbsp; &nbsp;büyük&nbsp; &nbsp; isyanı.Hele&nbsp; &nbsp;inşaat&nbsp; &nbsp;atıkları,apayrı&nbsp; &nbsp;şikayet&nbsp; konusu.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Otobüs&nbsp; duraklarında&nbsp; &nbsp; &nbsp;ve&nbsp; &nbsp;rastgele&nbsp; &nbsp; her yere&nbsp; &nbsp;yapıştırılan&nbsp; &nbsp; ilanlar,ayrı&nbsp; &nbsp; çevre&nbsp; kirliliği&nbsp; ürünü.Sivil&nbsp; toplum&nbsp; kuruluşlarının /kişi&nbsp; &nbsp; ve&nbsp; kurumların&nbsp; duyarsızlığının&nbsp; yarattığı&nbsp; &nbsp;bu durumda&nbsp; ,yalnızca&nbsp; &nbsp; Belediyemizi&nbsp; &nbsp;suçlamak,biraz&nbsp; haksızlık&nbsp; &nbsp;oluyor&nbsp; &nbsp;bence.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>İlçe&nbsp; &nbsp; içi&nbsp; toplu&nbsp; taşımada&nbsp; elektrikli&nbsp; &nbsp;araç&nbsp; kullanımının&nbsp; &nbsp;yaygınlaştırılmasında,kamunun&nbsp; &nbsp;önderlik&nbsp; &nbsp;etmesi&nbsp; &nbsp;zamanı&nbsp; &nbsp; geldi&nbsp; &nbsp; geçiyor. Sonuçta&nbsp; &nbsp;gürültü&nbsp; &nbsp; ve&nbsp; &nbsp;çevre&nbsp; kirliliğine&nbsp; &nbsp;biraz&nbsp; &nbsp;engel&nbsp; olmanın&nbsp; &nbsp;yanında,ekonomik&nbsp; &nbsp; getirisinin&nbsp; &nbsp; göz&nbsp; &nbsp;ardı edilmez. Tanrının&nbsp; &nbsp; güneşi&nbsp; &nbsp; ile&nbsp; bu&nbsp; kadar&nbsp; cömert&nbsp; olduğu&nbsp; &nbsp;ilçemizde ,il&nbsp; merkezimize&nbsp; &nbsp;kadar&nbsp; &nbsp;bu&nbsp; &nbsp; uygulamanın&nbsp; &nbsp;yaygınlaştırılması ,&nbsp; ne&nbsp; &nbsp;güzel&nbsp; &nbsp;olur.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>YEREL&nbsp; &nbsp;YÖNETİMİN&nbsp; güneş&nbsp; &nbsp;enerjisinden&nbsp; &nbsp; elektrik&nbsp; &nbsp;üreterek örnek&nbsp; &nbsp;olmaya&nbsp; &nbsp;başladığını&nbsp; &nbsp;duyar&nbsp; &nbsp; gibiyim. Elbette&nbsp; &nbsp;konut&nbsp; &nbsp; &nbsp;ve&nbsp; diğer&nbsp; &nbsp;yapılar da&nbsp; &nbsp;bu&nbsp; &nbsp; uygulamanın&nbsp; &nbsp;yaygınlaştırılması&nbsp; &nbsp;,yapılaşma&nbsp; mevzuatının&nbsp; &nbsp; içine&nbsp; &nbsp; girmesi&nbsp; herkesin&nbsp; &nbsp;arzusu&nbsp; &nbsp;olmalıdır.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Tekrarlamaktan&nbsp; &nbsp;bıkmadığın&nbsp; &nbsp;bir&nbsp; konu&nbsp; &nbsp; ise, Kültür&nbsp; &nbsp;Evi&nbsp; &nbsp; &nbsp;Kilisenin&nbsp; restorasyonu.&nbsp; Bu&nbsp; mevzuat&nbsp; hazretleri&nbsp; &nbsp;ne&nbsp; &nbsp;biçim&nbsp; &nbsp;bela&nbsp; &nbsp; İMİŞ.!!!!</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Sözlü&nbsp; &nbsp; olarak&nbsp; müjdesini&nbsp; &nbsp;duyduğumuz ,bilhassa&nbsp; merkez&nbsp; &nbsp;arterleri&nbsp; kesen&nbsp; derelerin&nbsp; &nbsp; ıslahı&nbsp; &nbsp;inşallah&nbsp; &nbsp;kış&nbsp; mevsimi&nbsp; &nbsp; gelmeden tamamlanır.&nbsp; Bilhassa&nbsp; &nbsp;Kargı deresi&nbsp; &nbsp; ve&nbsp; &nbsp;Gelemer&nbsp; dereleri&nbsp; &nbsp;büyük&nbsp; tehlike.&nbsp;&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Yıllardır&nbsp; tekrarlayıp&nbsp; durduğum,ana&nbsp; bulvardan&nbsp; Hastane&nbsp; &nbsp; girişindeki&nbsp; HEYELAN&nbsp; &nbsp;ihtimali&nbsp; &nbsp;olan&nbsp; yere&nbsp; &nbsp;bir&nbsp; &nbsp;çözüm&nbsp; üretilmemiş&nbsp; olmasına,birde&nbsp; &nbsp; görüntü&nbsp; çirkinliği&nbsp; &nbsp; eklenince , ne&nbsp; diyebilirim ki.&nbsp; &nbsp;ARTIK:!!!!</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Tatilleri&nbsp; &nbsp; için&nbsp; &nbsp;Datçamızı&nbsp; &nbsp;tercih&nbsp; &nbsp; eden&nbsp; &nbsp;vatandaşlarımız&nbsp; &nbsp; &nbsp;ile, devamlı&nbsp; &nbsp;Datçamızda&nbsp; &nbsp;yaşayanlarımızın&nbsp; ,sahillerde&nbsp; &nbsp;piknik&nbsp; &nbsp;yapma&nbsp; &nbsp;zevklerine&nbsp; &nbsp;diyeceğim&nbsp; yok.&nbsp; Ancak atıklarını&nbsp; &nbsp;giderken&nbsp; buralara&nbsp; &nbsp; &nbsp;HEDİYE&nbsp; &nbsp; OLARAK&nbsp; &nbsp; &nbsp;buralara&nbsp; &nbsp;bırakmalarına&nbsp; &nbsp;ne&nbsp; demeli.&nbsp; !!!&nbsp; &nbsp; &nbsp;Sözünüz&nbsp; &nbsp; varmı&nbsp; diyecek.?</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Kış&nbsp; mevsimine&nbsp; &nbsp;girerken&nbsp; ,gidenlerin&nbsp; burada&nbsp; ne&nbsp; &nbsp;gibi&nbsp; &nbsp; &nbsp;atık&nbsp; hediye&nbsp; bıraktıklarını/bırakacaklarını&nbsp; &nbsp; göreceğiz.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>SAĞLICAKLA:</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 18:57:48 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.datca-haber.com/images/kullanicilar/2025/12/iyekta-kolcu-1766133208.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>YENİ KİTABIM ‘’BEN GEZDİM GÜZELDİ..ŞİMDİ SIRA SİZDE ‘’NİN BASIM HİKAYESİ…</title>
                <category>Adil Çulhaoğlu</category>
                <link>https://www.datca-haber.com/makale/yeni-kitabim-ben-gezdim-guzeldisimdi-sira-sizde-nin-basim-hikayesi-2920</link>
                <author>adilculhaoglu@gmail.com (Adil Çulhaoğlu)</author>
                <guid>https://www.datca-haber.com/makale/yeni-kitabim-ben-gezdim-guzeldisimdi-sira-sizde-nin-basim-hikayesi-2920</guid>
                <description><![CDATA[YENİ KİTABIM ‘’BEN GEZDİM GÜZELDİ..ŞİMDİ SIRA SİZDE ‘’NİN BASIM HİKAYESİ…]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yıllarca elime aldığım bir kitabın sayfalarını çevirirken satır aralarında yazılım hatalarını görünce,</p>

<p>yazarın hatasını bulduğumu düşündüğüm hataların, aslında yazarın hatası olmadığını, Ankara’da</p>

<p>Kültür Bakanlığında, Yayımlar Dairesinde kitapların basılması aşamasında düzeltmen olarak çalıştığım</p>

<p>yıllarda anlamıştım.</p>

<p>Bu yılın ilk aylarında yazarı olduğum 2 Kitabım ‘’Ben Gezdim, Güzeldi…Sıra Sizde… adlı Kitabımın</p>

<p>baskısı için Ankara’da Arkadaş basımevi ile ocak ayında görüşmüş, tasarım için dosyaları vermiştim.</p>

<p>Tasarımcı yapan Aysun Topal bir süre sonra ilk prova baskıları bana verdiğinde, provaların okunması</p>

<p>düzeltme ve redaksiyon çalışmasını yapılması gerekiyordu ve ben daha önceki tecrübemden kitabın</p>

<p>yazarının düzeltmeni olamayacağımı anlamıştım.</p>

<p>Çocukluk arkadaşım, gazeteci Hacı Murat Koçoğlu’nu kitabın baskıya hazırlanması konusunda</p>

<p>beraber çalışmaya razı etmeyi başarınca, Ankara’nın kafelerinde tasarımı bitmiş sayfaların üzerinde</p>

<p>çalışma günlerimiz başlıyordu.</p>

<p>Hacı okuyor,’’ buldum hatanı ‘’diyerek düzeltmenin yanında eleştirilerini de yapıyor, ben de</p>

<p>bilgisayarda fotoğraflar seçmekle uğraşıyor, sert tartışmaların içine dalıyorduk. Fotoğrafları</p>

<p>beğenmiyor, ben gezilerimde bulunduğum yer ve andaki çektiğim fotoğraflar olduğu gibi kalsın</p>

<p>istiyorum diyordum. yazım hatalarını bulunca ‘ böyle de hata yapılmaz ki’ diyor, ya da yazım stilimi</p>

<p>eleştiriyordu. Ben bazan, yeni bir içecek alma bahanesiyle masayı terk edip bir süre sonra</p>

<p>döndüğümde Hacı başka sayfaya geçmiş oluyor.’ Bazen de, Kadirli’deki çocukluk ve gençlik ve Ankara</p>

<p>geçmişimizden söz edip, mola verelim diyerek, anılarına dalıyorduk.</p>

<p>Yaz tatilinde, Hacı gazete satıyordu, ‘yazıyor yazıyor… diye Kadirli cadde ve sokaklarında. Bense</p>

<p>Tüccar Hamza Metin Kollu’nun mağazasında çalışıyordum. Gazete ve dergilerdeki haberleri ve</p>

<p>yazıları okuyup, Kadirli’nin uzağına hayal kurduğumuzu, harçlıklarımızdan artırdığımız parayla</p>

<p>ortaklaşa Almanca ve İngilizce mektupla öğretim dergisi ile Benim Almanca, Hacı’nın İngilizce</p>

<p>öğrenmeye başladığımızı anlatıyorduk birbirimize. Hacı bizim öğrendiğimiz İngilizce ve Almanca ile</p>

<p>Mersin’ gidip otellerde ve seyahat acentalarında iş aradığımızı da anlatıyordu.</p>

<p>Zamanının Hey dergisindeki mektup arkadaşlık ilanlarından bulduğumuz mektup arkadaşlarıyla</p>

<p>yazışmaya başlayarak, Kadirli dışına, daha sonra biz de ilan vererek bizlerden binlerce kilometre ötede</p>

<p>çeşitli illerde yaşayanlardan, hatta yurtdışından da yazanlardan mektupları okuyup hangimize hitap</p>

<p>ettiğini düşünüyorsak ona göre, aramızda seçiğimizi hatırlıyorduk.Ankara’da Kavaklıdere’de</p>

<p>kiraladığımız evde geçirdiğimi bekarlık günleri, Kuğulu Park, Tunalı Hilmi, çalışma hayatımız</p>

<p>verdiğimiz molalardaki sohbet konularımızdan oluyordu.</p>

<p>Yeniden çalışmaya okumaya, fotoğraf seçmeye, hataları en aza indirmeye çalışıyorduk. Prova baskısı</p>

<p>üzerinde çalışmayı bitirince kendimize bir lokantada ziyafet de çekiyorduk. Ben ertesi gün</p>

<p>düzeltilmiş prova sayfalarla Arkadaş matbaasına gidip düzeltmeleri Aysun Hanımla çalışarak,</p>

<p>bilgisayarda işletip 2 Prova baskıları gelince çalışmaya yeniden başlıyorduk. Ankara’nın Kızılay’ında</p>

<p>farklı kafe ve lokantalarında 2 aya yakın çalışma sonuna gelmiş, matbaada son düzeltmeler in</p>

<p>yapılmasından sonra kitabı baskıya verdiğimi Hacı’ya telefonla, ’kitap bizden, biz kitaptan kurtulduk..</p>

<p>Artık baskıdan ne çıkarsa… demiş, kitabın baskıya verişini kutlamıştık bir meyhanede.</p>

<p>Yaşadığımız bölgeyi, şehri ve yaşamımızı anlatıp tanıttığımız mektuplar, kartpostallar, bizim de</p>

<p>arkadaşlarımızın yazdıklarıyla uzaktaki, ülkeleri, şehirleri, yerleri yaşam biçimlerini tanımamızı</p>

<p>sağlıyordu. Tepeden bakılan bir fotoğraf makinasıyla fotoğraf çekip, haberler yazıyorduk kendimizce.</p>

<p>Kadirli’nin fotoğraflarını çekip yurtiçi ve yurt dışındaki arkadaşlarımıza gönderdiğimizi hatırlayınca ,</p>

<p>farkında olmadan biz turizm tanıtma alnında ilk çalışmayı yapmış olduğumuzu hatırlıyorduk,</p>

<p>sohbetimizde. Hacı’nın Ankara’nın rehber kitabı v CD’sini hazırlayan bir Sanat Yönetmeni, benim</p>

<p>turizm ve tanıtma konularında yazarı olmamızın izini yine anılarımızda bulmuştuk.</p>

<p>Birkaç ay sonra kitap baskıdan çıkınca, yeniden buluşup, kitabı incelediğimizde hata olup olmadığına</p>

<p>bakmayarak, bulduysak da birbirimize söylemeyerek, baskıdan yeni çıkan kitabın kağıt kokusu</p>

<p>koklamanın ve yaptığımız çalışman sevincini yaşamak için meyhanenin yolunu tutuyorduk. Ben</p>

<p>Gezdim Güzeldi, Sıra Sizde kitabımın ilk imzasını da, düzeltmenim, eleştirmenim, Sanat Yönetmeni</p>

<p>Hacı Murat Koçoğlu’na imzalayarak vermenin sevincini de yaşıyordum.</p>

<p>Aslında, biz birkaç ay süren buluşmalarımızda sadece kitap üzerinde çalışmamış, aynı zamanda</p>

<p>çocukluğumuza, gençliğimize, üniversite yıllarımıza turistik bir gezi de yapmış olmuştuk…</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 16:30:41 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.datca-haber.com/images/kullanicilar/2024/02/adil-culhaoglu-1709211157.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Knidos-7  Hasır Gölgelikte Başlayan Yolculuk: İlk İngilizce Öğretmenim İris C. Love</title>
                <category>Aslan Atilla Yorulmaz</category>
                <link>https://www.datca-haber.com/makale/knidos-7-hasir-golgelikte-baslayan-yolculuk-ilk-ingilizce-ogretmenim-iris-c-love-2919</link>
                <author>atillayorulmaz@hotmail.com (Aslan Atilla Yorulmaz)</author>
                <guid>https://www.datca-haber.com/makale/knidos-7-hasir-golgelikte-baslayan-yolculuk-ilk-ingilizce-ogretmenim-iris-c-love-2919</guid>
                <description><![CDATA[Knidos-7  Hasır Gölgelikte Başlayan Yolculuk: İlk İngilizce Öğretmenim İris C. Love]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>(Knidos)’ta kazı yapan İris C. Love ve ekibiyle ilgili o kadar çok, birbirinden ilginç anım var ki hangisini anlatacağımı bilemiyorum. Aradan yaklaşık altmış yıl geçmiş olmasına rağmen 1967 yılının bazı görüntüleri hâlâ gözlerimin önündedir. Sanki dün yaşanmış gibi…</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>İris C. Love, ekibiyle birlikte (Knidos)’a kazı yapmak için geldiğinde ekipte Türkçe bilen hemen hemen hiç kimse yoktu. O yıllarda köyümüzde yaşayan gençlerin de yabancı dil bilgisi bulunmuyordu. İris Love köylülerle, köylüler de onunla iletişim kurmakta zorlanıyordu. Fakat bazen insanlar aynı dili konuşmasalar bile bir bakışla, bir gülümsemeyle ve iyi niyetle birbirlerini anlayabiliyorlardı.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Yazıköy ve Belenköy’ün&nbsp;1955-1970&nbsp;kuşağı, çevredeki diğer köylere göre eğitim seviyesi oldukça yüksek bir kuşaktı. Bu kuşaktan pek çok kişi en az lise mezunuydu. Ancak 1967 yılında şartlar yine de son derece kısıtlıydı. Köyümüzdeki ilkokul yalnızca iki derslikten ibaretti. Datça’da ise ortaokuldan başka bir okul yoktu.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Ben, 1960 yılında (Knidos)’ta, bugün “Yuvarlak Tapınak” olarak bilinen Afrodit Tapınağı’nın bulunduğu yerde dünyaya gelmişim. Benden on bir yıl sonra, 1971 yılında, İris C. Love ve ekibi yaptıkları kazılarla bu tapınağı gün yüzüne çıkardı.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>1967 yılında henüz yedi yaşında bir çoban çocuğuydum. Dünyanın ne kadar büyük olduğunu bilmiyordum. Uzak ülkeleri, üniversiteleri ve yabancı dilleri tanımıyordum. Bildiğim dünya; keçilerimiz, koyunlarımız, taşlı patikalar, Ege’nin tuzlu rüzgârı ve (Knidos)’un mavi denizlerinden ibaretti.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Ayağımızda çoğu zaman tozlu ayakkabılar, üzerimizde güneşte solmuş giysiler vardı. Ellerimiz taşlara, toprağa ve hayvanların iplerine alışkındı. Fakat gözlerimiz merakla parlıyordu. Çünkü (Knidos)’a gelen bu yabancı insanlar, bizim için dünyanın başka bir tarafından gelen bilinmeyen bir hayatın temsilcileriydi.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Belki de iletişim kurmakta yaşanan bu zorluk nedeniyle, kazı ekibindeki üç kadın arkeoloji öğrencisi biz çoban çocuklarına İngilizce öğretmeye başladı. Dersler, o yıllarda hizmet veren ve Ruşen Topuz’a ait olan Baba Restoran’ın üst katında, hasırdan yapılmış bir gölgeliğin altında gerçekleştiriliyordu.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>İngilizce öğrenmeye çalışan biz çoban çocukları; Nuri Korkut, Serpil Korkut, Ramazan Karadeniz, Ruşen Topuz’un oğlu Doğu Topuz ve bendik.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Bugün gözlerimi kapattığımda o hasır gölgeliğin altındaki çocukları yeniden görüyorum. Aşağıdan denizin ve kıyıya vuran dalgaların sesi gelirdi. Rüzgâr estiğinde hasırlar hafifçe hışırdar, sıcak yaz havasına denizin serinliği karışırdı. Karşımızda, Long Island Üniversitesinden (Knidos)’a gelen genç arkeoloji öğrencileri vardı.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Onların söylediği her kelimeyi büyük bir dikkatle dinlerdik:</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>“What is this?”</p>

<p>“My name is…”</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Belki söylediklerimizin anlamını bütünüyle kavrayamıyorduk. Belki telaffuzlarımız da doğru değildi. Fakat içimizde tarifsiz bir öğrenme heyecanı vardı. Yeni öğrendiğim her kelime bana, önümde bilmediğim bir dünyanın kapısını açıyormuş gibi geliyordu.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Düşünsenize; yıl 1967… Henüz yedi yaşındayım. Köyümüzdeki okul iki derslikli, Datça’da ortaokuldan başka bir okul yok. Buna rağmen ben, dünyanın öbür ucundan gelen Long Island Üniversitesi öğrencilerinden, (Knidos)’ta İngilizce öğreniyorum.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>O günlerde bunun nasıl büyük bir ayrıcalık olduğunu anlayacak yaşta değildim. Benim için bunlar yalnızca eğlenceli birkaç kelime ve yabancı insanlarla geçirilen merak dolu saatlerdi. Fakat yıllar sonra denizlerde çalışmaya başlayınca o hasır gölgeliğin altında atılan tohumların hayatımda ne kadar önemli bir yere sahip olduğunu anladım.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Öğrencilik hayatım boyunca özel bir İngilizce kitabım veya İngilizce defterim olmadı. Ancak öğretmenlerimi can kulağıyla dinledim ve İngilizce derslerinden daima yüksek notlar aldım. Çünkü kulağım, İngilizcenin sesleriyle daha yedi yaşındayken, (Knidos)’un rüzgârı altında tanışmıştı.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Yıllar geçti… O küçük çoban çocuğu büyüdü ve kaptan oldu. Dünyayı baştan sona dolaştığımı söyleyemem; ancak dünyanın dörtte üçünde yelken açtım, denizlerde seyir yaptım. Farklı milletlerden insanlarla aynı güvertede çalıştım, yabancı limanlara girdim ve açık denizlerde sorumluluk aldım.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Her yabancı limanda, İngilizce konuştuğum her insanda, o çocukluk günlerinden bir parça buldum. Bazen denizin ortasında, yabancı bir ülkeden gelen insanlarla konuşurken aklıma 1967 yılındaki o hasır gölgelik geldi. İçimden, “Bu yolculuk aslında burada değil, (Knidos)’ta başlamıştı,” dedim.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Hayatım boyunca İris C. Love’a, biz çoban çocuklarına verdiği değer nedeniyle minnet duydum. O, belki de yaptığı bu küçük iyiliğin bir çocuğun hayatına nasıl yön vereceğini o günlerde bilmiyordu. Fakat benim için o dersler, yalnızca birkaç İngilizce kelimeden ibaret değildi. Onlar, kendi küçük dünyamın dışına uzanan ilk köprüydü.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Aradan uzun yıllar geçtikten sonra, ölümünden birkaç yıl önce, araştırmacı Gökçer Karaağaç’ın yardımlarıyla kendisine ulaştım. Onunla yeniden iletişim kurabilmek beni çok duygulandırdı. Sanki altmışlı yılların o küçük çoban çocuğu, yıllar sonra öğretmeninin karşısına kaptan olarak çıkmıştı.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Ona, hasır gölgeliğin altında öğretilen birkaç İngilizce kelimenin boşa gitmediğini; o kelimelerin beni yabancı denizlere, uzak limanlara ve uzun bir denizcilik hayatına taşıdığını anlatabildiğim için kendimi şanslı hissediyorum. Böylece bana verdiği emeğin hakkını bir ölçüde vermiş olduğuma inanıyorum.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>İris Love memleketimden neler götürdü? Neler çalındı veya kayboldu? Yaptığı kazıların memleketime ne kadar faydası oldu?</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Bunları o günkü çocuk aklımla bilmem mümkün değildi. Bu konuların tarihçiler, arkeologlar ve yetkili kurumlar tarafından belgeler ışığında değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Ancak benim kendi hayatımdan bildiğim ve hiçbir zaman unutmadığım bir gerçek var:</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>İris C. Love benim ilk İngilizce öğretmenimdir.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Bugün geriye baktığımda yedi yaşındaki hâlimi; (Knidos)’un rüzgârında saçları dağılan, gözleri merakla parlayan o küçük çoban çocuğunu görüyorum. Ona uzaktan seslenmek ve şöyle söylemek istiyorum:</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>“Dikkatle dinle çocuk… Bugün öğrendiğin bu birkaç yabancı kelime, bir gün seni uzak denizlere ve dünyanın dörtte üçüne taşıyacak.”</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>27 Ağustos 2026 – Datça</p>

<p>Kaptan Aslan Atilla Yorulmaz</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 16:30:40 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.datca-haber.com/images/kullanicilar/2024/03/aslan-atilla-yorulmaz-1710325420.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>TEBRİKLER   TEBRİKLER</title>
                <category>İ.Yekta Kolcu</category>
                <link>https://www.datca-haber.com/makale/tebrikler-tebrikler-2918</link>
                <author>yektakolcu48@gmail.com (İ.Yekta Kolcu)</author>
                <guid>https://www.datca-haber.com/makale/tebrikler-tebrikler-2918</guid>
                <description><![CDATA[TEBRİKLER   TEBRİKLER]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Dün&nbsp; &nbsp;08&nbsp; Eylül&nbsp; 2026&nbsp; &nbsp; &nbsp;akşamı&nbsp; , Belediyemizin&nbsp; &nbsp; Ecevit&nbsp; Kültür&nbsp; &nbsp; Merkezinde&nbsp; ,Badem&nbsp; &nbsp; Çiçeği&nbsp; &nbsp;Müzik&nbsp; &nbsp;Topluluğunun&nbsp; Konseri&nbsp; &nbsp; &nbsp;izlemeye&nbsp; &nbsp; gelen&nbsp; &nbsp; herkesin&nbsp; hepimizin&nbsp; &nbsp; takdirini&nbsp; &nbsp; topladı. Başta&nbsp; topluluğun&nbsp; &nbsp;oluşmasında&nbsp; her zaman&nbsp; &nbsp;olduğu&nbsp; &nbsp; gibi, Tülin Koçyiğit&nbsp; Hanımın&nbsp; özverisini&nbsp; -çabalarını&nbsp; &nbsp;tebrik&nbsp; &nbsp;etmemek&nbsp; &nbsp; mümkün mü?.Elbette bu&nbsp; butik&nbsp; &nbsp; topluluğun&nbsp; &nbsp; tüm&nbsp; &nbsp; üyelerinin&nbsp; &nbsp;özverili&nbsp; &nbsp; &nbsp;gayretleri ,takdirlerin&nbsp; &nbsp; ötesinde.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Türk&nbsp; &nbsp;Sanat&nbsp; &nbsp;Musikimizin&nbsp; &nbsp; Köşe&nbsp; taşlarından&nbsp; &nbsp;biri&nbsp; &nbsp; olan&nbsp; &nbsp; Rahmetli&nbsp; Dr&nbsp;&nbsp;Alaeddin&nbsp; &nbsp;YAVAŞÇA&nbsp; nın&nbsp; ,doğumunun&nbsp; 100.&nbsp; &nbsp;vefatının&nbsp; &nbsp;5.&nbsp; yılı&nbsp; &nbsp;münasebeti&nbsp; &nbsp; ile&nbsp; &nbsp; anılması&nbsp; /hatırlanması&nbsp; &nbsp; mükemmel&nbsp; &nbsp; &nbsp;olmuş. Solo/Koro halinde&nbsp; &nbsp; icra&nbsp; &nbsp; edilen rahmetlinin&nbsp; &nbsp;eserleri&nbsp; , güzel&nbsp; bir&nbsp; biyografi&nbsp; &nbsp;sunumu&nbsp; &nbsp; içine&nbsp; &nbsp;serpiştirilmiş&nbsp; &nbsp;olması&nbsp; &nbsp;konsere&nbsp; &nbsp; apayrı&nbsp; &nbsp;bir&nbsp; güzellik&nbsp; &nbsp;katmış.&nbsp; Saz&nbsp; heyetinin&nbsp; &nbsp;bir&nbsp; &nbsp;iki&nbsp; &nbsp;saz&nbsp; &nbsp;ile&nbsp; &nbsp;takviyesi&nbsp; halinde,&nbsp; artık&nbsp; &nbsp; gerisini&nbsp; siz&nbsp; düşünün.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Yerel&nbsp; yönetimin&nbsp; &nbsp;imkanlarının&nbsp; &nbsp;sınırlı&nbsp; &nbsp; olması , gönüllü&nbsp; &nbsp; sivil&nbsp; toplum&nbsp; kuruluşlarınca&nbsp; &nbsp;desteklenmesinin&nbsp; &nbsp; &nbsp;önemi&nbsp; &nbsp; ve&nbsp; &nbsp;gereğini&nbsp; &nbsp;,tekrar&nbsp; &nbsp; etmek&nbsp; &nbsp; &nbsp; isterim.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Bademlerimizin&nbsp; &nbsp;çiçek&nbsp; &nbsp; &nbsp;açmasına&nbsp; &nbsp;epey&nbsp; &nbsp;zaman&nbsp; &nbsp; &nbsp;var&nbsp; &nbsp;elbette.&nbsp; Ancak&nbsp; &nbsp; bu&nbsp; &nbsp;günlerde&nbsp; yarımadanın&nbsp; &nbsp; güney&nbsp; &nbsp;sahillerinde&nbsp; açmasını&nbsp; &nbsp; beklediğim&nbsp; Kum&nbsp; &nbsp;ZAMBAĞI nın&nbsp; bazı&nbsp; &nbsp;etkinliklerde&nbsp; sembol&nbsp; &nbsp; olma /olabilmesi&nbsp; &nbsp;bazılarımızın&nbsp; &nbsp;kulağına&nbsp; &nbsp; fısıldanması&nbsp; &nbsp;olabilirmi&nbsp; &nbsp; acaba.?&nbsp; Sözde&nbsp; &nbsp;koruma&nbsp; &nbsp;altındaki&nbsp; &nbsp;bitkiler&nbsp; &nbsp; arasında&nbsp; &nbsp;anılsada ,&nbsp; yapılan&nbsp; &nbsp; &nbsp;işlem&nbsp; o&nbsp; kadar.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Kısacası&nbsp; &nbsp;bu&nbsp; &nbsp; yeni&nbsp; &nbsp; güzide&nbsp; &nbsp;topluluk , bizlere&nbsp; &nbsp; &nbsp;çok&nbsp; &nbsp;güzel&nbsp; bir&nbsp; &nbsp; Eylül&nbsp; &nbsp;akşamı&nbsp; &nbsp; hediye&nbsp; &nbsp;etti.&nbsp; Tüm&nbsp; topluluk&nbsp; &nbsp;üyelerini&nbsp; &nbsp; ayrı&nbsp; &nbsp;ayrı&nbsp; tebrik&nbsp; &nbsp; ve&nbsp; teşekkür&nbsp; &nbsp; etmeyi&nbsp; &nbsp;bir&nbsp; &nbsp;borç&nbsp; &nbsp;bilirim.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Pekçok&nbsp; &nbsp;olumsuzlukların&nbsp; &nbsp; gündem&nbsp; &nbsp; olduğu&nbsp; &nbsp; &nbsp; Datçamızda&nbsp; &nbsp;iyiki&nbsp; &nbsp;sizler&nbsp; &nbsp; &nbsp;varsınız.&nbsp; &nbsp;Başka&nbsp; ne&nbsp; &nbsp;diyebilirim.&nbsp; VAR&nbsp; OLASINIZ...</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>SAĞLICAKLA&nbsp;&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 16:30:39 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.datca-haber.com/images/kullanicilar/2025/12/iyekta-kolcu-1766133208.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>YÖRESEL AĞIZLARDA ATASÖZLERİ</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://www.datca-haber.com/makale/yoresel-agizlarda-atasozleri-2917</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://www.datca-haber.com/makale/yoresel-agizlarda-atasozleri-2917</guid>
                <description><![CDATA[YÖRESEL AĞIZLARDA ATASÖZLERİ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>-Elin ne aşı biter,ne de işi(mlatya)</p>

<p>-Elin öldürdüğü yılan dirilir de sokar(Muğla)</p>

<p>-Elin sözü ile tavşan avına gidilmez(brdur)</p>

<p>-Elin taşı ile kuş vurulmaz(afyon)</p>

<p>-Elmayı soy ye,eriği say ye,armudu sapçığı ile küpçüğü ile ye(Antalya)</p>

<p>-Emanet balta koltukta kırılır(Amasya)</p>

<p>-Emanetin canı kıçında olur’(Ankara)</p>

<p>-Emek geçmeyen malın kıymeti bilinmez(Malatya)</p>

<p>-Emsize iş buyur,o sana öğüt versin(Afyon)</p>

<p>-En beyaz kardır,ama üzerine işerler(Mlatya)</p>

<p>-Enik büyür it olur,yavşak büyür bit olur(Konya)</p>

<p>-Enik itinen yal yeme,yüzüne gözüne bulaştırır(Svas)</p>

<p>-En kolay ekmek yemek,o da çiğnenmeden yutulmaz(Malatya)</p>

<p>-Er ekme don alır,geç ekme yer kurur(Mlatya)</p>

<p>-Er gözünden,yiğit sözünden belli olur(Kohnya,Antalya)</p>

<p>-Erik dalına basma,her söze kulak asma( Ordu)</p>

<p>-Erkek atın kişnemesi öküzün sayesindedir(Elazığ)</p>

<p>-Erkek eşeğin anırmazı olmaz(Afyon,Adana)</p>

<p>-Erkek kuş havayı,dişi kuş yapar yuvayı(Bolu)</p>

<p>-Erkek sözünü ver,dövüş günü evde olma(Hakkari)</p>

<p>-Erken gelen yazdan,kendi başına büyüyen kızdan kork(Antalya)</p>

<p>-Erken kalk,küpten küpe şarap boşalt(Amasya)</p>

<p>-Erken kalkan işine,geç kalkan düşüne(Çanakkale)</p>

<p>-Erken kalktım işime,şeker kattım aşıma(İzmir)</p>

<p>-Er koyunun er kuzusu olur(Ordu)</p>

<p>-Erzincan’da eşek izi sorulmaz( Giresun)</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 16:30:38 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MUĞLA TÜRKÜLERİ GELİN KIZ(65)</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://www.datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri-gelin-kiz65-2916</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://www.datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri-gelin-kiz65-2916</guid>
                <description><![CDATA[MUĞLA TÜRKÜLERİ GELİN KIZ(65)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>On birinde ay yüzüne bakılır,</p>

<p>On iki de kızın kahrı çekilir</p>

<p>On üçünde her bir yanı bal olur</p>

<p>Çok sallanma zülüflerin tel olur.</p>

<p>***</p>

<p>On dördünde deli dolu bir dana,</p>

<p>On beşinde gezer kendi başına,</p>

<p>On altısında yar girer düşüne</p>

<p>Çok sallanma her yanın bal olur.</p>

<p>Ortaca yöresinde söylenen neşeli bir türküdür. Bir olaya, hikayeye bağlı</p>

<p>değildir. Gelin olma yaşına kadar kızların yaş ve evreleri anlatılmaya</p>

<p>çalışılmıştır. Türkiye’de buna benzer türküler çoktur. Bu da onlardan biridir.</p>

<p>Türkü ilk kez araştırmacı yazar Günür Karaağaç ve Şefik Karain</p>

<p>tarafından ,”Ortaca’da Evimiz” adlı eserde yayınlanmıştır.</p>

<p>GELİN OYNATMA HAVASI</p>

<p>Bana bir yar olsa, gonca gül olsa</p>

<p>Öpülmedik, hem koklanmadık olsa,</p>

<p>Aşayım aşayım dağlar aşayım</p>

<p>Döneyim döneyim helallaşayım</p>

<p>Olsa da gücük olsa bana bir yar</p>

<p>Ah benim gül üstüne seferim var.</p>

<p>İşte size bir gelin türküsü daha. Bodrum düğünlerinde, meydana ilk</p>

<p>kez kızlar çıkıp oynar. Kızların oyunu da önce gelin kızın oynamasıyla</p>

<p>başlar. Daha sonra erkekler oyun sırasını alır. Gelin kız ise, yukarıdaki&nbsp;&nbsp;</p>

<p>“Gelin Oynatma Havası”yla oyuna girer. Ardından da “Seher Vaktinde” adlı</p>

<p>oyunu oynar.</p>

<p>Bodrum dışında böyle bir oyun oynama sırası yoktur.</p>

<p>Türkünün yaratıcı olarak, araştırmacı yazar ve müzisyen Mehmet</p>

<p>Uslu’nun derlemelerinde, Ortakentli (Müskebili) yerel sanatçı Hasan</p>

<p>Hüseyin Salım (Köroğlu)ın adından söz edilmektedir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 16:30:37 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>GDO DOSYASI(2)</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://www.datca-haber.com/makale/gdo-dosyasi2-2915</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://www.datca-haber.com/makale/gdo-dosyasi2-2915</guid>
                <description><![CDATA[GDO DOSYASI(2)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>-ÇOKÇA SORULAN BİR SORU.HİBRİT ÜRÜNLE GDO</p>

<p>ARASINDAKİ FARK VAR MIDIR? NEDİR?</p>

<p>Doğru bildiğimiz bir yanlış var. Bu çokça karıştırılan bir durum. Oysa ikisi tamamen</p>

<p>farklıdır. Hibrit(melez) 1930 lardan bu yana uygulanıyor. Aynı tür içinde iki ayrı çeşidin</p>

<p>normal ıslah yöntemleri ile tozlaştırılarak tohumların alınmasıdır. Hibrit uygulamalar</p>

<p>köylülerin elinde olsaydı iyi sonuçlar verebilirdi. Ancak şirketler elinde endüstriyel tarımı, yani</p>

<p>kimyasal gübre kullanılan tarımı teşvik etmiştir. GDO ve hibrit birbirine karıştırılmamalıdır.</p>

<p>Burada bir şeyin daha altını çizmek istiyoruz. Bu hibrit tohumların tohumunu almak da</p>

<p>mümkündür. Ama yukarıda anlatıldığı gibi çiftçilerin elinde olsaydı!</p>

<p>-GDO’LU ÜRÜN ÜRETEN VE PARA KAZANAN</p>

<p>ÜLKELER,TEKELLER VAR. ALICI,ÖDEYİCİ ÜLKELER</p>

<p>VAR(TÜRKİYE GİBİ…) KONUNUN SÖMÜRGE BOYUTU</p>

<p>NEDİR? YA DA ŞÖYLE SORARSAK;BU KONU ÜZERİNE</p>

<p>SÖMÜRÜ SÖYLEMİ KURULMASI DOĞRU MUDUR?</p>

<p>Kazanan her zaman dev şirketler(bunların yaptıklarını da ileride anlatacağım tek tek</p>

<p>adlarıyla) Bunlar hem tohum, hem tarım ilacı üretiyorlar. Herbisite(tarım ilacı) dayanıklılık</p>

<p>içeren GDO’lu mısır ve pamukta şirketin hem tohumu, hem de herbisite karşılık ilacı var.</p>

<p>İkisini de satar.(ileride göreceksiniz, hem GDO’lu ürün satıp, hem de kanser ilacı satan</p>

<p>şirketler var) ABD’de GDO yaygındır. Şirket çıkarları her şeyin üzerindedir. Aile tarımı yapan</p>

<p>Amerikalı çiftçiler de kaybediyor. (Yani Türkiye’de çoğunlukta olan tarım sistemi) Ancak,</p>

<p>büyük işletmelerde tarım yapan şirketler ,çok az işçi ile çalışmak için, insan sağlığı ve çevreyi</p>

<p>düşünmeden bu tarıma evet diyorlar(katmerli sömürü) Bu gidişle GDO’nun yaygınlaşması,</p>

<p>çoğu ABD’de bulunan GDO şirketleri nedeniyle ülkeler arasında gelir dağılımının bozulmasına</p>

<p>da yol açacaktır.</p>

<p>-TÜRKİYE’YE GDO’LU ÜRÜN GİRMİŞ MİDİR?</p>

<p>Türkiye’ye pirinç olayından önce de, sonra da GDO’lu ürün girmiştir, girmektedir.</p>

<p>Dışalımı yapılan soya, mısır ve pamuğun hemen tümünün GDO’lu olduğu tahmin</p>

<p>edilmektedir. Geçtiğimiz yıllarda, buna pirinç de dahil oldu. Bakmayın siz eski bir tarım</p>

<p>bakanının”-Pirincin içinde değil, kabuğunda GDO varmış” demesine. Böyle bakan bir başka</p>

<p>uygar ülkede olsa, mizah dergileri birkaç aylık mizahı çıkarırlardı. Bu bakan da bir dakika</p>

<p>yerinde kalamazdı. Adam GDO’yu kuş pisliği sanıyor!</p>

<p>-GDO’LU ÜRETİM HER ÜRÜNDE OLABİLİR Mİ?</p>

<p>Bildiğimiz kadarıyla yaygın uygulama pamuk, mısır, soya ve kolzadadır. Biraz da</p>

<p>kanola. Diğerlerinde olma olasılığı çok çok küçüktür. Ama ,-Oh! Oh! Başka bir şey de yokmuş!</p>

<p>Diye de sevinmeyin. Çünkü soya denince, o marketlerde aldığınız yüzlerce ve hatta binlerce</p>

<p>üründe var. Dondurmadan, çikolataya, kaşar peynirinden, işlenmiş etlere kadar….Mısır</p>

<p>denince durum daha da vahim! Binlerce üründe, içeceklerde mısır şurubu kullanılmaktadır,&nbsp;</p>

<p>hem de GDO lu mısır şurubu. O marketlerdeki tüm bisküvi, pasta vs.(biz 900 ürün sayabildik)</p>

<p>içecekler(gazlı-gazsız) yani tatlı olan her şeyde hemen hemen GDO lu mısır şurubu</p>

<p>kullanılmaktadır. Tabii kullanmayan dürüst üreticiler de var! Hem de ülkemizde. Haksız</p>

<p>rekabet olmasın diye isim vermiyorum. Birebir konuşursak söylerim.</p>

<p>-TÜM BUNLARA KARŞI BİR CARTAGENA</p>

<p>SÖZLEŞMESİ VAR,NE GETİRİYOR?İMZALANMASI</p>

<p>ZORUNLU MUDUR? İMZALAMAYANA YAPTIRIM</p>

<p>ÖNGÖRÜLÜYOR MU?</p>

<p>Türkiye bu sözleşmeyi imzaladı. Sözleşme ülkelere biyogüvenlik yasası çıkarmalarını</p>

<p>öngörüyor. Bunu uygulamayan ülkeler diğerleri tarafından kara listeye alınabilir. Çin</p>

<p>mallarının birçok ülkede kara listeye alındığı gibi…(devam edecek….)</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 16:30:35 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>GERÇEK APTAL KİM?</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://www.datca-haber.com/makale/gercek-aptal-kim-2914</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://www.datca-haber.com/makale/gercek-aptal-kim-2914</guid>
                <description><![CDATA[GERÇEK APTAL KİM?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>İki müdür odacılarının aptallığından yakınıyordu. Denemek için istediler. Birisi<br />
odacısını çağırdı:<br />
-Al oğlum şu elli bin lirayı, son model bir Mercedes al da gel.<br />
Öbürü kendi odacısını çağırarak;<br />
-Evladım dedi…Git bak bakalım ev, ben evde miyim?<br />
Dışarıda bu durumlar için iki odacı birbirlerine yakınıyorlardı:<br />
-Yahu bizim müdür ne kadar salak…bana elli bin lira verdi, git Mercedes al gel diye…<br />
Bu gün Pazar, dükkanların kapalı olduğunu bilmiyor mu?</p>

<p>Öbürü:<br />
-Sorma dedi…bizim ki de evde olup olmadığına bakmam için beni eve gönderiyor…<br />
Elinin altında dört tane son model telefon var…Telefon edip sorsa ya!</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 16:30:34 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ESMÂ İLE AHLAKLANMAK - 18  EL-ÂHİR, EZ-ZÂHİR, EL-BÂTIN, EL-VÂLÎ</title>
                <category>A. Hikmet GÜL</category>
                <link>https://www.datca-haber.com/makale/esma-ile-ahlaklanmak-18-el-ahir-ez-zahir-el-batin-el-vali-2913</link>
                <author>a.hikmetgul@gmail.com (A. Hikmet GÜL)</author>
                <guid>https://www.datca-haber.com/makale/esma-ile-ahlaklanmak-18-el-ahir-ez-zahir-el-batin-el-vali-2913</guid>
                <description><![CDATA[ESMÂ İLE AHLAKLANMAK - 18  EL-ÂHİR, EZ-ZÂHİR, EL-BÂTIN, EL-VÂLÎ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Can Dostlar!</p>

<p>Esmâ ile Ahlaklanmak yolculuğunda yol almaya devam ediyoruz. Bugün de nasip olursa aynı konunun 18. bölümü olan ve körpe gönüllere can suyu olacak el-Âhir, ez-Zâhir, el-Bâtın ve el-Vâlî isimlerini işlemeye çalışacağız.</p>

<p>Gayret bizden; her zaman olduğu gibi gönüllerde iz bırakmak Rabbimizdendir.</p>

<p>Esmâü’l-Hüsnâ, Rabbimizi tanıtan güzel isimlerdir. Fakat bu isimler yalnız dilde tekrar edilen kelimeler olarak kalmamalıdır. Her bir isim, kulun kalbine bir ölçü, hayatına bir istikamet, ahlâkına bir sorumluluk bilinci kazandırmalıdır.</p>

<p>Bir önceki yazılarımızda her başlangıcın Rabbimize dayandığını, kulluğun her hâlde O’na yönelmekle anlam kazandığını hatırlamıştık. Bugün ise el-Âhir ile her şeyin sonunda yine O’na döneceğimizi, ez-Zâhir ile varlık âlemindeki apaçık ayetleri, el-Bâtın ile görünmeyen niyet ve iç dünyamızın Allah’a gizli olmadığını, el-Vâlî ile de hayatın sahipsiz ve başıboş bırakılmadığını düşünmeye çalışacağız.</p>

<p>Bugün üzerinde duracağımız bu dört güzel isim bize şu hakikati hatırlatır:</p>

<p>Allah Âhir’dir; kul sonunu unutmadan yaşar.<br />
Allah Zâhir’dir; kul görünen ayetleri ibretle okur.<br />
Allah Bâtın’dır; kul görünmeyen niyetini ve iç dünyasını ihmal etmez.<br />
Allah Vâlî’dir; kul hayatın sahipsiz olmadığını bilir.</p>

<p>EL-ÂHİR: HER ŞEYİN SONUNDA BAKİ KALAN RAB</p>

<p>El-Âhir, her şeyin sonundan sonra da var olan, varlığı bitmeyen, bütün dönüşlerin kendisine olduğu Allah demektir.</p>

<p>İnsan dünyada çoğu zaman başlangıçlarla meşgul olur. Yeni işler, yeni planlar, yeni kazançlar, yeni hedefler peşinde koşar. Elbette insan çalışmalı, üretmeli, gayret etmelidir. Fakat insan sonunu unuttuğunda, başlangıçları da yanlış yöne kayabilir.</p>

<p>Kur’an’da Rabbimiz şöyle buyurur:</p>

<p>“O Evvel’dir, Âhir’dir, Zâhir’dir, Bâtın’dır. O her şeyi bilendir.”<br />
(Hadîd, 57:3)</p>

<p>Bu ayet, insanın bütün hayatını kuşatan büyük bir hakikati bildirir. Başlangıç Allah’tandır, son dönüş de Allah’adır. Öyleyse insan, dünyadaki yolculuğunu sonsuz kalacakmış gibi değil; Rabbine dönecek bir kul olarak yaşamalıdır.</p>

<p>El-Âhir’i tanıyan insan, sonunu hesaba katar.</p>

<p>Bir söz söylerken sonunu düşünür.</p>

<p>Bir işe başlarken hesabını düşünür.</p>

<p>Bir haksızlığa yönelirken ahireti düşünür.</p>

<p>Bir iyilik yaparken Allah katındaki karşılığını düşünür.</p>

<p>Bir gün kırdığı kalple, yediği hakla, sakladığı doğruyla, yaptığı iyilikle, ettiği tövbeyle Rabbine döneceğini bilir.</p>

<p>Kur’an şöyle buyurur:</p>

<p>“Her nefis ölümü tadacaktır. Sonra Bize döndürüleceksiniz.”<br />
(Ankebût, 29:57)</p>

<p>Ölüm, insanın değerini belirleyen dış görünüş değildir. Ölüm, hayatın ciddiyetini hatırlatan büyük bir hakikattir. İnsan ölümün zamanını, yerini ve şeklini çoğu zaman seçemez. Fakat ölüm gelinceye kadar nasıl bir kul olarak yaşayacağını seçer.</p>

<p>Öyleyse el-Âhir ismi bize şunu öğretir: Sonu Allah’a varacak bir hayat, Allah’ın razı olacağı şekilde yaşanmalıdır.</p>

<p>O hâlde kendimize soralım:</p>

<p>Ben sonu Rabbime varacak bir hayatı, Rabbimin razı olacağı şekilde mi yaşıyorum?</p>

<p>EZ-ZÂHİR: AYETLERİ APAÇIK OLAN RAB</p>

<p>Ez-Zâhir, varlığı, kudreti, rahmeti ve ayetleri eserleriyle apaçık görünen Allah demektir.</p>

<p>İnsan göğe bakar, yere bakar, geceye, gündüze, suya, toprağa, rüzgâra, yağmura, kendi bedenine ve hayatın düzenine bakar. Bütün bunlar başıboş ve kendiliğinden oluşmuş şeyler değildir. Bunlar, Rabbimizin kudretini ve rahmetini gösteren ayetlerdir.</p>

<p>Kur’an şöyle buyurur:<br />
“Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün değişmesinde akıl sahipleri için ayetler vardır.”<br />
(Âl-i İmrân, 3:190)</p>

<p>Ez-Zâhir’i tanıyan insan, hayata kör bakmaz. Gördüğü nimetin sahibini düşünür. Yediği lokmada toprağı, yağmuru, güneşi ve Allah’ın rahmetini fark eder. Aldığı nefeste, çalışan kalbinde, gören gözünde, işiten kulağında Rabbimizin lütfunu görmeye çalışır.</p>

<p>Allah’ın ayetleri yalnız kitap satırlarında değil; yaratılışın her köşesinde de insana seslenir. Fakat insanın kalbi kapanırsa, apaçık ayetler bile ona bir şey söylemez.</p>

<p>Güneş doğar, ama ibret almaz.</p>

<p>Yağmur yağar, ama şükretmez.</p>

<p>Ölüm haberi duyar, ama uyanmaz.</p>

<p>Bir çocuğun yüzüne bakar, ama yaratılışı düşünmez.</p>

<p>Bir tohumun ağaca dönüşünü görür, ama Rabbini hatırlamaz.</p>

<p>Oysa ez-Zâhir ismi, kulun gözünü alışkanlık perdesinden kurtarır. İnsan her gün gördüğü şeylere yeniden bakmayı öğrenir. Çünkü bakmak başka, ibretle görmek başkadır.</p>

<p>Şu hâlde kendimize soralım:</p>

<p>Ben Allah’ın apaçık ayetlerine ibret gözüyle mi bakıyorum, yoksa alışkanlık perdesiyle mi geçip gidiyorum?</p>

<p>EL-BÂTIN: GÖRÜNMEYENİ DE BİLEN RAB</p>

<p>El-Bâtın, duyularla kuşatılamayan, fakat her şeyin iç yüzünü bilen; görünmeyen niyetleri, gizli düşünceleri, kalbin derinliklerini ve olayların arka planını kuşatan Allah demektir.</p>

<p>İnsan dışı görür. Sözün sesini duyar, davranışın görünen tarafını fark eder. Fakat niyetin iç yüzünü, kalbin gizli derdini, gözyaşının sebebini, suskunluğun yükünü tam olarak bilemez.</p>

<p>Rabbimiz ise bilir.</p>

<p>Kur’an’da şöyle buyrulur:</p>

<p>“O, gözlerin hain bakışını ve göğüslerin gizlediğini bilir.”<br />
(Mü’min, 40:19)</p>

<p>El-Bâtın’ı tanıyan insan, iç dünyasını ihmal etmez. Çünkü Allah yalnız yaptıklarımızı değil, niyetlerimizi de bilir. Dışarıdan güzel görünen bir işin içinde gösteriş varsa, Allah onu bilir. Suskunluğun içinde kin varsa, Allah onu bilir. Gülümsemenin ardında aldatma varsa, Allah onu bilir. Kimseye anlatamadığımız derdimizi de Allah bilir.</p>

<p>Bu isim, kula hem edep hem teselli verir.</p>

<p>Edep verir; çünkü içimiz Allah’a gizli değildir.</p>

<p>Teselli verir; çünkü insanlar anlamasa da Rabbimiz bilir.</p>

<p>Bazen insan iyiliğini gösteremez, derdini anlatamaz, niyetini ispatlayamaz. Haksız anlaşılır, yanlış değerlendirilir, yalnız kalır. El-Bâtın olan Rabbimiz, bütün görünmeyenleri bilir.</p>

<p>Fakat bu bilgi, insanı iç dünyasını temiz tutmaya da çağırır. Çünkü ahlâk yalnız dış davranış değildir. Kalbin kıskançlığı, niyetin bozukluğu, gizli kibir, içten içe büyüyen öfke de insanı kirletir.</p>

<p>O zaman kendimize soralım:</p>

<p>Dışımı insanlara güzel gösterirken, iç dünyamı Rabbimin bildiğini ne kadar hatırlıyorum?</p>

<p>EL-VÂLÎ: YÖNETEN, GÖZETEN VE İŞLERİ ÇEVİREN RAB</p>

<p>El-Vâlî, bütün işleri yöneten, varlığı gözeten, kullarının hâlinden haberdar olan ve hiçbir şeyi başıboş bırakmayan Allah demektir.</p>

<p>İnsan bazen hayatın dağınık, sahipsiz ve kontrolsüz aktığını zanneder. Oysa Kur’an bize Rabbimizin işleri düzenlediğini, varlığı gözettiğini ve hiçbir şeyin O’nun bilgisi dışında olmadığını bildirir.<br />
Kur’an şöyle buyurur:</p>

<p>“Gökten yere kadar bütün işleri O düzenler.”<br />
(Secde, 32:5)</p>

<p>El-Vâlî’yi tanıyan kul, hayatın sahipsiz olmadığını bilir. Fakat bu bilgi insanı tembelliğe değil, sorumluluğa çağırır. Çünkü Allah’ın yönettiği bir âlemde yaşayan kul, gelişigüzel davranamaz.</p>

<p>Emanetleri korumalıdır.</p>

<p>Adaleti gözetmelidir.</p>

<p>Verdiği söze sahip çıkmalıdır.</p>

<p>Yaptığı işin hakkını vermelidir.</p>

<p>Kendisine verilen zamanı, imkânı ve sorumluluğu boşa harcamamalıdır.</p>

<p>Allah’ın yönetimi altında yaşadığını bilen insan, her şeyi kendi kontrolünde zannetmez. Plan yapar ama plana tapmaz. Tedbir alır ama tedbiri ilahlaştırmaz. Çalışır ama sonucu kendinden bilmez. Başına gelenlerde Rabbine sığınır, elinden geleni yaptıktan sonra tevekkül eder.</p>

<p>El-Vâlî ismi bize şunu da hatırlatır: İnsan başkalarının hayatı üzerinde zorbalıkla hüküm kurmaya kalkmamalıdır. Kul, Rab değildir. Kulun görevi hükümranlık taslamak değil; Allah’ın ölçüsüne göre adaletli, merhametli ve sorumlu yaşamaktır.</p>

<p>Burada kendimize soralım:</p>

<p>Hayatın sahibi ve yöneticisi Rabbim iken, ben hangi alanlarda kendimi mutlak yetkili görüyorum?</p>

<p>SON, GÖRÜNEN, GÖRÜNMEYEN VE İLÂHÎ YÖNETİM BİLİNCİ</p>

<p>Can Dostlar!</p>

<p>Bugün üzerinde durduğumuz bu dört güzel isim, hayatımızın her alanına ölçü koyar.</p>

<p>Bir kez daha özetlemek gerekirse:</p>

<p>El-Âhir bize, her şeyin sonunda dönüşün Allah’a olduğunu hatırlatır. Kula düşen, sonunu unutmadan yaşamak ve hesabını düşünmektir.</p>

<p>Ez-Zâhir Rabbimizin ayetlerinin varlık âleminde apaçık olduğunu gösterir. Kula düşen, gördüğü nimet ve düzen karşısında ibret ve şükür sahibi olmaktır.</p>

<p>El-Bâtın Allah’ın görünmeyeni, niyetleri ve kalplerin içindekini bildiğini öğretir. Kula düşen, yalnız dışını değil iç dünyasını da arındırmaktır.</p>

<p>El-Vâlî bütün işleri yöneten ve gözeten Rabbimizi tanıtır. Kula düşen, hayatın sahipsiz olmadığını bilerek emanete, adalete ve sorumluluğa dikkat etmektir.</p>

<p>Unutmayalım:</p>

<p>Allah Âhir’dir; kul sonunu unutmadan yaşar.</p>

<p>Allah Zâhir’dir; kul görünen ayetleri ibretle okur.</p>

<p>Allah Bâtın’dır; kul niyetini ve kalbini ihmal etmez.</p>

<p>Allah Vâlî’dir; kul hayatın sahipsiz olmadığını bilir.</p>

<p>Esmâ ile ahlaklanmak; Rabbimizin güzel isimlerini yalnız dilde anmak değil, o isimlerin bize öğrettiği kulluk bilincini hayata taşımaktır.</p>

<p>Rabbimiz bizleri; sonunu düşünen, ayetlere ibretle bakan, iç dünyasını arındıran, hayatın O’nun gözetimi altında olduğunu bilerek yaşayan kullarından eylesin.</p>

<p>Esmâullâh ahlâkı ile ahlaklanma gayreti içinde olan gönül dostlarına selam olsun.</p>

<p>“Esmâ ile Ahlaklanmak”ta yeniden buluşmak üzere.<br />
Sağlıkla kalın, esen kalın, hoş kalın Can Dostlar!</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 16:30:33 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.datca-haber.com/images/kullanicilar/2024/12/a-hikmet-gul-1733901285.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>HER İŞE KARIŞIRSAN!?</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://www.datca-haber.com/makale/her-ise-karisirsan-2912</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://www.datca-haber.com/makale/her-ise-karisirsan-2912</guid>
                <description><![CDATA[HER İŞE KARIŞIRSAN!?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kozanoğlu beylerle oturmuş”şuranın suyu iyidir”, “buranın suyu iyidir” konuşup<br />
sohbet ediyorlar.&nbsp;</p>

<p>Kozanoğlu’nun uşağı kapının yanında. Uşakların lafa karışması usulden değil<br />
ama, kendini tutamamış, lafa karışmış.</p>

<p>-Ağam Karadağ’ın Suyu’da iyi diyorlar.</p>

<p>Kozanoğlu uşağının bu densizliğine kızmış.</p>

<p>-Öyle mi Mehmet, al şu testiyi de Methettiğin suyu getir de içelim!</p>

<p>Karadağ, üç günlük yol en azından. Mevsimlerden yaz, aylardan ağustos. Düşmüş</p>

<p>yollara…Elinde testi yola koyulmuş. Tam Karadağ’a yaklaştığında onu tanıyan biri seslenmiş:</p>

<p>-Mehmet, Mehmet Ağa,buralarda ne arıyorsun?</p>

<p>-Sorma gardaş, Kozanoğlu yanında bir b.k yedim. Karadağ’a ağzımı çalkalamaya<br />
gidiyorum!</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 17:08:59 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>YÖRESEL AĞIZLARDA ATASÖZLERİ</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://www.datca-haber.com/makale/yoresel-agizlarda-atasozleri-2911</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://www.datca-haber.com/makale/yoresel-agizlarda-atasozleri-2911</guid>
                <description><![CDATA[YÖRESEL AĞIZLARDA ATASÖZLERİ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>*El adama arpa ekiverir,döner de sarpa ekiverir(Dnizli)<br />
*El adama kin değil,gün bağışlar(Ordu)<br />
*El adamı koyun eder, üstelik de meletir(Afyn)<br />
*El ağzıyla çorba içilmez(aksry,Niğde)<br />
*El ağzıyla kuş tutulmaz(Bolu)<br />
*El akıl verir, ekmek vermez(mltya)<br />
*El atına ya bayram,ya düğün günü binilir(Adana)<br />
*El elin eşeğini yırlayı yırlayı arar(G.ant.)(YIRLAMAK:türkü çağırmak)<br />
*El eliyle yılan tutma,yılana da yazıktır(ordu,Van)<br />
*El içinde eşek kuyruğu kesme,kimi uzun,kimi kısa der(Uşak)<br />
*El için kuyu kazan,kendi kuyusunu kazar(Tokat,Ordu)<br />
*Elindeki yarı ver ele,kendin aç ağzını yele(Sivas)<br />
*El kapısını dövme parmakla,el seninkini döver tokmakla(Elazığ)<br />
*El karar, göz mizan; eşek yarım okka, sıpa yüz dirhem(G.ant)<br />
*El sana taşla vurursa,sen ona ekmekle vur(Ordu)<br />
*El sillesi yemeyen,kendi sillesini nebi sanır(Nğde)<br />
*El uzatılan yere dil uzatılmaz(Antalya,Mlatya,Aydın,Bolu,Tunceli)<br />
*Elbise yamalığa,can hekime düşmesin(Van)<br />
*Elden oğul,külden tepe olmaz(Sivas)<br />
*Ele güvenen ersiz,oynaşa güvenen yarsız kalır(Giresun)<br />
*Elin adamı eşeği makamıyla anırtır(G.ant.)<br />
*Elin ağzı ile çorba içilmez(Adana)<br />
*Elindeki kuşu sıkı tut ,kuş arama(Kstamonu)<br />
*Elinde var ise pulun,her alem kulun;elinde yok ise pulun, cehennemden geçer yolun(Afyn)<br />
*Elini ne aç,ne de yum(Sivas)</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 17:08:58 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MUĞLA TÜRKÜLERİ(64)   GEL DEDİM DE GELMEDİN</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://www.datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri64-gel-dedim-de-gelmedin-2910</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://www.datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri64-gel-dedim-de-gelmedin-2910</guid>
                <description><![CDATA[MUĞLA TÜRKÜLERİ(64)   GEL DEDİM DE GELMEDİN]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Gel dedim de gelmedin,<br />
Gülmedin güldürmedin.<br />
Sen yad ellere gittin<br />
Gül yüzün göstermedin.</p>

<p>***</p>

<p>Dermen sendedir dedim,<br />
Yüreğim yoluna serdim.</p>

<p>***<br />
Düşürdün adımı dile<br />
Dolmadı çektiğim çile.<br />
Yansam tükenmesem bile<br />
Ey yârim ferman senle.<br />
***<br />
Derman sendedir dedim,<br />
Yüreğim yoluna serdim.</p>

<p>***</p>

<p>Kakülüm savur dağlara<br />
Ağıtlar yakma ardıma<br />
Ahım kalsın yarına<br />
Pişmanlığın ne fayda</p>

<p>***</p>

<p>Derman sendedir dedim<br />
Yüreğim yoluna serdim.<br />
Türkülerim sitem sana<br />
Sevdan düşürdü nura(dara)&nbsp;</p>

<p>Fethiye yöresi türkülerindendir. Bayram Salman tarafından<br />
derlenerek notaya alınmıştır.<br />
Bir öyküsü yoktur.<br />
Bir sevdalının aklına geleni yazdığı, söylediği bir türküdür.</p>

<p>Bunları buraya almamızın nedeni şu; türkülerimizde hep keder , kahır<br />
yoktur. Böyle türküler de vardır örneğidir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 17:08:57 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>GDO DOSYASINI AÇIYORUZ!(1)</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://www.datca-haber.com/makale/gdo-dosyasini-aciyoruz1-2909</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://www.datca-haber.com/makale/gdo-dosyasini-aciyoruz1-2909</guid>
                <description><![CDATA[GDO DOSYASINI AÇIYORUZ!(1)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>GDO NEDİR?(TRANSGENİK ÜRÜN NEDİR) İNSAN<br />
SAĞLIĞINA ETKİSİ VAR MIDIR? NELERDİR?</p>

<p>Artık her yerde kullandığımız bir kısaltma oldu GDO.<br />
GDO’yu anlatmadan yanlış kullanılan, ya da GDO ile aynı anlama geldiği sanılan HORMON lu ürün arasında bir ilinti olmadığını, yine pestisit(ilaç kalıntısı) ile de bir ilgisinin<br />
bulunmadığını belirtmeliyiz.<br />
GDO: Modern biyoteknoloji kullanılarak genetik materyali değiştirilmiş olan,insan haricindeki<br />
organizma…<br />
Bu tarif GDO lu Ürünler Hakkındaki yönetmelikten alınmıştır.<br />
Uluslar arası terminolojide kullanılan tarif şöyle:</p>

<p>GDO:BİR CANLIDAKİ GENETİK ÖZELLİKLERİN<br />
KOPYALANARAK BU ÖZELLİKLERİ TAŞIMAYAN BİR<br />
CANLIYA AKTARILMASI SONUCUNDA ÜRETİLEN YENİ<br />
CANLIYA GENETİĞİ DEĞİŞTİRİLMİŞ<br />
ORGANİZMA(GDO)VEYA TRANSGENİK ÜRÜN DENİR…<br />
İkinci tarif daha bilimsel bir tarif. Çünkü burada açıklama da var.genetik özelliklerin<br />
kopyalanması,yeni canlıya gönderilmesi…..gibi.Buradan kansere geliyoruz işte..<br />
Gelelim insan sağlığına etkilerine; Şöyle bir soru ile<br />
başlayabiliriz;<br />
-GDO’LU ÜRÜNLERİN ÜRETİLME GEREKÇELERİ<br />
NELERDİR?</p>

<p>İddia,daha az ilaç kullanılacağı,verim artışı olacağıdır. Gerçek tam tersi olmuştur. GDO uygulamalarının yüzde 85’i ot öldürücülere(herbisit) karşı, bitkilere dayanıklılık kazandırılması<br />
ile ilgili. Oysa ki GDO’lu bitkilerin üretildiği ülkelerde ilaç kullanımı roket gibi arttı, Arjantin’de glyphosate kullanımı 14 kat arttı.Verim artışı iddiası da doğru değildir. Hindistan’da GDO’lu pamuk dönüm başına 370 kg verim etmişti. Ortalama verim 50 kg oldu.</p>

<p>-İNSAN SAĞLIĞINA VE HAYVAN SAĞLIĞINA<br />
ETKİLERİ BAKIMINDAN BİLİMSEL BULGULAR,BİLGİLER<br />
VAR MIDIR?</p>

<p>İnsanlarda alerjilere yol açtığı doğrudan izlenmektedir. Hayvan deneyleri çok<br />
olumsuzdur. İskoçya Rowett Enstitüsü’nde GDO’lu patatesle beslenen farelerin tümünün iç<br />
organlarında küçülme,bağışıklık sistemlerinde çökme,kan yapılarında bozulma görüldü. &nbsp;Rusya Bilim Akademisi’nde farelerin yavrularının yüzde 55.6 sı doğumdan sonraki üç hafta içinde öldü. Avusturya Tarım ve Sağlık Bakanlığı’nın finansmanı ile Viyana Üniversitesi’nin geçen yıllarda yaptığı bir çalışmada ise GDO lu gıdalarla beslenen farelerin 34 nesil sonra büyük ölçüde üreme yeteneklerini kaybettikleri belirlendi.<br />
-BİTKİ SAĞLIĞINA,YANİ ORGANİK YAPILARA KARŞI<br />
ZARARLARI HAKKINDA BİLİMSEL BİLGİLER VE<br />
BULGULAR VAR MI?</p>

<p>GDO biyo çeşitliliğe tehdit oluşturmaktadır. İngiltere’de 2007 yılında GDO’lu<br />
kolzadan, yabani akrabası olan, yabani hardala gen geçişi ispatlanmıştır. GDO yerli gen<br />
kaynaklarını zamanla ortadan kaldıracaktır.<br />
Tehlikesi sadece insana değil,çevreye de yöneliktir.</p>

<p>-PEKİ GDO’LU ÜRÜNLERİ SAVUNANLARIN<br />
GÖRÜŞLERİ NELERDİR?</p>

<p>Yaygın olarak GDO uygulaması olan pamuk,mısır,soya ve kolzada sonuçlar<br />
olumsuzdur.Şimdilerde GDO yandaşları hiç gerçekleşmemiş bazı olayları ileri sürerek GDO’ya<br />
itibar kazandırmak istemektedirler. Bunlardan biri A vitamini içermesi nedeniyle dünyanın<br />
kurtarıcısı gibi gösterilmek istenen altın pirinçtir. Halbuki piyasaya henüz sürülmemiştir.<br />
Çünkü gen alınan bir nergis türünden zehir gelmiştir.Diğeri de OMEGA 3 içerdiği söylenen<br />
Soyadır. Bu çeşitte piyasaya sürülmemiştir. Ayrıca omega 3 artışı önce normal ıslah yolları ile<br />
yapılmış,daha sonra buna GDO yöntemleri ile herbisit direnci kazandırılmaya çalışılmıştır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 17:08:56 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İlk Tunç Çağı ve Ateşin Efendileri</title>
                <category>Okan ÖZALP</category>
                <link>https://www.datca-haber.com/makale/ilk-tunc-cagi-ve-atesin-efendileri-2908</link>
                <author>arkeologdatca@gmail.com (Okan ÖZALP)</author>
                <guid>https://www.datca-haber.com/makale/ilk-tunc-cagi-ve-atesin-efendileri-2908</guid>
                <description><![CDATA[İlk Tunç Çağı ve Ateşin Efendileri]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Zaman Otobüsü’ nün gösterge panellerinde M.Ö. 3000’li yılların tarihi belirdiğinde, motorun o kendine has hafif titreşimi durdu. Otobüsün dairesel pencerelerinden dışarı bakan Aleyna ve Kaan, sislerin arasından beliren antik bir yerleşkeye gözlerini diktiler. Burası, Erken Transkafkasya Kültürü'nün tam kalbi; Doğu Anadolu’daki bir Tunç Çağı köyüydü.</p>

<p>Otobüsün kapısı tıslayarak açıldığında nemli toprak ve tütsüyü andıran hafif bir duman kokusu genizlerini yaktı. Etrafta, köşeleri yuvarlatılmış, dörtgen planlı ve dal örgü tekniğiyle yapılmış kulübeler yükseliyordu. Aleyna, elindeki tarama cihazını ayarlarken Kaan sabırsızca ilk kulübeye doğru adım attı.</p>

<p>İkili, kulübelerden birinin ahşap kapı aralığından içeri süzüldü. Tavanın ortasındaki ışık deliğinden içeri süzülen gün ışığı, odanın ortasındaki dumanı yırtıp geçiyordu. Bu delik, düz ve kırlangıç kanadı gibi üst üste konmuş kirişlerle yapılan kubbemsi tavanın dumanını dışarı tahliye eden harika bir baca sistemine hizmet ediyordu.<br />
Odanın tam merkezinde, insan yaşamının tüm akışını değiştiren o ana unsur duruyordu: Ana ocak.<br />
Kaan, ocağın çevresini incelerken gözlerine inanamadı. "Aleyna, şuna bak! Sadece bir ateş çukuru değil burası; tam anlamıyla bir mühendislik harikası!"<br />
Gerçekten de ocağın içinde ateşi düzenlemeye yarayan pişmiş topraktan at nalı şeklinde bir sehpa (ocak ayağı) duruyordu. Yanında ise pişirme kaplarının devrilmesini önleyen ters koni ve makara biçimli ocak ayakları yer alıyordu. Ocağın çevresinde ise zamanın durduğunu kanıtlayan objeler saçılmıştı:<br />
Siyah açkılı ve saman katkılı çanak-çömlekler, çakmaktaşı dilgiler, obsidiyen ok uçları, birkaç tane bakır bız, öğütme taşları ve yere kazılmış huni biçimli bir dibek.<br />
Odanın kenarında ise ana ocağa ek olarak, kor veya tezek konularak yemek pişirmeye yarayan daha küçük at nalı biçimli ikinci dereceden bir mangal ocak ile yufka yaymaya yarayan pişmiş topraktan sabit bir teşt bulunuyordu.</p>

<p>Aleyna, odanın duvara yakın kısmındaki özel bir platforma doğru yaklaştı. Burada tabana sabitlenmiş, kilden yapılmış, üç boynuzlu ve çift spiral bezemeli bir közlük duruyordu.</p>

<p>"Kaan," dedi Aleyna heyecanla. "Bu sıradan bir pişirme alanı değil. Pulur/Sakyol ve Sos Höyük’te örneklerini gördüğümüz o kutsal közlüklerden biri bu! Bak, boynuzların uçlarında insan yüzü betimlemeleri ve şerit bezemeler var. Ateş sadece beslenmek ya da ısınmak için değil; inanç dünyalarının da tam merkezinde yer alıyor."</p>

<p>Kaan yere çömelerek pişmiş topraktan yapılma, U şeklindeki ve çift boynuzlu seyyar közlüğü inceledi. Közün sıcaklığını odanın diğer köşelerine taşımak ya da ateşi doğrudan temas ettirmeden harlamak için tasarlanmış bu kapların üzerindeki ince işçilik, Küllüoba'daki kalıptan çıkmışçasına düzgün prizma ayakları andırıyordu. Antik çağın insanı, ateşe hükmetmeyi başardığı an metalleri eritmeyi öğrenmiş; Kalkolitik Çağ'dan itibaren savunmasını, sanatını ve ticaretini baştan aşağı değiştirmişti.</p>

<p>Aniden dışarıdan gelen ayak sesleri ve ayaküstü mırıldanılan ritüel şarkıları duyuldu. Antik dönemin ocakçıları, kutsal közlüklerine yağ yakmak ve bereket tanrıçasına sunuda bulunmak üzere yapıya yaklaşıyordu.</p>

<p>Aleyna, Zaman Otobüsü'nün uzaktan kumandasını çıkardı. "Sanırım dumanı tüten bu büyüleyici çağa veda etme zamanımız geldi Kaan. Ateşi sadece kontrol etmemişler; ona bir ruh ve mimari giydirmişler."</p>

<p>İkili, ellerindeki tarama verileri ve gördükleri zanaat karşısındaki büyülenmişlikleri ile Zaman Otobüsü’ne doğru geri koştu. Kapılar kapandığında, pencerelerinden son bir kez baktılar: Dal örgü kulübelerin çatısındaki ışık deliklerinden yükselen dumanlar, Tunç Çağı’nın gökyüzüne karışmaya devam ediyordu.</p>

<p>Kaynakça: BENGİ BAŞAK SELVİ, ORTA VE DOĞU ANADOLU’DA İLK TUNÇ ÇAĞI’NDA ANDİRONLAR VE KÖZLÜKLER, Yüksek Lisans Tezi, 2015.<br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 17:13:28 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.datca-haber.com/images/kullanicilar/2026/02/okan-ozalp-1770905444.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>DÖNÜŞ  YOLUNDA</title>
                <category>İ.Yekta Kolcu</category>
                <link>https://www.datca-haber.com/makale/donus-yolunda-2907</link>
                <author>yektakolcu48@gmail.com (İ.Yekta Kolcu)</author>
                <guid>https://www.datca-haber.com/makale/donus-yolunda-2907</guid>
                <description><![CDATA[DÖNÜŞ  YOLUNDA]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Eylül&nbsp; &nbsp; ayının&nbsp; &nbsp;ilk&nbsp; haftasını&nbsp; da&nbsp; &nbsp;harcadık&nbsp; &nbsp; gitti. Geçici&nbsp; olarak&nbsp; &nbsp; &nbsp;veya&nbsp; &nbsp;tatil&nbsp; veya&nbsp; &nbsp;başka&nbsp; nedenlerle&nbsp; &nbsp;yaz&nbsp; mevsimini&nbsp; &nbsp;Datçamızda&nbsp; &nbsp; &nbsp;geçirenler, dönüş&nbsp; yoluna&nbsp; kendilerini&nbsp; &nbsp; hazırlamakta. Tatil&nbsp; &nbsp;amaçlı&nbsp; &nbsp;olarak&nbsp; &nbsp; geleneklerimizin ,umduklarını&nbsp; &nbsp;bulanlar&nbsp; &nbsp;olduğu&nbsp; &nbsp; gibi, gelecek&nbsp; yıl&nbsp; &nbsp; için&nbsp; plan&nbsp; yapanları&nbsp; &nbsp;olanlanra&nbsp; &nbsp;olacak&nbsp; &nbsp;elbette. Yeni&nbsp; dostlukların&nbsp; kurulduğu, yeni&nbsp; &nbsp;ümitlerin /planların&nbsp; &nbsp;tohumlarının&nbsp; &nbsp;atıldığı&nbsp; &nbsp;bu&nbsp; &nbsp;günlerde&nbsp; &nbsp; gelip&nbsp; &nbsp; geçecek. Biz&nbsp; yine&nbsp; bizbize&nbsp; &nbsp; &nbsp; kalacağız&nbsp; &nbsp; elbette. Çünkü&nbsp; &nbsp;bizler&nbsp; &nbsp; Datçamıza&nbsp; demir&nbsp; &nbsp;atmış&nbsp; &nbsp; olanlarız. !!</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Bazılarımız&nbsp; &nbsp; ise,&nbsp; &nbsp; güzelliklerin bırakıldığı&nbsp; &nbsp;bu&nbsp; &nbsp;ilçemizde&nbsp; &nbsp; ,kendilerinin&nbsp; &nbsp;ya&nbsp; yanlarında&nbsp; &nbsp;getirdikleri, yada&nbsp; &nbsp;burada&nbsp; &nbsp;ürettikleri&nbsp; &nbsp; atıklarınıda&nbsp; &nbsp;bırakıp&nbsp; &nbsp; &nbsp;gitmekteler.Bilhassa&nbsp; &nbsp; evcil&nbsp; hayvanlar,&nbsp; yerel&nbsp; yönetimin&nbsp; &nbsp; önemli&nbsp; &nbsp;sorunlarından&nbsp; &nbsp; &nbsp;biri. GÖzden&nbsp; &nbsp;çıkardıkları&nbsp; &nbsp;ev&nbsp; &nbsp;eşyaları,&nbsp; &nbsp;çöp&nbsp; toplayan larımızın&nbsp; önde&nbsp; &nbsp; gelen&nbsp; &nbsp; yakındıkları&nbsp; &nbsp;konuların&nbsp; &nbsp;başında&nbsp; &nbsp; gelmekte. Sokağa&nbsp; &nbsp; atılarak&nbsp; ,kapı&nbsp; dışarı&nbsp; &nbsp;ettikleri&nbsp; &nbsp; evcil&nbsp; hayvanları , bilhassa&nbsp; &nbsp;araç&nbsp; kullananların&nbsp; &nbsp;araçları&nbsp; &nbsp; &nbsp;altında&nbsp; &nbsp;zaman&nbsp; &nbsp;zaman&nbsp; can&nbsp; &nbsp; vermekte.&nbsp; Bilhassa&nbsp; &nbsp; geceleri&nbsp; &nbsp;istenmeyen&nbsp; &nbsp;,görmeyi&nbsp; &nbsp; arzu&nbsp; &nbsp;etmediğim&nbsp; &nbsp; şeyler. Bunda&nbsp; hayvan&nbsp; &nbsp;sahiplerinin&nbsp; &nbsp;hiçmi&nbsp; suçu&nbsp; yok. ?</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Azda&nbsp; &nbsp; olsa&nbsp; &nbsp;karşılaştığımız&nbsp; &nbsp; &nbsp;YANGINLARIN&nbsp; &nbsp; suçu&nbsp; &nbsp;hepimizin. Hiç&nbsp; mazeret ,suçlu/sorumlu&nbsp; &nbsp;aramayalım.&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Yeraltı&nbsp; &nbsp;sularının&nbsp; diplere&nbsp; &nbsp; &nbsp;vurduğu&nbsp; &nbsp; şu&nbsp; &nbsp;günlerde, suçlu&nbsp; &nbsp;ve&nbsp; &nbsp;sorumlu&nbsp; &nbsp;olarak&nbsp; &nbsp; MUSKİ&nbsp; yi&nbsp; hedef&nbsp; &nbsp; göstermek biraz&nbsp; haksızlık&nbsp; değilmi.?</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Su&nbsp; &nbsp; olduğu&nbsp; &nbsp; gibi,elektrik&nbsp; &nbsp; konusunun&nbsp; &nbsp;hergün&nbsp; &nbsp;gündemimizde&nbsp; &nbsp; olmasını&nbsp; &nbsp; tekrar&nbsp; &nbsp; edip&nbsp; duracağım.&nbsp; &nbsp;Ulaşım&nbsp; ,konuk ve&nbsp; &nbsp;işyerlerimizde&nbsp; &nbsp; güneşten/rüzgardan&nbsp; elektrik&nbsp; &nbsp;üretiminde&nbsp; &nbsp;kamunun&nbsp; &nbsp; önden&nbsp; &nbsp;yürüyerek&nbsp; &nbsp; &nbsp;örnek&nbsp; &nbsp;olmasının .zamanı&nbsp; &nbsp; geldi&nbsp; &nbsp; geciyor. Belediye&nbsp; &nbsp;binamızın&nbsp; &nbsp;çatısının&nbsp; güneş&nbsp; &nbsp;panelleri&nbsp; &nbsp; ile&nbsp; &nbsp;donatılarak&nbsp; &nbsp; &nbsp;elektrik&nbsp; &nbsp; üretimi&nbsp; &nbsp; &nbsp;önderlik&nbsp; &nbsp; etmelidir.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>HIZIRŞAH&nbsp; &nbsp;KÜLTÜR&nbsp; &nbsp; EVİNİN&nbsp; &nbsp; (KİLİSE)&nbsp; &nbsp; dökülen&nbsp; &nbsp; iç&nbsp; &nbsp;sıvalarının&nbsp; ,onarımının&nbsp; &nbsp; bürokrasiye&nbsp; takılıp&nbsp; kalmasının&nbsp; yolunu&nbsp; &nbsp; açmanın&nbsp; &nbsp;bir&nbsp; &nbsp;yöntemi&nbsp; &nbsp; olmalı.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Bu&nbsp; &nbsp;yaz&nbsp; mevsimini&nbsp; &nbsp; ASFALTLI&nbsp; YAZ&nbsp; &nbsp; &nbsp;olarak&nbsp; &nbsp; geçirdik. Yalnız&nbsp; &nbsp;altyapı&nbsp; &nbsp;hizmeti&nbsp; &nbsp; veren&nbsp; &nbsp;kurumlarla&nbsp; &nbsp; bir&nbsp; koordine&nbsp; &nbsp;sağlanabilse&nbsp; &nbsp; &nbsp; daha&nbsp; &nbsp; iyi&nbsp; &nbsp;olmazmıydı. Su&nbsp; dağıtım&nbsp; &nbsp;şebekesinin&nbsp; yenilenmesi&nbsp; &nbsp; gündeme&nbsp; &nbsp; &nbsp;gelirse&nbsp; &nbsp; &nbsp; vay&nbsp; halimize.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Kargı'da&nbsp; &nbsp; ŞİRİN&nbsp; &nbsp; &nbsp; Şapel, ilgimizi&nbsp; &nbsp;bekliyor.&nbsp; BİR&nbsp; BABAYİĞİT&nbsp; &nbsp; FİNANSÖR&nbsp; &nbsp;YOKMUDUR.</p>

<p>?</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Piknik&nbsp; &nbsp; yerlerinde&nbsp; &nbsp; ürettiğimiz&nbsp; &nbsp; çöplerimizide&nbsp; &nbsp; &nbsp; beraberimizde&nbsp; &nbsp; alıp&nbsp; &nbsp;en&nbsp; &nbsp;yakın&nbsp; &nbsp;çöp&nbsp; &nbsp;toplama&nbsp; &nbsp; kutularına&nbsp; &nbsp; &nbsp;ulaştırmak&nbsp; &nbsp; &nbsp;vazifemiz&nbsp; &nbsp;oluversin&nbsp; &nbsp; &nbsp;gari.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Kızlan&nbsp; &nbsp; Osmanlı&nbsp; &nbsp;Atığı&nbsp; &nbsp; Datça&nbsp; Müzemizin&nbsp; &nbsp; tesis&nbsp; &nbsp;edilmesinde&nbsp; &nbsp; &nbsp;bir&nbsp; &nbsp; vesile&nbsp; &nbsp;olur&nbsp; &nbsp; inşallah, !!!!!&nbsp; &nbsp;Başka&nbsp; &nbsp;konularda&nbsp; &nbsp; mangalda&nbsp; &nbsp;kül&nbsp; bırakmayanlarımızı&nbsp; &nbsp; &nbsp; görelim&nbsp; bakalım.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Görüşmek&nbsp; üzere..</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>YK</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 17:08:55 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.datca-haber.com/images/kullanicilar/2025/12/iyekta-kolcu-1766133208.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Datça’da kültür Sanat Yaşamı tatil akşamlarını şenlendiriyor…</title>
                <category>Adil Çulhaoğlu</category>
                <link>https://www.datca-haber.com/makale/datcada-kultur-sanat-yasami-tatil-aksamlarini-senlendiriyor-2906</link>
                <author>adilculhaoglu@gmail.com (Adil Çulhaoğlu)</author>
                <guid>https://www.datca-haber.com/makale/datcada-kultur-sanat-yasami-tatil-aksamlarini-senlendiriyor-2906</guid>
                <description><![CDATA[Datça’da kültür Sanat Yaşamı tatil akşamlarını şenlendiriyor…]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Tatilcilerin güneş ve kumdan sonra akşamları, sanat sokaklarında her türden el<br />
sanatı ürünlerinin satıldığı tezgahlar arasında yürüyüşe yapmaları,<br />
beğendiklerini alanların yanında, büyük kentlerde zaman bulamadıkları kültür<br />
ve sanat aktivitelerine tatil günlerinde katılma zamanını bulabiliyor, renkli<br />
akşamlar yaşıyorlar.<br />
Datça’da da, tatil sezonun başlamasıyla, Datça tatilcileri, Datça Belediyesi ve<br />
Muğla Büyükşehir Belediyesi ve çeşitli dernek ve özel kuruluşların organize<br />
ettikleri amfi tiyatroda, E cevit Kültür Merkezi salonlarında Cumhuriyet<br />
Meydanında, Hızırşah Kültür Merkezi’ndeki, bir konsere, bir film ve bir tiyatro<br />
gösterisine giderek eğlenebiliyor ve galeri salonlarındaki resim sergilerini<br />
gezerek sanatçılarla sohbet edenler, sanatla dolu akşamlar da yaşıyorlar.<br />
Datça’da düzenlenen çeşitli konserler ,tiyatro, müzik gösterileri ve sergiler tatil<br />
yapanların da ilgisini çektiği kadar, Datça’da yaşayanların da ilgisini çekiyor,<br />
sanat ve kültürün her türüyle tanışmalarını sağlıyor. Yıllar önce 1998 yılında olsa<br />
gerek, Datça Amfi tiyatrosunda gerçekleştirilen Bale gösterisinde, bir ağaç dalını<br />
baston olarak kullanan yaşlı teyzemizin, balerinleri ’bağrı açık cesur kızlar’<br />
olarak adlandırdığını ve ‘haydi gidelim’ diyen yakınlarına ‘ siz gidin ben bu kızları<br />
sevdim , izleyeceğim sonuna kadar’ dediğini unutmuyorum.<br />
Son yıllarda resim ve heykel sanatçılarının Datça Belediyesi ile işbirliği halinde<br />
çalıştay adıyla sanatçıları bir araya getiren organizasyonlarda sanatçıların tatil<br />
havasını eserlerine yansıtmaları, eserlerinin birini de şehre bağışlamaları sanat<br />
eserlerinin sayısını oldukça artırmış. Datça’nın çeşitli noktalarında yerleştirilen<br />
heykeller kent estetiğine zenginlik katmış.<br />
El sanatları ürünlerinin satıldığı sanat sokakları da ayrı bir farklı bir atmosferi<br />
tatilcilere yaşatıyor. Ankara’da Datça’da tatil yapmak isteyen, bir çiftin Datça’da<br />
sanat sokağına en yakın olan oteli sorduklarını hatırlıyorum. Sevgi Yolu, liman,<br />
Taşlık plajına kadar olan yerlerdeki el sanatları tezgahları, Cumhuriyet<br />
Meydanını ve bitiğindeki Çatal Mağara, Belediye Liman sanat galerisi,<br />
düzenlenen çeşitli etkinlikler Datça’nın en canlı yerleri yapıyor.&nbsp;<br />
Geçtiğimiz günlerde, bir akşam ben de Sevgi Yolunda tatilciler arasına karışıp,<br />
Limana kadar yürüyüşe çıktım. Yol boyunca çeşitli müzik yapanlar, yazdıkları<br />
kitapları tanıtmaya çalışan yazarlar, stantlarda el sanatlarına dair her ürünü<br />
satmaya çalışan profesyonel ve amatör sanatçıların yarattığı canlı atmosferi<br />
gördüm. Liman sanat galerisinde yıllar önce Tarım Müdürlüğü yapmış Mesut<br />
Mut’un denizaltı yaşamını gösteren fotoğrafları ile Deniz ürünlerinden yarattığı<br />
eserlerin sergisi, Orman Endüstri Mühendisi Sadık Uzun’un ahşap oymacılığı ile<br />
yarattığı eserlerinin sergisi dikkat çekiciydi.<br />
Datça’nın yaşayan arşivcisi Yusuf Ziya Özalp’in son kitabı Datça Korsan Yatağı’nı<br />
imzaladığı ve Datça tarihi konusunda bir sohbet toplantısına katılıp, Datça Çatal<br />
Mağaradaki salonun birinde, Halk Eğitim Müdürlüğü ve Belediyenin ortaklaşa<br />
düzenlediği kurslarda ürettikleri ürünleri sergileyen kursiyerlerin sergisi ile diğer<br />
salonda Ahmet Raman’ın Deriden Sanata adlı sergisini ziyaret ettim. Gördüğüm<br />
Kültür ve sanat etkinlilerine Datçalılar ile Datça tatilcilerin tarafından ilginin<br />
büyüklüğü sevindirici idi.<br />
Datça’da gerek kamu gerek özel kuruluşlarca organize edilen konserler,<br />
festivaller, kitap fuarları, imza günleri, şenlikler, resim sergileri, tiyatro , bale,<br />
opera ,film gösterileri, Datça’nın cazibesini artırmakta ve tur operatörlerinin<br />
programlarına girerek tatilcilerin tercihlerini etkilediği bir gerçek.<br />
Datça Badem Çiçeği festivalinin başarılı bir şekilde organize edilmesi şubat<br />
ayında bir çok şehirden turlarla tatilcileri çekmesi bunun en iyi örneği olduğu<br />
şehirde herkesçe kabul görüyor.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 17:10:23 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.datca-haber.com/images/kullanicilar/2024/02/adil-culhaoglu-1709211157.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ESMÂ İLE AHLAKLANMAK - 17  EL-MUKTEDİR, EL-MUKADDİM, EL-MUAHHİR, EL-EVVEL</title>
                <category>A. Hikmet GÜL</category>
                <link>https://www.datca-haber.com/makale/esma-ile-ahlaklanmak-17-el-muktedir-el-mukaddim-el-muahhir-el-evvel-2905</link>
                <author>a.hikmetgul@gmail.com (A. Hikmet GÜL)</author>
                <guid>https://www.datca-haber.com/makale/esma-ile-ahlaklanmak-17-el-muktedir-el-mukaddim-el-muahhir-el-evvel-2905</guid>
                <description><![CDATA[ESMÂ İLE AHLAKLANMAK - 17  EL-MUKTEDİR, EL-MUKADDİM, EL-MUAHHİR, EL-EVVEL]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Can Dostlar!</p>

<p>Bugünkü “Esmâ ile Ahlaklanmak” birlikteliğimizde, susuzluktan çatlamış toprağı gül bahçesine dönüştüren el-Muktedir, el-Mukaddim, el-Muahhir ve el-Evvel esmâları ile tanışacağız.</p>

<p>Rabbimizden niyazımız; gayretlerimizi artırsın, bu beraberliğimizde yardımını ve kolaylığını bizlerden esirgemesin.</p>

<p>Esmâü’l-Hüsnâ, Rabbimizi tanıtan güzel isimlerdir. Her bir isim, kulun kalbine bir ölçü, hayatına bir istikamet ve ahlâkına bir sorumluluk bilinci kazandırır.</p>

<p>Allah’ın isimleri Allah’a mahsustur. Kul, Allah gibi kudret sahibi olamaz; Allah gibi öne alamaz, geriye bırakamaz; Allah gibi başlangıçların sahibi olamaz. Fakat kul, Rabbini bu isimlerle tanıdıkça kendi haddini bilir, zamanın ve gücün sahibi olmadığını fark eder, hayatındaki her başlangıcı ve her gecikmeyi kulluk bilinciyle okumaya çalışır.</p>

<p>Bugün üzerinde duracağımız bu dört güzel isim bize şu hakikati hatırlatır:</p>

<p>Allah Muktedir’dir; kul gücünü mutlak görmez.<br />
Allah Mukaddim’dir; kul öne geçmeyi değil, hayırda öne çıkmayı ister.<br />
Allah Muahhir’dir; kul gecikmelerde hikmet arar, aceleyle isyan etmez.<br />
Allah Evvel’dir; kul her başlangıcın Rabbine dayandığını bilir.</p>

<p>EL-MUKTEDİR: KUDRETİ HER ŞEYE YETEN RAB</p>

<p>El-Muktedir, kudreti tam olan, dilediğini gerçekleştirmeye gücü yeten, hiçbir şey kendisini aciz bırakamayan Allah demektir.</p>

<p>İnsan bazen kendisini güçlü zanneder. Malına, makamına, sağlığına, bilgisine, çevresine ve imkânlarına dayanır. Plan yapar, karar verir, hesap kurar. Fakat insanın gücü sınırlıdır. Bugün güçlü olan yarın zayıflayabilir. Bugün ayakta duran yarın yorulabilir. Bugün imkân sahibi olan yarın daralabilir.</p>

<p>Rabbimizin kudreti ise eksilmez, zayıflamaz, tükenmez.</p>

<p>Kur’an’da şöyle buyrulur:</p>

<p>“Şüphesiz Allah her şeye güç yetirendir.”<br />
(Bakara, 2:20)</p>

<p>Yine Kur’an, takvâ sahiplerinin varacağı güzel sonucu anlatırken şöyle buyurur:</p>

<p>“Takvâ sahipleri, cennetlerde ve ırmaklar başında; kudret sahibi Melik’in huzurunda, doğruluk makamındadırlar.”<br />
(Kamer, 54:54-55)</p>

<p>El-Muktedir’i tanıyan kul, kendi gücünü mutlaklaştırmaz. “Ben yaptım, ben başardım, ben kurdum, ben kazandım” derken haddini aşmaz. Çünkü çalışacak bedeni, düşünecek aklı, kullanacağı zamanı ve içinde yaşayacağı düzeni ona veren Rabbidir.</p>

<p>Bu isim kula hem umut hem edep öğretir.</p>

<p>Umut öğretir; çünkü Allah’ın kudreti her şeye yeter. Kapılar kapansa da Rabbimizin açacağı kapılar vardır. Gönül kurusa da Rabbimizin dirilteceği baharlar vardır. İnsan yorulsa da Rabbimizin vereceği güç vardır.</p>

<p>Edep öğretir; çünkü kul, kendisine verilen gücü zulme çevirmemelidir. Güç, insana başkasını ezmek için verilmez. Makam, haksızlık yapmak için verilmez. Bilgi, kibirlenmek için verilmez. İmkân, gösteriş ve israf için verilmez.</p>

<p>Güç Allah’ın emanetidir. Emanet ise hesap ister.</p>

<p>O hâlde kendimize soralım:</p>

<p>Bana verilen gücü, Allah’ın emaneti olarak mı kullanıyorum; yoksa insanlara üstünlük aracı mı yapıyorum?</p>

<p>EL-MUKADDİM: ÖNE ALAN, HAYIR KAPILARINI AÇAN RAB</p>

<p>El-Mukaddim, dilediğini öne alan, dilediğine hayır kapıları açan, hikmetiyle kullarını farklı imkân ve derecelere ulaştıran Allah demektir.</p>

<p>İnsan öne geçmek ister. Daha çok bilinmek, daha çok görülmek, daha çok takdir edilmek, daha yüksek makamda bulunmak ister. Fakat Kur’an bize öne geçmenin ölçüsünü değiştirir.</p>

<p>Asıl öne geçmek, insanların gözünde değil; Allah’ın razı olduğu hayırlarda öne çıkmaktır.</p>

<p>Kur’an şöyle buyurur:</p>

<p>“Herkesin yöneldiği bir yön vardır. Öyleyse hayırlarda yarışın.”<br />
(Bakara, 2:148)</p>

<p>Bu ayet bize gösteriyor ki müminin yarışı; makam, gösteriş, kibir ve üstünlük yarışı değildir. Müminin yarışı; hayırda, adalette, merhamette, doğru sözde, infakta, affa yönelmede ve salih ameldedir.</p>

<p>El-Mukaddim’i tanıyan insan, “Ben öne çıkayım” hırsıyla başkasını geriye itmez. İnsanları basamak yapmaz. Birini karalayarak yükselmeye çalışmaz. Çünkü bilir ki gerçek öne alış Allah’ın elindedir.</p>

<p>Allah kimi zaman bir kulunu hayırda öne çıkarır. Ona ilim verir, imkân verir, güzel söz verir, hizmet kapısı açar, gönüllere dokunma fırsatı verir. Böyle bir durumda kula düşen böbürlenmek değil, şükretmektir.</p>

<p>Öne alınan kişi, sorumluluğunun da arttığını bilmelidir.</p>

<p>Bir insana söz verilmişse, o söz emanettir.</p>

<p>Bir insana makam verilmişse, o makam emanettir.</p>

<p>Bir insana ilim verilmişse, o ilim emanettir.</p>

<p>Bir insana kalem verilmişse, o kalem emanettir.</p>

<p>Bir insana insanların gönlüne dokunma imkânı verilmişse, o imkân da emanettir.</p>

<p>Şu hâlde kendimize soralım:</p>

<p>Ben öne çıkmayı mı istiyorum, yoksa hayırda öne geçmeyi mi?</p>

<p>EL-MUAHHİR: GERİ BIRAKAN, HİKMETLE GECİKTİREN RAB</p>

<p>El-Muahhir, dilediğini geriye bırakan, zamanı hikmetle düzenleyen, bazı işleri kulun istediği vakitte değil, kendi ilmi ve hikmetiyle takdir eden Allah demektir.</p>

<p>İnsan acelecidir. Bir şey ister, hemen olsun ister. Bir kapı bekler, hemen açılsın ister. Bir dua eder, sonucunu hemen görmek ister. Fakat kul her şeyin iç yüzünü bilemez. Bazen gecikme gibi görünen şey, rahmet olabilir. Bazen kapanan kapı, koruma olabilir. Bazen beklemek, insanı olgunlaştıran bir eğitim olabilir.</p>

<p>Kur’an şöyle buyurur:</p>

<p>“Her ümmetin bir eceli vardır. Ecelleri geldiğinde ne bir an geri kalırlar ne de öne geçerler.”<br />
(A‘râf, 7:34)</p>

<p>Bu ayet, zamanın başıboş olmadığını öğretir. Hayatın akışı, Allah’ın bilgisi ve hükmü dışına çıkmaz. İnsan kendi takvimini mutlak zanneder; fakat Rabbimizin ilmi bizim hesabımızdan daha geniştir.</p>

<p>El-Muahhir’i tanıyan insan, gecikmelerde hemen isyana düşmez. Elbette sebeplere sarılır, çalışır, gayret eder, kapı arar. Fakat “Neden benim istediğim anda olmadı?” diyerek Rabbine karşı edebini kaybetmez.</p>

<p>Bazen geç gelen nimet, insanı korur.<br />
Bazen ertelenen istek, insanı yanlış yoldan çevirir.<br />
Bazen beklemek, sabrı öğretir.<br />
Bazen gecikme, duayı derinleştirir.<br />
Bazen geriye bırakılmak, insanı kibirden arındırır.</p>

<p>El-Muahhir’i tanıyan kul, başkasının öne alınmasına da hasetle bakmaz. “Neden o, neden ben değil?” demek yerine, kendi sorumluluğuna döner. Çünkü herkesin imtihanı başkadır. Kimi öne alınarak sınanır, kimi geride bekletilerek sınanır. Kimi genişlikle sınanır, kimi darlıkla.</p>

<p>O zaman kendimize soralım:</p>

<p>Gecikmeler karşısında sabrı mı seçiyorum, yoksa aceleyle isyanı mı büyütüyorum?</p>

<p>EL-EVVEL: HER ŞEYDEN ÖNCE VAR OLAN RAB</p>

<p>El-Evvel, başlangıcı olmayan, her şeyden önce var olan, varlığın ilk kaynağı olan Allah demektir.</p>

<p>Bizim her şeyimizin bir başlangıcı vardır. Doğumumuzun bir başlangıcı vardır. Ömrümüzün, sözümüzün, ilmimizin, malımızın, ailemizin, yolculuğumuzun ve nefesimizin bir başlangıcı vardır. Fakat Rabbimizin başlangıcı yoktur. O, Evvel’dir.</p>

<p>Kur’an’da şöyle buyrulur:</p>

<p>“O Evvel’dir, Âhir’dir, Zâhir’dir, Bâtın’dır. O her şeyi bilendir.”<br />
(Hadîd, 57:3)</p>

<p>Bu ayet, insanın aklını ve kalbini derin bir tefekküre çağırır. Her şeyden önce Allah vardır. Her başlangıç O’nun yaratmasıyla anlam bulur. Kul bunu bildiğinde, hayatındaki başlangıçları da Rabbinden bağımsız görmez.</p>

<p>Güne başlarken O’nu hatırlar.</p>

<p>Bir işe başlarken niyetini O’nun rızasına göre düzeltir.</p>

<p>Bir söz söylemeden önce sözünün hesabını düşünür.</p>

<p>Bir yolculuğa çıkarken Rabbine sığınır.</p>

<p>Bir hayra başlayınca sonucu O’na bırakır.</p>

<p>El-Evvel’i tanıyan insan, başlangıçlarını temiz tutmaya çalışır. Çünkü niyet başlangıçtır. Niyet kirlenirse, işin bereketi de zedelenir. Niyet Allah için olursa, küçük görünen işler bile büyük bir değere kavuşabilir.</p>

<p>Bir tebessüm bile Allah için olursa güzeldir.</p>

<p>Bir lokma helal kazanç Allah için olursa ibadete dönüşür.</p>

<p>Bir kırgınlığı onarmak Allah için olursa kalbe şifa olur.</p>

<p>Bir yazı, bir söz, bir öğüt Allah rızası için olursa gönüllere ışık olur.</p>

<p>El-Evvel ismi bize şunu da öğretir: Her başlangıcın sahibi Allah ise, kul hiçbir hayrı kendinden bilmemelidir. Başladığı güzel işi de, o işi sürdürme gücünü de, o işin gönüllerde yer bulmasını da Rabbinden bilmelidir.</p>

<p>Burada kendimize soralım:</p>

<p>Ben başlangıçlarımı Allah’ın adıyla ve temiz niyetle mi yapıyorum, yoksa nefsimin hesabıyla mı?</p>

<p>KUDRET, ÖNE ALIŞ, GECİKTİRİŞ VE BAŞLANGIÇ BİLİNCİ</p>

<p>Can Dostlar!</p>

<p>Bugün üzerinde durduğumuz bu dört güzel isim, hayatımızın her alanına ölçü koyar.</p>

<p>Bir kez daha özetlemek gerekirse:</p>

<p>El-Muktedir bize, kudretin bütünüyle Allah’a ait olduğunu öğretir. Kula düşen, gücünü mutlak görmemek ve kendisine verilen imkânı adaletle kullanmaktır.</p>

<p>El-Mukaddim Rabbimizin dilediğini öne aldığını hatırlatır. Kula düşen, gösterişte değil hayırda öne geçmeye çalışmaktır.</p>

<p>El-Muahhir Allah’ın hikmetiyle geriye bırakan ve geciktiren olduğunu bildirir. Kula düşen, gecikmelerde isyan değil sabır, haset değil teslimiyet göstermektir.</p>

<p>El-Evvel her şeyden önce var olan Rabbimizi tanıtır. Kula düşen, her başlangıcını Allah’ın adıyla, temiz niyetle ve kulluk bilinciyle yapmaktır.</p>

<p>Unutmayalım:<br />
Allah Muktedir’dir; kul gücünü mutlak görmez.</p>

<p>Allah Mukaddim’dir; kul hayırda öne geçmeye çalışır.</p>

<p>Allah Muahhir’dir; kul gecikmelerde hikmeti ve sabrı arar.</p>

<p>Allah Evvel’dir; kul her başlangıcın Rabbine dayandığını bilir.</p>

<p>Esmâ ile ahlaklanmak; Rabbimizin güzel isimlerini yalnız dilde anmak değil, o isimlerin bize öğrettiği kulluk bilincini hayata taşımaktır.</p>

<p>Rabbimiz bizleri; gücünü emanet bilen, hayırda öne geçmeye çalışan, gecikmeler karşısında sabrını koruyan ve her başlangıcını Allah’ın rızasına bağlayan kullarından eylesin.</p>

<p>Esmâullâh ahlâkı ile ahlaklanma gayreti içinde olan gönül dostlarına selam olsun.</p>

<p>“Esmâ ile Ahlaklanmak”ta yeniden buluşmak üzere.</p>

<p>Sağlıkla kalın, esen kalın, hoş kalın Can Dostlar!</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 17:10:24 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.datca-haber.com/images/kullanicilar/2024/12/a-hikmet-gul-1733901285.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>TUR OTOBÜSLERİ…</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://www.datca-haber.com/makale/tur-otobusleri-2904</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://www.datca-haber.com/makale/tur-otobusleri-2904</guid>
                <description><![CDATA[TUR OTOBÜSLERİ…]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kendilerine teşekkür ederiz. Ancak bir sorun var. Bu otobüslerin</p>

<p>kimileri yanlış yere park ediyor.</p>

<p>Fotoğraflarda gördüğünüz yerler şehir içi otobüslerin duraklarıdır.</p>

<p>Tam durakta park ediyorlar. Hem de şehir içi sayılacak yolların tam</p>

<p>göbeğinde.</p>

<p>Bir örnek vermek istersem. Datça şehir merkezinden giderken,</p>

<p>Jandarma Komutanlığı kavşağına birkaç yüz metre kala, bir mağazanın</p>

<p>karşısındaki duraklar, karşılıklı olarak her zaman işgal ediliyor.</p>

<p>Böyle olunca sürücüler ve şehir içi otobüs şoförleri zorluk çekiyorlar,</p>

<p>durağa yanaşamıyorlar. Yolun ortasında yolcu indirmek zorunda kalıyorlar.</p>

<p>Allahtan bizim şoförlerimiz çok dikkatli ve hassaslar buna bile ses</p>

<p>çıkarmıyorlar. Bir vatandaş olarak yazıyorum;</p>

<p>Eyy Tur şoförleri bir başka yere park edin lütfen. Yoksa ceza ve</p>

<p>cezalar gelecek!</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 17:10:25 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>YÖRESEL AĞIZLARDA ATASÖZLERİ</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://www.datca-haber.com/makale/yoresel-agizlarda-atasozleri-2903</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://www.datca-haber.com/makale/yoresel-agizlarda-atasozleri-2903</guid>
                <description><![CDATA[YÖRESEL AĞIZLARDA ATASÖZLERİ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>-Dünya devleti gölge gibidir, arkasından koşarsın yeteşemezsin (Amasya)</p>

<p>*Dünyanın varlığı,başın sağlığı(Ank)</p>

<p>*Dünyaya gelmek akıbet,dünyada kalarak gitmek marifet(Giresun)</p>

<p>*Dürtmeyince eşek gitmez(Mlatya)</p>

<p>*Düşman eline kılıç verilmez(Mlatya,D.bakır)</p>

<p>*Düşmanın fukara olsun(Van)</p>

<p>*Düşmanın karıncaysa,sen fil ol(Ank,İzmir)</p>

<p>*Düşman karınca olsa,kendini merdane bil(Konya,Antalya,Niğde,Trabzon)</p>

<p>*Düşman uyumaz,kadın unutmaz(İskeçe)</p>

<p>*Düşün be adam düşün,eşek mi alınır kışın(Afyon)</p>

<p>*Düşüne düşüne görmeli işi,sonra pişman olmamalı kişi(Aydın)</p>

<p>*Ebe çok olunca çocuk ters gelir(Giresun)</p>

<p>*Eceli gelen keçi çobanın değneğini yalar(Bitlis)</p>

<p>*Edersen nadas,olur ekmeğin has(Es.şehir)</p>

<p>*Eğri ağaca yayım deme,her gördüğüne dayım deme(Antalya,bolu)</p>

<p>*Ekinci dokuzu harcamazsa, on eline geçmez(G.Ant)</p>

<p>*Ekli kuyruk tez kopar(Isparta)</p>

<p>*Ekmediğin yeri biçme(İskeçe)</p>

<p>*Ekmeği aça ver,parayı muhtaca ver(Ordu)</p>

<p>*Ekmeği ekmekçiden al,beş kuruş da üste ver(Giresun)</p>

<p>*Ekmeğini yediğin adamın çanağına sıçılmaz(Ordu)</p>

<p>*Ekmeğin kestiğini kılıç kesmez(Sivas)</p>

<p>*Ekmek boğazda kalırsa su,su boğazda kalırsa kefen…(G.Ant)</p>

<p>*Ektiğin kadar biçersin(Kyseri)</p>

<p>*Ek tohumun hasını,çekme ekmek(buğday,yiyecek) yasını(Ank,Mlatya,İzmir)</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 17:10:26 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Muğla türküleri GELİN ALMA HAVASI(II)(63)</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://www.datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri-gelin-alma-havasiii63-2902</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://www.datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri-gelin-alma-havasiii63-2902</guid>
                <description><![CDATA[Muğla türküleri GELİN ALMA HAVASI(II)(63)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Ak daşı kaldırıp yılanı öldürmeli</p>

<p>Gelin alıcıları da yoldan döndürmeli</p>

<p>***</p>

<p>Yandım aman belalım elleri kınalım</p>

<p>Gidiyoru aman da gözleri sürmelim,</p>

<p>***</p>

<p>Al atı hazırlandı, babası kahırlandı,</p>

<p>Haydin alıcılar gız evi hazırlandı.</p>

<p>***</p>

<p>Yandım aman belalım, elleri kınalım,</p>

<p>Gidiyoru aman da gözleri sürmelim.</p>

<p>Bodrum yöresinde söylenen bu hareketli türkünün de dayandığı belli</p>

<p>olay veya hikaye yoktur. Ancak türkünün sözlerinden de anlaşıldığına göre;</p>

<p>gelin almaya gelen oğlan evine yönelik, kız tarafının naz edişinin</p>

<p>öyküsüdür.</p>

<p>Gelinin atla götürülmesi öncesi babasının kahırlandığını, sonrasında</p>

<p>ise alıcılara gelinin hazırlandığını bildirmektedir.</p>

<p>Türkü maniler biçiminde söylenmesinin yanı sıra 13’lü hece ölçüsüyle</p>

<p>ikişer dizeli de söylenmektedir. Bu söyleyişin daha olduğunu söylüyor,</p>

<p>konuyu bilenler.</p>

<p>Türküyle ilgili ilk derlemeleri Bodrumlu sanatçılardan Mehmet Uslu</p>

<p>yapmış ve yayınlamıştır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 17:10:27 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MUĞLA TÜRKÜLERİ GELİN AĞLATMA HAVASI(ı)-62)</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://www.datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri-gelin-aglatma-havasii-62-2901</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://www.datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri-gelin-aglatma-havasii-62-2901</guid>
                <description><![CDATA[MUĞLA TÜRKÜLERİ GELİN AĞLATMA HAVASI(ı)-62)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Irafa koydum fincanı</p>

<p>Gidiyor evlerin canı,</p>

<p>Oluyor gız gelin oluyor,</p>

<p>Evleri yalnız kalıyor.</p>

<p>Oluyor gız gelin oluyor,</p>

<p>Anası yalnız kalıyor.</p>

<p>***</p>

<p>Ağlama gelin ağlama,</p>

<p>Vardın sevdiğin adama</p>

<p>Ağlama gelin ağlama</p>

<p>Gittin sevdiğin adama.</p>

<p>***</p>

<p>Irafa koydum kaşığı</p>

<p>Gidiyor evlerin yakışığı</p>

<p>Oluyor gız gelin oluyor,</p>

<p>Anası da evde ağlıyor</p>

<p>***</p>

<p>Ağlama gelin ağlama,</p>

<p>Vardın sevdiğin adama.</p>

<p>Ağlama gelin ağlama</p>

<p>Gittin sevdiğin adama.</p>

<p>***</p>

<p>Irafa koydum böberi</p>

<p>Gidiyor evlerinin dilberi</p>

<p>Oluyor gız gelin oluyor,</p>

<p>Anası yalnız kalıyor.</p>

<p>***&nbsp;</p>

<p>Ağlama gelin ağlama,</p>

<p>Vardın sevdiğin adama.</p>

<p>Ağlama gelin ağlama</p>

<p>Gittin sevdiğin adama.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Muğla ve çevresindeki düğünlerin kına gecelerinde, gelinin kınası</p>

<p>yakıldıktan sonra, gelini ağlatma amacıyla söylenen türküdür. Çok eski bir</p>

<p>türküdür ve Anadolu’nun başka bölgelerinde de benzeri sözlerin kullanıldığı</p>

<p>görülmektedir. “raf” sözcüğü, “ıraf” şeklinde çokça söylenir.</p>

<p>Anadolu’nun çoğu yerlerinde “Kınayı getir aney”, “Yüksek yüksek</p>

<p>tepelere EV kurmasınlar” gibi benzer türküler de vardır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 16:08:28 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>HALK AĞIZLARINDA ATASÖZLERİ</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://www.datca-haber.com/makale/halk-agizlarinda-atasozleri-2900</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://www.datca-haber.com/makale/halk-agizlarinda-atasozleri-2900</guid>
                <description><![CDATA[HALK AĞIZLARINDA ATASÖZLERİ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>-Dost sanma şanlı vaktin dostunu(Giresun)</p>

<p>-Dostuna borçlu olma(Brdur)</p>

<p>-Dostuna güvenerek yola çıkan,yolda kalır(Isprta)</p>

<p>-Dostun ağzı aranmaz,düşmanın ağzı bağlanmaz(Ordu)</p>

<p>-Dostun attığı gül onulmaz yara açar(Amsya)</p>

<p>-Dostun dost olsun,düşmanın kör olsun(Iğdır,Kars)</p>

<p>-Dostun sertliğinden korkma,düşmanın yaltaklanmasından kork(Artvin)</p>

<p>-Dost uyur da düşman uyumaz(Ank.)</p>

<p>-Dost yüze söyler,düşman ardından söyler(Amasya)</p>

<p>-Dökmeyen toplamaz(Mlatya)</p>

<p>-Dökülen su kabını doldurmaz(Ordu)</p>

<p>-Dört duvar ayıp sıtar (SITMAK:Saklamak)(Btlis)</p>

<p>-Dövme kapısını yüzük taşıyla,döverler kapını balta başıyla(Sivas)</p>

<p>-Dövüş günü bulunma, ertesi gün bir ayıp diyen bulunur(Isprta)</p>

<p>-Dul herif kuyruk yedirir,genç oğlan yumruk yedirir(Van)</p>

<p>-Dumanlı dağlar görünmez(Çnakkale)</p>

<p>-Dumansız baca,çekişmedik karı-koca olmaz(Giresun)</p>

<p>-Dut yaprak açtı soyun,dut yaprak döktü giyin(Knya,Artvin)</p>

<p>-Düğün aşıyla dost gönüllenmez(G.ant.)</p>

<p>-Düğün ekmeğiyle it tavlanmaz(Sivas)</p>

<p>-Düğün seninse de duvarı tuta tuta oyna(G.ant)</p>

<p>-Düğünün tadı el ilen,harmanın tadı yel ilen olur(Uşak)</p>

<p>-Dünya bir değirmendir döner,insan oğlu bir fenerdir bir gün söner(Malatya)</p>

<p>-Dünya bir padişaha az,iki padişaha çok(Malatya)</p>

<p>-Dünya bir yağlı kuyruk, yiyene aşk olsun(G.Ant.)</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 16:08:30 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>HAZIR YOĞURTLARA DİKKAT!/SOLİTİN!</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://www.datca-haber.com/makale/hazir-yogurtlara-dikkatsolitin-2899</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://www.datca-haber.com/makale/hazir-yogurtlara-dikkatsolitin-2899</guid>
                <description><![CDATA[HAZIR YOĞURTLARA DİKKAT!/SOLİTİN!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>-Ankara’da Hıfsızsıhha’daki iki bilim insanı ölüm tehditleri alıyor, bazı firmalar</p>

<p>tarafından . Niye mi ?İşte gerekçesi: SOLİTİN!</p>

<p>Solitin Nedir?</p>

<p>-Gıdalarda bulunmaması gereken bir kimyasal ajan</p>

<p>-Melanimsi bir plastik</p>

<p>-Sütlere, ayrana, yoğurta, yani sütün girdiği her türlü ürüne katılıyor.</p>

<p>-Çünkü, müthiş bir kıvam arttırıcı(Siz taş gibi ne güzel yoğurt yediğinizi sanıyorsunuz</p>

<p>hala değil mi?)</p>

<p>-Gıdaların bozulmaması için zaman kazandırıyor</p>

<p>-Firmaların daha çok sütün karıştığı ürün stoklamasını sağlıyor.</p>

<p>-Maliyeti düşürüyor</p>

<p>-Çocuklarımıza 10,20,50 kuruşa bundan dolayı gofret, bir liraya çikolata alabiliyoruz.</p>

<p>(Ne güzel değil mi? Herkes ucuz ucuz kanser yesin, böbrek hastalığı yutsun, şizofren olsun!)</p>

<p>-SOLİTİN, doğada en bol ve bedava bulunan ,bulunabilin alçı taşı, tebeşir gibi bir</p>

<p>şey(Bir sürü kimyasal adı yazmamak için basitleştirerek anlatıyorum)</p>

<p>-Böbreklerin kanı süzmesini engelliyor(Neden son yıllarda böbrek hastalıklarının</p>

<p>sürekli arttığını anlayabiliyor musunuz?)</p>

<p>-Almanya Solingen Üniversitesi hocaları, şizofreni(erken bunama) ile solitin kullanımı</p>

<p>arasında ilişkiler olduğunu söylüyorlar(Bakın çevrenize, deli dediğiniz, ama deli değil de</p>

<p>şizofren olan insanların çoğaldığını göreceksiniz)</p>

<p>-Ne yazık ki hiçbir üretici firma ürünlerinin üzerinde solitin katkısını bildirmiyor. Böyle</p>

<p>olunca da iş bize düşüyor. Aşağıda solitinli ürünün nasıl anlaşılacağını anlatmaya çalışacağım.</p>

<p>-Eğer bu yazıdan sonra aldığınız(yukarıda saydığım ) ürünlerin birinden</p>

<p>şüpheleniyorsanız:</p>

<p>-Aldığınız sıvı ürünler(süt, ayran, çikolatalı yoğurt) için şu deneyi kendiniz</p>

<p>yapabilirsiniz:</p>

<p>BİR METALİ(çatal; kaşık vs) EL YAKACAK DÜZEYDE ISITIN VE TEST ETMEK</p>

<p>İSTEDİĞİNİZ SIVIYA BATIRARAK ÇALKALAMA HAREKETİ YAPIN.METALİ ÇIKARDIĞINIZDA</p>

<p>BİRBİRİNDEN AYRILMIŞ ÖBEKLER HALİNDE BEYAZ TOPAKLAR GÖRÜRSENİZ O ÜRÜNDE S O</p>

<p>L İ T İ N VAR DEMEKTİR.</p>

<p>-PEYNİR VS.TÜRÜ ÜRÜNLERDE İSE ÜRÜNDEN BİR PARÇA ALARAK SİRKELİ SUYA</p>

<p>KOYUN. EĞER SİRKELİ SUYUN ÜZERİNDE BEYAZIMSI BİR TABAKA GÖRÜRSENİZ O ÜRÜNDE S</p>

<p>O L İ T İ N VAR DEMEKTİR.</p>

<p>-ÇİKOLATA,GOFRET TÜRÜ ÜRÜNLERDE İSE ÜRÜNÜ ELİNİZDE BASİTÇE KIRIN,EĞER</p>

<p>KIRIĞIN HER İKİ TARAFINDA SÜT BEYAZI NOKTALAR VARSA O ÜRÜNDE S O L İ T İ N VARDIR.</p>

<p>Biz aydın olma görevimizi ,tüketici dostu olma görevimizi yapıyoruz. Gerisi size</p>

<p>kalmış.</p>

<p>Sağlıklı beslenmeniz dileğiyle</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 16:08:31 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Knidos-6  İris Love’un Kazı Ekibi, Halil Balıkçı ve “Bu da Kısmet”in Hikâyesi</title>
                <category>Aslan Atilla Yorulmaz</category>
                <link>https://www.datca-haber.com/makale/knidos-6-iris-loveun-kazi-ekibi-halil-balikci-ve-bu-da-kismetin-hikayesi-2898</link>
                <author>atillayorulmaz@hotmail.com (Aslan Atilla Yorulmaz)</author>
                <guid>https://www.datca-haber.com/makale/knidos-6-iris-loveun-kazi-ekibi-halil-balikci-ve-bu-da-kismetin-hikayesi-2898</guid>
                <description><![CDATA[Knidos-6  İris Love’un Kazı Ekibi, Halil Balıkçı ve “Bu da Kısmet”in Hikâyesi]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Çocukluğumun (Knidos)’unda Amerikalı arkeolog İris Love ve kazı ekibi de vardı. Onlar yalnızca antik kentin geçmişini gün ışığına çıkarmak için çalışan insanlar değildi; zamanla (Knidos)’un günlük hayatının ve bizim çocukluk hatıralarımızın ayrılmaz bir parçası oldular.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Kazı ekibinin ihtiyaçlarını karşılamak, köylerle Datça arasındaki ulaşımı sağlamak için kullandıkları bir Land Rover cipleri vardı. Bu aracı çoğunlukla İris Love kullanırdı. O yılların bozuk, taşlı ve tozlu yollarında, arkasında büyük bir toz bulutu bırakarak ilerleyen Land Rover ve direksiyon başındaki İris Love’un görüntüsü hâlâ gözlerimin önündedir.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Bugün geçmişe dönüp baktığımda, o şartlarda (Knidos)’ta arkeolojik kazı yürütmenin ne kadar zor olduğunu çok daha iyi anlayabiliyorum. Elektrik yoktu. Datça’da doğru dürüst bir market bulunmuyordu. Telefon, cep telefonu, internet, WhatsApp gibi bugünün vazgeçilmez iletişim araçlarının hiçbiri hayatımızda yoktu. Olası bir sağlık sorunu, kaza veya acil durumda (Knidos)’ta bulunan jandarmanın telefonundan yararlanılırdı.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Soğutma imkânı bulunmadığı için kazı ekibinin yiyecek ve içecek ihtiyacı çoğunlukla günlük olarak temin edilir, alınan ürünler kısa sürede tüketilirdi.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Kazıda çalışan Yazıköylüler, ailelerinin yetiştirdiği ihtiyaç fazlası patlıcan, biber, domates ve soğanı kazı evine getirirdi. Kazı evi olarak Fenerci Mehmet Amca’nın restoranı kullanılıyordu. Köylüler, getirdikleri ürünlerin parasını kazıdaki yevmiyelerinden ayrı olarak hafta sonunda alırlardı. Ekibin ekmeği ise Yazıköy’deki Topuz Dede’nin fırınından sağlanırdı.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Bu alışveriş yalnızca kazı ekibinin ihtiyacını karşılamıyor, aynı zamanda köylülerin yetiştirdiği ürünleri değerlendirmesine ve aile bütçesine küçük de olsa katkı sağlamasına yardımcı oluyordu.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>O yıllarda hayat zordu. İmkânlar sınırlıydı; fakat insanlar birbirlerinin ihtiyacını bilir, ellerindekini paylaşırdı. Bugün her şeye daha kolay ulaşıyoruz ama o günlerdeki yardımlaşmanın, samimiyetin ve insan sıcaklığının giderek azaldığını düşünüyorum. Belki de çocukluğuma duyduğum özlemin içinde en çok bu duyguyu arıyorum.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Kazı ekibinin büyük bölümü Amerikalıydı. Köylüler, ekili arazilerine zarar veren yaban domuzlarını zaman zaman avlardı. Avlanan bu domuzlar İris Love tarafından temizletilir ve (Knidos)’ta kazı ekibinin mutfağında değerlendirilirdi.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Kazı Evinin Aşçısı Halil Balıkçı</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>O yıllarda biraz İngilizce bilen ve kazı ekibinin aşçılığını yapan kişi; bugün Datçalıların “Yorgo Halil”, “Halil Balıkçı” ya da teknesinin adından dolayı “Bu da Kısmet” diye tanıdığı Halil Abimizdi.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Halil Abi uzun boylu, güçlü, çevik ve sportmen bir insandı. Kazı ekibinin balık ihtiyacı çoğu zaman onun serbest dalışlarına bağlıydı. Denize girdiğinde yalnızca o gün tüketilecek kadar balık avlar, ihtiyacından fazlasını denizden çıkarmazdı.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Onun denize bakışı son derece sade ama bir o kadar da anlamlıydı:</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>“Balık denizde kaldığı sürece hem canlıdır hem de tazedir. İhtiyaç olduğunda yine avlanabilir.”</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Bugün denizlerin, kıyıların ve balıkların nasıl hoyratça tüketildiğini gördükçe Halil Abi’nin bu sözlerini çok daha anlamlı buluyorum. O, “sürdürülebilirlik” sözcüğü hayatımıza girmeden yıllar önce denizden yalnızca ihtiyaç kadar yararlanmak gerektiğini biliyor ve bunu yaşayarak gösteriyordu.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Ben dünyayı dolaşmış bir denizci değilim. Ancak uzun denizcilik hayatım boyunca dünyanın dörtte üçüne yayılan denizlerde yelken açtım, seyir yaptım; farklı ülkeler, limanlar, insanlar ve denizcilik kültürleri tanıdım. Büyük teknelerde çalıştım, uzun rotalarda görev aldım, fırtınalarla ve açık denizlerle mücadele ettim.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Bunca yılın ve bunca deniz milinin ardından şunu daha iyi öğrendim: Gerçek denizcilik yalnızca uzaklara gitmek, büyük tekneler kullanmak veya dünyayı dolaşmak değildir. Gerçek denizcilik, denize saygı duymak, ondan yalnızca ihtiyacın kadarını almak ve arkasında zarar bırakmamaktır.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Halil Abi’nin daha o yıllarda gösterdiği bu davranış, benim gözümde gerçek bir denizcilik terbiyesiydi.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>(Knidos)’ta elektrik yoktu. Jeneratör akşam saatlerinde çalıştırılır, gece yarısına varmadan kapatılırdı. Motorun uğultusu kesildiği anda yerini dalgaların, rüzgârın ve gece kuşlarının sesi alırdı. Ardından (Knidos), yıldızların ve karanlığın içinde derin bir sessizliğe bürünürdü.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Şehir ışıklarından uzak gökyüzü öylesine açık ve büyüktü ki insan kendisini sonsuzluğun altında küçücük hissederdi. Daha sonraki yıllarda dünyanın dörtte üçüne yayılan denizlerde seyir yaparken, açık denizde birçok yıldızlı geceye şahit oldum. Fakat çocukluğumun (Knidos)’unda, jeneratör sustuktan sonra gökyüzünde beliren yıldızların güzelliğini hiçbir yerde unutamadım.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Belki de insanın ilk gördüğü deniz, ilk tanıdığı gökyüzü ve ilk duyduğu dalga sesi, hayatı boyunca içinde yaşamaya devam ediyor.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>İlk Kez Tattığım Yaban Domuzu Eti</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Halil Abi’nin pişirdiği yaban domuzu etinden yemek bana da nasip olmuştu. Hayatımda ilk defa bir kez tattığım bu etin lezzeti, aradan geçen onca yıla rağmen hâlâ damağımdadır.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Çobanlık yapan ailem, bir gün beni Kargıcak’ta bırakıp dağdaki keçileri kontrol etmeye gitmişti. Ben de onları ana yoldan takip ederken yolum yine (Knidos)’a düştü.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Öğle yaklaşmıştı. Güneş tepede yakıyor, taşlı yolun sıcaklığı ayaklarıma vuruyordu. Karnım aç, ayaklarım toz içindeydi. Tam o sırada mangalda pişen etin kokusunu aldım ve kokuyu takip ederek kazı evinin önündeki kumsala yöneldim.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Halil Abi, kızıl korların üzerindeki mangalda et pişiriyordu. Etin yağları ateşin üzerine damladıkça cızırtılar yükseliyor, mangalın dumanı tuzlu deniz havasına karışıyordu.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Beni görünce ete nasıl baktığımı hemen anladı. Fakat bunun yaban domuzu eti olduğunu ve ailemin böyle bir şeyi nasıl karşılayacağını düşünerek bana vermekte tereddüt etti.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Ben de:</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>“Bunun domuz eti olduğunu biliyorum Halil Abi. Ama yine de yemek istiyorum. Çok acıktım,” dedim.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Halil Abi, mangalda iyice pişmiş, neredeyse yumruğum büyüklüğündeki bir et parçasını şişe geçirerek bana uzattı.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>İlk lokmayı aldığımda etin kendine özgü tadı, mangalın is kokusu ve kullanılan baharatlar birbirine karıştı. Çok acıkmıştım. Eti büyük bir iştahla yemeye devam ettim.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Çocuklukta ilk kez tattığımız bazı lezzetler yalnızca damağımıza değil, hafızamıza da yerleşir. O gün yediğim et de benim için öyleydi. Belki Halil Abi çok güzel pişirmişti, belki de açlığım o lezzeti gözümde büyütmüştü. Ama ne olursa olsun o kumsalı, mangalın dumanını ve Halil Abi’nin bana uzattığı eti hiç unutmadım.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Yıllar sonra farklı ülkelerin mutfaklarını tanıdım, dünyanın dörtte üçündeki denizlerde pek çok sofraya oturdum. Ancak insanın çocukluğunda, açlıkla ve merakla tattığı bir lokmanın yerini hiçbir gösterişli sofra tutmuyor.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Sadun Boro’nun Yazdığı İsim: “Bu da Kısmet”</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Halil Abi’nin bende bıraktığı bir başka değerli hatıra, büyük denizci Sadun Boro ile (Knidos)’ta yollarının kesişmesidir.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Sadun Boro, dünya seyahatini tamamladıktan sonra Datça’ya ve (Knidos)’a gelmişti. O sırada kıyı boyunca kayığıyla dolaşan köylümüz Dursun Muslu (Knidos)’ta bulunmadığı için Sadun Boro’yu Halil Abi kendi teknesiyle karaya çıkarmıştı.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Halil Abi teknesini yeni denize indirmişti; fakat teknenin üzerinde henüz bir isim yoktu. O yıllarda Datça’da tekneye isim yazacak bir tabela ustası bulmak da kolay değildi.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Teknenin isimsiz olduğunu öğrenen Sadun Boro:</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>“Böyle güzel bir teknenin mutlaka bir adı olmalı,” dedi.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Ardından kendi teknesini göstererek:</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>“Benimkinin adı Kısmet. Sen de buna Kısmet de,” diye ekledi.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Halil Abi bu öneriyi memnuniyetle kabul etti.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Sadun Boro, sahilden bulduğu bir odun kömürünü eline aldı ve beyaz boyalı teknenin üzerine büyük harflerle:</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>KISMET</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>yazdı.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Böylece teknenin adı bir tabela ustasının fırçasından değil, dünya denizcilik tarihine adını yazdırmış büyük denizci Sadun Boro’nun elinden çıktı.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Ben Sadun Boro gibi dünyanın çevresini dolaşmadım. Fakat meslek hayatım boyunca dünyanın dörtte üçüne yayılan denizlerde yelken açtım, seyir yaptım ve kaptanlık görevinde bulundum. Dünyanın çeşitli kıyılarını, limanlarını ve insanlarını tanıdım. Yine de denizcilik hayatımın temelinde her zaman çocukluğumun (Knidos)’u vardı.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Uzak denizlerde ne zaman beyaz bir yelken görsem, bir teknenin kıçında anlamlı bir isim okusam veya yıldızların altında vardiya tutsam, aklımın bir köşesinde hep (Knidos) bulunurdu.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Çünkü insan ne kadar uzağa giderse gitsin, ilk denizini içinde taşır. Benim ilk denizim, ilk limanım ve denizciliğe açılan ilk pencerem (Knidos)’tu.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Daha sonraki yıllarda Halil Abi bir charter teknesi yaptırdı ve ona “Bu da Kısmet” adını verdi. Bu ismin bir başka anlamı daha vardı: Halil Abi’nin oğlunun adı da Kısmet’ti. Böylece bu isim hem ailesinin hem de denizcilik hayatının ayrılmaz bir parçası oldu.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Halil Abi, geçtiğimiz yıllara kadar “Bu da Kısmet” adlı teknesiyle charter yaptı. Teknesine, mesleğine ve denizciliğine her zaman büyük bir gururla sahip çıktı.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Benim için “Bu da Kısmet” yalnızca bir teknenin adı değildir. O ismin içinde Halil Abi’nin emeği, Sadun Boro’nun denizci ruhu, Dursun Muslu’nun hatırası ve eski Datça’nın samimiyeti vardır.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Ben dünyanın dörtte üçüne yayılan denizlerde seyir yapmış olsam da bazı anıların mesafesi deniz miliyle ölçülmez. İnsan bazen binlerce mil yol alır ama çocukluğunun kıyısından hiçbir zaman tam olarak ayrılamaz.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Bugün o günleri düşündüğümde bazen mangalda pişen etin, bazen denizden yeni çıkmış balığın kokusunu duyar gibi olurum. Jeneratör sustuktan sonra (Knidos)’a çöken o derin sessizlik yeniden kulaklarımda belirir. İris Love’un kullandığı Land Rover’ın tozlu yollardaki görüntüsü, Halil Abi’nin mangal başındaki hâli ve Sadun Boro’nun beyaz teknenin üzerine kömürle yazdığı o kelime yeniden gözlerimin önüne gelir.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Çocukluk hatıraları böyledir. Bazen bir koku, bazen bir ses, bazen bir insan, bazen de beyaz bir teknenin üzerine odun kömürüyle yazılmış tek bir kelime, insanı yıllar öncesine götürmeye yeter:</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Kısmet…</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>26 Ağustos 2026 – Datça</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 16:08:32 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.datca-haber.com/images/kullanicilar/2024/03/aslan-atilla-yorulmaz-1710325420.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Datça’nın Ucunda, Tarihin Kalbinde: Knidos</title>
                <category>Mehmet ÖLMEZ</category>
                <link>https://www.datca-haber.com/makale/datcanin-ucunda-tarihin-kalbinde-knidos-2897</link>
                <author>mehmetolmez048@hotmail.com (Mehmet ÖLMEZ)</author>
                <guid>https://www.datca-haber.com/makale/datcanin-ucunda-tarihin-kalbinde-knidos-2897</guid>
                <description><![CDATA[Datça’nın Ucunda, Tarihin Kalbinde: Knidos]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Ege ile Akdeniz’in tam kucaklaştığı yerdir Tekir Burnu. Rüzgârı hiç eksik olmaz, dalgası eksik olmaz; ama en çok da tarihi, suları aşıp gelen hikâyeleri eksik olmaz. Haritayı önünüze koyup Muğla’nın o uzun, kıvrımlı Datça Yarımadası’nın en uç noktasına parmağınızı bastığınızda, tarihin en zarif kentlerinden birine, Knidos’a dokunursunuz.<br />
Knidos, iki deniz arasında sadece bir coğrafi kesişim noktası değildir; medeniyetlerin, bilimin ve sanatın da kesiştiği devasa bir açık hava tiyatrosudur. Bir tarafı Ege’nin hırçın mavisine, diğer tarafı Akdeniz’in durgun ve derin sularına bakar. Zamanında denizciler için bir sığınak olan bu çifte limanlı kent, günümüzde zamana direnen taşlarıyla hâlâ geçmişin heybetini fısıldar.<br />
Antik çağın en önemli bilim merkezlerinden biri olan Knidos, astronomide Eudoxus’u, mimaride İskenderiye Feneri’nin mimarı Sostratos’u ve tıpta dönemin en büyük ekollerinden birini yetiştirmiş bir bilgi yuvasıydı. Ancak kenti tarihin unutulmaz sayfalarına kazıyan tek şey bilim değildi; sanata olan tutkuları ve tarihin ilk çıplak kadın heykeli olan "Knidos Aphrodite'i" idi. Praxiteles’in ellerinden çıkan bu zarafet, antik dünyada o kadar büyük bir yankı uyandırmıştı ki kentin ünü kıtaları aşmış, sadece heykeli görmek için uzak diyarlardan gemiler kalkar olmuştu.<br />
Bugün Knidos’un patikalarında yürürken, akropolise doğru tırmanıp Deveboynu Feneri’ne yüzünüzü döndüğünüzde kentin ruhunu hissedersiniz. Gün batımında Güneş, Ege ile Akdeniz’in buluştuğu o sonsuz ufukta süzülürken antik tiyatronun basamaklarına çöken sessizlik, aslında binlerce yıllık bir sohbetin devamıdır. Zaman kaybolur; geriye sadece rüzgârın ve dalgaların sesi kalır.<br />
Yolunuz Datça’ya, yarımadanın sonuna düşerse Knidos’ta mutlaka durun. İki denizin birbirine karıştığı o fenerin dibinde oturun ve sadece seyredin. Çünkü Knidos, taşın ve denizin birleştiği değil; tarihin ve insan ruhunun mavilikle buluştuğu yerdir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 16:08:33 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.datca-haber.com/images/kullanicilar/2025/12/mehmet-olmez-1765739910.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ESMÂ İLE AHLAKLANMAK - 16  EL-MÂCİD, EL-VÂHİD, ES-SAMED, EL-KÂDİR</title>
                <category>A. Hikmet GÜL</category>
                <link>https://www.datca-haber.com/makale/esma-ile-ahlaklanmak-16-el-macid-el-vahid-es-samed-el-kadir-2896</link>
                <author>a.hikmetgul@gmail.com (A. Hikmet GÜL)</author>
                <guid>https://www.datca-haber.com/makale/esma-ile-ahlaklanmak-16-el-macid-el-vahid-es-samed-el-kadir-2896</guid>
                <description><![CDATA[ESMÂ İLE AHLAKLANMAK - 16  EL-MÂCİD, EL-VÂHİD, ES-SAMED, EL-KÂDİR]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Can Dostlar!</p>

<p>Bugünkü “Esmâ ile Ahlaklanmak” beraberliğimizde; köhneleşmiş iz’anlara fikir ve anlayış katacağını umduğumuz el-Mâcid, el-Vâhid, es-Samed ve el-Kâdir esmâlarıyla gönül kapımızı aralamak istedik.</p>

<p>Her zaman olduğu gibi gayret bizden; gönüllerde yer etmek ise Âlemlerin Rabb’indendir.</p>

<p>Esmâü’l-Hüsnâ, Rabbimizi tanıtan güzel isimlerdir. Fakat bu isimler yalnız dilde tekrar edilen kelimeler olarak kalmamalıdır. Her bir isim, kulun kalbine bir ölçü, davranışına bir istikamet, hayatına bir sorumluluk bilinci kazandırmalıdır.</p>

<p>Bugün üzerinde duracağımız bu dört güzel isim bize şu hakikati hatırlatır:</p>

<p>Allah Mâcid’dir; kul şerefi dünyalık gösterişte değil, Rabbine kullukta arar.<br />
Allah Vâhid’dir; kul kalbini parçalı ilahlara, çıkarlara ve korkulara dağıtmaz.<br />
Allah Samed’dir; kul ihtiyaç kapısını yalnız Rabbine açar.<br />
Allah Kâdir’dir; kul kendi gücünü mutlak görmez, aczini ve Rabbine muhtaçlığını bilir.</p>

<p>EL-MÂCİD: ŞANI YÜCE, LÜTFU BOL OLAN RAB</p>

<p>El-Mâcid, şanı yüce, ikramı bol, lütfu geniş, değeri ve yüceliği sonsuz olan Allah demektir.</p>

<p>İnsan dünyada değer arar. Bazen bu değeri malda, makamda, çevrede, soyda, bilgide veya insanların övgüsünde bulacağını zanneder. Fakat bunların hepsi geçicidir. Bugün var olan yarın azalabilir. Bugün alkışlayanlar yarın unutabilir. Bugün güçlü görünen yarın zayıflayabilir.</p>

<p>Gerçek yücelik Allah’a aittir.</p>

<p>Kur’an’da şöyle buyrulur:</p>

<p>“Göklerde ve yerde ne varsa O’nundur. O yücedir, büyüktür.”<br />
(Şûrâ, 42:4)</p>

<p>El-Mâcid’i tanıyan kul, şerefi insanların gözünde büyük görünmekte aramaz. Çünkü insanın gerçek değeri, Rabbine karşı kulluğunda; hakka bağlılığında, adaletinde, merhametinde, emanete sadakatinde ve güzel ahlâkında ortaya çıkar.</p>

<p>Dünyalık imkânlar insanı geçici olarak öne çıkarabilir; fakat insanı Allah katında değerli kılan şey, o imkânları nasıl kullandığıdır.</p>

<p>Malı varsa şükürle mi taşıyor?<br />
Makamı varsa adaletle mi kullanıyor?<br />
Bilgisi varsa tevazu ile mi paylaşıyor?<br />
Sözü varsa hakkı mı büyütüyor, kendisini mi?</p>

<p>El-Mâcid’i tanıyan insan, kendisini büyütmeye çalışmaz; Rabbini yüceltir. İnsanlara tepeden bakmaz; yaratılmışlara Allah’ın kulları olarak değer verir. Çünkü bilir ki kulun şerefi, Allah’a yakınlıkta ve O’nun razı olduğu ahlâkta saklıdır.</p>

<p>Kur’an şöyle buyurur:</p>

<p>“Kim izzet istiyorsa bilsin ki izzet bütünüyle Allah’ındır.”<br />
(Fâtır, 35:10)</p>

<p>Bugün kendimize soralım:</p>

<p>Ben değeri ve şerefi Allah’ın rızasında mı arıyorum, yoksa geçici dünyanın övgüsünde mi?</p>

<p>EL-VÂHİD: BİR VE TEK OLAN RAB</p>

<p>El-Vâhid, bir ve tek olan, eşi, benzeri, ortağı bulunmayan Allah demektir.</p>

<p>Tevhid, yalnız dil ile “Allah birdir” demek değildir. Tevhid, kalbin yönünü de birlemektir. Korkularımızı, umutlarımızı, beklentilerimizi, kulluğumuzu ve güvenimizi Allah’ın ölçüsüne bağlamaktır.</p>

<p>Kur’an’da şöyle buyrulur:<br />
“De ki: Allah her şeyin yaratıcısıdır. O, birdir; her şeye üstün gelen Kahhâr’dır.”<br />
(Ra‘d, 13:16)</p>

<p>Allah Vâhid ise, kul kalbini parçalı ilahlara dağıtmamalıdır. İnsan bazen diliyle Allah der; fakat hayatında malı, makamı, çıkarı, korkuyu, çevre baskısını veya nefsinin arzusunu ölçü hâline getirir. İşte tevhidin en çok sınandığı yer burasıdır.</p>

<p>Allah bir ise ölçümüz de O’nun indirdiği hak olmalıdır.</p>

<p>Allah bir ise kulluğumuz da yalnız O’na olmalıdır.</p>

<p>Allah bir ise rızayı da, yardımı da, affı da, izzeti de O’ndan beklemeliyiz.<br />
Rabbimiz İhlâs sûresinde şöyle buyurur:</p>

<p>“De ki: O Allah birdir.”<br />
(İhlâs, 112:1)</p>

<p>Bu ayet, insanın bütün hayatına yön verecek kadar derindir. Allah’ın birliğine iman eden kul, hayatını ikiye bölmez. Camide başka, çarşıda başka; evde başka, işte başka; yalnızken başka, kalabalıkta başka davranmamaya çalışır.</p>

<p>Tevhid, insanı toparlar.<br />
Kalbi dağınıklıktan kurtarır.<br />
Kulluğu gösterişten arındırır.<br />
İnsanı yaratılmışlara kul olmaktan özgürleştirir.</p>

<p>El-Vâhid’i tanıyan insan, hiçbir gücü Allah’ın yerine koymaz. İnsanlara değer verir ama onları ilahlaştırmaz. Sebeplere sarılır ama sebepleri mutlaklaştırmaz. Dünyayı yaşar ama dünyayı kalbinin ilahı yapmaz.</p>

<p>Bugün kendimize soralım:</p>

<p>Kalbimin yönü gerçekten Allah’a mı dönük, yoksa korkularım ve çıkarlarım beni parçalara mı ayırıyor?</p>

<p>ES-SAMED: HER ŞEYİN KENDİSİNE MUHTAÇ OLDUĞU RAB</p>

<p>Es-Samed, hiçbir şeye muhtaç olmayan, bütün varlığın kendisine muhtaç olduğu, ihtiyaç sahiplerinin yöneldiği Allah demektir.</p>

<p>İnsan muhtaçtır.<br />
Nefese muhtaçtır.<br />
Rızka muhtaçtır.<br />
Sağlığa muhtaçtır.<br />
Güvene muhtaçtır.<br />
Merhamete muhtaçtır.<br />
Bağışlanmaya muhtaçtır.<br />
Hidayete muhtaçtır.</p>

<p>Rabbimiz ise Samed’dir. O hiçbir şeye muhtaç değildir. Her şey O’na muhtaçtır.</p>

<p>Kur’an şöyle buyurur:</p>

<p>“Allah Samed’dir.”<br />
(İhlâs, 112:2)</p>

<p>Bu kısa ayet, insanın haddini bildiren büyük bir hakikattir. İnsan ne kadar güçlü görünürse görünsün, muhtaçtır. En zengin insan da nefesini satın alamaz. En güçlü insan da ölümü durduramaz. En bilgili insan da Allah’ın öğrettiği kadar bilir.</p>

<p>Es-Samed’i tanıyan kul, ihtiyaç kapısını yalnız Rabbine açar. Elbette insanlardan yardım isteyebilir, sebeplere başvurabilir, tedbir alabilir. Fakat kalbin asıl dayanacağı kapı Allah’tır.</p>

<p>Çünkü insanlar sınırlıdır.<br />
İmkânlar sınırlıdır.<br />
Güçler sınırlıdır.<br />
Ömür sınırlıdır.<br />
Fakat Allah’ın rahmeti, bilgisi ve kudreti sınırsızdır.</p>

<p>Rabbimiz şöyle buyurur:</p>

<p>“Ey insanlar! Siz Allah’a muhtaçsınız. Allah ise hiçbir şeye muhtaç değildir, hamde layıktır.”<br />
(Fâtır, 35:15)</p>

<p>Es-Samed’i tanıyan insan, muhtaçlığını kibirle örtmeye çalışmaz. Dua eder. Sığınır. Tövbe eder. Yardımı Allah’tan bekler. Kendisine verilen nimeti de kendi gücünden bilmez.</p>

<p>Bu isim aynı zamanda kulun insanlara karşı davranışını da güzelleştirir. Kendi muhtaçlığını bilen insan, başkasının ihtiyacını küçümsemez. Yardım isteyen birini hor görmez. Düşeni ezmez. Zayıfı aşağılamaz. Çünkü bilir ki herkes Allah’a muhtaçtır.</p>

<p>Bugün kendimize soralım:</p>

<p>Ben muhtaçlığımı Rabbime yöneliş sebebi mi yapıyorum, yoksa kibirle gizlemeye mi çalışıyorum?</p>

<p>EL-KÂDİR: HER ŞEYE GÜCÜ YETEN RAB</p>

<p>El-Kâdir, her şeye gücü yeten, dilediğini yapmaya kadir olan, hiçbir şey kendisini aciz bırakamayan Allah demektir.</p>

<p>İnsan sınırlı güç sahibidir. Bir şeye niyet eder ama başaramayabilir. Plan yapar ama şartlar değişebilir. Sağlığına güvenir ama hastalanabilir. Malına güvenir ama kaybedebilir. Gençliğine güvenir ama yaşlanır.</p>

<p>Allah ise Kâdir’dir. O’nun kudreti eksilmez, yorulmaz, zayıflamaz.</p>

<p>Kur’an’da sık sık şöyle buyrulur:</p>

<p>“Şüphesiz Allah her şeye güç yetirendir.”<br />
(Bakara, 2:20)</p>

<p>El-Kâdir’i tanıyan insan, kendi gücünü mutlak görmez. “Ben istersem olur” diyerek haddi aşmaz. Çalışır, gayret eder, tedbir alır; fakat sonucu Allah’a bırakır.</p>

<p>Bu isim kulun kalbine hem umut hem de edep verir.</p>

<p>Umut verir; çünkü Allah’ın gücü her şeye yeter. Kapılar kapansa da Rabbimizin açacağı kapılar vardır. İnsan çaresiz kalsa da Allah çaresiz değildir. Gönül daralsa da Allah’ın rahmeti geniştir.</p>

<p>Edep verir; çünkü kul kendi kudretini abartmaz. Sahip olduğu gücü insanlara baskı yapmak için kullanmaz. Makamını, parasını, bilgisini ve imkânını zulme dönüştürmez.</p>

<p>El-Kâdir’i tanıyan kul bilir ki güç Allah’ın emanetidir. Emanet ise hesap ister.</p>

<p>Kur’an şöyle buyurur:</p>

<p>“Göklerin ve yerin mülkünün Allah’a ait olduğunu bilmez misin? Sizin Allah’tan başka ne bir dostunuz ne de bir yardımcınız vardır.”<br />
(Bakara, 2:107)</p>

<p>Bu ayet, insanı sahte güçlerden gerçek kudrete yöneltir. Bizi yaratan, yaşatan, rızıklandıran, öldüren ve yeniden diriltecek olan Rabbimizdir.</p>

<p>Bugün kendimize soralım:</p>

<p>Ben gücümün sınırlı, Rabbimin kudretinin sınırsız olduğunu bilerek mi yaşıyorum?</p>

<p>ŞEREF, TEVHİD, MUHTAÇLIK VE KUDRET BİLİNCİ</p>

<p>Can Dostlar!</p>

<p>Bugün üzerinde durduğumuz bu dört güzel isim, hayatımızın her alanına ölçü koyar.</p>

<p>Bir kez daha özetlemek gerekirse:</p>

<p>El-Mâcid bize, gerçek şan ve yüceliğin Allah’a ait olduğunu öğretir. Kula düşen, değeri dünyalık gösterişte değil, Rabbine kullukta aramaktır.</p>

<p>El-Vâhid Allah’ın bir ve tek olduğunu bildirir. Kula düşen, kalbini parçalı ilahlardan, korkulardan, çıkarlardan ve hevadan arındırmaktır.</p>

<p>Es-Samed her şeyin Allah’a muhtaç olduğunu hatırlatır. Kula düşen, ihtiyaç kapısını Rabbine açmak ve muhtaçlara merhametle bakmaktır.</p>

<p>El-Kâdir Rabbimizin her şeye gücü yettiğini gösterir. Kula düşen, kendi gücünü mutlak görmeden, sebeplere sarılıp Allah’a güvenmektir.</p>

<p>Unutmayalım:</p>

<p>Allah Mâcid’dir; kul şerefi gösterişte değil kullukta arar.</p>

<p>Allah Vâhid’dir; kul kalbini başka ilahlara dağıtmaz.</p>

<p>Allah Samed’dir; kul muhtaçlığını Rabbine yöneltir.</p>

<p>Allah Kâdir’dir; kul kendi gücünü mutlaklaştırmaz.</p>

<p>Esmâ ile ahlaklanmak; Rabbimizin güzel isimlerini yalnız dilde anmak değil, o isimlerin bize öğrettiği kulluk bilincini hayata taşımaktır.</p>

<p>Rabbimiz bizleri; şerefi O’nun rızasında arayan, tevhid üzere yaşayan, muhtaçlığını Rabbine arz eden, gücünü emanet bilip adalet ve iyilik yolunda kullanan kullarından eylesin.</p>

<p>Esmâullâh ahlâkı ile ahlaklanma gayreti içinde olan gönül dostlarına selam olsun.</p>

<p>“Esmâ ile Ahlaklanmak”ta yeniden buluşmak üzere.</p>

<p>Sağlıkla kalın, esen kalın, hoş kalın Can Dostlar!</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 16:08:35 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.datca-haber.com/images/kullanicilar/2024/12/a-hikmet-gul-1733901285.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MUĞLA TÜRKÜLERİ GARİBİM MESTAN (61)</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://www.datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri-garibim-mestan-61-2895</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://www.datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri-garibim-mestan-61-2895</guid>
                <description><![CDATA[MUĞLA TÜRKÜLERİ GARİBİM MESTAN (61)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Akkovan köyünün tozlu yolları,</p>

<p>Dağının ormanı kuynar (*)çamları</p>

<p>Çeşmeleri yok ki akmaz suları</p>

<p>Kuyuda can verdi garibim Mestan.</p>

<p>***</p>

<p>Su almaya gittim akşama yakın,</p>

<p>Kuyudan olmasın ecelin sakın,</p>

<p>Umutlar tükendi ölüme yakın</p>

<p>Kuyuda can verdi garibim Mestan.</p>

<p>***</p>

<p>Acı haber geldi koştuk yanına,</p>

<p>Toplandı komşular kuyu başına</p>

<p>Çaresiz Mestan’ım düşmüş kuyuna</p>

<p>Kuyuda can verdi garibim Mestan</p>

<p>***</p>

<p>Köylüm ağıt eder tutar yasını</p>

<p>Bir kova su için yaktın başını</p>

<p>Mermerden yaptırın mezar taşını</p>

<p>Kuyuda can verdi garibim Mestan.</p>

<p>KUYNAR:Kunar, Künar: Fıstık çamı</p>

<p>Çok yakın tarihlerde yakılmış bir türküdür. (2003 gibi) Muğla-Akkovan</p>

<p>köyüne iki arkadaş ziyaret için giderler. Gidenler de sanatçıdır. Bunlar</p>

<p>İbrahim Ethem Yağcı ve Aşık Abbas Balcı’dır. Akkaovan köyüne vardıkları</p>

<p>zaman , arkadaşları Mestan’ın , o gün öldüğünü öğrenirler. BLu olay</p>

<p>sanatçıları derinden etkiler. Cenaze defninden sonra , kendi köyüne dönen</p>

<p>sanatçı Aşık Abbas balcı, bu türküyü söyler.</p>

<p>Türkü ağıt özellikler taşımaktadır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 16:08:43 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>HALK AĞZINDA ATASÖZLERİ</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://www.datca-haber.com/makale/halk-agzinda-atasozleri-2894</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://www.datca-haber.com/makale/halk-agzinda-atasozleri-2894</guid>
                <description><![CDATA[HALK AĞZINDA ATASÖZLERİ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>-Dibi görünmeyen bardaktan(kaptan, gölden)su içme(Van,D.bkr,Isprta,Afyn)</p>

<p>-Diken battığı yerden çıkar(Ordu)</p>

<p>-Diken olup ayağa sokulunca,gül ol,yakaya takıl(Kerkük)</p>

<p>-Dilenci ile yalancının sözüne güven olmaz(Isprta)</p>

<p>-Dilin kemiği yok ama,kemiği kırar(Aydın)</p>

<p>-Dil kısa iken dost,uzayınca düşman olur(Artvin)</p>

<p>-Dirgen yiyen sıpa bir daha harmana gelmez(Adana)</p>

<p>-Dirlik olmayan yerde varlık olmaz(Dybakır)</p>

<p>-Diş kiri karın doyurmaz(Van)</p>

<p>-Diz yamanır,boğaz yamanmaz(Afyon)</p>

<p>-Doğan doğandan tatlı; doğacak ondan tatlı(G.Ant,Adana)</p>

<p>-Doğru bacanın doğru dumanı çıkar(Malatya)</p>

<p>-Doğru duran hür yaşar(doğru durmayan zor yaşar)(Kütahya)</p>

<p>-Doğru yoldan giden yorulmaz(Ordu)</p>

<p>-Doğruyu söyle de bir gün daha yaşa(Skarya)</p>

<p>-Doğuran avrat, azraili yenmiş(G.Ant.)</p>

<p>-Dokuz düşün, bir söyle(Antlya)</p>

<p>-Doluya tutulan yağmurdan korkmaz(Btlis)</p>

<p>-Don olmayınca uçkur da olmaz(Sinop)</p>

<p>-Donunun yırtığına bakmadan poyraza karşı gitme(Brdur)</p>

<p>-Dost beğenmeyen,dostsuz kalır(Samsun)</p>

<p>-Dost için ölmeli,düşman için dirilmeli(Giresun)</p>

<p>-Dost kazanmaya bak,düşmanı anan da doğurur(Amasya)</p>

<p>-Dostluk,görünceye kadar değil,ölünceye kadar olmalı(Bilecik)</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 16:08:44 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>PARAYLA KANSER SATIN ALACAĞINIZA ORGANİK GIDA SATIN ALIN!</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://www.datca-haber.com/makale/parayla-kanser-satin-alacaginiza-organik-gida-satin-alin-2893</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://www.datca-haber.com/makale/parayla-kanser-satin-alacaginiza-organik-gida-satin-alin-2893</guid>
                <description><![CDATA[PARAYLA KANSER SATIN ALACAĞINIZA ORGANİK GIDA SATIN ALIN!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Geçen günlerde yazdığım bir yazı üzerine kaç telefon aldım bilmiyorum. Bir de</p>

<p>gazeteyi internette bulup okumayanlar şikayette bulundu. “-Bir yazı varmış</p>

<p>kaçırdık,internette de gazeteye ulaşamıyoruz” türlü serzenişler geldi. Devamı var mı dediler.</p>

<p>Ben de hem de çok fazla yazacağım bu konu hakkında dedim. İşte bildiklerimi sizinle</p>

<p>paylaşıyorum.</p>

<p>Ben Samsunluyum.Samsun’un Çarşamba ilçesinde geçti çocukluğum.Elmaları yerden</p>

<p>toplayıp,tozunu,çamurunu şöyle bir siler yerdik. Hıyarı,domatesi dalından koparıp,yine</p>

<p>kolumuza sürter yerdik.Yumurtanın lezzetine doyulmazdı,hele bir de tereyağına kırılmışsa.</p>

<p>Ben köy çocuğuyum. Sebze de yaptım. Tüm otları kazma ile,elle yolardık. İlaç</p>

<p>bilmezdik.Ninem ısırgan otundan sular dökerdi böcekleri kaçırmak için. Daha neler neler…</p>

<p>Sonra balık çok olurdu. Öyle her balığı yemezdik yani. İstavrit en düşük balıklardandı.</p>

<p>Hamsinin yüzüne çok bakılmazdı. . Yine mi hamsi? Denirdi evlerde.Palamut çift satılırdı. Tek</p>

<p>alamazdınız.Çifti 150 kuruştu. Lüfer çoktu. Bir de bizim Yeşilırmak’ta 100 kiloya kadar yayın</p>

<p>balığı tutulur ki,tadına doyum olmazdı. Bunlar yeni nesillere masal gibi geliyordur.</p>

<p>Köyün ve kasabanın fırınları,fırıncıları vardı. Özellikle bayram önceleri nokullar,</p>

<p>güveçler atılırdı fırınlara. Fırıncı hakkı da verilirdi hani.</p>

<p>Mevsimler okullarımızın kapısına gelirdi.</p>

<p>Kestane kebapçı, macuncu(çubuğa sarılıp verilen renkli şekerler) tereyağlı diye satılan</p>

<p>un kurabiyecisi gelirdi.Meyveler bitince okullar da biterdi .</p>

<p>Bize ve öğretmen olarak biz ”ürettiğiyle kendini besleyebilen yedi ülkeden biri”diye</p>

<p>tanınırdık. Şeker bulunmazdı,azdı,yağ karaborsaydı,kahve hiç yoktu denecek kadar azdı(-</p>

<p>Çocuklar büyüklerin yanında kahve içmez sözü kıtlıkta uydurulmuştu!) Ama gıda,yerel ve</p>

<p>gerçekti.Kimse aç değildi.</p>

<p>Ben çocukken,35 milyon kadar nüfusumuz vardı.</p>

<p>50 milyon küçükbaş hayvan yetiştiriliyordu.Nüfusumuz iki katına çıktı,şimdiki hayvan</p>

<p>sayımız 24 milyon. Lüfer avımız on yıl öncesinin dörtte birine,(4 bin tona kadar düşmüş</p>

<p>durumda).30 yıl kadar önce 60 milyon olan büyükbaş hayvan sayımız bugün on milyon ve</p>

<p>artmıyor, eksiliyor. TÜİK’in rakamlarına göre, buğday üretimi %8.8,arpa %28.6,kırmızı</p>

<p>mercimek %78.8,nohut %20.3 ve kuru fasulye %38 oranında azaldı. Şeker pancarı ise %34.6</p>

<p>oranında geriledi.Patates üretimi %19,kavun-karpuz üretimi ise %10 düştü.</p>

<p>Benim çocukluğumda, kuruyemişçide iğde, leblebi tozu, keçiboynuzu, ege ve mabel</p>

<p>sakızları, bir de muzlu ve fıstıklı çikolata satılırdı.</p>

<p>Sonra Coca Cola, kulağa takılan Walkman, güzel popoların taşıdığı Wranglerler,Adidas</p>

<p>Top Tenler….Bunları ithal ederken,tarımı da yok edecek tarım ürünleri ithal etmeye başladık.</p>

<p>Bu ithalatla birlikte,tarım hastalıkları,tarım ilaçları girdi ülkemize. Tabii beraberinde</p>

<p>kanser de… Ve başka hastalıklar da.…Tabii bu arada köylü de kalmadı gibi…</p>

<p>Yüzde 70-80 lerde diye ifade edilen şehirleşmenin karşılığı ,sanayi ürünü tavuklar ve</p>

<p>süttozu ile çırpılmış,soya yağıyla kıvam katılmış peynirlerdir artık….Anneler,yeni doğmuş</p>

<p>çocuklarına paraya kıyıp,organik sebze alırken,babalar gıdanın aile bütçesindeki yerini</p>

<p>kontrol altında tutmak zorunda…Zira, yenilenecek dizüstü bilgisayarları, cep telefonları</p>

<p>sırada.</p>

<p>Değerli veliler, çocuklarımız daha ilkokul sıralarında buluğ çağına eriyorlar. Niye?</p>

<p>Memleketim nüfusuna denk cep telefonu aboneliği olduğunu da söylemiş olayım bu&nbsp;</p>

<p>Son söz olarak,bırakın bu Batılıların palavralarını,biz eski beslenme alışkanlıklarımıza</p>

<p>dönelim. Kendi bildiğimizle üretelim. İlaçsız,hormonsuz.Şimdilik bu kadar….</p>

<p>arada.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 16:08:25 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MÜJDELER   OLSUN</title>
                <category>İ.Yekta Kolcu</category>
                <link>https://www.datca-haber.com/makale/mujdeler-olsun-2892</link>
                <author>yektakolcu48@gmail.com (İ.Yekta Kolcu)</author>
                <guid>https://www.datca-haber.com/makale/mujdeler-olsun-2892</guid>
                <description><![CDATA[MÜJDELER   OLSUN]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kurtuluş&nbsp; &nbsp;savaşımız&nbsp; &nbsp;büyük&nbsp; dönüm&nbsp; noktalarından&nbsp; biri&nbsp; &nbsp;olan&nbsp; ,30&nbsp; &nbsp;Ağustos&nbsp; &nbsp;Zaferinin&nbsp; &nbsp;müjdecisi&nbsp; &nbsp; olan BÜYÜK&nbsp; TAARRUZun&nbsp; başlatıldığı&nbsp; &nbsp; gündü&nbsp; &nbsp;dün. (26&nbsp; &nbsp;Ağustos).Dokuz&nbsp; &nbsp;Eylülde&nbsp; İZMİR'de&nbsp; &nbsp;sonuçlandığı&nbsp; &nbsp;unutulurmu.?</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Ülkemizin&nbsp; &nbsp; ve&nbsp; dünyamızın&nbsp; &nbsp;cennet&nbsp; köşelerinden&nbsp; &nbsp; &nbsp; biri&nbsp; &nbsp;olan&nbsp; &nbsp;ilçemizde, kamu&nbsp; önderliğinde&nbsp; ,yaşayanlarımızla&nbsp; &nbsp; çevre&nbsp; &nbsp;kirliliği&nbsp; &nbsp;sorunu&nbsp; &nbsp; son&nbsp; bulmuştur,</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>İlçe&nbsp; &nbsp;sakinlerimiz,her gün&nbsp; &nbsp;güne&nbsp; birbirlerine&nbsp; &nbsp;selam&nbsp; &nbsp;vererek, güzel&nbsp; dileklerde&nbsp; &nbsp;başlamaktadır,</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Ülkede&nbsp; &nbsp; en&nbsp; &nbsp;ucuz&nbsp; &nbsp;elektrik&nbsp; &nbsp; ve&nbsp; suyun&nbsp; tüketildiği, kesintilerin&nbsp; &nbsp; -arzaların&nbsp; &nbsp;olmadığı-tarihe&nbsp; karıştığı&nbsp; &nbsp;öğrenilmiştir,</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Tüm&nbsp; &nbsp;ulaşımın&nbsp; elektrikli&nbsp; &nbsp;araçlarla&nbsp; &nbsp;yapıldığı,gürültü&nbsp; kirliliğinde&nbsp; &nbsp; artık&nbsp; &nbsp;unutulduğu,sessizliğin&nbsp; sessizliğinin&nbsp; &nbsp;çınladığı,</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Tüm&nbsp; yapılaşmalarda,doğaya&nbsp; &nbsp;uygun&nbsp; planların&nbsp; &nbsp; yapıldığı,uygulandığı,</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Kamu&nbsp; tarafından&nbsp; &nbsp;tüm&nbsp; yarımada&nbsp; &nbsp; içinde&nbsp; &nbsp; ulaşımın&nbsp; &nbsp;elektrikli&nbsp; &nbsp;araçlarla&nbsp; &nbsp; &nbsp;bedava&nbsp; &nbsp; verildiği,</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Çarşı&nbsp; &nbsp; ve pazarlarda&nbsp; kimselerin&nbsp; &nbsp;kandınılmadığı,</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Yaşayan&nbsp; yeni&nbsp; kuşağın, ilçe&nbsp; dışında bir&nbsp; &nbsp;gelecek&nbsp; &nbsp;aramadığını,</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Geçmişin&nbsp; &nbsp;aynası&nbsp; &nbsp;olan&nbsp; &nbsp;Müzelerin, ortak&nbsp; kültür&nbsp; &nbsp;alanlarının (tiyatro/sergi&nbsp; &nbsp; ve spor&nbsp; &nbsp;salonlarının) her&nbsp; &nbsp;bakımdan&nbsp; yeterince&nbsp; &nbsp;mükemmel&nbsp; &nbsp;olduğunu,</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Sağlık&nbsp; &nbsp; ve&nbsp; sosyal&nbsp; &nbsp;bakım&nbsp; tesislerinin&nbsp; &nbsp;dünya&nbsp; &nbsp;standartlarının&nbsp; &nbsp; çok&nbsp; üstünde&nbsp; &nbsp; olduğu,</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Doğadan kendi&nbsp; &nbsp;elektrik&nbsp; &nbsp;enerjisini&nbsp; &nbsp;üreterek (rüzgar/güneş)&nbsp; kendine&nbsp; yeten&nbsp; bir&nbsp; kent&nbsp; olmayı&nbsp; becerdiğini, bununda&nbsp; &nbsp; uluslararası&nbsp; &nbsp;kuruluşlarca&nbsp; &nbsp;tescil&nbsp; edildiğini,sonuç&nbsp; &nbsp;olarak, dünyanın&nbsp; &nbsp; İDEAL&nbsp; KENTİ&nbsp; unvanını&nbsp; kazandığını,</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Antik&nbsp; dönemden de&nbsp; &nbsp; olduğu&nbsp; &nbsp;gibi,&nbsp; ALTERNATİF&nbsp; &nbsp;TIP&nbsp; &nbsp; &nbsp; uygulamalarının&nbsp; &nbsp;en mükemmel&nbsp; &nbsp;olarak&nbsp; &nbsp; &nbsp;gerçekleştirildiği,</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Deniz&nbsp; &nbsp; ulaşımında da&nbsp; bir&nbsp; devrim&nbsp; &nbsp;olarak&nbsp; &nbsp;nitelendirilen, elektrikli&nbsp; &nbsp;araçların&nbsp; kullanıldığını,</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Diyebilmeyi&nbsp; &nbsp;ne&nbsp; kadar&nbsp; &nbsp;arzu&nbsp; &nbsp;ederdim.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Burası&nbsp; &nbsp; için&nbsp; &nbsp; gerçekleştirilen&nbsp; &nbsp;her türlü&nbsp; &nbsp;olumlu&nbsp; &nbsp; dokunuşu&nbsp; &nbsp;öğrendiğim&nbsp; zaman,&nbsp; MÜJDELER&nbsp; &nbsp;OLSUN&nbsp; ,MÜJDELER&nbsp; &nbsp;OLSUN&nbsp; &nbsp;DATÇA/DATÇALILAR&nbsp; ,MÜJDELER&nbsp; &nbsp;OLSUN&nbsp; ÜLKEM&nbsp; &nbsp; diyebilmeyi&nbsp; &nbsp; &nbsp;ümit&nbsp; etmek ,hayal&nbsp; &nbsp;etmek&nbsp; bile&nbsp; &nbsp; güzel.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>N&nbsp; &nbsp;E&nbsp; R D E.......!!!!!!!!!!!!!!</p>

<p>&nbsp;&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 16:08:30 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.datca-haber.com/images/kullanicilar/2025/12/iyekta-kolcu-1766133208.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ESMÂ İLE AHLAKLANMAK - 15  EL-MÜMÎT, EL-HAYY, EL-KAYYÛM, EL-VÂCİD</title>
                <category>A. Hikmet GÜL</category>
                <link>https://www.datca-haber.com/makale/esma-ile-ahlaklanmak-15-el-mumit-el-hayy-el-kayyum-el-vacid-2891</link>
                <author>a.hikmetgul@gmail.com (A. Hikmet GÜL)</author>
                <guid>https://www.datca-haber.com/makale/esma-ile-ahlaklanmak-15-el-mumit-el-hayy-el-kayyum-el-vacid-2891</guid>
                <description><![CDATA[ESMÂ İLE AHLAKLANMAK - 15  EL-MÜMÎT, EL-HAYY, EL-KAYYÛM, EL-VÂCİD]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Can Dostlar!</p>

<p>Bugün Esmâ ile Ahlaklanmak yolculuğumuzda, çorak gönülleri Derya ile buluşturan el-Mümît, el-Hayy, el-Kayyûm ve el-Vâcid isimleriyle tanışmaya çalışacağız.</p>

<p>Gayret ve çaba bizden; yardım ve gönüllere nakşetmek ise her zaman olduğu gibi Âlemlerin Rabbindendir.</p>

<p>Esmâü’l-Hüsnâ, Rabbimizi tanıtan güzel isimlerdir. Her bir isim, kulun gönlüne bir uyarı, hayatına bir ölçü, ahlâkına bir güzellik kazandırır. Rabbini tanıyan insan, kendisini de tanır. Kendisini tanıyan insan, haddini bilir. Haddini bilen insan ise hayatını gelişigüzel yaşamaz.</p>

<p>Bugün üzerinde duracağımız bu dört güzel isim bize şu hakikati hatırlatır:</p>

<p>Allah ölümü yaratır; kul hayatı gafletle tüketmez.<br />
Allah Hayy’dır; kul hayatı O’ndan bilir.<br />
Allah Kayyûm’dur; kul kendi kendine ayakta durduğunu zannetmez.<br />
Allah Vâcid’dir; kul kaybolmuşluk içinde bile Rabbinden kopmaz.</p>

<p>EL-MÜMÎT: ÖLÜMÜ YARATAN RAB</p>

<p>El-Mümît, ölümü yaratan, hayatı sona erdiren, her canlıyı belirlenen süre sonunda dünya hayatından çıkaran Allah demektir.</p>

<p>Ölüm, insanın en çok unuttuğu ama en kesin karşılaşacağı hakikatlerden biridir. İnsan çoğu zaman uzun yaşayacakmış gibi plan yapar, hiç ölmeyecekmiş gibi hırs biriktirir, hesap vermeyecekmiş gibi davranır. Fakat Kur’an bize hayatın da ölümün de Allah’ın yaratması içinde olduğunu bildirir.</p>

<p>Rabbimiz şöyle buyurur:</p>

<p>“O, hanginizin daha güzel amel yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratandır.”<br />
(Mülk, 67:2)</p>

<p>Bu ayet bize büyük bir ölçü verir. Ölüm, yalnız hayatın bitişi değildir; hayatın nasıl yaşandığını ortaya çıkaran büyük bir hakikattir.</p>

<p>İnsan ölümün zamanını, yerini ve şeklini çoğu zaman seçemez. Fakat ölüm gelinceye kadar nasıl yaşayacağını seçer. Merhameti mi seçecek, zulmü mü? Doğru sözü mü seçecek, yalanı mı? Adaleti mi seçecek, tarafgirliği mi? Şükrü mü seçecek, nankörlüğü mü?</p>

<p>El-Mümît’i tanıyan kul, ölümü karanlık bir korku olarak değil; hayatı ciddiye çağıran bir uyarı olarak düşünür. Ölümü hatırlamak, insanı hayattan koparmamalı; bilakis hayatı daha doğru, daha adaletli ve daha anlamlı yaşamaya çağırmalıdır.</p>

<p>Kur’an şöyle buyurur:</p>

<p>“Her nefis ölümü tadacaktır. Sonra Bize döndürüleceksiniz.”<br />
(Ankebût, 29:57)</p>

<p>Madem dönüş Rabbimizedir, öyleyse hayatı O’nun ölçüsüne göre yaşamak gerekir.</p>

<p>El-Mümît’i tanıyan insan; kimseye zulmetmemeye, kul hakkı yememeye, kırdığı gönlü onarmaya, tövbeyi ertelememeye ve iyiliği geciktirmemeye çalışır.</p>

<p>Çünkü ölümün geleceğini bilen insan, bugünü daha dikkatli yaşar.</p>

<p>Bugün kendimize soralım:</p>

<p>Ölümü hatırlamak beni korkuya mı sürüklüyor, yoksa hayatımı güzelleştirmeye mi çağırıyor?</p>

<p>EL-HAYY: DAİMA DİRİ OLAN, HAYATIN KAYNAĞI RAB</p>

<p>El-Hayy, daima diri olan, hayatı kendinden olan, bütün canlılara hayat veren Allah demektir.</p>

<p>Bizim hayatımız verilmiştir. Nefesimiz, kalbimiz, aklımız, bedenimiz, zamanımız ve ömrümüz bize emanettir. Biz yaşarız; fakat hayatı kendimiz var etmeyiz. Biz nefes alırız; fakat nefesi kendimiz yaratmayız.</p>

<p>Rabbimiz ise Hayy’dır. O’nun hayatı başlangıçsız ve sonsuzdur. O uyuklamaz, unutmaz, yorulmaz, eksilmez.</p>

<p>Kur’an’da şöyle buyrulur:</p>

<p>“Allah, O’ndan başka ilah yoktur; Hayy’dır, Kayyûm’dur. O’nu ne uyuklama tutar ne de uyku.”<br />
(Bakara, 2:255)</p>

<p>El-Hayy ismi, kulun kalbine hem güven hem de sorumluluk verir.</p>

<p>Güven verir; çünkü Rabbimiz diridir, yakındır, bilir, görür, işitir ve kullarını başıboş bırakmaz.<br />
Sorumluluk verir; çünkü hayat Allah’tan gelmişse, hayat Allah’ın ölçüsüne göre yaşanmalıdır.</p>

<p>El-Hayy’ı tanıyan insan, hayatı yalnız bedenin hareketi olarak görmez. Kalbin de diri olması gerektiğini bilir. Çünkü insan bazen bedenen yaşar ama kalben kurur. Merhameti azalır, duası zayıflar, Kur’an’la bağı gevşer, haksızlığa alışır, güzel söze uzaklaşır.</p>

<p>Kalbin diriliği; Allah’ı hatırlamakla, Kur’an’a yönelmekle, doğru sözle, tövbeyle, merhametle ve salih amelle korunur.</p>

<p>Rabbimiz şöyle buyurur:<br />
“Ey iman edenler! Size hayat verecek şeylere çağırdığı zaman Allah’a ve Elçisine icabet edin.”<br />
(Enfâl, 8:24)</p>

<p>Demek ki Allah’ın çağrısı, insana gerçek hayatı kazandırır. Bu hayat sadece nefes almak değil; hakikati görmek, adaleti ayakta tutmak, merhameti büyütmek ve kulluk bilinciyle yaşamaktır.</p>

<p>Bugün kendimize soralım:</p>

<p>Ben yalnız bedenimi mi yaşatıyorum, yoksa kalbimi de Allah’ın ayetleriyle diri tutuyor muyum?</p>

<p>EL-KAYYÛM: HER ŞEYİ AYAKTA TUTAN RAB</p>

<p>El-Kayyûm, kendi varlığı kendinden olan, hiçbir şeye muhtaç bulunmayan, bütün varlığı ayakta tutan, koruyan ve yöneten Allah demektir.</p>

<p>İnsan kendisini bazen kendi gücüyle ayakta duruyor zanneder. “Ben çalıştım, ben kazandım, ben kurdum, ben başardım” der. Oysa insanın ayakta durması bile Allah’ın lütfudur.</p>

<p>Kalbimiz O’nun izniyle atar.<br />
Nefesimiz O’nun izniyle devam eder.<br />
Aklımız O’nun verdiği imkânla düşünür.<br />
Yeryüzü O’nun koyduğu düzenle bizi taşır.<br />
Gece ve gündüz O’nun yasasıyla akar.<br />
Güneş, su, toprak ve hava O’nun rahmetiyle hayatımıza hizmet eder.</p>

<p>Rabbimiz Bakara 255’te kendisini Hayy ve Kayyûm olarak tanıtır. Bu iki isim birlikte çok derin bir hakikati gösterir: Hayatın kaynağı da Allah’tır, hayatı ayakta tutan da Allah’tır.</p>

<p>El-Kayyûm’u tanıyan kul, kendi kendine yeterli olduğunu zannetmez. Dayanağını yalnız malda, makamda, sağlıkta, gençlikte, çevrede veya güçte aramaz.&nbsp;</p>

<p>Çünkü bunların tamamı değişebilir. Bugün güçlü olan yarın zayıflayabilir. Bugün var olan imkân yarın azalabilir.</p>

<p>Ama Allah Kayyûm’dur. O’nun kudreti sarsılmaz. O’nun gözetimi eksilmez.</p>

<p>El-Kayyûm’u tanıyan insan, sebeplere sarılır ama kalbini sebeplere esir etmez. Çalışır, tedbir alır, gayret eder; fakat sonucu Rabbine bırakır. Çünkü bilir ki her şeyi ayakta tutan Allah’tır.</p>

<p>Kur’an şöyle buyurur:</p>

<p>“Ey insanlar! Siz Allah’a muhtaçsınız. Allah ise hiçbir şeye muhtaç değildir, hamde layıktır.”<br />
(Fâtır, 35:15)</p>

<p>Bu ayet, insanın haddini bildirir. Biz muhtacız. Rabbimiz ise hiçbir şeye muhtaç değildir. Bu hakikati bilen kul, gururla değil; şükürle, dua ile ve sorumlulukla yaşar.</p>

<p>Bugün kendimize soralım:</p>

<p>Ben ayakta duruşumu kendi gücümden mi biliyorum, yoksa beni ayakta tutan Rabbimi mi hatırlıyorum?</p>

<p>EL-VÂCİD: HİÇBİR ŞEYE MUHTAÇ OLMAYAN, DİLEDİĞİNİ BULAN RAB</p>

<p>El-Vâcid, dilediğini dilediği zaman bulan, hiçbir şey kendisinden kaybolmayan, hiçbir şeye muhtaç olmayan, zenginliği ve kudreti tam olan Allah demektir.</p>

<p>İnsan kaybeder. Malını kaybeder, sağlığını kaybeder, gençliğini kaybeder, dostlarını kaybeder, yolunu kaybeder, bazen kendisini bile kaybeder gibi olur.&nbsp;<br />
Fakat Allah için kaybolmuşluk yoktur. O’nun ilminden hiçbir şey uzak düşmez. O’nun kudretinden hiçbir şey kaçamaz.</p>

<p>El-Vâcid ismi, kula iki büyük hakikat öğretir.<br />
Birincisi: Allah hiçbir şeye muhtaç değildir.</p>

<p>İkincisi: Kul ne kadar kaybolmuş hissederse hissetsin, Rabbine dönüş kapısı açıktır.</p>

<p>İnsan bazen dünyada kendisini çok yoksul hisseder. Yalnız kalır, imkânı daralır, gönlü kırılır, eli boşalır. Fakat kul Rabbini bulmuşsa, en büyük dayanağı bulmuştur. Rabbinden kopmuşsa, dünyanın bütün imkânları içinde bile içi boş kalabilir.</p>

<p>Kur’an şöyle buyurur:<br />
“Seni yoksul bulup zengin etmedi mi?”<br />
(Duhâ, 93:8)</p>

<p>Bu ayet, Allah’ın kuluna lütfunu hatırlatır. İnsan bir şeylere sahip olduğunda da, bir şeylerden mahrum kaldığında da Rabbini unutmazsa yolunu kaybetmez.</p>

<p>El-Vâcid’i tanıyan kul, değeri yalnız elde ettiklerinde aramaz. Çünkü insan bazen dünyalık kazanırken kendisini kaybedebilir. Mal artar ama huzur azalır. Makam yükselir ama merhamet düşer. İnsanlar çoğalır ama gönül yalnızlaşır.</p>

<p>Asıl kazanç, Rabbini unutmamaktır.</p>

<p>Asıl zenginlik, Allah’a muhtaç olduğunu bilmektir.</p>

<p>Asıl kayıp, insanın Rabbinden uzak düşmesidir.</p>

<p>El-Vâcid’i tanıyan insan, kaybettiklerinde de Rabbine yönelir; bulduklarında da Rabbine hamd eder. Çünkü bilir ki veren de Allah’tır, kayıpların içinden yeni kapılar açan da Allah’tır.</p>

<p>Bugün kendimize soralım:</p>

<p>Dünyada bir şeyler kazanırken Rabbime yakınlığımı kaybediyor muyum?</p>

<p>ÖLÜM, HAYAT, DAYANAK VE GERÇEK ZENGİNLİK</p>

<p>Can Dostlar!</p>

<p>Bugün üzerinde durduğumuz bu dört güzel isim, hayatımızın her alanına ölçü koyar.</p>

<p>Bir kez daha özetlemek gerekirse:</p>

<p>El-Mümît bize ölümü yaratanın Allah olduğunu hatırlatır. Kula düşen, ölümü unutmadan hayatını adalet, merhamet, tövbe ve salih amelle güzelleştirmektir.</p>

<p>El-Hayy hayatın gerçek kaynağının Allah olduğunu öğretir. Kula düşen, yalnız bedenini değil kalbini de diri tutmaktır.</p>

<p>El-Kayyûm bütün varlığı ayakta tutanın Rabbimiz olduğunu bildirir. Kula düşen, kendi kendine yeterli olduğunu zannetmeden Allah’a dayanarak yaşamaktır.</p>

<p>El-Vâcid hiçbir şeye muhtaç olmayan, dilediğini bulan ve hiçbir şey kendisinden kaybolmayan Rabbimizi tanıtır. Kula düşen, gerçek zenginliği Rabbine yakınlıkta aramaktır.</p>

<p>Unutmayalım:</p>

<p>Allah ölümü yaratır; kul hayatı gafletle tüketmez.<br />
Allah Hayy’dır; kul hayatı O’ndan bilir.<br />
Allah Kayyûm’dur; kul kendi kendine ayakta durduğunu zannetmez.<br />
Allah Vâcid’dir; kul dünyada kaybolsa da Rabbine dönüş kapısını unutmaz.</p>

<p>Esmâ ile ahlaklanmak; Rabbimizin güzel isimlerini yalnız dilde anmak değil, o isimlerin bize öğrettiği kulluk bilincini hayata taşımaktır.</p>

<p>Rabbimiz bizleri; ölümü unutmayan, hayatı emanet bilen, kalbini diri tutan, dayanağını Rabbinde bulan ve gerçek zenginliği O’na yakınlıkta arayan kullarından eylesin.</p>

<p>Esmâullâh ahlâkı ile ahlaklanma gayreti içinde olan gönül dostlarına selam olsun.</p>

<p>“Esmâ ile Ahlaklanmak”ta yeniden buluşmak üzere.</p>

<p>Sağlıkla kalın, esen kalın, hoş kalın&nbsp;</p>

<p>Can Dostlar!</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 16:08:31 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.datca-haber.com/images/kullanicilar/2024/12/a-hikmet-gul-1733901285.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Knidos-5     Fenerci Birol Bora.</title>
                <category>Aslan Atilla Yorulmaz</category>
                <link>https://www.datca-haber.com/makale/knidos-5-fenerci-birol-bora-2890</link>
                <author>atillayorulmaz@hotmail.com (Aslan Atilla Yorulmaz)</author>
                <guid>https://www.datca-haber.com/makale/knidos-5-fenerci-birol-bora-2890</guid>
                <description><![CDATA[Knidos-5     Fenerci Birol Bora.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Benim için Knidos Feneri ne kadar önemliyse, o fenerin ışığını yıllarca yaşatan fenerciler de en az onun kadar önemliydi.<br />
Çünkü çocukluğumun Knidos’unda fener yalnızca geceleri denizcilere yol gösteren bir ışık değildi. O ışığın arkasında insanlar vardı. Fırtınada, yağmurda, ayazda, gök gürültüsünde görevlerinin başından ayrılmayan insanlar…<br />
Denizde olan bilir; karanlık bir gecede uzaktan görünen bir fener ışığı insana yalnızca yön göstermez, güven de verir.<br />
Biz çocukken o ışığın kendiliğinden yandığını düşünmezdik. Bilirdik ki yukarıda bir fenerci vardır. Hava ne kadar kötü olursa olsun görevini yapacak, o ışığı yakacak ve sabaha kadar denizin karanlığına gönderecektir.<br />
İşte o insanlardan biri Fenerci Mehmet Amca, diğeri de ondan sonra Knidos Feneri’nin bekçiliğini devralan kardeşi Birol Bora idi.<br />
Birol Abi de ağabeyi gibi görevine son derece bağlıydı. Fırtına çıktı, yağmur başladı, şimşekler çaktı diye fenercilik ertelenemezdi.<br />
Çünkü denizin mazereti olmadığı gibi, fenercinin de mazereti olmazdı.<br />
Fenerden Gelen Saz Sesi<br />
Birol Abi’nin dünyası yalnızca fenerden ibaret değildi.<br />
Onun çok başka bir tarafı daha vardı.<br />
Sazı…<br />
Fenerci Mehmet Amca gibi Birol Abi de müzik aleti çalardı. Fakat onun eline en çok yakışan sazıydı.<br />
Bir de dikkatimi çeken şuydu: Ben onun sazından pek hüzünlü türküler duyduğumu hatırlamam.<br />
Sanki hayat zaten yeterince zordu.<br />
Fırtına vardı, yalnızlık vardı, ulaşım zordu, kış geceleri uzundu. Belki de bu yüzden Birol Abi sazını eline aldığında hüzün değil, neşe arardı.<br />
Seksenli yılların Knidos’unu bugün gözümün önüne getirdiğimde onu akşam saatlerinde, o yıllarda bulunan dört restorandan birinde otururken görür gibi olurum.<br />
Kendine bir yer ayarlar, sazını duvardaki çiviye asardı.<br />
Önünde rakısı ve su bardağı…<br />
Yanında da kendi elleriyle hazırladığı mezeleri…<br />
Ama o mezeler bugünkü restoranlarda önümüze konulanlardan biraz farklıydı.<br />
Çünkü onlar Knidos’un denizinden ve kayalarından çıkardı.<br />
Kendi kuruttuğu ahtapot…<br />
Kara diken dediğimiz deniz kestanesinin yumurtaları…<br />
Üzerlerine biraz zeytinyağı ve limon…<br />
Bir de bugün birçok yerde kaya koruğu olarak bilinen, denizin hemen kıyısındaki kayaların üzerinde yetişen bitkiden hazırladığı turşusu…<br />
Merak edip soranlara bildiklerini saklamazdı.<br />
Nasıl topladığını, nasıl temizlediğini, nasıl hazırladığını anlatır; sonra da önündeki tabağı uzatıp tattırırdı.<br />
Belki o yıllarda farkında değildik ama bugün adına gastronomi kültürü dediğimiz şey, Birol Abi’nin küçücük sofrasında zaten vardı.<br />
Üstelik kitaplardan öğrenilmiş bir gastronomi değildi bu.<br />
Denizden, kayadan, rüzgârdan ve yaşamın kendisinden öğrenilmiş bir mutfaktı.<br />
Ben de Ondan Çok Şey Öğrendim<br />
Ben de Knidos’a gelip gittikçe Birol Abi’nin bu engin bilgisinden faydalandım.<br />
Ahtapot kurutmayı ondan öğrendim.<br />
Deniz kestanesinin yumurtalarıyla spagetti hazırlamayı…<br />
O yıllarda küçük limanda bolca bulunan pinaları çıkarıp, beyaz etli kısmını zeytinyağı, limon ve karabiberle meze yapmayı…<br />
Denizin bize sunduğu kabuklulardan nasıl yararlanılacağını…<br />
Bugün hâlâ bunlardan bazılarını hazırladığımda aklıma Birol Abi gelir.<br />
Bir lokmanın insanı elli yıl geriye götürebileceğini o zamanlar bilmiyordum.<br />
Şimdi biliyorum.<br />
Bazen bir ahtapot kokusu, bazen zeytinyağına sıkılmış bir limon, insanın önüne yıllardır görmediği bir sofrayı yeniden kurabiliyor.<br />
Ve o sofranın başında kaybettiğimiz insanlar yeniden oturuyor.<br />
Birol Abi’nin Sofrası<br />
Benim hatırladığım kadarıyla Birol Abi’nin o mütevazı sofrasına yıllar içinde çok farklı insanlar oturdu.<br />
Duayen denizci Sadun Boro, Türkiye’nin tanınmış iş insanları, gazetecileri, siyasetçileri…<br />
Ama o sofraya oturduğunuz zaman kim olduğunuzun pek önemi kalmazdı.<br />
Çünkü Birol Abi’nin sofrasında makam yoktu.<br />
Sofra vardı, deniz vardı, sohbet vardı.<br />
Birkaç kadehten sonra sıra saza gelirdi.<br />
Duvardaki çividen sazını indirir, o akşam restoranda kimlerin bulunduğuna bakardı.<br />
Çoğunluk İtalyansa onların bildiği neşeli melodilere geçerdi.<br />
“Ya Mustafa, ya Mustafa…”<br />
Türkler çoğunluktaysa bu defa başka bir tanıdık melodi yükselirdi:<br />
“Üsküdar’a gider iken aldı da bir yağmur…”<br />
Bir anda masalar birbirine yaklaşır, yabancılar tanıdık olur, küçük Knidos limanının gecesine saz sesi karışırdı.<br />
“Sazın Telleri Isındı”<br />
Ama Birol Abi’nin değişmez bir kuralı vardı:<br />
İstek üzerine çalmazdı.<br />
Kimse ona:<br />
“Birol Abi, şunu da çal.”<br />
“Şu türküyü de söyle.”<br />
diye fazla ısrar edemezdi.<br />
Çünkü o sazı başkalarını eğlendirmek için değil, kendi gönlü istediği için çalardı.<br />
Bu konuda tam bir Alexis Zorba idi.<br />
Özgürdü.<br />
Canı ne isterse onu çalardı.<br />
Birisi fazla ısrar etti mi sazı bırakır, kalkar ve yeniden duvardaki çivisine asardı.<br />
Sonra kadehine uzanır:<br />
“Sazın telleri ısındı.”<br />
derdi.<br />
Mesele kapanırdı.<br />
O saatten sonra Knidos’ta hiçbir kuvvet Birol Abi’ye yeniden saz çaldıramazdı.<br />
Ben onun bu hâlini çok severdim.<br />
Çünkü Birol Abi başkalarının istediği gibi yaşamaya çalışanlardan değildi.<br />
Kendi gibi yaşayan adamlardandı.<br />
Kırmızı Jawa<br />
Bir de kırmızı motosikleti vardı.<br />
Çekoslovak yapımı Jawa…<br />
Köye gidip gelirken onu kullanırdı.<br />
Ağabeyi Mehmet Bora gibi Birol Abi de mekanikten iyi anlardı. Jawa’yı gerektiğinde neredeyse son vidasına kadar sökerdi.<br />
Parçaları önüne dizer, temizler, tamir eder, yeniden toplardı.<br />
Sonra sıra en sevdiği ana gelirdi.<br />
Motoru çalıştırır ve sesini dinlerdi.<br />
O motorun düzgün çalıştığını duyduğunda yüzünde beliren memnuniyeti bugün bile hatırlıyorum.<br />
Bu nedenle köyde motosikleti olanların başı sıkıştığında ilk akla gelen insanlardan biri Birol Abi’ydi.<br />
“Birol’a bir gösterelim…”<br />
denirdi.<br />
O da elinden geldiğince yardımcı olurdu.<br />
Knidos Feneri ve Fenercisi<br />
Birol Bora’nın hayatı ve fenerciliği daha sonraki yıllarda başkalarının da dikkatini çekti.<br />
Ölümünden önce Güzel Gier Yücel, kendisiyle randevulaşıp uzun bir söyleşi yaptı. Bu söyleşi daha sonra “Knidos Feneri ve Fenercisi” başlığı altında Dağarcık Türkiyem dergisinde yayımlandı.<br />
Bugün düşünüyorum da Birol Abi’yi tek bir kelimeyle anlatabilmek mümkün değil.<br />
O benim hafızamda;<br />
fırtınalı gecelerde görevini aksatmayan fenerci,<br />
duvardaki çivide asılı sazı,<br />
kendi elleriyle hazırladığı mezeleri,<br />
altındaki kırmızı Jawa motosikleti,<br />
elindeki rakı kadehi,<br />
esprileri,<br />
inatçılığı,<br />
özgürlüğü<br />
ve kendine has yaşam biçimiyle kaldı.<br />
Fakat hepsinden önemlisi, o artık benim için çocukluğumun Knidos’undan kalan güzel bir insan yüzüdür.<br />
Yıllar geçiyor.<br />
İnsanlar gidiyor.<br />
Mekânlar değişiyor.<br />
Çocukken üzerinde koştuğumuz yollar, denize girdiğimiz koylar, akşamları oturduğumuz sofralar başka bir hâl alıyor.<br />
Ama insanın hafızasında bazı ışıklar hiç sönmüyor.<br />
Belki fenerlerin lambaları değişiyor; gazyağının yerini elektrik, elektriğin yerini güneş enerjisi alıyor.<br />
Ama insanın çocukluğunda yanan bazı fenerler hiç otomatikleşmiyor.<br />
Onları hâlâ birileri yakıyor sanki.<br />
Mehmet Amca…<br />
Birol Abi…<br />
Ve çocukluğumun Knidos’unda tanıdığım diğer güzel insanlar…<br />
Şimdi geriye dönüp baktığımda hep aynı şeyi düşünüyorum:<br />
Ne güzel insanlar varmış benim çocukluğumun Knidos’unda.<br />
Ben onların arasında büyüdüm.<br />
Onlardan denizi, sofrayı, paylaşmayı, emeği ve belki de en önemlisi insanın yaptığı işe saygı duymasını öğrendim.<br />
Bugün onları tek tek hatırladıkça içimde hem büyük bir mutluluk hem de tarif etmesi zor bir özlem beliriyor.<br />
Çünkü artık şunu çok iyi biliyorum:<br />
İnsan bazen bir yeri değil, o yerde bıraktığı insanları özlüyor.<br />
Ben de o güzel insanları hatırladıkça çocukluğumu;<br />
çocukluğumu hatırladıkça da eski Knidos’u biraz daha özlüyorum. &nbsp;<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
22/ Agostos/ 2026 Datça .<br />
Kaptan;Aslan Atilla Yorulmaz.<br />
Not: fotoğraflar; Gökçer KARAAĞAÇ arşivinden.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 17:03:17 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.datca-haber.com/images/kullanicilar/2024/03/aslan-atilla-yorulmaz-1710325420.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BU YALANI NASIL TASDİK EDEYİM?</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://www.datca-haber.com/makale/bu-yalani-nasil-tasdik-edeyim-2889</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://www.datca-haber.com/makale/bu-yalani-nasil-tasdik-edeyim-2889</guid>
                <description><![CDATA[BU YALANI NASIL TASDİK EDEYİM?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Temel bir ağanın yanında kahyalık yapmaktadır. Ağa çok palavracı biri. Palavracı ki,<br />
artık köylüler doğru konuşsa bile hiç inanmamaya başlamışlar.<br />
Bu işe Temel’de bozuluyormuş. Bir gün Temel’i karşısına almış:<br />
-Bak Temel , demiş. Benim huyumu bilirsin…Biraz abartırım…Ne zaman yalan<br />
söylesem sen tasdik et…Her tasdik edişinde sana tasdik başına on dolar vereceğim.<br />
Bu anlaşma Temel’i de memnun etmiş. Artık ağa ne zaman yalan söylese( o abantı<br />
diyormuş ) Temel’e dönüp, tasdik için:<br />
-Öyle değil mi Temel diyormuş…<br />
Temel de:<br />
-Evet, uşaklar, pen de pileyrum. Diye onaylıyor ve on doları alıyor.<br />
Bir gün ağa, bir toplantıda anlatmaya başlamış:<br />
-Bizim orada bir sene bir kış oldu ki, kediler damdan dama atlarken havada donup<br />
kalıyorlardı.<br />
Bakmış, köylüler homurdanıyor, kimse inanmaz durumda.<br />
Ağa Temel’e dönmüş<br />
-Öyle değil mi Temel?<br />
Fakat temel’de ses yok!<br />
-Yahu Temel,öyle değil mi söylesene!<br />
Temel:<br />
-Ağam, ha bu yalan on dolara tastik edulacak cibu değul da. Yüz dolar verursan<br />
onaylarum…</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 16:40:49 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>YÖRESEL AĞIZLARDA ATASÖZLERİ</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://www.datca-haber.com/makale/yoresel-agizlarda-atasozleri-2888</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://www.datca-haber.com/makale/yoresel-agizlarda-atasozleri-2888</guid>
                <description><![CDATA[YÖRESEL AĞIZLARDA ATASÖZLERİ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>-Davulun sesi sonradan çıkar(Artvin)<br />
-Dayım adam olmadıktan sonra ha şehirli olmuş,ha köylü(Amasya)<br />
-Değirmenciye salgı salmışlar,o da müşteriye salmış(Mltya)<br />
-Değirmende yoğurt öğünmez(Kstmonu)<br />
-Değirmene giden buğday öğütür,gitmeyen nöbet sorar(Rize,Artvin)<br />
-Dek duran tekme yemez(Mlatya)<br />
-Deli kadının yaptığını,akıllı kadı bozamaz(Amasya)<br />
-Delikanlı obursun yumruk yersun, ehtiyar olursun funduk yersun(Rize)<br />
-Delinin ipiyle kuyuya inilmez(Afyon,çnkırı)<br />
-Delinin tahtadan davulu olmaz ya(Amsya)<br />
-Deli utanmaz, sahibi utanır(Bolu,Van)<br />
-Deliye borç etme,ya düğünde ya bayramda ister(Ankara<br />
-Deliyle bal yiyeceğime, akıllıyla taş çekerim(Bolu)<br />
-Deme dostuna,der dostuna;ikisi birlenip saman teperler postuna(Giresun)<br />
-Demir kapı ağaç kapıya muhtaç olur(Samsun,Ordu,Van,Malatya)<br />
-Dene altını mihenk taşında, insanı iş başında(Mlatya)<br />
-Deniz yoğurt olmuş da yemeye kaşık bulunmamış(Sivas)<br />
-Depme elin kapısını, deperler kapını(Ankara,Düzce)<br />
-Dertli derdini anlatırken, dertsizin uykusu gelir(Knya)<br />
-Devede boy var ama eşeğin ardına düşer(Ankara,E.şehir,Burdur)<br />
-Devenin yemediği ot başını ağrıtır(başına zarar)(Antalya,Konya)<br />
-Dığaskanın(loğusa) kırk gün mezarı açık durur(Sivas)<br />
-Dışarı çıkarken havaya,içeri girerken insanların yüzüne bak(Bolu)<br />
-Dibi görünmedik göle batılmaz (Amasya)</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 16:40:48 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MUĞLA TÜRKÜLERİ(60)  GARGI DERESİNİN PIRNAR ODUNU -II</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://www.datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri60-gargi-deresinin-pirnar-odunu-ii-2887</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://www.datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri60-gargi-deresinin-pirnar-odunu-ii-2887</guid>
                <description><![CDATA[MUĞLA TÜRKÜLERİ(60)  GARGI DERESİNİN PIRNAR ODUNU -II]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Gargı deresinin pırnar odunu(*)<br />
Nacaklar mı kesti yavrum budunu<br />
A yavrum aman sürmelim<br />
Haydindi sürün gidelim<br />
Kaşları karalım hop nina ni nah<br />
Kendisi kibarım oy nina ni nah<br />
Oyna da güzelim,nay ninay na.&nbsp;</p>

<p>&nbsp;(*) PIRNAR: Meşe palamudu</p>

<p>Geçen hafta aynı türkünün birinci versiyonunu anlatmıştım. Bu<br />
türkülerin ortak özelliği Bodrum ve Datça arasında söylenmesidir. İki<br />
tarafta sahip çıkar. Ama bu türkü tam Datça kokar.<br />
Yaşanmış gerçek bir hikayeden alınmıştır. Gargı (Kargı) Deresi,<br />
Datça’nın bir zamanlar bahçelerin, ekim alanlarının olduğu bir yerdir. Şimdi<br />
atık alanı, sanayi sitesi falan oldu. Yani betona gömüldü!<br />
Bir zamanlar bu yörede, dini bayramlardan üç gün önce gençlerin at<br />
ve eşeklerle şarkı ve türküler eşliğinde pırnar odununa gitmeleri bir<br />
gelenekti.bPırnar odunu sert ve dayanıklıdır. En çok da gargı deresi<br />
çevresinde bulunurdu.<br />
1940 lı yıllarda Kurban Bayramı öncesi, Gargı deresine topluca oduna<br />
gidilir. Bu gençler arasında, Datça’nın en güzel kızı Nergis’le nişanlı olan<br />
Osman da vardır. Osman, dere içinde pırnar odunu keserken, aklı da hep<br />
nişanlısındadır. Onu düşünürken, baltayla kendi ayağına vurur. Ayağı diz<br />
üstünden kopar. Etraftaki arkadaşları yardımına koşarlar Osman’ın kopan<br />
bacağıyla birlikte, eşeğe yükleyip götürmeye çalışırlar. Haber, Nergis’e tez<br />
elden ulaştırılınca, cümle ahali buraya koşar . Nergis sevdiğinin kopmuş<br />
bacağını görünce sesli olarak kıyameti koparır. Osman yolda kan<br />
kaybından ölür. Nişanlısı Nergis de ölümü üzerine ağıt yakar.<br />
Bu türkü özgün olarak Datça yöresinden derlenmiştir. Başka yerler<br />
sahip çıksa da Datça kokar yani.<br />
Fethiye’den, Bodrum’a kadar değişik sözlerle söylenen bir türküdür.<br />
Eklemeler ve çıkarmalar da olmuştur. Muzaffer Sarısözen tarafından ,Mustafa Coşkun’dan derlenerek TRT<br />
arşivlerine girmiştir</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 16:40:47 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>NİŞASTA BAZLI ŞEKERDEN (nbş) UZAK DURUN</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://www.datca-haber.com/makale/nisasta-bazli-sekerden-nbs-uzak-durun-2886</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://www.datca-haber.com/makale/nisasta-bazli-sekerden-nbs-uzak-durun-2886</guid>
                <description><![CDATA[NİŞASTA BAZLI ŞEKERDEN (nbş) UZAK DURUN]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bahsettiğimiz nişasta, annelerimizin, ninelerimizin yaptığı nişasta<br />
değil söz edeceğimiz.<br />
Bugün mısırdan, pirince, buğdaydan patatese, bitkilerdeki fazla<br />
şekeri glikozu depolamak için bulunan karbonhidrat/nişasta, kimyasal<br />
işlemler sonucu “nişasta şeysine” dönüştürülüyor.<br />
Böylece, ısıya, soğutmaya, dondurmaya ve zamana dayanıklı hale getiriliyor.<br />
Sadece yiyeceklerde kullanıldığını sanmayın. Tekstil, kağıt, oluklu<br />
mukavva, tutkal ve yapıştırıcı sanayiinde de endüstriyel nişasta şeysikullanılıyor,</p>

<p>*Bunu dünyanın başına Amerika bela etti.<br />
*Nişasta bazlı şeker genel olarak “glikoz ile” fruktoz<br />
“türevlerinden oluşuyor.<br />
*Vücudun enerji kaynağı şeker, birçok bitkide var. Üzüm gibi “Kan<br />
şekeri “olarak da bilinir.<br />
*Fruktoz ise genel olarak meyvelerde bulunan şekerdir.<br />
*Yani süt hariç, her karbonhidrat kaynağında glikoz ve fruktoz<br />
bulunur. (Sütte bulunana galaktoz denir)<br />
*Mısır gibi kimi bitkilerdeki nişastanın kimyasal yollarla glikoz ve<br />
fruktoza dönüştürülmesi sonucu elde edilen şekere de Nşasta Bazlı Şeker<br />
(NBŞ) denir. Buğday, pirinç gibi bitkilerden elde edilir. En çok mısırdan eldi edilir. Halk arasında buna Mısır Şurubu da denir.<br />
*Bazen şunu duyarız” Ne yediysem doymuyorum. Bu NBŞ li<br />
yediklerinizden olabilir.<br />
*Buna mısır şurubu denmesine aldanmayın. Bildiğiniz şerbetle bir ilgisi yoktur.</p>

<p>VÜCUDUUMUZA HANGİ ETKİLERİ YAPIYOR?</p>

<p>*Vücudumuz yakıt bankası gibi çalışır<br />
*Besinlerden aldığı yakıtı hücrelerimizin kullanabilmesi için enzime<br />
çevirecek şekilde tasarlanmıştır.<br />
*Yediğimiz, ekmek, makarna, kepek pirinç gibi karbonhidratlar ,<br />
hücrelerimizin hayatta kalması için kanımızda yeterli miktarda glikoz/şeker<br />
bulunması şarttır.&nbsp;<br />
*Oluşan glikoz/şeker kan yoluyla tüm vücuda taşınır.<br />
*Doğal olmayan glikoz, vücudumuzu tahrip eder, diyabet, kalp<br />
yetersizliği, midede sürekli şişkinlik, aşırı gaz çıkarmaya kadar, sinir<br />
asabiyetinden, Alzheimer, pankreas rahatsızlıkları, daha onlarca sayabiliriz.<br />
*Doğal yiyeceklerden alınan fruktoz zararsız değildir. Fruktoz<br />
metabolizması karaciğerde gerçekleşmektedir.<br />
*Mısır şurubu ve kimyasal tatlandırıcılar yüksek tansiyon,<br />
safrakesesi taşları, kanser ve prostat gibi vücutta tamiri zor tahribatlara<br />
yol açar. Sadece şu örneği vererek bitirelim. Son yıllarda ABD’de son yıllarda üç kattan fazla görülen karaciğer kanserlerinin sebebinin mısır şurubu bilimsel olarak kanıtlandı.&nbsp;<br />
O halde, tüm hazır gıdaların özellikle şekerle yapılan ürünlerin üzerini, yani içindekileri mutlaka okuyun. Mısır şurubu ya da NBŞ yazan hiçbir ürünü almayın.<br />
Bunlar; gazlı, gazsız içeceklerde, tüm bisküvilerin bir kısmında, hazır dondurmalarda, bazı katkılı tatlı ürünlerde bulunur.&nbsp;<br />
Aman dikkat!</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 16:40:46 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BİRAZ   ARKEOLOJİ-BİRAZ  TARİH</title>
                <category>İ.Yekta Kolcu</category>
                <link>https://www.datca-haber.com/makale/biraz-arkeoloji-biraz-tarih-2885</link>
                <author>yektakolcu48@gmail.com (İ.Yekta Kolcu)</author>
                <guid>https://www.datca-haber.com/makale/biraz-arkeoloji-biraz-tarih-2885</guid>
                <description><![CDATA[BİRAZ   ARKEOLOJİ-BİRAZ  TARİH]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yerel &nbsp; basınımızda &nbsp;bir &nbsp; iki &nbsp; kere, &nbsp;ulusal &nbsp; &nbsp;basınımızda &nbsp; &nbsp;ise &nbsp; hiç &nbsp; yer &nbsp; bulmadı desem &nbsp;yeridir. &nbsp; DATÇA &nbsp;KIZLAN &nbsp;OSMANLI &nbsp; &nbsp;DÖNEMİ BATIĞI &nbsp;. &nbsp;Sosyal &nbsp; medyamızı &nbsp; &nbsp; takip &nbsp; ettiklerini &nbsp; &nbsp;tahmin &nbsp; ettiğim &nbsp; bazı &nbsp;dostlarım &nbsp; &nbsp;ise &nbsp; sahi &nbsp; &nbsp;öylemi &nbsp; &nbsp;haberimiz &nbsp; &nbsp;/haberim &nbsp; &nbsp;olmadı &nbsp; şeklindeki &nbsp; &nbsp;tepkilerin &nbsp;hiç &nbsp; yabancısı &nbsp;değilim. &nbsp;Bu &nbsp; &nbsp; ve &nbsp; benzeri &nbsp; kültür &nbsp;haberlerine &nbsp; toplumumuz &nbsp; &nbsp;çooooook &nbsp; &nbsp;uzak &nbsp; &nbsp;ve &nbsp; ilgisiz. HelE &nbsp;bu &nbsp; &nbsp;günlerde &nbsp; ekonominin/politikanın &nbsp;tavan &nbsp; &nbsp; yaptığınıda &nbsp; düşünürsek &nbsp;varın &nbsp; siz &nbsp; &nbsp;işlerin &nbsp;hallerine.</p>

<p>Biz &nbsp; konumuza &nbsp; dönelim:</p>

<p>Osmanlı &nbsp; dönemimizin , &nbsp;şimdilik 1670 &nbsp;yıllarına &nbsp; &nbsp; tarihlenen &nbsp; &nbsp;bu &nbsp;ahşap &nbsp;tekne ,Burgaz &nbsp; &nbsp;Uzun Azmak &nbsp; gebekum &nbsp;mevkiinde &nbsp; kıyıya &nbsp; &nbsp;oldukça &nbsp; yakın sığ &nbsp;bir &nbsp; yerde ,yarı &nbsp;kuma &nbsp; &nbsp;gömülmüş &nbsp; &nbsp;vaziyette &nbsp; &nbsp;,oldukça &nbsp;talandanda &nbsp; nasibini &nbsp; &nbsp;almış. 2020 &nbsp;yılında fark &nbsp; &nbsp;edilir &nbsp; &nbsp;ve &nbsp;Ege &nbsp; Üniversitemizin &nbsp; &nbsp; &nbsp;ilgisini &nbsp; çeker. &nbsp; İlk &nbsp; başlarda &nbsp;küçük /önemsiz &nbsp; bir &nbsp;buluntu &nbsp; &nbsp; sanılırken, &nbsp;elde &nbsp; &nbsp;edilen buluntular, oldukça &nbsp; ilgi &nbsp; çekici.Bulduğu &nbsp; yere &nbsp; çöküp &nbsp;kalmasının &nbsp; nedeni, &nbsp;zaman &nbsp; &nbsp;içinde &nbsp; aydınlanacaktır. Osmanlı &nbsp; dönemine &nbsp; &nbsp;ait &nbsp;silahlar &nbsp;ve &nbsp;çin &nbsp; porselenleri -PİPOLAR çok &nbsp; ilginç.Benim &nbsp; asıl &nbsp; ilgimi &nbsp; çeken &nbsp; &nbsp; ise, bu &nbsp; &nbsp; geminin &nbsp;nereden &nbsp; &nbsp;gelip,nereye &nbsp; &nbsp;gittiği &nbsp; &nbsp;ve taşıdığı &nbsp; eşyalar &nbsp; &nbsp;ve &nbsp;buralarda &nbsp; ne &nbsp; &nbsp;işi &nbsp; &nbsp;vardı.Gemi &nbsp;mürettebatı &nbsp;ve &nbsp; silahlar. &nbsp;Herhalde &nbsp; buralarda &nbsp;MAVİ &nbsp; TUR &nbsp;seyahati &nbsp;yapmıyordu. &nbsp;İşi &nbsp; &nbsp;bırakalım &nbsp; &nbsp;uzmanlarına.</p>

<p>Öyle &nbsp; &nbsp;görünüyor ki &nbsp;yarım adamız &nbsp; etrafında ,çeşitli &nbsp; tarihlere &nbsp; &nbsp; ait &nbsp;pek &nbsp; çok &nbsp; batığın &nbsp; &nbsp;varlığı. &nbsp;Konuya &nbsp; tarihi, &nbsp; bilimsel &nbsp; sosyal &nbsp;açıdan &nbsp; Datçamızın &nbsp; &nbsp;önemi &nbsp; &nbsp; bir kat &nbsp;daha &nbsp; &nbsp;arttığı &nbsp; &nbsp;gerçeği.</p>

<p>Gerçek &nbsp; olan &nbsp;şu &nbsp;ki,DATÇA MIZ &nbsp; &nbsp; YALNIZCA &nbsp; &nbsp; KNİDOS &nbsp; &nbsp;değildir. &nbsp; &nbsp;Bunu &nbsp; destekleyen &nbsp;buluntular &nbsp; &nbsp;daha &nbsp; &nbsp; fazla &nbsp; &nbsp;gün &nbsp; &nbsp;ışığına &nbsp; &nbsp;çıktığı &nbsp; &nbsp;sürece, DATÇA MIZDA &nbsp; &nbsp;BİR &nbsp;ETNOGRAFYA/ ARKEOLOJİ &nbsp; &nbsp;müzesinin &nbsp; &nbsp; &nbsp;açılmasının &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;önemi &nbsp; &nbsp; ve &nbsp; gereği. &nbsp; Böyle &nbsp; &nbsp;ilgisiz &nbsp; davranırsak &nbsp;bu &nbsp; &nbsp;gemi &nbsp; buluntusu &nbsp;da &nbsp; ,restore &nbsp; &nbsp;edilse &nbsp; bile &nbsp; Bodrum &nbsp; sualtı &nbsp; &nbsp; müzesinde &nbsp; yer &nbsp; &nbsp;alır. Elin &nbsp; adamı &nbsp; Knidos &nbsp;Amforazını &nbsp;ilçesinin &nbsp; &nbsp;sembolü &nbsp; yapar. &nbsp;Sağlam &nbsp; bulduklarınıda &nbsp;Atina &nbsp; Arkeoloji &nbsp; Müzesinde &nbsp; ismi &nbsp; &nbsp;ile &nbsp; &nbsp;anılan salonda &nbsp; &nbsp;sergiler.</p>

<p>Daha &nbsp; söylenecek &nbsp; yazılacak &nbsp; &nbsp;o &nbsp;kadar &nbsp; çok &nbsp;şey &nbsp; &nbsp;varki, &nbsp;sırası &nbsp; &nbsp; gelince &nbsp; &nbsp;inşallah.</p>

<p>SAĞLICAKLA</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 16:40:45 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.datca-haber.com/images/kullanicilar/2025/12/iyekta-kolcu-1766133208.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MEKANIM DATÇA OLSUN</title>
                <category>Mehmet ÖLMEZ</category>
                <link>https://www.datca-haber.com/makale/mekanim-datca-olsun-2884</link>
                <author>mehmetolmez048@hotmail.com (Mehmet ÖLMEZ)</author>
                <guid>https://www.datca-haber.com/makale/mekanim-datca-olsun-2884</guid>
                <description><![CDATA[MEKANIM DATÇA OLSUN]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Ege ile Akdeniz’in bir kılıç gibi uzanan o incecik yarımadada birbirine sarıldığı noktaya, Datça’ya adım attığınız an, dünyayla aranıza sarsılmaz bir mesafe girer. Virajlı ve dik yolların ardında saklanan bu coğrafya, sıradan bir kaçış noktası değil; doğanın, tarihin ve sadeliğin zamana karşı direndiği son kaledir. Can Yücel’in o unutulmaz vasiyetiyle "Mekanım Datça olsun" derken işaret ettiği şey, yalnızca bir kasabaya duyulan sevgi değil; bu toprağın insana sunduğu filtresiz ve cömert hakikattir.<br />
Datça, toprağının ve denizinin bereketiyle her mevsim ayrı bir hikaye anlatır. Henüz kış bitmeden, şubat ayında badem ağaçlarının duvak gibi beyaz ve erguvani çiçeklerle örttüğü ovalar, yarımadayı adeta bir masal diyarına çevirir. Palamutbükü’nden Hayıtbükü’ne, Ovabükü’nden Kurubük ve Domuzbükü’ne uzanan el değmemiş koylar, akvaryum berraklığındaki sularıyla Akdeniz’in en bakir saklı cennetleridir. Bu büklerde zaman, saatin yelkovanıyla değil; poyrazın esişiyle ve zeytin ağaçlarının yapraklarındaki hışırtıyla ölçülür.<br />
Yarımadanın kalbi sayılan Eski Datça ise geleneksel taş mimarisiyle geçmişin hafızasını günümüze taşır. Ustaca işlenmiş taş evler, ahşap panjurlar ve begonvillerin gölgelediği dar sokaklar, bölgenin özgün kimliğini koruma kararlılığını gösterir. Bu sokaklarda yürürken havaya karışan kekik ve adaçayı kokusu, Datça gastronomy’sinin simgeleri olan ballı badem, bademli incir ve baharda dağlardan toplanan kuzu göbeği mantarının eşsiz lezzetiyle tamamlanır.<br />
Öte yandan yarımadanın en uç noktasında yükselen kadim Knidos Antik Kenti, Datça’nın sadece doğasıyla değil, üç bin yıllık köklü geçmişiyle de büyülediğini hatırlatır. Ege ve Akdeniz’i aynı anda gören Knidos Feneri’nde gün batımını izlemek, Edebi ve tarihi bir mirasa tanıklık etmektir.<br />
Datça; kentsel gürültüye, kontrolsüz hıza ve betonlaşmaya karşı doğallığını koruyan dirençli bir duruştur. İki denizin rüzgarını göğsünde toplayan bu yarımada; hızı unutanların, yavaşlayanların ve ruhunu dinlemek isteyenlerin sonsuz mekânıdır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 16:40:44 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.datca-haber.com/images/kullanicilar/2025/12/mehmet-olmez-1765739910.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ESMÂ İLE AHLAKLANMAK - 14   EL-MUHSÎ, EL-MÜBDÎ, EL-MUÎD, EL-MUHYÎ</title>
                <category>A. Hikmet GÜL</category>
                <link>https://www.datca-haber.com/makale/esma-ile-ahlaklanmak-14-el-muhsi-el-mubdi-el-muid-el-muhyi-2883</link>
                <author>a.hikmetgul@gmail.com (A. Hikmet GÜL)</author>
                <guid>https://www.datca-haber.com/makale/esma-ile-ahlaklanmak-14-el-muhsi-el-mubdi-el-muid-el-muhyi-2883</guid>
                <description><![CDATA[ESMÂ İLE AHLAKLANMAK - 14   EL-MUHSÎ, EL-MÜBDÎ, EL-MUÎD, EL-MUHYÎ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>*Can Dostlar!*</p>

<p>Bizleri bir kez daha *“Esmâ ile Ahlaklanmak”* yolculuğunda buluşturan Rabbimize hamdolsun.</p>

<p>Bugünkü konularımız; lâl olmuş dillere hikmet ve hayat bahşeden *el-Muhsî, el-Mübdî, el-Muîd ve el-Muhyî* isimleri olacaktır.</p>

<p>Gayret bizden; gönüllere nakşetmek ise her zaman olduğu gibi Âlemlerin Rabbinden.</p>

<p>Konu *Esmâ ile ahlaklanmak* olunca, bundan 20 sene önce yayımlanmış olan kitabımızın önsözünde geçen şu beytimizi de paylaşalım:</p>

<p>*Kur’an ile iç içe ol, o doğruyu gösteren Hak,*<br />
*Bir de bakıvermişsin, Kur’an olmuş sana ahlâk.*</p>

<p>Ne güzel bir hatırlatma…<br />
Kur’an ile iç içe olan insan, yalnız bilgi çoğaltmaz; ahlâkını da güzelleştirir. Rabbini tanıdıkça kendisini tanır. Kendisini tanıdıkça haddini bilir. Haddini bildikçe sözü, niyeti, ameli ve hayatı istikamet bulur.</p>

<p>Bugün üzerinde duracağımız bu dört güzel isim bize şu hakikati hatırlatır:</p>

<p>**Allah sayar; kul hesapsız yaşamaz.<br />
Allah başlatır; kul her başlangıcı temiz niyetle yapar.<br />
Allah döndürür; kul dönüş gününü unutmaz.<br />
Allah hayat verir; kul hayatı emanet bilir.**</p>

<p>## EL-MUHSÎ: HER ŞEYİ SAYAN, KUŞATAN VE KAYDEDEN RAB</p>

<p>*El-Muhsî*, her şeyi sayan, bilen, kuşatan; hiçbir söz, hiçbir amel, hiçbir niyet ve hiçbir izi kaybolmayan Allah demektir.</p>

<p>İnsan unutur. Bugün söylediğini yarın hatırlamaz. Yaptığı bir iyiliği büyütür, yaptığı bir haksızlığı küçültür. Bazen zamanın akışı içinde birçok şeyi geride bıraktığını zanneder. Fakat Rabbimiz el-Muhsî’dir. O’nun ilminden hiçbir şey kaybolmaz.</p>

<p>Kur’an’da şöyle buyrulur:<br />
*“Şüphesiz Biz, ölüleri diriltiriz. Onların önceden yaptıklarını ve bıraktıkları izleri yazarız. Biz her şeyi apaçık bir kitapta sayıp kaydetmişizdir.”*<br />
(Yâsîn, 36:12)</p>

<p>Bu ayet insana çok derin bir muhasebe yaptırır. Çünkü yalnız yaptıklarımız değil, geride bıraktığımız izler de önemlidir.</p>

<p>Bir söz söyleriz, yıllarca bir kalpte iz bırakır.<br />
Bir iyilik yaparız, bir hayatın yönü değişir.<br />
Bir haksızlık ederiz, onun acısı uzun süre devam eder.<br />
Bir evlat yetiştiririz, onun ahlâkında izimiz kalır.<br />
Bir fitne yayarız, onun ateşi bizden sonra da yanabilir.<br />
Bir hayra vesile oluruz, onun bereketi bizden sonra da devam edebilir.</p>

<p>El-Muhsî’yi tanıyan insan, hayatı gelişigüzel yaşamaz. Zamanının, sözünün, malının, bilgisinin, görevinin ve etkisinin hesabını düşünür. Çünkü bilir ki Allah yalnız büyük işleri değil, küçük gördüğümüz şeyleri de sayar ve bilir.</p>

<p>Kur’an şöyle buyurur:<br />
*“O gün Allah onların hepsini diriltecek ve yaptıklarını kendilerine haber verecektir. Allah onları sayıp kaydetmiştir; onlar ise unutmuşlardır. Allah her şeye şahittir.”*<br />
(Mücâdele, 58:6)</p>

<p>İnsan unutabilir; fakat Allah unutmaz.</p>

<p>Bu bilgi kulun kalbine hem dikkat hem de umut verir. Dikkat verir; çünkü hiçbir haksızlık kaybolmaz. Umut verir; çünkü hiçbir iyilik de zayi olmaz.</p>

<p>Bugün kendimize soralım:<br />
*Rabbim her şeyi sayıp kaydederken, ben hayatımı hangi izlerle dolduruyorum?*</p>

<p>## EL-MÜBDÎ: İLK BAŞLATAN RAB</p>

<p>*El-Mübdî*, yaratmayı ilk başlatan, varlığı yoktan var eden, başlangıcı veren Allah demektir.</p>

<p>Her şeyin bir başlangıcı vardır. Hayatın, nefesin, insanın, göğün, yerin, zamanın ve bütün varlığın başlangıcı Allah’ın yaratmasıyladır.</p>

<p>İnsan bir iş başlatabilir, bir bina yapabilir, bir yazı yazabilir, bir tohum ekebilir. Fakat insan yoktan var edemez. İnsan ancak Allah’ın yarattığı malzemeyi kullanır; Allah’ın verdiği akılla düşünür; Allah’ın verdiği bedenle çalışır; Allah’ın koyduğu düzen içinde hareket eder.</p>

<p>Kur’an şöyle buyurur:<br />
*“Allah yaratmayı başlatır, sonra onu tekrar eder. Sonra O’na döndürüleceksiniz.”*<br />
(Rûm, 30:11)</p>

<p>Bu ayet, el-Mübdî ve el-Muîd isimlerini aynı çizgide buluşturur. Başlatan da Allah’tır, döndüren de Allah’tır.</p>

<p>El-Mübdî’yi tanıyan insan, her başlangıcında Rabbini hatırlar. Bir işe başlarken niyetini temiz tutar. “Ben yaptım, ben başardım, ben kurdum” diyerek kendisini merkeze koymaz. Çünkü bilir ki başlangıcın asıl sahibi Allah’tır.</p>

<p>Bir günümüz başlarken de Rabbimizin lütfuyla başlar.<br />
Bir nefesimiz başlarken de O’nun izniyle başlar.<br />
Bir hayır kapısı açılırken de O’nun rahmetiyle açılır.</p>

<p>El-Mübdî’yi tanıyan kul, hayra başlamaktan korkmaz. Çünkü bazen insan “Ben yapamam, ben yetişemem, ben başaramam” diyerek güzel işlerden geri durur. Oysa kul niyetini düzeltir, elinden geleni yapar, sonucu Rabbine bırakır.</p>

<p>Bir iyiliğe başlamak da kulluktur.<br />
Bir tövbeye başlamak da kulluktur.<br />
Bir barışı başlatmak da kulluktur.<br />
Bir güzel söze başlamak da kulluktur.<br />
Bir yetimin gönlünü almaya başlamak da kulluktur.<br />
Bugün kendimize soralım:</p>

<p>*Ben her başlangıcımı Allah’ın adıyla, temiz niyetle ve hayra yönelerek mi yapıyorum?*</p>

<p>## EL-MUÎD: YENİDEN DÖNDÜREN, TEKRAR DİRİLTEN RAB</p>

<p>*El-Muîd*, yaratılmışı tekrar döndüren, ölümden sonra yeniden dirilten, başlangıcı dönüşe bağlayan Allah demektir.</p>

<p>İnsan dünyaya gelir, yaşar, yorulur, yaşlanır ve ölür. Fakat ölüm yok oluş değildir. Kur’an, insanın Rabbine döndürüleceğini tekrar tekrar hatırlatır.</p>

<p>Rabbimiz şöyle buyurur:<br />
*“O, yaratmayı başlatan ve sonra onu tekrar edendir. Bu, O’na göre pek kolaydır.”*<br />
(Rûm, 30:27)</p>

<p>El-Muîd ismi insana büyük bir hesap bilinci kazandırır. Çünkü eğer dönüş varsa, hayat başıboş değildir. Eğer yeniden diriliş varsa, haksızlıklar sahipsiz kalmayacaktır. Eğer Rabbimize döneceksek, bugün yaptığımız her tercihin bir karşılığı olacaktır.</p>

<p>Bu isim, zalime uyarıdır.<br />
Mazluma tesellidir.<br />
Gaflete düşene çağrıdır.<br />
Tövbe etmek isteyene umuttur.</p>

<p>El-Muîd’i tanıyan insan, dönüş gününü unutmaz. Ölümü düşünür ama hayattan kopmaz. Ahireti düşünür ama dünyadaki sorumluluklarını terk etmez. Bilir ki dünya, ahiretin tarlasıdır. Burada ekilen, orada karşılık bulacaktır.</p>

<p>Kur’an şöyle buyurur:<br />
*“Sonra dönüşünüz yalnız Rabbimizedir. O size yaptıklarınızı haber verecektir.”*<br />
(Zümer, 39:7)</p>

<p>Bu ayet insana şu soruyu sordurur:<br />
Ben Rabbime ne ile döneceğim?<br />
Kırdığım kalplerle mi?<br />
Yediğim haklarla mı?<br />
Gizlediğim doğrularla mı?</p>

<p>Yoksa tövbeyle, merhametle, adaletle, doğru sözle ve salih amelle mi?</p>

<p>El-Muîd’i tanıyan kul, her gününü dönüş gününe hazırlık bilir. Çünkü insan nereye gideceğini bilirse, yolunu ona göre seçer.</p>

<p>Bugün kendimize soralım:<br />
*Ben Rabbime döneceğimi bilerek mi yaşıyorum, yoksa hiç dönmeyecekmişim gibi mi davranıyorum?*</p>

<p>## EL-MUHYÎ: HAYAT VEREN RAB</p>

<p>*El-Muhyî*, hayat veren, ölüden diriyi çıkaran, yeryüzünü ölümünden sonra dirilten, kalplere de hayat bahşeden Allah demektir.</p>

<p>Hayat, insanın kendi malı değildir. İnsan kendi nefesini yaratmamıştır. Kalbini kendisi çalıştırmamıştır. Gözünü, kulağını, aklını, duygusunu ve ömrünü kendisi var etmemiştir. Hayatı veren Allah’tır.</p>

<p>Kur’an’da şöyle buyrulur:<br />
*“O, size hayat veren, sonra sizi öldürecek, sonra yine diriltecek olandır. Şüphesiz insan çok nankördür.”*<br />
(Hac, 22:66)</p>

<p>Bu ayet, insana hayatın sahibini hatırlatır. Hayatı Allah veriyorsa, hayat Allah’ın ölçüsüne göre yaşanmalıdır.</p>

<p>El-Muhyî’yi tanıyan insan, ömrünü boşa harcamaz. Hayatı yalnız yemek, içmek, kazanmak, tüketmek ve oyalanmak için görmez. Kendisine verilen her günü bir emanet bilir.</p>

<p>Hayat, iyilik için verilmiştir.<br />
Hayat, kulluk için verilmiştir.<br />
Hayat, adalet için verilmiştir.<br />
Hayat, merhamet için verilmiştir.<br />
Hayat, doğru söz ve güzel amel için verilmiştir.</p>

<p>Rabbimiz yeryüzünün dirilişini bize ibret olarak gösterir:</p>

<p>*“Allah’ın rahmetinin izlerine bak! Yeryüzünü ölümünden sonra nasıl diriltiyor. Şüphesiz O, ölüleri de diriltecektir. O, her şeye güç yetirendir.”*<br />
(Rûm, 30:50)</p>

<p>Kurumuş toprak yağmurla dirilir. Sararmış dallar yeniden yeşerir. Sessiz toprak canlanır. Bu manzara, insana hem dünyadaki rahmeti hem de ahiretteki dirilişi hatırlatır.</p>

<p>Fakat el-Muhyî isminin bir de kalbe bakan yönü vardır. Bazen insan bedenen yaşar ama kalbi ölmeye başlar. Merhameti azalır, adaleti zayıflar, duası kurur, secdesi alışkanlığa dönüşür, Kur’an’la bağı gevşer. İşte böyle zamanlarda kalbin yeniden dirilmeye ihtiyacı vardır.</p>

<p>Kalp Kur’an’la dirilir.<br />
Dua ile dirilir.<br />
Tövbe ile dirilir.<br />
Merhametle dirilir.<br />
Adaletle dirilir.<br />
Güzel sözle dirilir.<br />
Salih amelle dirilir.</p>

<p>El-Muhyî’yi tanıyan kul, yalnız bedeninin yaşamasına değil, kalbinin diri kalmasına da dikkat eder.</p>

<p>Bugün kendimize soralım:<br />
*Rabbimin verdiği hayatı, kalbimi diri tutacak amellerle mi yaşıyorum?*</p>

<p>## SAYILAN, BAŞLAYAN, DÖNEN VE DİRİLEN BİR HAYAT</p>

<p>*Can Dostlar!*</p>

<p>Bugün üzerinde durduğumuz bu dört güzel isim, hayatımızın her alanına ölçü koyar.</p>

<p>*Bir kez daha özetlemek gerekirse:*</p>

<p>*El-Muhsî* bize, Allah’ın her şeyi sayıp kuşattığını ve hiçbir izi kaybetmediğini hatırlatır. Kula düşen, hesapsız yaşamamak ve geride güzel izler bırakmaktır.<br />
*El-Mübdî* yaratmayı ilk başlatanın Allah olduğunu öğretir. Kula düşen, her hayırlı başlangıcı temiz niyetle ve Allah’ın adıyla yapmaktır.<br />
*El-Muîd* Rabbimizin yeniden döndüren ve dirilten olduğunu bildirir. Kula düşen, dönüş gününü unutmadan yaşamaktır.<br />
*El-Muhyî* hayat verenin Allah olduğunu gösterir. Kula düşen, hayatı emanet bilmek ve kalbini diri tutacak amellerle yaşamaktır.</p>

<p>Unutmayalım:</p>

<p>*Allah sayar; kul hesapsız yaşamaz.*<br />
*Allah başlatır; kul başlangıçlarını temiz niyetle yapar.*<br />
*Allah döndürür; kul Rabbine döneceğini unutmaz.*<br />
*Allah hayat verir; kul hayatı O’nun rızasına göre yaşar.*<br />
Esmâ ile ahlaklanmak; Rabbimizin güzel isimlerini yalnız dilde anmak değil, o isimlerin bize öğrettiği kulluk bilincini hayata taşımaktır.</p>

<p>Rabbimiz bizleri; sözünün, izinin ve amelinin hesabını düşünen; hayra temiz niyetle başlayan; dönüş gününü unutmayan; kendisine verilen hayatı iman, adalet, merhamet ve salih amelle dirilten kullarından eylesin.</p>

<p>*Esmâullâh ahlâkı ile ahlaklanma gayreti içinde olan gönül dostlarına selam olsun.*</p>

<p>*“Esmâ ile Ahlaklanmak”ta yeniden buluşmak üzere.*</p>

<p>*Sağlıkla kalın, esen kalın, hoş kalın Can Dostlar!*</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 16:40:43 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.datca-haber.com/images/kullanicilar/2024/12/a-hikmet-gul-1733901285.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ESMÂ İLE AHLAKLANMAK - 13  EL-KAVİYY, EL-METÎN, EL-VELİYY, EL-HAMÎD</title>
                <category>A. Hikmet GÜL</category>
                <link>https://www.datca-haber.com/makale/esma-ile-ahlaklanmak-13-el-kaviyy-el-metin-el-veliyy-el-hamid-2882</link>
                <author>a.hikmetgul@gmail.com (A. Hikmet GÜL)</author>
                <guid>https://www.datca-haber.com/makale/esma-ile-ahlaklanmak-13-el-kaviyy-el-metin-el-veliyy-el-hamid-2882</guid>
                <description><![CDATA[ESMÂ İLE AHLAKLANMAK - 13  EL-KAVİYY, EL-METÎN, EL-VELİYY, EL-HAMÎD]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>*Can Dostlar!*</p>

<p>Bugün de nasip olursa Esmâ’dan, dalgaların gönül sahilimize getirdiği incilerden *el-Kaviyy, el-Metîn, el-Veliyy ve el-Hamîd* isimlerini, elimizin ve dilimizin yettiği nispette işlemeye çalışacağız.</p>

<p>Çaba bizden, yardım ise her zaman olduğu gibi Âlemlerin Rabbindendir.</p>

<p>Esmâü’l-Hüsnâ, Rabbimizi tanıtan en güzel kapılardır. Fakat bu kapılardan girerken unutmamamız gereken önemli bir ölçü vardır: Allah’ın isimleri Allah’a mahsustur. Kul, Allah gibi güçlü, Allah gibi sarsılmaz, Allah gibi dost ve yardımcı, Allah gibi hamde layık olamaz. Fakat kul, Rabbini bu isimlerle tanıdıkça kendi haddini bilir; gücünü zulme değil iyiliğe, dostluğunu çıkara değil hakka, şükrünü sadece dile değil hayata taşımaya çalışır.</p>

<p>Bugün üzerinde duracağımız bu dört güzel isim bize şu hakikati hatırlatır:</p>

<p>**Allah Kaviyy’dir; kul gücünü zulme değil, adalete kullanır.<br />
Allah Metîn’dir; kul dayanağını geçici güçlerde değil, Rabbinde arar.<br />
Allah Veliyy’dir; kul dostluğunu haktan, merhametten ve sadakatten yana kurar.<br />
Allah Hamîd’dir; kul nimeti kendinden bilmez, hamd ve şükürle taşır.**</p>

<p>## EL-KAVİYY: GÜCÜN GERÇEK SAHİBİ RAB</p>

<p>*El-Kaviyy*, mutlak güç sahibi olan, kudreti eksilmeyen, hiçbir şey karşısında zayıf düşmeyen Allah demektir.</p>

<p>İnsan dünyada bazen güçlü olduğunu zanneder. Bedeni güçlüdür, malı çoktur, makamı vardır, çevresi kalabalıktır, sözü dinlenmektedir. Fakat insanın gücü sınırlıdır. Bugün var olan güç, yarın azalabilir. Gençlik gider, sağlık zayıflar, makam değişir, servet elden çıkar, kalabalıklar dağılır.</p>

<p>Rabbimizin gücü ise eksilmez, zayıflamaz, tükenmez.</p>

<p>Kur’an’da şöyle buyrulur:<br />
*“Şüphesiz rızık veren, sağlam kuvvet sahibi olan ancak Allah’tır.”*<br />
(Zâriyât, 51:58)</p>

<p>Bu ayet, kulun kalbine büyük bir ölçü koyar. Rızkı veren de Allah’tır, gücü veren de Allah’tır. İnsan sahip olduğu imkânı kendi mutlak gücü gibi görmemelidir.</p>

<p>El-Kaviyy’i tanıyan kul, gücü eline geçirdiğinde haddi aşmaz. Çünkü güç, insanı ya şükre götürür ya da kibre sürükler. Gücünü Allah’ın emaneti bilen kişi, onunla mazlumu ezer mi? Yetimin hakkına uzanır mı? Zayıfı hor görür mü? Sözünü kırıcı, elini haksız, makamını baskıcı hâle getirir mi?</p>

<p>Güç ahlâkla birleşirse rahmet olur.<br />
Güç adaletle birleşirse güven olur.<br />
Güç merhametle birleşirse sığınak olur.<br />
Fakat güç kibirle birleşirse zulüm olur.<br />
Kur’an bize açık bir ölçü öğretir:</p>

<p>*“Bir topluluğa olan kininiz sizi adaletsizliğe sevk etmesin. Adaletli olun; bu, takvaya daha yakındır.”*<br />
(Mâide, 5:8)</p>

<p>El-Kaviyy’i tanıyan insan, gücü haklı çıkmak için değil, hakkı ayakta tutmak için kullanır. Kendisine verilen kuvveti başkasını susturmak, ezmek, korkutmak ve sindirmek için değil; adaleti, iyiliği ve emaneti korumak için kullanır.</p>

<p>Bugün kendimize soralım:<br />
*Bana verilen gücü, Allah’ın emaneti olarak mı taşıyorum; yoksa insanlara üstünlük aracı mı yapıyorum?*</p>

<p>## EL-METÎN: SARSILMAZ KUDRET SAHİBİ RAB</p>

<p>*El-Metîn*, kudreti sağlam, hükmü sarsılmaz, gücü gevşemeyen, hiçbir şey karşısında acze düşmeyen Allah demektir.</p>

<p>İnsan dayanak arar. Bazen malına dayanır, bazen makamına, bazen çevresine, bazen aklına, bazen de kendi planlarına güvenir. Elbette insan çalışmalı, tedbir almalı, sebeplere sarılmalıdır. Fakat sebeplerin tamamı sınırlıdır. Asıl dayanılacak olan Rabbimizdir.</p>

<p>Kur’an’da şöyle buyrulur:<br />
*“Allah dilediğine lütufta bulunur. Allah büyük lütuf sahibidir.”*<br />
(Bakara, 2:105)<br />
Ve yine Rabbimiz, kendisine güvenen kullarına şu ölçüyü verir:</p>

<p>*“Kim Allah’a tevekkül ederse, O ona yeter.”*<br />
(Talâk, 65:3)</p>

<p>El-Metîn’i tanıyan insan, geçici güçlere aldanmaz. Çünkü dünya dayanakları bazen insanı yarı yolda bırakabilir. Sağlık zayıflayabilir, dostlar azalabilir, imkânlar daralabilir, yollar kapanabilir. Fakat Rabbimizin kudreti sarsılmaz.</p>

<p>Bu isim, kula derin bir güven verir.<br />
Zor zamanda yıkılmamayı öğretir.<br />
Darlıkta ümitsizliğe düşmemeyi öğretir.<br />
Kalabalıklar dağılsa bile Allah’a dayanmayı öğretir.</p>

<p>İnsanların desteği azalsa bile doğru bildiği yolda sabırla yürümeyi öğretir.</p>

<p>El-Metîn’i tanıyan kul, güvendiği şeyleri gözden geçirir. Kalbini geçici şeylere bağlamaz. Elinden geleni yapar; fakat son sözü Allah’ın söylediğini bilir.</p>

<p>Bugün kendimize sormalıyız:</p>

<p>*Ben hayatımı sarsılacak şeylerin üzerine mi kuruyorum, yoksa sarsılmaz kudret sahibi Rabbime mi dayanıyorum?*</p>

<p>## EL-VELİYY: GERÇEK DOST VE YARDIMCI RAB</p>

<p>*El-Veliyy*, dost, koruyucu, yardımcı, kuluna yakın olan ve onu gözeten Allah demektir.</p>

<p>İnsan hayatta dost arar. Kendisine güvenilecek bir kapı, sığınılacak bir gönül, zor zamanda yanında duracak bir el ister. Fakat bütün dostlukların en sağlamı, Allah’ın dostluğudur. Çünkü insanların desteği sınırlı, Allah’ın yardımı sınırsızdır.</p>

<p>Kur’an’da şöyle buyurulur:<br />
*“Allah iman edenlerin velisidir; onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır.”*<br />
(Bakara, 2:257)</p>

<p>Bu ayet, el-Veliyy isminin hayatımıza bakan yönünü çok güzel gösterir. Allah’ın dostluğu, insanı karanlıkta bırakmaz. Cehaletin, zulmün, şirkin, haksızlığın, korkunun ve umutsuzluğun karanlığından aydınlığa çıkarır.</p>

<p>El-Veliyy’i tanıyan kul, dostluklarını da gözden geçirir.</p>

<p>Ben kimin dostuyum?<br />
Hakkın mı, çıkarın mı?<br />
Mazlumun mu, zalimin mi?<br />
Adaletin mi, tarafgirliğin mi?<br />
Merhametin mi, kibrin mi?</p>

<p>Kul, Allah’ı veli bilirse dostluğunu da Allah’ın razı olduğu ölçüye göre kurar. Çünkü Allah’ın dostluğunu arayan kişi, zulmün sofrasında yer aramaz. Haksızlığı alkışlamaz. Yakını yanlış yaptığında onu körü körüne savunmaz. Sevmediği biri doğru söylediğinde onu yok saymaz.</p>

<p>Rabbimiz şöyle buyurur:</p>

<p>*“Sizin veliniz ancak Allah’tır, O’nun elçisidir ve iman edenlerdir.”*<br />
(Mâide, 5:55)</p>

<p>Bu ayet bize dostluğun iman, sorumluluk ve hak ölçüsüyle kurulması gerektiğini hatırlatır.</p>

<p>El-Veliyy’i tanıyan insan, başkaları için de güvenilir bir dost olmaya çalışır. Dostluk sadece güzel günde yanında bulunmak değildir. Zor zamanda terk etmemek, hakkı incitmeden söylemek, emaneti korumak, dua etmek, gönül almak ve gerektiğinde kardeşini yanlıştan çevirmeye çalışmaktır.</p>

<p>Bugün kendimize soralım:<br />
*Ben dostluğumu Allah’ın razı olduğu ölçüye göre mi kuruyorum, yoksa çıkar ve tarafgirlik üzerine mi?*</p>

<p>## EL-HAMÎD: HAMDE LAYIK OLAN RAB</p>

<p>*El-Hamîd*, her türlü övgüye layık olan, bütün nimetlerin gerçek sahibi, yaptığı her iş hikmetli ve güzel olan Allah demektir.</p>

<p>İnsan nimete kavuştuğunda çoğu zaman kendisini öne çıkarır. “Ben kazandım, ben başardım, ben yaptım” demeye başlar. Elbette insan gayret eder; fakat gayret edecek gücü de Allah verir. Akıl Allah’tandır, beden Allah’tandır, zaman Allah’tandır, imkân Allah’tandır, nefes Allah’tandır.</p>

<p>Bu yüzden hamd yalnız dilde söylenen bir kelime değildir. Hamd, nimetin sahibini bilmek ve nimeti O’nun razı olacağı şekilde kullanmaktır.</p>

<p>Kur’an’da şöyle buyrulur:<br />
*“Ey insanlar! Siz Allah’a muhtaçsınız. Allah ise Ganî’dir, Hamîd’dir.”*<br />
(Fâtır, 35:15)</p>

<p>Bu ayet, insanın hakikatini gösterir. Biz muhtacız; Rabbimiz ise hiçbir şeye muhtaç değildir. Biz verilenle yaşarız; O verendir. Biz eksiliriz; O eksilmez. Biz unuturuz; O unutmaz.</p>

<p>El-Hamîd’i tanıyan kul, nimeti kendinden bilmez.</p>

<p>Sağlığı varsa hamd eder.<br />
Rızkı varsa hamd eder.<br />
Ailesi varsa hamd eder.<br />
İmanı varsa hamd eder.<br />
Tövbe kapısı açıksa hamd eder.</p>

<p>Bir hayra vesile olmuşsa yine hamd eder.<br />
Fakat hamd sadece sözde kalmamalıdır. Dil “Elhamdülillah” derken, hayat nimete nankörlük ediyorsa orada eksik vardır.</p>

<p>El-Hamîd’i tanıyan insan, nimeti israf etmez. Rızkı harama taşımaz. Bilgiyi kibir aracı yapmaz. Makamı zulme çevirmez. Kalemi fitneye kullanmaz. Kendisine verilen her imkânı şükür ve sorumluluk bilinciyle taşımaya çalışır.</p>

<p>Kur’an’da şöyle buyrulur:<br />
*“Şükrederseniz elbette size artırırım.”*<br />
(İbrâhîm, 14:7)</p>

<p>Şükür, nimetin sahibini bilmek; hamd ise o sahibin bütün övgüye layık olduğunu kalp, dil ve hayatla kabul etmektir.</p>

<p>Bugün kendimize soralım:<br />
*Dilimle hamd ettiğim nimetleri, hayatımda şükür ve sorumlulukla taşıyor muyum?*</p>

<p>## GÜÇ, DAYANAK, DOSTLUK VE HAMD BİLİNCİ</p>

<p>*Can Dostlar!*</p>

<p>Bugün üzerinde durduğumuz bu dört güzel isim, hayatımızın her alanına ölçü koyar.</p>

<p>*Bir kez daha özetlemek gerekirse:*</p>

<p>*El-Kaviyy* bize gücün gerçek sahibinin Allah olduğunu öğretir. Kula düşen, gücü zulme değil adalete, baskıya değil iyiliğe kullanmaktır.<br />
*El-Metîn* Rabbimizin sarsılmaz kudret sahibi olduğunu bildirir. Kula düşen, geçici dayanaklara aldanmadan Rabbine güvenmektir.<br />
*El-Veliyy* Allah’ın gerçek dost ve yardımcı olduğunu hatırlatır. Kula düşen, dostluğunu hak, adalet, merhamet ve sadakat üzerine kurmaktır.<br />
*El-Hamîd* hamde layık olanın yalnız Allah olduğunu gösterir. Kula düşen, nimeti kendinden bilmemek, hamdi şükür ve güzel ahlâkla hayata taşımaktır.</p>

<p>Unutmayalım:</p>

<p>*Allah güçlüdür; kul gücüyle zorbalık yapmaz.*<br />
*Allah sarsılmaz kudret sahibidir; kul geçici güçlere aldanmaz.*<br />
*Allah velidir; kul dostluğunu haktan yana kurar.*<br />
*Allah hamde layıktır; kul nimeti şükürle ve iyilikle taşır.*</p>

<p>Esmâ ile ahlaklanmak; Rabbimizin güzel isimlerini yalnız dilde anmak değil, o isimlerin bize öğrettiği kulluk bilincini hayata taşımaktır.</p>

<p>Rabbimiz bizleri; gücünü adaletle kullanan, dayanağını Rabbinde bulan, dostluğunu hak üzere kuran, nimetleri hamd ve şükürle taşıyan kullarından eylesin.</p>

<p>*Esmâullâh ahlâkı ile ahlaklanma gayreti içinde olan gönül dostlarına selam olsun.*</p>

<p>*“Esmâ ile Ahlaklanmak”ta yeniden buluşmak üzere.*</p>

<p>*Sağlıkla kalın, esen kalın, hoş kalın Can Dostlar!*</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 15:18:04 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.datca-haber.com/images/kullanicilar/2024/12/a-hikmet-gul-1733901285.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>HAFIZA KAYBI…</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://www.datca-haber.com/makale/hafiza-kaybi-2881</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://www.datca-haber.com/makale/hafiza-kaybi-2881</guid>
                <description><![CDATA[HAFIZA KAYBI…]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Temel epey bir yaşlı. Hafıza ve beyin hasarı şikayeti ile hastaneye kaldırmışlar. Doktor<br />
gelmiş, hasar seviyesini tespit için ona bir iki sormaya başlamış:<br />
-Nerede olduğunu biliyor musun?<br />
-Şehir hastanesi.<br />
-Peki hangi Şehir?<br />
-Ankara…<br />
-Benim kim olduğumu biliyor musun?<br />
-Dr. Fahrettin…<br />
Doktor, cevaplardan mutlu, bir ara arkasını dönünce, Temel hemşireye;<br />
-İnşallah daha fazla soru sormaz.<br />
Hemşire:<br />
-Neden çekiniyorsunuz?<br />
Temel:<br />
-Çünkü sorduğu soruların hepsinin cevabı önlüğünün cebinin üzerinde yazıyordu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 15:18:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>HALK AĞIZLARINDA ATA SÖZLERİ</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://www.datca-haber.com/makale/halk-agizlarinda-ata-sozleri-2880</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://www.datca-haber.com/makale/halk-agizlarinda-ata-sozleri-2880</guid>
                <description><![CDATA[HALK AĞIZLARINDA ATA SÖZLERİ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>-Çocuklan gitme işe, tut kulağına işe(Skarya)</p>

<p>-Çocuksuz ev,çepersiz bahçeye benzer(Elazığ,Artvin)</p>

<p>-Çok beslenen eşekler,atlarla tepişir(İzmir,Manisa)</p>

<p>-Çok dostu olanın,hiç dostu yoktur(Artvin)</p>

<p>-Çok karınca deveyi öldürür(D,bakır,Giresun)</p>

<p>-Çok konuşanda var bir yalan,çok zenginde var bir haram(Konya)</p>

<p>-Çok malın hesabı,Az malın azabı çok olur(Elazığ)</p>

<p>-Çok ye, ol helek, az ye ol melek(Sivas)</p>

<p>-Çorak tarlada bostan yetişmez(Kütahya)</p>

<p>-Çöplüğü görmeden,süpürge arama(Amasya)</p>

<p>-Çuvalın ağzı dururken dibi açılmaz(Samsun)</p>

<p>-Çürük iple kuyuya inilmez(Bolu)</p>

<p>-Çürük merdivenle dama çıkılmaz(Bolu)</p>

<p>-Çürüksüz koz(ceviz) olmaz(Isparta)</p>

<p>-Dağ adamı, hasta eder sağ adamı(G.Ant, Konya, samsun)</p>

<p>-Dağ başında çam kadı,pelit müftü(Samsun)</p>

<p>-Dağda öküz,düğünde kız seçilmez(Artvin)</p>

<p>-Dağ deyip dangırdama, dağın sahibi vardır(Kstamonu) DANGIRDAMA: Bağırıp, çağırma</p>

<p>-Dağ gülü bağda bitmez,bağ gülü dağda bitmez(Tokat)</p>

<p>-Dağ kuşu dağda,bağ kuşu bağda(Isparta,Sivas)</p>

<p>-Daldaki elmaya kırk kişi taş atar,kısmet kiminse onun olur(Elazığ)</p>

<p>-Dam yanarsa sıçan da(beraber)yanar(G.Ant.,Van;Bitlis)</p>

<p>-Darı kadar eri olanın dağ kadar yeri olur(Niğde)</p>

<p>-Davasını bilmeyene şahit olma(Aydın)</p>

<p>-Davulu çalan,zurnayı da çalar(Aydın)</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 15:17:59 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>TAVUK ALIRKEN VE PİŞİRİRKEN AMAN DİKKAT!</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://www.datca-haber.com/makale/tavuk-alirken-ve-pisirirken-aman-dikkat-2879</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://www.datca-haber.com/makale/tavuk-alirken-ve-pisirirken-aman-dikkat-2879</guid>
                <description><![CDATA[TAVUK ALIRKEN VE PİŞİRİRKEN AMAN DİKKAT!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Mangal diyorsunuz. Onun üzerine kanat atıyorsunuz. Olmadı tavuk</p>

<p>pirzola…Ama tavuk alırken ve yerken hasta olup olmadığınızı bilmiyorsunuz.</p>

<p>Size tavuk seçiminde bazı önerilerde bulunmak istiyorum.</p>

<p>*Çiğ tavuktan bakteriler yoluyla salmonella gibi hastalıklar yayılabilir ki,</p>

<p>çok tehlikeli bir hastalıktır.</p>

<p>*O nedenle,çiğ tavukla temas ettikten sonra ellerinizi 20 saniye sabunla</p>

<p>yıkayınız.</p>

<p>*Çiğ tavuktan, kesme tahtalarınıza, mutfak gereçlerine, tezgahlara ve</p>

<p>başka yiyeceklere de bakteri sıçrayabilir.</p>

<p>*Çiğ tavuğu buzdolabında saklarken de, mutlaka iyice sarınız. Öteki</p>

<p>yiyeceklerle direkt temas ettirmeyiniz.</p>

<p>Peki bayat tavukla taze tavuğu nasıl ayırt edelim?</p>

<p>RENK: Tavuğun rengi pembedir. Bozulmaya başladığında rengi değişir, gri</p>

<p>bir hal alır. Tavuğun rengi değişmeye başladığında, hemen pişirip, tüketin. Çok</p>

<p>grileşmişse sakın tüketmeyin.</p>

<p>KOKU: Bozulan tavukta çok güçlü, ekşimsi bir koku olur. Eğer çiğ tavuktan</p>

<p>böyle bir koku alıyorsanız, tüketmeyiniz.</p>

<p>DOKU:Çiğ tavuk normalde dışı cilalı gibi, hafif kaygan bir yapıya sahiptir.</p>

<p>Ancak bu kayganlık çoğalırsa tavuk bozulmuştur.</p>

<p>*Pişmiş tavuk, 3-4 gün içinde tüketilmezse bozulabilir.</p>

<p>*Eğer derin dondurucu da , tavuk saklayacaksanız, mutlaka bütün tavuk</p>

<p>saklamaya çalışın. Çünkü parça tavuk , bütün tavuğa göre daha çabuk bozulur.</p>

<p>*Derin dondurucuda parça tavuğun ömrü , 9 aya kadar uzayabilir.</p>

<p>*Bütün tavuğun ömrü ise 12 aya kadar sürebilir.</p>

<p>Bir küçük anımsatma daha; marketten veya bakkaldan aldığınız tavuğun</p>

<p>son kullanma tarihine bakın. O tarihten 2-3 gün öncesini hedef alın…</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 15:17:58 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MUĞLA TÜRKÜLERİ GARGI DERENİN PIRNAR ODUNU(59)</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://www.datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri-gargi-derenin-pirnar-odunu59-2878</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://www.datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri-gargi-derenin-pirnar-odunu59-2878</guid>
                <description><![CDATA[MUĞLA TÜRKÜLERİ GARGI DERENİN PIRNAR ODUNU(59)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Gargı deresinin pırnardandır odunu</p>

<p>Nacaklar mı yardı senin ak budunu</p>

<p>***</p>

<p>Aman aman gel gaçalım,</p>

<p>Arabacı yol ver geçelim,</p>

<p>Hanımlara fistan biçelim,</p>

<p>Erkeklere mintan dikelim.</p>

<p>***</p>

<p>Altın tuğlu mektup geldi yârimden,</p>

<p>Okudukça geçtim kendi kendimde,</p>

<p>***</p>

<p>Aman aman gel gaçalım,</p>

<p>Arabacı yol ver geçelim,</p>

<p>Hanımlara fistan biçelim,</p>

<p>Erkeklere mintan dikelim.</p>

<p>***</p>

<p>Arabacı doldur bi yudum da içelim,</p>

<p>İçelim içelim kendimizden geçelim.</p>

<p>***</p>

<p>Aman aman gel gaçalım,</p>

<p>Arabacı yol ver geçelim,</p>

<p>Hanımlara fistan biçelim</p>

<p>Erkeklere mintan dikelim</p>

<p>PIRNAR: Meşe palamudu</p>

<p>Datça yöresinden, Bodrum yöresine geçen ve her iki bölgede de</p>

<p>bilinen bir türküdür. Kargı Deresi değirmencisi Hakkı Çavuş(Datçalılar</p>

<p>anımsar) , aynı zamanda eğlence ve içki sohbetlerine katılır. Bodrum</p>

<p>Ortakent (Müsgebi) ten keman ve cümbüş ustası, Köroğlu lakaplı Hasan</p>

<p>Hüseyin Salım ile kardeşi Darbukacı Fatmacık tarafından yayıldığı</p>

<p>konusunda, Bodrumlu müzisyen Mehmet Uslu not düşmektedir. Ayrıca</p>

<p>Marçal yörükleri arasında da türkünün farklı söyleyişine rastlanmıştır.</p>

<p>Bu türkünün ikinci bir versiyonu daha vardır. Onuda gelecek</p>

<p>sayımızda anlatalım.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 15:17:54 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>YAZ MEVSİMİNİ   YAŞARKEN</title>
                <category>İ.Yekta Kolcu</category>
                <link>https://www.datca-haber.com/makale/yaz-mevsimini-yasarken-2877</link>
                <author>yektakolcu48@gmail.com (İ.Yekta Kolcu)</author>
                <guid>https://www.datca-haber.com/makale/yaz-mevsimini-yasarken-2877</guid>
                <description><![CDATA[YAZ MEVSİMİNİ   YAŞARKEN]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bir&nbsp; yaz&nbsp; mevsimininde&nbsp; yavaş&nbsp; yavaş&nbsp; &nbsp;son&nbsp; &nbsp; &nbsp;günlerine&nbsp; &nbsp; doğru&nbsp; &nbsp;koşarken, sevdiğim&nbsp; &nbsp; &nbsp;bazı&nbsp; dostlarımıda&nbsp; &nbsp; sonsuzluğa&nbsp; &nbsp; &nbsp;uğurladım. Hayatın&nbsp; &nbsp; kanunu&nbsp; &nbsp;bu,İKİ&nbsp; KAPILI&nbsp; &nbsp;HANDA&nbsp; &nbsp; &nbsp;GİDİYORUZ&nbsp; &nbsp; GÜNDÜZ&nbsp; &nbsp; GECE.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Su&nbsp; her zaman&nbsp; &nbsp;olduğu&nbsp; &nbsp; gibi,&nbsp; ilçemizin&nbsp; &nbsp; ,hatta&nbsp; ülkemizin&nbsp; &nbsp; en&nbsp; büyük&nbsp; &nbsp;sorunu. Üzülerek&nbsp; &nbsp; &nbsp;ifade&nbsp; &nbsp;etmeliyim ki, kamu&nbsp; tarafından&nbsp; &nbsp;yapılması&nbsp; &nbsp; gereken&nbsp; yatırımların&nbsp; &nbsp; gecikmesi, yanlış&nbsp; &nbsp; &nbsp;çözüm&nbsp; &nbsp;yollarının&nbsp; tercih&nbsp; &nbsp; edilmesi&nbsp; kullanıcılarında&nbsp; ,akılcı&nbsp; kullanım&nbsp; &nbsp;alışkanlıklarından&nbsp; &nbsp;yoksun&nbsp; &nbsp; olmaları&nbsp; &nbsp; &nbsp;sorunun&nbsp; &nbsp;önümüzdeki&nbsp; &nbsp;yıllarda&nbsp; dahada&nbsp; kronik&nbsp; &nbsp;bir&nbsp; &nbsp;sorun&nbsp; &nbsp;olma&nbsp; &nbsp; yolunda&nbsp; &nbsp; ilerlemekte&nbsp; &nbsp; olduğunun&nbsp; &nbsp; &nbsp;belirtilerini&nbsp; &nbsp; görüyoruz.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Kırsal&nbsp; kesimde&nbsp; &nbsp;yaşayıp ,geçimini&nbsp; &nbsp;topraktan&nbsp; &nbsp;sağlayan larımızın sesine&nbsp; kulak&nbsp; &nbsp; vermesi&nbsp; &nbsp; gerekenlerin kulaklarını&nbsp; tıkamaları,kalkınmayı&nbsp; &nbsp;yalnızca&nbsp; &nbsp;yapılaşmada&nbsp; &nbsp; görenlerin&nbsp; &nbsp;yanlış&nbsp; &nbsp;tercihleri/uygulamaları&nbsp; nerelere&nbsp; kadar&nbsp; &nbsp; gidecek&nbsp; &nbsp;bakalım.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Son&nbsp; yıllarımızın&nbsp; &nbsp;ümit&nbsp; &nbsp; veren&nbsp; &nbsp;ve&nbsp; beni&nbsp; &nbsp; umutlandıran&nbsp; &nbsp;gün&nbsp; sebzelerinden&nbsp; &nbsp; olan&nbsp; ,DOMATES/PATATES&nbsp; &nbsp;üretiminden&nbsp; uzaklaşan vatandaşlarımız,hizmet&nbsp; &nbsp;sektörüne&nbsp; &nbsp; bel&nbsp; &nbsp;bağladı. Bu&nbsp; &nbsp;günlerde konaklama&nbsp; &nbsp; alanında&nbsp; &nbsp;bir&nbsp; hareketlilik&nbsp; görünüyorsada,Eylül&nbsp; &nbsp; ayından&nbsp; &nbsp; itibaren&nbsp; o da&nbsp; &nbsp; bitecek. Hayat&nbsp; pahalılığı&nbsp; başta&nbsp; &nbsp;olmak&nbsp; üzere başka&nbsp; &nbsp;diğer&nbsp; nedenler,&nbsp; &nbsp;yatırımcılarımızın ve&nbsp; dolayısı&nbsp; &nbsp; ile&nbsp; &nbsp; çalışanlarının&nbsp; &nbsp; yüzünü&nbsp; &nbsp;pek&nbsp; &nbsp; güldürdü denemez.Bu&nbsp; &nbsp;alan,Datçamız&nbsp; &nbsp; için&nbsp; yıl&nbsp; boyunca&nbsp; devamlı&nbsp; tatminkar&nbsp; &nbsp;istihdam&nbsp; &nbsp;yaratmadığı&nbsp; &nbsp;ortada. Yapılaşma&nbsp; çıkış&nbsp; yolunu&nbsp; hep&nbsp; birlikte&nbsp; &nbsp;sorgulayalım&nbsp; artık.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Denizdeki&nbsp; balık popülasyonunun&nbsp; &nbsp;artması&nbsp; &nbsp; için,yapıldığını&nbsp; &nbsp; öğrendiğimiz ,&nbsp; denize yavru&nbsp; &nbsp;balık&nbsp; &nbsp; bırakma&nbsp; yöntemi,bir&nbsp; &nbsp;çıkış&nbsp; &nbsp;yolu mudur,yoksa&nbsp; dostlar&nbsp; alışverişte&nbsp; &nbsp; &nbsp;görsün&nbsp; kabilinden&nbsp; &nbsp;bir&nbsp; &nbsp;eylem midir.?Doğal üreme&nbsp; &nbsp; alanlarında yumurtlama&nbsp; mevsiminde&nbsp; &nbsp;,avlanmanın&nbsp; &nbsp; yarattığı&nbsp; &nbsp;zararı anlayabiliyormuyuz.Hatta&nbsp; &nbsp;onlar&nbsp; &nbsp; için&nbsp; &nbsp; yapay da olsa yaşam&nbsp; alanı&nbsp; &nbsp;yaratabiliyor muyuz?,(devre&nbsp; dışı&nbsp; bırakılan gemi&nbsp; &nbsp;otobüs&nbsp; hatta&nbsp; uçak&nbsp; gibi&nbsp; &nbsp;ulaşım&nbsp; &nbsp;araçlarının batırarak)</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Bir&nbsp; diğer sorunumuz&nbsp; &nbsp; ise,:&nbsp; kısa&nbsp; dönem&nbsp; &nbsp;veya&nbsp; &nbsp;uzun&nbsp; süreler&nbsp; &nbsp;Datçamızda&nbsp; &nbsp;yaşayanlarımızın&nbsp; &nbsp;ilçemizde&nbsp; &nbsp;yaşayanlarımızın&nbsp; &nbsp; ,yarattığı-bıraktığı&nbsp; &nbsp;sorunlar hep&nbsp; &nbsp;gündem&nbsp; konusu&nbsp; &nbsp;olmakta.&nbsp; Başta&nbsp; &nbsp; evcil&nbsp; hayvanlar&nbsp; olmak&nbsp; &nbsp;üzere, dönüştürülmesi&nbsp; &nbsp; gereken&nbsp; &nbsp;evsel-sanayi&nbsp; &nbsp;atıkları&nbsp; ortak&nbsp; &nbsp;sorunumuz.&nbsp; &nbsp;Bir&nbsp; bütünlük&nbsp; &nbsp; içinde,sebep/neden&nbsp; &nbsp;olan larımızla&nbsp; &nbsp; sorumlu&nbsp; &nbsp;olanlarımızın&nbsp; &nbsp;,çözüm&nbsp; &nbsp;odaklı&nbsp; ortak bir&nbsp; noktada&nbsp; &nbsp;sorumluluk&nbsp; &nbsp;alarak&nbsp; &nbsp;buluşması&nbsp; zamanı&nbsp; &nbsp; &nbsp;gelip&nbsp; &nbsp; geçmekte..</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Her&nbsp; &nbsp;sorunun&nbsp; &nbsp;kaynağı /nedeni&nbsp; siz&nbsp; &nbsp; &nbsp;olacaksınız, sonrada&nbsp; &nbsp;çözsünler/halletsinler&nbsp; &nbsp; şeklinde&nbsp; &nbsp; &nbsp;sıyrılıp&nbsp; &nbsp;çıkacaksınız.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>YOK&nbsp; &nbsp;ÖYLE&nbsp; &nbsp;BİR&nbsp; &nbsp;DÜNYA&nbsp; &nbsp; YOK&nbsp; &nbsp;ÖYLE&nbsp; BİR&nbsp; DATÇA...</p>

<p>Hadi&nbsp; &nbsp;siz&nbsp; karar&nbsp; &nbsp; verin&nbsp; &nbsp;bakalım.!!!!!!!</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>SAĞLICAKLA,,,,,&nbsp; &nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 15:17:53 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.datca-haber.com/images/kullanicilar/2025/12/iyekta-kolcu-1766133208.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ESMÂ İLE AHLAKLANMAK - 12  EL-MECÎD, EL-BÂİS, EŞ-ŞEHÎD, EL-VEKÎL</title>
                <category>A. Hikmet GÜL</category>
                <link>https://www.datca-haber.com/makale/esma-ile-ahlaklanmak-12-el-mecid-el-bais-es-sehid-el-vekil-2876</link>
                <author>a.hikmetgul@gmail.com (A. Hikmet GÜL)</author>
                <guid>https://www.datca-haber.com/makale/esma-ile-ahlaklanmak-12-el-mecid-el-bais-es-sehid-el-vekil-2876</guid>
                <description><![CDATA[ESMÂ İLE AHLAKLANMAK - 12  EL-MECÎD, EL-BÂİS, EŞ-ŞEHÎD, EL-VEKÎL]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Can Dostlar!</p>

<p>Temmuz ayının başlarında başlamış olduğumuz “Esmâ ile Ahlaklanmak” konulu yazı dizimize hız kesmeden devam ediyoruz. Böylece 6 haftayı geride bıraktık. Zaman akıp gidiyor. Zannederim başlangıçta tahmin ettiğimiz gibi bu hizmeti 12 haftada tamamlayacağız. Rabbimizden kolaylık ihsan etmesini diliyoruz.</p>

<p>Bugün de inşallah ufkumuza ışık tutacak olan el-Mecîd, el-Bâis, eş-Şehîd ve el-Vekîl esmâlarını işleyeceğiz.</p>

<p>Gayret bizden, yardım Âlemlerin Rabbindendir.</p>

<p>Esmâü’l-Hüsnâ, Rabbimizi tanıtan güzel isimlerdir. Fakat bu isimleri yalnız dilde tekrar etmek yeterli değildir. Her bir isim, kalbimize bir ölçü, hayatımıza bir istikamet, ahlâkımıza bir güzellik kazandırmalıdır.</p>

<p>Bugün üzerinde duracağımız bu dört güzel isim bize şu hakikati hatırlatır:</p>

<p>Allah Mecîd’dir; kul şerefi dünyalık gösterişte değil, Rabbine kullukta arar.<br />
Allah Bâis’tir; kul gafletten uyanır, dirilişi ve hesabı unutmaz.<br />
Allah Şehîd’dir; kul her sözünün ve işinin Allah’ın şahitliği altında olduğunu bilir.<br />
Allah Vekîl’dir; kul sebeplere sarılır ama sonucunu Rabbine bırakır.</p>

<p>EL-MECÎD: ŞANI YÜCE, İKRAMI BOL OLAN RAB</p>

<p>El-Mecîd, şanı yüce, değeri sonsuz, ikramı bol, lütfu geniş olan Allah demektir.</p>

<p>İnsan dünyada şeref ve değer arar. Bazen bunu makamda, servette, soydan gelen övünçte, insanların alkışında veya kalabalıkların desteğinde bulacağını zanneder. Fakat Kur’an bize gerçek yüceliğin ve şerefin kaynağını hatırlatır.</p>

<p>Rabbimiz şöyle buyurur:</p>

<p>“O, çok bağışlayandır, çok sevendir. Arş’ın sahibidir, Mecîd’dir.”<br />
(Burûc, 85:14-15)</p>

<p>Bu ayette Rabbimiz hem bağışlayan, hem seven, hem de Mecîd olarak tanıtılır. Demek ki Allah’ın yüceliği yalnız kudretle değil; rahmet, bağışlama, sevgi ve ikramla birlikte anlaşılmalıdır.</p>

<p>El-Mecîd’i tanıyan insan, şerefi kibirde aramaz.<br />
Kendini büyük göstermeye çalışmaz.<br />
İnsanları küçülterek değer kazanacağını zannetmez.<br />
Malıyla, makamıyla, bilgisiyle, çevresiyle böbürlenmez.</p>

<p>Çünkü bilir ki gerçek yücelik Allah’a aittir. Kulun güzelliği ise Rabbine bağlılığı, ahlâkı, merhameti, adaleti ve emanete sadakatiyle ortaya çıkar.</p>

<p>Kur’an’da izzetin Allah’a ait olduğu bildirilir:</p>

<p>“Kim izzet istiyorsa bilsin ki izzet bütünüyle Allah’ındır.”<br />
(Fâtır, 35:10)</p>

<p>El-Mecîd’i tanıyan kul, insanların övgüsüne esir olmaz. Yaptığı iyiliği gösteriş için yapmaz. Allah katında değerli olmanın, insanların gözünde büyük görünmekten daha önemli olduğunu bilir.</p>

<p>Bugün kendimize soralım:</p>

<p>Ben şerefi ve değeri Allah’ın rızasında mı arıyorum, yoksa insanların alkışında mı?</p>

<p>EL-BÂİS: DİRİLTEN, UYANDIRAN, YENİDEN KALDIRAN RAB</p>

<p>El-Bâis, dirilten, uyandıran, yeniden kaldıran, ölümden sonra insanı tekrar var edecek olan Allah demektir.</p>

<p>Bu isim, insana hayatın yalnız bu dünyadan ibaret olmadığını hatırlatır. İnsan ölür, fakat yok olup gitmez. Bir gün yeniden diriltilir, yaptıklarıyla yüzleşir, Rabbine döndürülür.</p>

<p>Kur’an şöyle buyurur:<br />
“Kıyamet mutlaka gelecektir; onda hiçbir şüphe yoktur. Allah kabirlerde bulunanları diriltecektir.”<br />
(Hac, 22:7)</p>

<p>Bu ayet, insanın dünya hayatına bakışını değiştirir. Eğer ölüm son değilse, hayat da başıboş değildir. Eğer diriliş varsa, her sözün, her işin, her haksızlığın, her iyiliğin ve her tercihin bir karşılığı vardır.</p>

<p>El-Bâis’i tanıyan insan, gaflet uykusunda yaşamaz.</p>

<p>Ömrünü yalnız yemek, içmek, kazanmak, tüketmek ve oyalanmak için harcamaz.<br />
Ölümü düşünür ama ümitsizliğe düşmez.<br />
Dirilişi düşünür ama hayatı terk etmez.<br />
Hesabı düşünür ama Rabbimizin rahmetinden de ümit kesmez.</p>

<p>El-Bâis ismi bize yalnız öldükten sonra dirilişi değil, dünya hayatında da uyanmayı hatırlatır. İnsan bazen gafletle yaşar. Kalbi kararır, dili sertleşir, merhameti azalır, ibadeti alışkanlığa döner, haksızlığı normal görmeye başlar. İşte böyle anlarda insanın yeniden uyanmaya ihtiyacı vardır.</p>

<p>Bir ayetle uyanır.<br />
Bir dua ile uyanır.<br />
Bir musibetle uyanır.<br />
Bir ölüm haberiyle uyanır.<br />
Bir yetimin bakışıyla uyanır.<br />
Bir secdede içinin titremesiyle uyanır.</p>

<p>Rabbimiz şöyle buyurur:</p>

<p>“Biliniz ki Allah, yeryüzünü ölümünden sonra diriltir. Akledesiniz diye ayetleri size açıkladık.”<br />
(Hadîd, 57:17)</p>

<p>Toprak nasıl kuruduktan sonra yağmurla diriliyorsa, insanın kalbi de Allah’ın ayetleriyle, tövbeyle, dua ile ve salih amelle yeniden dirilebilir.</p>

<p>Bugün kendimize soralım:</p>

<p>Ben dirilişe inanan biri olarak mı yaşıyorum, yoksa ölüm ve hesap yokmuş gibi mi davranıyorum?</p>

<p>EŞ-ŞEHÎD: HER ŞEYE ŞAHİT OLAN RAB</p>

<p>Eş-Şehîd, her şeye şahit olan, hiçbir söz ve davranış kendisinden gizli kalmayan, kullarının yaptıklarını bilen Allah demektir.</p>

<p>İnsan çoğu zaman başkalarının görmesine göre yaşar. İnsanların yanında daha dikkatli olur; yalnız kaldığında gevşeyebilir. Kalabalıkta doğru görünür; gizlide başka davranabilir. Fakat Rabbimiz eş-Şehîd’dir. O, her şeye şahittir.</p>

<p>Kur’an şöyle buyurur:</p>

<p>“Şüphesiz Allah her şeye şahittir.”<br />
(Hac, 22:17)</p>

<p>Bu ayet, insanın bütün hayatına ölçü koyar.</p>

<p>Söylediğimiz söze Allah şahittir.<br />
Verdiğimiz söze Allah şahittir.<br />
Tuttuğumuz emanete Allah şahittir.</p>

<p>Kırdığımız kalbe Allah şahittir.<br />
Yaptığımız iyiliğe Allah şahittir.<br />
Kimsenin görmediği sabra Allah şahittir.<br />
Kimsenin bilmediği haksızlığa da Allah şahittir.</p>

<p>Eş-Şehîd’i tanıyan kul, kendisini yalnız hissetmez. Mazlumsa bilir ki Allah şahittir. Emeği görülmediyse bilir ki Allah şahittir. Hakkı yenmişse bilir ki Allah şahittir.</p>

<p>Ama bu isim aynı zamanda büyük bir sorumluluk da yükler. İnsan gizlide yaptığı yanlışı “kimse bilmiyor” diye küçümseyemez. Allah şahitse, hiçbir şey kaybolmaz.</p>

<p>Kur’an şöyle buyurur:</p>

<p>“Nerede olursanız olun, O sizinle beraberdir. Allah yaptıklarınızı görendir.”<br />
(Hadîd, 57:4)</p>

<p>Eş-Şehîd’i tanıyan insan, şahitliğinde de dürüst olur. Gördüğünü eğip bükmez. Kendi tarafı için yalan söylemez. Sevdiği haksızsa onu örtmez. Sevmediği haklıysa hakkını teslim eder.</p>

<p>Çünkü Allah’ın şahitliğine inanan kul, kendi şahitliğini kirletmekten sakınır.</p>

<p>Bugün kendimize soralım:<br />
Allah’ın şahit olduğu bir hayatı, ben hangi söz ve davranışlarla kirletiyorum?</p>

<p>EL-VEKÎL: GÜVENİLİP DAYANILAN RAB</p>

<p>El-Vekîl, kendisine güvenilen, kullarının işlerini en güzel şekilde gözeten, dayanılıp sığınılan Allah demektir.</p>

<p>İnsan hayatta birçok yük taşır. Geçim derdi, aile sorumluluğu, hastalık, yaşlılık, gelecek endişesi, evlat kaygısı, iş sıkıntısı, toplumun hâli… Bazen insanın omuzları ağırlaşır. İşte kul böyle zamanlarda bilir ki Rabbimiz el-Vekîl’dir.</p>

<p>Kur’an şöyle buyurur:</p>

<p>“Vekil olarak Allah yeter.”<br />
(Ahzâb, 33:3)</p>

<p>Bu ayet, kalbe büyük bir huzur verir. Fakat tevekkülü tembellik zannetmemek gerekir. Allah’a tevekkül etmek, sebepleri terk etmek değildir. Kul elinden geleni yapar, gayret eder, doğru yolu arar, helal sebeplere sarılır; sonra sonucu Allah’a bırakır.</p>

<p>El-Vekîl’i tanıyan insan, hem çalışır hem güvenir.</p>

<p>Hem tedbir alır hem teslim olur.<br />
Hem dua eder hem gayret eder.<br />
Hem sorumluluğunu yerine getirir hem de sonucu Rabbine havale eder.<br />
Kur’an’da müminlerin zor zamanda söyledikleri söz şöyle bildirilir:<br />
“Allah bize yeter. O ne güzel vekildir.”<br />
(Âl-i İmrân, 3:173)</p>

<p>Bu söz, çaresizliğin değil; Allah’a güvenmenin sözüdür. Mümin, her şey kolayken değil, zor zamanda da Rabbine dayanmayı öğrenir.</p>

<p>El-Vekîl’i tanıyan kul, insanların elindeki gücü mutlak görmez. Rızkını yalnız patronundan, huzurunu yalnız şartlardan, geleceğini yalnız planlarından bilmez. Elbette insanlara teşekkür eder, sebeplere değer verir; fakat kalbini sebeplere esir etmez.</p>

<p>Çünkü vekil olarak Allah yeter.</p>

<p>Bugün kendimize soralım:</p>

<p>Ben sebeplere sarıldıktan sonra sonucu Rabbime bırakabiliyor muyum, yoksa her şeyi kendi gücümle kontrol etmeye mi çalışıyorum?</p>

<p>YÜCELİK, DİRİLİŞ, ŞAHİTLİK VE TEVEKKÜL BİLİNCİ</p>

<p>Can Dostlar!</p>

<p>Bugün üzerinde durduğumuz bu dört güzel isim, hayatımızın her alanına ölçü koyar.</p>

<p>Bir kez daha özetlemek gerekirse:</p>

<p>El-Mecîd bize, şan ve yüceliğin Allah’a ait olduğunu hatırlatır. Kula düşen, değeri dünyalık gösterişte değil, Allah’ın rızasında aramaktır.</p>

<p>El-Bâis Rabbimizin dirilten ve uyandıran olduğunu öğretir. Kula düşen, gafletten uyanmak, dirilişi ve hesabı unutmadan yaşamaktır.</p>

<p>Eş-Şehîd Allah’ın her şeye şahit olduğunu bildirir. Kula düşen, gizlide ve açıkta Allah’ın şahitliği altında olduğunu bilerek davranmaktır.</p>

<p>El-Vekîl güvenilip dayanılacak gerçek merciin Allah olduğunu gösterir. Kula düşen, sebeplere sarılmak ama kalbini sonuca değil Rabbine bağlamaktır.</p>

<p>Unutmayalım:</p>

<p>Allah Mecîd’dir; kul şerefi gösterişte değil kullukta arar.<br />
Allah Bâis’tir; kul gaflet uykusundan uyanır.<br />
Allah Şehîd’dir; kul hiçbir sözünün kaybolmadığını bilir.<br />
Allah Vekîl’dir; kul gayret eder, Rabbine dayanır.</p>

<p>Esmâ ile ahlaklanmak; Rabbimizin güzel isimlerini yalnız dilde anmak değil, o isimlerin bize öğrettiği kulluk bilincini hayata taşımaktır.</p>

<p>Rabbimiz bizleri; şerefi O’nun rızasında arayan, diriliş ve hesap bilinciyle yaşayan, her hâlinin Allah’ın şahitliği altında olduğunu bilen, sebeplere sarılıp sonucu Rabbine bırakan kullarından eylesin.</p>

<p>Esmâullâh ahlâkı ile ahlaklanma gayreti içinde olan gönül dostlarına selam olsun.</p>

<p>“Esmâ ile Ahlaklanmak”ta yeniden buluşmak üzere.</p>

<p>Sağlıkla kalın, esen kalın, hoş kalın Can Dostlar!</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 16:43:23 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.datca-haber.com/images/kullanicilar/2024/12/a-hikmet-gul-1733901285.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>TEMEL TORPİLİ ANLAMIYOR!</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://www.datca-haber.com/makale/temel-torpili-anlamiyor-2875</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://www.datca-haber.com/makale/temel-torpili-anlamiyor-2875</guid>
                <description><![CDATA[TEMEL TORPİLİ ANLAMIYOR!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bir fabrikanın ustabaşı olan Dursun, bakmış sırada Temel de var, İçinden<br />
-Ha bu hemşerime kolay soru sorayım da işe girsin, diye düşünmüş.<br />
Dursun, ilk soruyu yapıştırmış:<br />
-Temel, de bakalım, bahçede 7 koyunun var, bir de ben verdim kaç etti.?<br />
Temel hiç düşünmeden,<br />
-9 eder, demiş.<br />
Dursun içinden(Bu biraz zor oldu, biraz daha kolay sorayım )demiş.<br />
-Peki Temel, bahçede 3 koyunun var, bir de ben verdim, deyince<br />
-Temel: 5 eder demiş.<br />
Dursun, Allah deyip, son soruyu da sormuş,biraz da kızarak:<br />
-Ula de bakalım, 1 koyunun var, bir de ben verdim, kaç eder?<br />
Temel hiç duraksamadan: Üç, deyince.. Dursun:<br />
-Yahu hiçbir sorumu bilemedin. Seni nasıl işe alayım?<br />
Temel:<br />
-Hepsi doğruydu.<br />
-Nasıl, demiş Dursun<br />
Temel:<br />
-Ula senin verdiklerin, bahcedekiler, bir de benim evdeki koyunum var, de bakalım<br />
yalanım var mı?</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 16:43:22 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>YİYECEKLERİNİZİ BUZDOLABINDA NASIL SAKLAMALISINIZ?</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://www.datca-haber.com/makale/yiyeceklerinizi-buzdolabinda-nasil-saklamalisiniz-2874</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://www.datca-haber.com/makale/yiyeceklerinizi-buzdolabinda-nasil-saklamalisiniz-2874</guid>
                <description><![CDATA[YİYECEKLERİNİZİ BUZDOLABINDA NASIL SAKLAMALISINIZ?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>*Yumurtaları kendi ambalajında ve kapak ya da kapağa yakın yerde</p>

<p>saklamayın</p>

<p>*En hassas ürünlerden biri bebek mamasıdır. Kesinlikle son tüketim</p>

<p>tarihinden sonra kullanmayın</p>

<p>*Ambalajlı süt açıldıktan sonra kullanılmalı, tekrar saklanmamalı. Ekşime</p>

<p>vs. gibi kesme, çökelek gibi deneyimler yapılmamalıdır.</p>

<p>*Yoğurdun üzerindeki sudan korkmayın. Ancak renk değişikliği, küf varsa</p>

<p>tüketmeyin</p>

<p>*Krema ve kaymak paket açıldıktan sonra tüketilmelidir.</p>

<p>*Labne, krem peynir ve taze lor peynirinin üzeri küflenmişse, sadece küfü</p>

<p>atıp tüketmek doğru değildir. Küflenen peynir kesinlikle tüketilmemelidir.</p>

<p>*Kaşar ve eski kaşar küflenmişse, 2,5 cm kadar küflü bölüm atılıp</p>

<p>kullanılabilir. Çünkü sert peynirlerde bakteri dağılımı çok olmaz.</p>

<p>*Yeşillikler, yıkandıktan sonra çok iyi kurutulup, dolaba öyle konulmalıdır.</p>

<p>*Yemeklik yağlar zamanla bozulabilir. Koku ve tat durumuna göre</p>

<p>değerlendirin. Ekşi koku varsa tüketmeyin</p>

<p>*Beyaz peynir kendi salamurası içinde, ya da vakumlanarak saklanmalıdır.</p>

<p>*Evde pişirilen sebze yemekleri 3 veya 4 gün içinde tüketilmelidir.</p>

<p>*Artan pilav ve makarnalar dışarıda bekletilmemelidir. Soğutulup dolaba</p>

<p>atılmalıdır.</p>

<p>*Sağlam ve açılmamış konserveler tam bir bombadır. Her ne kadar</p>

<p>üzerinde TETT yazsa da, siz yine de kutulara bakın, şişmiş., ezilmiş</p>

<p>konserveleri almayın, böyle olursa da kullanmayın</p>

<p>*Vakumlanmamış, ancak dilimlenmiş şarküteri ürünlerine dikkat!(Salam,</p>

<p>sucuk, pastırma) 3 veya 4 gün içinde tüketilmelidir.</p>

<p>*Mayonez ve ketçap gibi ürünler açıldıktan kısa süre içinde tüketilmelidir.</p>

<p>*Zeytin, turşu ve öteki salamura içindeki ürünlerin kapakları iyi kapatılmalı.</p>

<p>Alınırken temiz kaşık kullanılmalıdır.</p>

<p>Bu şekilde saklanmayan veya saklanan ürünlerin zararlarını da</p>

<p>arayıp inceleyebilirsiniz.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 16:43:21 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>HALK AĞIZLARINDA ATASÖZLERİ</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://www.datca-haber.com/makale/halk-agizlarinda-atasozleri-2873</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://www.datca-haber.com/makale/halk-agizlarinda-atasozleri-2873</guid>
                <description><![CDATA[HALK AĞIZLARINDA ATASÖZLERİ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>-Cılk yumurtadan cücük(civciv) çıkmaz(nevşhir)</p>

<p>-Cömert eli kimse kesmez(Isprta,svas)</p>

<p>-Çabuk parlayan çabuk söner(Adana,D.bakır,İzmr)</p>

<p>-Çakaldan kurt olmaz, gene kurtoğlu kurt gerek(G.ant)</p>

<p>-Çakalın eniği kurt olmaz,aslanın yatağı yurt olmaz(Van)</p>

<p>-Çakal olup, aslan peşinde koşma(Isprta)</p>

<p>-Çakmadık tabancayı belinde gezdirme(Ank.)</p>

<p>-Çalışırsan hakır hakır, aşın pişer fakır fakır(E.şehir)</p>

<p>-Çam dalı ağıl olmaz, el oğlu oğul olmaz(Uşak,Dnzli,Adana)</p>

<p>-Çamın közü, yalancının sözü olmaz(Mlatya,Ordu)</p>

<p>-Çamur olmayan yerde hamur olmaz(Samsun)</p>

<p>-Çarşamba yalan diyenin,Perşembe yüzü kara çıkar(Van)</p>

<p>-Çarşıdaki ete soğan doğrama(Isprta)</p>

<p>-Çarşıdaki pirinç pilavını düşünen evdeki bulgur pilavını da kaybeder(E.şehir)</p>

<p>-Çarşı iti ile ava gidilmez(Adana,Mltya,bitls)</p>

<p>-Çaydaki balığa yağ kızartma(Ankara)</p>

<p>-Çelik gibi sert,hamur gibi yumuşak olma(Sivas)</p>

<p>-Çerden çöpten odun olmaz(Konya)</p>

<p>-Çiftçinin ahmağı bostancı,talebenin ahmağı destancı olur(Artvin)</p>

<p>-Çiftçinin ambarı sabanın ucundadır(Bolu,Malatya,D.bakır)</p>

<p>-Çiftçi üç şeyden zengindir;arıdan,karıdan,darıdan(Ank.)</p>

<p>-Çoban olmadan sürü olmaz(Çnakkale)</p>

<p>-Çocuğu banağa,komşuyu çanağa alıştırma(Denizli)</p>

<p>-Çocuk,evin meyvesidir(Ank.)</p>

<p>-Çocukla, itin hatırı kalmaz(Smsun)</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 16:43:20 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MUĞLA TÜRKÜLERİ FİKRİYE HANIM(58)</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://www.datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri-fikriye-hanim58-2872</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://www.datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri-fikriye-hanim58-2872</guid>
                <description><![CDATA[MUĞLA TÜRKÜLERİ FİKRİYE HANIM(58)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Deniz üstünde gemiler,</p>

<p>Dombul dombul memeler,</p>

<p>Memelerin uç vermiş (Fikriye Hanım)</p>

<p>İlik tutamaz düğmeler.</p>

<p>***</p>

<p>Dam üstünde sazım var,</p>

<p>Sana bir çift sözüm var,</p>

<p>Söylemeye utandım(Fikriye Hanım)</p>

<p>Al yanakta gözüm var</p>

<p>***</p>

<p>Balta hurdum meşeye</p>

<p>Rakı da d7oldur şişeye,</p>

<p>Gel sarılalım yatalım(Fikriye Hanım)</p>

<p>İkimiz bir döşeğe.</p>

<p>Bur türkünün de anonim manilerden üretildiği görülmektedir. Bu</p>

<p>konu hakkında yeterli araştırma yapılmamıştır. Böyle olunca da, kimi Muğla</p>

<p>türküsü başka yerlerde başka biçimlerde karşımıza çıkmaktadır. Buna</p>

<p>benzer türküleri birçok ünlüden de duymuş olmalısınız.</p>

<p>Burada alımlı, çalımlı bir kadından söz edilmektedir. Keyif türküsüdür.</p>

<p>Bodrum yöresinde düğünlerde kadınlar tarafından söylenmektedir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 16:43:19 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Tatil Trendlerinde Değişimler ve Turizm sektörüne etkileri…</title>
                <category>Adil Çulhaoğlu</category>
                <link>https://www.datca-haber.com/makale/tatil-trendlerinde-degisimler-ve-turizm-sektorune-etkileri-2871</link>
                <author>adilculhaoglu@gmail.com (Adil Çulhaoğlu)</author>
                <guid>https://www.datca-haber.com/makale/tatil-trendlerinde-degisimler-ve-turizm-sektorune-etkileri-2871</guid>
                <description><![CDATA[Tatil Trendlerinde Değişimler ve Turizm sektörüne etkileri…]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Sırt Çantalı, oto stopla ülkeler gezilip kartpostalların gönderildiği yıllardan,bir kaç saatlik uçuşla, her</p>

<p>şey dahil konaklanılan bir sahil veya şehir oteli,bir apart otel,bir kruvaziyer gemi veya guletten</p>

<p>fotoğraflar ve videoların bir tuşla gönderildiği yıllara gelen turizm sektörü ile yerel yönetimler tatil</p>

<p>trentlerindeki değişimlere ayak uydurmaya, aynı zamanda ortaya çıkan problemlere çözüm bulmaya</p>

<p>çalışıyor.</p>

<p>Tatil yapmanın tekrar eden bir moda gibi,1970-80'li yılların tatil yapma şekli yeniden karşımıza genç</p>

<p>kuşağın talebi olarak karşımıza çıkıyor,ama aynı zamanda,tatilci gönderen ülkelerdeki demorafik ve</p>

<p>sosyo- ekonomik değişimlere paralel olarak bir tatilden beklentilerin de değişmekte olduğu</p>

<p>gözlenmektedir.Daha fazla kişiye özel tatil,ama seyahat ederek keşfedilmemiş yerleri ilk keşfedenler</p>

<p>olmak,farklı küçük yerlerde konaklanan otellerde yarım pansiyon konaklama,akşam yemeklerinin</p>

<p>otellerin anlaşmalı olduğu farklı lokantalarda yenilebilme imkanı,apart otel ya da kiralık evlerde</p>

<p>kalarak bir şehri tanımanın ötesinde,şehirde yaşama duygusunu tatma isteği gibi farklı seyahat</p>

<p>türlerinin yanında ekolojik sorunlara karşı sosyal sorumluluk taşımak isteyen farklı bir tatilci kuşağı</p>

<p>turizm sektörünü değişime zorluyor.</p>

<p>Bu duruma en en son örnek olarak,turist gönderen Avrupa ülkelerinde iklim değişikliği için karşı</p>

<p>gösterilerin ortaokul öğrencilerin gösteri yapmalarına kadar inen çevre duyarlılığı,toplumun bütün</p>

<p>kesimlerinde dokunulmamış doğa,temiz çevreyle ilgili duyarlılığın çok fazla olduğu ve</p>

<p>olacağını,gidilecek tatil yerlerine de bu duyarlılıkların taşındığı,tatil için seçilen beldelerde aranan</p>

<p>özellikler arasnda ilk sırada yer almaya başladığı görülmektedir.Öyle ki bir çok avrupa şehirinde çevre</p>

<p>kirliliğinden kaçış için uçakların gece bir saatten sonra yapılmasına yasak getirilmiş.Hatta uçak yakıtına</p>

<p>vergi getirilmesi de sık sık gündeme yer almaktadır..</p>

<p>İnsanların tatil yapma alışkanlıklarındaki değişimler tatilci kabul eden ülkeler,şehirler ve beldelerinde</p>

<p>olumlu olumsuz değişimlere neden olmaktadır.Avrupa'nın İtalya, İspanya, Yunanistan gibi ülkelerin</p>

<p>Akdeniz kıyılarındaki Santorini, Mallorca, Barcelona başta olmak üzere, tatil beldelerinde “Tourist Go</p>

<p>Home” sloganlarının duvarlara yazılmasına kadar uzanan olumsuz tavırlar ve davranışlarla ilgili</p>

<p>geçmiş yıllarda görülen medyadaki haberlerin https://www.turizmaktuel.com/public/haber/turk-</p>

<p>turizminin-gucu bu yıl da artarak devam ettiği gözleniyor.</p>

<p>Turizmde ana sezonun başladığı bu günlerde, Akdeniz’deki bazı tatil beldelerinde yaşanan yoğunluk</p>

<p>nedeniyle ortaya çıkan su sıkıntısı, oluşan çöplerin kaldırılmaması,çevre kirliği gibi alt yapı</p>

<p>problemlerinin yanında farklı problemlerden de bahsedilmektedir.Tatil beldelerinde tatiliclerin,</p>

<p>restorant ve barlar gibi eğlence yeme içme ve eğlence yerlerinden sokaklara taşmalarıyla ortaya</p>

<p>çıkan gürültü kirliliği gibi çeşitli etmenler ve yerel yönetimlerce alınan tedbirler,bunun yerel halkın</p>

<p>günlük yaşamlarına olumsuz yansımalarının prostestolara neden olduğu ifade olunmaktadır.</p>

<p>Kruvaziyer gemilerin yanaştığı limanlarda neden oldukları gaz salınımı gibi olumsuz çevresel etkiler</p>

<p>sonucu,bu gemilerin demirlemeisne sınırlama getiren Mallorca 'nın ardından, neden olduğu bir kaza</p>

<p>sonucu Venedik'te gösteriler yapılması bu duruma başka bir örnek olarak verilebilir.</p>

<p>Daha da önemlisi,bir çok ülke tarafından belirli mebleğın üzerinde gayrimenkul satın alanlara</p>

<p>vatandaşlık verilmesi,bunun da yeni yapılaşmaya yol açması nedeniyle özellikle tarihi yerlerin</p>

<p>bulunduğu semtler ile kent merkezlerinde otantik havanın bozulduğu,gayrimenkul fiyatlarını&nbsp;</p>

<p>yükselttiği,şehirlilerin konut satın almalarını güçleştirdiği ve kenar semtlere taşınmak zorunda</p>

<p>kaldıkları olduğu yolunda bilgilere medyada rastlanıyor.</p>

<p>Diğer yandan şehir merkezlerinde turistlere evlerin kısa süreli kiralanmasının tercih edilmesindeki</p>

<p>yoğun artışın,kira artışlarına yol açması ,normal şehirlinin kiralık ev bulma sorunu yaşaması,onları</p>

<p>ekonomik olarak olumsuz bir etmen. City turizm ‘in yoğunlaştığı şehirlerde evleri kiraya veren</p>

<p>firmalara tepkiler artıyor. Bütçelerine uygun kiralık konut bulamakta güçlük yaşayan şehirliler de</p>

<p>kenar mahallelere gitmek zorunda kalmaktadır.Şehirlilerin kenar semtlere gittiği şehirlerde,turistlerin</p>

<p>olmadığı zamanlarda boş meydanlar ve caddeleriyle ıssızlaşan kent merkezleri ile karşı karşıya</p>

<p>kalnıyor.</p>

<p>Şehir merkezlerinin sadece turistlere kaldığı haberlerini görünce, yıllar önce dinlediğim bir</p>

<p>hikayeyi hatırladım.Ankara'da bir fotoğraf gezisi için gittiğimiz Nallıhan'nın bir köyünde bir hanın</p>

<p>sadece temel kalıntılarını görmüş ,kahvede sohbet ettiğim köyün yaşlılarından hanın tarihçesini</p>

<p>öğrenmek için bilgi almak istemiştim.'Beyim o zamanlar kervanlar buraya gelip burada</p>

<p>konaklıyorlardı. Bizden saman ve yiyecek istiyorlardı.Oysa bizim samanımız ve yiyeceğimiz ancak bize</p>

<p>yetiyordu.Bir gece hanı yıkıp yayalalara göçtük ve 5 yıl gelmedik' diye cevap vermişti.</p>

<p>Ülkemizde,başta İstanbul, İzmir,Antalya,Mersin Trabzon gibi büyük kentlerimizde yabancılara konut</p>

<p>satışları nedeniyle konut fiyatlarının ve kiraların yükelmesinin benzer sorunları yaşatmaya başladığı</p>

<p>bilinmektedir. Bir örnek vermek gerekirse,İstanbul'da Taksim,Talimhane,İstiklal Caddesi ,Beyoğlu ve</p>

<p>tarihi yarımada da turist konaklamaları yoğunlaşmasının getirdiği çevresel sorunların ve çözüm</p>

<p>beklentilerin gittikçe arttığı gözlenmektedir.</p>

<p>Tatilci tercihlerindeki değişimler, turizm sektöründe daha birçok değişikliklere neden olacağını</p>

<p>bekleyip görmek gerekiyor…</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 16:43:18 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.datca-haber.com/images/kullanicilar/2024/02/adil-culhaoglu-1709211157.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>NEREYE  KOŞUYORUZ</title>
                <category>İ.Yekta Kolcu</category>
                <link>https://www.datca-haber.com/makale/nereye-kosuyoruz-2870</link>
                <author>yektakolcu48@gmail.com (İ.Yekta Kolcu)</author>
                <guid>https://www.datca-haber.com/makale/nereye-kosuyoruz-2870</guid>
                <description><![CDATA[NEREYE  KOŞUYORUZ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Son&nbsp; &nbsp;günlerde&nbsp; &nbsp;hep&nbsp; &nbsp; olumsuz&nbsp; şahsımı&nbsp; &nbsp;üzen&nbsp; haberler&nbsp; &nbsp; alıyorum.&nbsp;</p>

<p>Geçen&nbsp; &nbsp;hafta&nbsp; &nbsp; içinde, 50&nbsp; yılın&nbsp; üstünde&nbsp; dostluğumuz&nbsp; &nbsp;olan ,&nbsp; mesai&nbsp; &nbsp; ağabeyimiz Datça Mıza&nbsp; &nbsp;demir&nbsp; &nbsp; atmış&nbsp; Nail&nbsp; &nbsp;TANRIVERDİ&nbsp; &nbsp;ağabeyimizi&nbsp; &nbsp;sonsuzluğa&nbsp; &nbsp; uğurladık. (Çalışma&nbsp; Ataşesi/ Müşaviri)&nbsp; Çok&nbsp; &nbsp;sevdiği&nbsp; Hızırşah&nbsp; mezarlığına&nbsp; defnettik.</p>

<p>Dün&nbsp; &nbsp;ise, Rahmetli&nbsp; &nbsp; Ali KOLCU&nbsp; Amcamın&nbsp; (Ali&nbsp; &nbsp;Çavuş)&nbsp; torunu&nbsp; &nbsp;Mehmet&nbsp; SEZER&nbsp; &nbsp;ı&nbsp; &nbsp;da&nbsp; &nbsp;kaybettik.Yıllar&nbsp; &nbsp; &nbsp;önce&nbsp; &nbsp;kaybettiği Babası&nbsp; &nbsp;ile,geçen&nbsp; yıl kaybettiğimiz&nbsp; &nbsp;Annesi&nbsp; &nbsp;ile&nbsp; &nbsp; aynı&nbsp; yerde&nbsp; &nbsp;buluştular. Kendilerine&nbsp; &nbsp; rahmetler&nbsp; &nbsp; ve&nbsp; sevenlerine&nbsp; &nbsp; ailelerine&nbsp; &nbsp; &nbsp;sabırlar&nbsp; dilerim.</p>

<p>Bugün&nbsp; &nbsp;sizlerle&nbsp; &nbsp; farklı&nbsp; bir&nbsp; konuyu&nbsp; &nbsp;paylaşmak&nbsp; &nbsp;istiyorum.</p>

<p>Yaz&nbsp; &nbsp;günlerinin&nbsp; &nbsp;en&nbsp; sıcak&nbsp; &nbsp;günlerini&nbsp; &nbsp;yaşıyoruz.&nbsp; Maşallah&nbsp; hayatın&nbsp; &nbsp;akışı&nbsp; &nbsp; içinde&nbsp; düğünlerde&nbsp; hayatın&nbsp; &nbsp;bir&nbsp; &nbsp; gerçeği.&nbsp; &nbsp;Ancak&nbsp; bu&nbsp; sıcak&nbsp; günlerde&nbsp; zaten&nbsp; tüketilen&nbsp; &nbsp; ALKOL&nbsp; &nbsp;tavan&nbsp; &nbsp;yapmakta.&nbsp; Elbette&nbsp; &nbsp; alkolün&nbsp; &nbsp; faydaları&nbsp; diyecek&nbsp; değilim ,Sigara&nbsp; &nbsp; ile&nbsp; &nbsp;birlikte&nbsp; &nbsp;tüketilen&nbsp; -harcanan hayat&nbsp; kendilerinin.&nbsp; Yalnız&nbsp; &nbsp;alkol alınınca&nbsp; &nbsp;araç&nbsp; kullanımı&nbsp; başkalarınıda&nbsp; &nbsp; ilgilendiriyor. Kaçak&nbsp; &nbsp;üretilen bilhassa&nbsp; Rakı,&nbsp; &nbsp;sonuçları kimilerinin&nbsp; &nbsp;umrunda&nbsp; değil.Herkes&nbsp; &nbsp;biraz&nbsp; aklını&nbsp; &nbsp;başına&nbsp; &nbsp;toplama&nbsp; zamanı&nbsp; &nbsp; geldi&nbsp; &nbsp; geçiyor.Kamu&nbsp; &nbsp; görevlilerimiz&nbsp; herkesin&nbsp; &nbsp;nefsine&nbsp; kelepçe&nbsp; &nbsp;takacak&nbsp; değil.</p>

<p>Bir&nbsp; diğer&nbsp; &nbsp;gözlemim&nbsp; &nbsp; ise. OBEZİTE,&nbsp; Konu&nbsp; &nbsp; genetik&nbsp; veya&nbsp; &nbsp; beslenmeden&nbsp; &nbsp;deselerde ,bilhassa&nbsp; &nbsp;bayanlar&nbsp; &nbsp; için&nbsp; büyük&nbsp; tehlike.Beslenme&nbsp; &nbsp; alışkanlıklarının sonuçları ,spor&nbsp; &nbsp;salonlarında&nbsp; &nbsp;çözümde&nbsp; &nbsp;üretiliyor mu&nbsp; &nbsp;acaba.?Bu Konunun&nbsp; &nbsp;bence&nbsp; sağlık&nbsp; &nbsp; sorumlularımızca&nbsp; &nbsp;yüksek&nbsp; &nbsp;sesle&nbsp; &nbsp; dile&nbsp; &nbsp; getirilmesinde&nbsp; &nbsp; öncü&nbsp; &nbsp;olmaları&nbsp; &nbsp; &nbsp;gerekmez mi.?&nbsp; &nbsp;Hazır&nbsp; &nbsp; gıdalar&nbsp; &nbsp;herkes&nbsp; &nbsp;için&nbsp; &nbsp;tehlike&nbsp; &nbsp;densede,kapitalist&nbsp; dünya&nbsp; beslenme&nbsp; &nbsp;konusu&nbsp; &nbsp; ile&nbsp; &nbsp;insan hayatı&nbsp; &nbsp; ile&nbsp; &nbsp;kumar&nbsp; &nbsp; oynuyor.Para&nbsp; &nbsp; &nbsp; gelsin kazanılsın&nbsp; yeter.&nbsp; !!!</p>

<p>İlçemizde ;,</p>

<p>KANSER&nbsp; &nbsp;vakalarının&nbsp; artış&nbsp; nedenleri&nbsp; &nbsp;ve&nbsp; sonuçları&nbsp; hakkında&nbsp; bir&nbsp; çalışma&nbsp; &nbsp; var mıdır&nbsp; &nbsp; acaba.?</p>

<p>Bilhassa&nbsp; merkez&nbsp; mahallemizde&nbsp; trafikten&nbsp; herkes&nbsp; şikayetçi&nbsp; &nbsp;ancak, kuralları&nbsp; &nbsp;bozan&nbsp; uymayanlarda&nbsp; kendileri.&nbsp; &nbsp;Hani&nbsp; derler ya&nbsp; &nbsp;HEM KEL&nbsp; &nbsp;HEMDE&nbsp; &nbsp;FODUL... HEM SUÇLU&nbsp; &nbsp;HEMDE&nbsp; &nbsp;GÜÇLÜYÜM&nbsp; &nbsp; diyorlar.&nbsp; Ne&nbsp; diyelim.?</p>

<p>İlgililerimizin&nbsp; &nbsp;/sorumlularımızın&nbsp; &nbsp;dikkatlerine:</p>

<p>Bazı&nbsp; sokak-caddelerde&nbsp; NAVİGASYON&nbsp; DÜZENLEMESİ&nbsp; &nbsp; İLE&nbsp; TRAFİK&nbsp; İŞARETLERİ&nbsp; &nbsp; &nbsp;UYUMLU&nbsp; &nbsp;DEĞİL.</p>

<p>Bizden&nbsp; &nbsp;hatırlatması.</p>

<p>Sağlıcakla ...</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 16:43:16 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.datca-haber.com/images/kullanicilar/2025/12/iyekta-kolcu-1766133208.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MUĞLA TÜRKÜLERİ FERAYE (57)</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://www.datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri-feraye-57-2869</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://www.datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri-feraye-57-2869</guid>
                <description><![CDATA[MUĞLA TÜRKÜLERİ FERAYE (57)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Feraye’dir gızın adı Feraye<br />
Öf yar yandım aman aman<br />
Esmer yârim de aman da Feraye<br />
Amman da Amman Feraye<br />
Türkmen gızı gatarlamış mayayı<br />
Öf yar yandım aman aman<br />
Esmer yârim de ah aman aman mayayı<br />
Amman da amman mayayı.</p>

<p>***<br />
Hop dirinna nay, ninna nay, nina nay<br />
Amman da amman Feraye</p>

<p>***<br />
Demirciler demir döver tunç olur<br />
Öf yar yandım aman aman<br />
Esmer yârim de , aman tunç olur.<br />
Amman amman tunç olur<br />
Sevip sevip ayrılması güç olur<br />
Öf yar yandım aman aman<br />
Esmer yârim de, ah aman güç olur<br />
Amman amman da güç olur.</p>

<p>***<br />
Hop dirinna nay, ninna nay, nina nay<br />
Amman da amman Feraye &nbsp;&nbsp;</p>

<p>1402-1424 yılları arasında egemenlik süren Menteşe Beyliği beylerinden Yakup Bey7in oğlu İlyas Bey, henüz beylik mertebesine erişmeden Marçal dağlarında avlanırken, güzel bir çoban kızı görür. Kız öylesine alımlı ve güzeldir ki…İlyas bey, buna ilgisiz kalamaz. İlk görüşte abayı yakar. Utana sıkıla kıza yaklaşır ve ona olan duygularını doğrudan açıklar. Feraye’ye evlenme teklif eder. Kız da yaşamında ilk kez gördüğü ve kendisine ilgi duyan bu yabancı gence karşı kayıtsız kalmamıştır. Aralarında bu konuşma geçtikten sonra Feraye “BABAM BİLİR KİMİNLE EVLENECEĞİMİ” der ve babasından istetmesini söyler. Artık ok yaydan çıkmıştır ve İlyas Bey için bu kızdan vaz geçmek zordur. Gider, anasına ve babasına durumu anlatır. Evde hiç ummadığı bir tepkiyle karşılaşır. &nbsp;Çünkü İlyas Bey, bir bey oğludur ve her önüne gelen kıza aşık olamaz. Evleneceği kızın da bir bey kızı olması gerekmektedir. İlyas bey diretince, babası razı olur . Menteşe Beyi olarak kızı istemeye gider. Her şey olumludur. Koca bir beyin kızlarını istemesinden Feraye’nin babası da mutludur. Kız alınıp, verilir. Ancak arada bir sorun daha vardır. Feraye’nin abisi Mıstık ,gurbette olduğu için bu alıp vermelerden geç haberdar olur. Öğrendiğinde Feraye çoktan verilmiştir. Evliliğine karşı çıkar, ne dedilerse, ne ettilerse ikna olmaz Feraye’nin abisinin bir sebebi şudur” Ben daha büyüğüm, evlenme sırası bendedir” diyerek evliliğe karşı çıkar, böylece evlenme işi suya düşer. Bu arada İlyas Bey ile Feraye arasındaki aşk korlanmıştır. Kaçmaktan başka çareleri kalmamıştır. Marçal Dağlarından katarlanmış maya ile, Dipsiz kapuz adı verilen bölgede buluşup, deveye yüklediği eşyalarla kaçmak düşüncesindedirler.&nbsp;<br />
Bunu duyan Feraye’nin ağabeyi Mıstık o bölgede pusu kurup bekler, Feraye’yi pusu kurarak öldürür. Bu durumu Feraye’nin uçurumdan atılmasından sonra öğrenen İlyas Bey ağıt yakar. Bahsettiğimiz türkü bu olaydan esinlenerek yakılmıştır. O günden sonra Ula yakınlarındaki bu bölgeye “Kanlı Kapız”, “Dipsiz kuyu” adları verilmiştir. Kanlı Kapız adının Marçal Dağlarında da olması, türkünün çok sevilen bir türkü olmasındandır. Türkü bazı kaynaklara göre milas türküsü olarak da geçer.<br />
Muzaffer Sarısözen ve ekibi tarafından, Galip Birgili ve Raziye Gülten’den derlenmiştir. Bu yazıyı okurken, türküyü de lütfen Müzeyyen Senar’dan dinleyin.&nbsp;<br />
Kızının adı da Feraye’dir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 15:49:41 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>HALK AĞIZLARINDA ATASÖZLERİ</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://www.datca-haber.com/makale/halk-agizlarinda-atasozleri-2868</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://www.datca-haber.com/makale/halk-agizlarinda-atasozleri-2868</guid>
                <description><![CDATA[HALK AĞIZLARINDA ATASÖZLERİ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>-Buğday yanında acı ot da sulanır(Brdur,Bolu,Mlatya,Mersin,Antalya)</p>

<p>-Bu oynamanın bir ağlaması vardır(kars)</p>

<p>-Buz üstünde bina tutmaz(Konya)</p>

<p>-Bülbülle gezen güle, ördekle gezen göle gider(Bolu)</p>

<p>-Bütün kuşlar incir yeselerdi, sahiplerine bir şey kalmazdı(Hakkari)</p>

<p>-Bütünü bölme, yarımı alma, aç da durma(Konya)</p>

<p>-Büyük büyüklüğünü bilmezse, küçük küçüklüğünü bilmez(Malatya)</p>

<p>-Büyük kapının büyük tokmağı olur(Ank.)</p>

<p>-Büyük kızın gönlü gelinlik isterse, küçük kızı yontarlar(G.Ant)</p>

<p>-Büyükler elma yer, küçüklerin dişleri körelir(Hkkari)</p>

<p>-Büyük öküz ölmeden yeri belli olmaz(Artvin)</p>

<p>-Büyük taşı el, küçük taşı yel kaldırır(Elazığ)</p>

<p>-Büyük yerde küçülmeden, küçük yerde büyümek iyidir((kstamonu)</p>

<p>-Caba(bedava) verilen eşeğin dişlerine bakılmaz(İskeçe)</p>

<p>-Cahile söz yetmez, çalıda gül bitmez(Adana,Bolu)</p>

<p>-Cana gelen, mala gelsin(Van)</p>

<p>-Canavar derisinden post olmaz(Samsun)</p>

<p>-Canavarı ormandan açlık çıkarır(Antalya)</p>

<p>-Canı sopa isteyen keçi, çobanın azığını yermiş(Kyseri)</p>

<p>-Can yakanın canı olmaz(Ordu)</p>

<p>-Can yanınca tay anasını geçer(Samsun)</p>

<p>-Cavurun(gavur) ekmeğini yiyen kılıcını sallar(Dnzli)</p>

<p>-Cennet de bu dünyada, cehennem de(Malatya)</p>

<p>-Cevahir çarşısında boncuk satılmaz(Mlatya,Bolu)</p>

<p>-Cevizle ekmek yemesi, güzelle muhabbet etmesi(Isparta)</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 15:49:18 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>SÜT İÇMEZSEK NE OLUR?</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://www.datca-haber.com/makale/sut-icmezsek-ne-olur-2867</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://www.datca-haber.com/makale/sut-icmezsek-ne-olur-2867</guid>
                <description><![CDATA[SÜT İÇMEZSEK NE OLUR?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>ABD’li bilim insanı Robert Kohen ABD için şöyle söylüyor ”Eğer süt</p>

<p>ürünleri ortadan kaybolsaydı;belki ABD öldürücü hastalıklar listesinde bir</p>

<p>numara olan kolesterol nedeniyle kalp hastalıkları, problemi olmayan,bir ülke</p>

<p>olurdu. Kanser sorunu olmayan bir topluluk olurduk. Büyük bir olasılıkla daha</p>

<p>az;lösemi,menenjit,diyabet,osteoporoz,alerji olaylarımız olurdu.</p>

<p>VEEE...NEDEN SÜT İÇMEYE ZORLANIYORUZ?</p>

<p>Küresel Finans Oligarşisinin(KFO) büyük hedeflerinden biri merkezi gıda</p>

<p>sisteminin yapılandırılması ve bu sayede “tüm insanlığın beslenmesini merkezi</p>

<p>olarak elde tutabilme” amacına ulaşmada,önemli stratejik girişimleri</p>

<p>gerçekleştirebilmiş olmasıdır. Yani yemezsek de yediriyorlar,içmezsek de</p>

<p>içiriyorlar!</p>

<p>Robert Kohen gibi bilim insanları olmasa bu bilgilerin hiçbirine</p>

<p>ulaşamayacaktık. Bu insanlar kimi zaman tehdit ediliyor,kimi zaman ölümle</p>

<p>tehdit ediliyorlar. İyi ki yılmıyorlar,bu bilgileri bize kadar ulaştırıyorlar. Biz de</p>

<p>size aktarabiliyoruz.</p>

<p>NE YAPMALIYIZI?</p>

<p>“Bireysel direniş kurtuluşun başlangıcıdır” Değerli tüketiciler, durum ne</p>

<p>kadar iç karartıcı görünüyorsa da, o kadar umutsuz değil. Sadece bilincimizde”</p>

<p>değişmezler” sınıfındaki bazı bilgi yapı taşlarını yerinden oynatmayı göze</p>

<p>almamız gerekecek.Her bireyin kendisi ve çocukları için yeni bir beslenme</p>

<p>modelini adım adım oluştururken, bazı değişimleri göze alması gerekecektir.</p>

<p>Bildiğiniz gibi toplumsal değişim ve dönüşümler toplumları sarsar ama,güzel</p>

<p>günlerin habercisidir. Tıpkı beslenmede sizin yapacağınız değişiklikler gibi. Önce</p>

<p>bireyin kendisini teslimiyet duygusundan kurtarması gerekir. Bireysel direniş</p>

<p>kurtuluşun başlangıcıdır,bu olanaksız değil.</p>

<p>Gelin ezberleri bozalım...!</p>

<p>Etrafımızdaki her şey hızlı bir şekilde değişmekte. Bu diyalektiğin olmazsa</p>

<p>olmazıdır. Yaşamımızda bize rağmen,bize yön veren politik ve toplumsal</p>

<p>gelişmeleri anlamak,yorumlayabilmek için yeterli bilgi birikimine sahip miyiz?</p>

<p>Gelecekten;çocuklarımız ve gelecek kuşaklar için kaygılı mıyız?Çağdaş birer</p>

<p>aydın ve sorumluluk duygusunu yitirmemiş bireyler olarak,beslenme</p>

<p>konusunda da bildiklerimizi gözden geçirmek ve değişik açılardan yeniden ve</p>

<p>tekrar bakmak zorunluluğundayız. Kısaca “ezber bozma” zamanı gelmiştir.</p>

<p>-Çağdaş ve aydın bir insanın,küresel merkezin sinsi planlarını anlama ve</p>

<p>kendi kişisel tepkisini akıllı bir şekilde oluşturma birikimi vardır.</p>

<p>-Çağımızda İnternet diye bir olanağımız var.İsteyen herkes gerekli</p>

<p>bilgilere kısmen de olsa,internet üzerinden ulaşabilir. Yabancı dil bilenlerin bu</p>

<p>olanağı daha fazladır.</p>

<p>-Kişisel bilgi birikimini zenginleştirmek için,pekala arkadaş ve komşu grupları kurularak hep</p>

<p>birlikte yararlanılabilecek bilgi havuzu” oluşturabiliriz.(devam edecek)</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 15:48:48 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ESMÂ İLE AHLAKLANMAK - 11   EL-MUCÎB, EL-VÂSİ, EL-HAKÎM, EL-VEDÛD</title>
                <category>A. Hikmet GÜL</category>
                <link>https://www.datca-haber.com/makale/esma-ile-ahlaklanmak-11-el-mucib-el-vasi-el-hakim-el-vedud-2866</link>
                <author>a.hikmetgul@gmail.com (A. Hikmet GÜL)</author>
                <guid>https://www.datca-haber.com/makale/esma-ile-ahlaklanmak-11-el-mucib-el-vasi-el-hakim-el-vedud-2866</guid>
                <description><![CDATA[ESMÂ İLE AHLAKLANMAK - 11   EL-MUCÎB, EL-VÂSİ, EL-HAKÎM, EL-VEDÛD]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>*Can Dostlar!*</p>

<p>*“Esmâ ile Ahlaklanmak”* konulu yazı dizimize bugün de puslu semalarımızı aydınlatan *el-Mucîb, el-Vâsî, el-Hakîm, el-Vedûd* kandilleriyle girelim.</p>

<p>Gayret bizden, yardım niyazımız Âlemlerin Rabbindendir.</p>

<p>Esmâü’l-Hüsnâ, Rabbimizi tanımaya açılan güzel kapılardır. Her bir isim, gönlümüze bir ışık, ahlâkımıza bir ölçü, hayatımıza bir istikamet verir. Çünkü insan Rabbini tanıdıkça kendisini de tanır; haddini bilir, sözünü düzeltir, niyetini arındırır, davranışlarını güzelleştirmeye çalışır.</p>

<p>Bugün üzerinde duracağımız dört güzel isim bize şu hakikati hatırlatır:</p>

<p>**Allah dualara karşılık verendir; kul duasını diri tutar.<br />
Allah’ın rahmeti ve lütfu geniştir; kul dar gönüllü olmaz.<br />
Allah hükmünde hikmet sahibidir; kul acele hüküm vermekten sakınır.<br />
Allah Vedûd’dur; kul sevgiyi, merhameti ve gönül bağını çoğaltır.**</p>

<p>## EL-MUCÎB: DUAYA KARŞILIK VEREN RAB</p>

<p>*El-Mucîb*, kullarının duasına karşılık veren, çağrısını işiten, yönelişini bilen ve kulunu cevapsız bırakmayan Allah demektir.</p>

<p>İnsan bazen kalabalıklar içinde duyulmadığını zanneder. Bazen derdini anlatacak bir kapı bulamaz. Bazen dili konuşsa da kalbi tam anlatamaz. Fakat Rabbimiz el-Mucîb’dir. Kulunun açık sözünü de bilir, içinden geçen duasını da bilir.</p>

<p>Kur’an’da Rabbimiz şöyle buyurur:</p>

<p>*“Kullarım sana Beni sorarlarsa, şüphesiz Ben yakınım. Bana dua ettiğinde dua edenin duasına karşılık veririm.”*<br />
(Bakara, 2:186)</p>

<p>Bu ayet, dua eden kalpler için büyük bir rahmet kapısıdır. Rabbimiz uzak değildir. Kulu duyulmaz, görülmez, unutulmuş ve sahipsiz değildir.</p>

<p>Fakat duayı yalnız dille istemek olarak anlamamak gerekir. Dua; kulun Rabbine yönelmesi, haddini bilmesi, aczini itiraf etmesi ve çıkış yolunu O’ndan beklemesidir.</p>

<p>El-Mucîb’i tanıyan insan, ümidini kesmez. Kapılar kapansa da dua kapısının açık olduğunu bilir. Fakat duasını ederken kendi sorumluluğunu da terk etmez. Çalışır, gayret eder, helal yollara sarılır, sonra sonucunu Rabbine bırakır.</p>

<p>Kur’an’da Salih Peygamber’in kavmine şöyle dediği bildirilir:</p>

<p>*“O’ndan bağışlanma dileyin, sonra O’na tövbe edin. Şüphesiz Rabbim yakındır, dualara karşılık verendir.”*<br />
(Hûd, 11:61)</p>

<p>El-Mucîb’i tanıyan kul, yalnız kendi derdi için değil; mazlumlar, hastalar, yoksullar, evlatlar, anne babalar, dargın gönüller ve bütün insanlık için de dua eder.</p>

<p>Bugün kendimize soralım:</p>

<p>*Ben duayı yalnız sıkışınca mı hatırlıyorum, yoksa hayatımın her hâlinde Rabbime yönelmeyi biliyor muyum?*</p>

<p>## EL-VÂSİ: RAHMETİ, İLMİ VE LÜTFU GENİŞ OLAN RAB</p>

<p>*El-Vâsî*, rahmeti geniş, ilmi geniş, lütfu geniş, bağışı geniş olan Allah demektir.</p>

<p>İnsan daralır. Gönlü daralır, imkânı daralır, ufku daralır, sabrı daralır. Bazen kendi küçük hesabını her şey zanneder. Fakat Rabbimiz el-Vâsî’dir. O’nun rahmeti de bilgisi de lütfu da bizim dar ölçülerimize sığmaz.</p>

<p>Kur’an şöyle buyurur:</p>

<p>*“Doğu da batı da Allah’ındır. Nereye dönerseniz Allah’ın yönü oradadır. Şüphesiz Allah Vâsî’dir, Alîm’dir.”*<br />
(Bakara, 2:115)</p>

<p>Bu ayet, insana büyük bir genişlik öğretir. Allah’ın rahmetini kendi dar kalıplarımıza hapsetmemeliyiz. Allah’ın lütfunu yalnız kendi çevremize, kendi grubumuza, kendi anlayışımıza ait zannetmemeliyiz.</p>

<p>El-Vâsî’yi tanıyan insanın gönlü de genişler.</p>

<p>İnsanlara hemen kapı kapatmaz.<br />
Hata yapanın dönüş ihtimalini yok saymaz.</p>

<p>Kendi bilgisini mutlak görmez.</p>

<p>Kendi rızkını paylaşmaktan korkmaz.</p>

<p>Farklı insanlara merhametle ve adaletle bakmayı öğrenir.</p>

<p>Rabbimiz başka bir ayette şöyle buyurur:</p>

<p>*“Allah dilediğine kat kat verir. Allah Vâsî’dir, Alîm’dir.”*<br />
(Bakara, 2:261)</p>

<p>Allah’ın geniş lütfunu tanıyan insan cimrilikle daralmaz. Bilir ki veren Allah’tır. Kulun elindeki nimet, yalnız saklamak için değil; şükürle, paylaşmakla ve iyilikle bereketlenmek içindir.</p>

<p>Bugün kendimize soralım:</p>

<p>*Rabbimin rahmeti genişken, ben hangi konuda kalbimi daraltıyorum?*</p>

<p>## EL-HAKÎM: HÜKMÜNDE HİKMET SAHİBİ RAB</p>

<p>*El-Hakîm*, hükmünde hikmet sahibi olan, her şeyi yerli yerince yapan, hiçbir işi boş ve anlamsız olmayan Allah demektir.</p>

<p>İnsan çoğu zaman olayların yalnız görünen yüzüne bakar. Hemen sevinir, hemen üzülür, hemen hüküm verir, hemen sonuç bekler. Fakat Rabbimiz el-Hakîm’dir. O’nun takdirinde, hükmünde, emrinde ve yaratmasında hikmet vardır.</p>

<p>Kur’an’da şöyle buyrulur:</p>

<p>*“O, kulları üzerinde mutlak hâkimdir. O, Hakîm’dir, Habîr’dir.”*<br />
(En‘âm, 6:18)</p>

<p>El-Hakîm’i tanıyan insan acele hüküm vermekten sakınır. Her bilmediğine itiraz etmez. Kendi dar bakışıyla Allah’ın geniş hikmetini ölçmeye kalkmaz.</p>

<p>Bazen istediğimiz bir kapı açılmaz; fakat kapanan kapı bizi büyük bir zarardan korur.</p>

<p>Bazen gecikme gibi gördüğümüz şey, bizi olgunlaştıran bir bekleyiş olur.</p>

<p>Bazen ağır gelen imtihan, kalbimizi dünyadan alıp Rabbimize yaklaştırır.</p>

<p>El-Hakîm’i tanıyan kul, hayatta olup bitenlere hikmet arayan bir gözle bakar. Fakat bu, haksızlık karşısında susmak değildir. Hikmet; adaleti terk etmek değil, adaleti doğru zamanda, doğru sözle, doğru ölçüyle ayakta tutmaktır.</p>

<p>Kul da hikmetli davranmayı öğrenmelidir.</p>

<p>Sözünde hikmet aramalıdır.</p>

<p>Öfkesinde ölçü aramalıdır.</p>

<p>Kararında adalet aramalıdır.</p>

<p>Uyarısında merhamet aramalıdır.</p>

<p>Bilgisinde tevazu aramalıdır.</p>

<p>Kur’an şöyle buyurur:</p>

<p>*“Kime hikmet verilirse ona pek çok hayır verilmiştir.”*<br />
(Bakara, 2:269)</p>

<p>Bugün kendimize soralım:</p>

<p>*Ben olaylara yalnız nefsimin istediği yerden mi bakıyorum, yoksa Rabbimin hikmetini arayan bir kalple mi?*</p>

<p>## EL-VEDÛD: SEVGİSİ VE ŞEFKATİ BOL OLAN RAB<br />
*El-Vedûd*, kullarını seven, sevilmeye en layık olan, sevgisi ve rahmetiyle gönülleri kuşatan Allah demektir.</p>

<p>İnsan sevgiye muhtaçtır. Sevilmek ister, değer görmek ister, unutulmamak ister. Fakat sevgilerin en temiz kaynağı Rabbimizdir. Allah’ın sevgisi, kulun kalbine güven ve huzur verir.</p>

<p>Kur’an’da şöyle buyrulur:</p>

<p>*“O, çok bağışlayandır, çok sevendir.”*<br />
(Burûc, 85:14)</p>

<p>El-Vedûd isminin el-Gafûr ile birlikte anılması çok anlamlıdır. Rabbimiz hem bağışlayandır hem çok sevendir. Kulunun dönüşünü ister, ona rahmet kapısını açar.</p>

<p>El-Vedûd’u tanıyan insan, sevgiyi yalnız sözde bırakmaz. Sevgi, hayatta merhamet olarak görünmelidir. Sevgi; ailede şefkat, komşulukta güven, toplumda adalet, ihtiyaç sahibine destek, kırgın gönle onarım olarak yansımalıdır.</p>

<p>Sevgi sadece “seviyorum” demek değildir.</p>

<p>Sevgi, incitmemeye çalışmaktır.</p>

<p>Sevgi, emanete sahip çıkmaktır.</p>

<p>Sevgi, zor zamanda yanında durmaktır.</p>

<p>Sevgi, affa kapı aralamaktır.</p>

<p>Sevgi, insanı Allah’ın yarattığı bir can olarak değerli görmektir.</p>

<p>Rabbimiz şöyle buyurur:</p>

<p>*“İman edip salih ameller işleyenler için Rahmân bir sevgi var edecektir.”*<br />
(Meryem, 19:96)</p>

<p>Demek ki sevgi yalnız duygusal bir hâl değil; iman ve salih amelle beslenen bir rahmet iklimidir.</p>

<p>El-Vedûd’u tanıyan insan, kalbini kinle, nefretle, hasetle ve düşmanlıkla doldurmaktan sakınır. Elbette haksızlığa karşı durur; fakat bunu kalbini zehirleyerek değil, adaletle ve Rabbine sığınarak yapar.</p>

<p>Bugün kendimize soralım:</p>

<p>*Ben sevgiyi yalnız dilimde mi taşıyorum, yoksa davranışlarımla da görünür kılıyor muyum?*</p>

<p>## DUA, GENİŞLİK, HİKMET VE SEVGİ AHLÂKI<br />
*Can Dostlar!*</p>

<p>Bugün üzerinde durduğumuz bu dört güzel isim, hayatımızın her alanına ölçü koyar.</p>

<p>*Bir kez daha özetlemek gerekirse:*</p>

<p>*El-Mucîb* bize, Rabbimizin dualara karşılık verdiğini hatırlatır. Kula düşen, ümidini kaybetmeden Rabbine yönelmektir.</p>

<p>*El-Vâsî* Allah’ın rahmetinin, ilminin ve lütfunun geniş olduğunu öğretir. Kula düşen, dar gönüllü olmamak, nimeti paylaşmak ve Allah’ın rahmetini dar kalıplara hapsetmemektir.</p>

<p>*El-Hakîm* Rabbimizin hükmünde hikmet sahibi olduğunu bildirir. Kula düşen, acele hüküm vermemek, sözünde ve davranışında hikmet aramaktır.</p>

<p>*El-Vedûd* Allah’ın sevgisi ve rahmetiyle kullarına yöneldiğini gösterir. Kula düşen, sevgiyi sözde bırakmayıp merhamet, adalet ve iyilik olarak hayata taşımaktır.</p>

<p>Unutmayalım:</p>

<p>*Allah Mucîb’dir; kul duasını diri tutar.*</p>

<p>*Allah Vâsî’dir; kul gönlünü daraltmaz.*</p>

<p>*Allah Hakîm’dir; kul acele ve ölçüsüz hüküm vermez.*</p>

<p>*Allah Vedûd’dur; kul sevgiyi merhametle büyütür.*</p>

<p>Esmâ ile ahlaklanmak; Rabbimizin güzel isimlerini yalnız dilde anmak değil, o isimlerin bize öğrettiği kulluk bilincini hayatımıza taşımaktır.</p>

<p>Rabbimiz bizleri; duası diri, gönlü geniş, sözü hikmetli, kalbi sevgi ve merhametle dolu kullarından eylesin.</p>

<p>*Esmâullâh ahlâkı ile ahlaklanma gayreti içinde olan gönül dostlarına selam olsun.*</p>

<p>*“Esmâ ile Ahlaklanmak”ta yeniden buluşmak üzere.*</p>

<p>*Sağlıkla kalın, esen kalın, hoş kalın Can Dostlar!*</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 15:47:10 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.datca-haber.com/images/kullanicilar/2024/12/a-hikmet-gul-1733901285.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İKİ DİRHEM BİR ÇEKİRDEK</title>
                <category>Mehmet ÖLMEZ</category>
                <link>https://www.datca-haber.com/makale/iki-dirhem-bir-cekirdek-2865</link>
                <author>mehmetolmez048@hotmail.com (Mehmet ÖLMEZ)</author>
                <guid>https://www.datca-haber.com/makale/iki-dirhem-bir-cekirdek-2865</guid>
                <description><![CDATA[İKİ DİRHEM BİR ÇEKİRDEK]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bu sözü özellikle orta yaş üzerindeki herkes hayatında bir ya da birkaç kez duymuştur Günün ilk ışıklarıyla sokağa adım attığınızda, tepeden tırnağa özenle hazırlanmış, her detayında bir zarafet barındıran birini görürsünüz.&nbsp;<br />
Söz kilitlenir, bakışlar o kişiye çevrilir ve eski bir İstanbul alışkanlığıyla içten içe dökülür o ifade: "Bir dirhem bir çekirdek." Günümüzde şıklığı anlatmak için kullandığımız bu köklü deyimin kalbinde ise doğanın en mütevazı ama en şaşırtıcı mucizelerinden biri yatar: Harnup, yani bildiğimiz adıyla keçiboynuzu.<br />
Osmanlı esnafının, kuyumcularının ve tüccarlarının dünyasında "çekirdek" denince akla tek bir şey gelirdi: Harnup meyvesinin o sert, pürüzsüz tohumları. Doğanın insanlığa sunduğu büyüleyici bir matematiksel mucizedir bu çekirdekler. Meyvenin boyutu, ağacın yetiştiği toprak ya da iklim ne olursa olsun, bir keçiboynuzunun her bir çekirdeği istisnasız tam 0,2 gram ağırlığındadır. Hiçbir hassas kantarın şaşmadığı çağlarda, sarrafların en güvenilir ölçü standardı işte bu simetrik doğa harikasıydı. Bir Osmanlı altını, tam olarak bir dirhem (3,2 gram) ve üzerine eklenen tek bir keçiboynuzu çekirdeği kadar tartılırdı. Dolayısıyla bir insana "bir dirhem bir çekirdek" demek, onu tam ayarında dökülmüş pırıl pırıl bir altınla, milimetrik bir kusursuzlukla eş tutmaktı.<br />
Bugün "hızlı moda" furyasının ortasında, niteliği niceliğe kurban ediyoruz. Dolaplar dolusu kıyafetin içinde, keçiboynuzu çekirdeğinin temsil ettiği o sarsılmaz "altın oranı" ve özeni unutuyoruz. Oysa harness ya da harnup çekirdeği bize zarafetin gösterişli devasa boyutlarda değil, doğadaki tek bir çekirdek kadar küçük ama değişmez detaylarda gizli olduğunu hatırlatır. Şıklık; pahalı etiketlerde değil, kumaşın dokusunda, kesimin hassasiyetinde ve kişinin o giysiyi keçiboynuzunun o dimdik duruşu gibi gururla taşıyabilmesindedir.<br />
Eski zaman insanı, sokağa çıkarken gösterdiği özenle muhatabına "Sene değer veriyorum" mesajı verirdi. Ayakkabının boyasından yaka iğnesinin duruşuna kadar her şey, o tek bir harnup çekirdeği kadar hassas dengelerin ürünüydü.<br />
Günümüzün tekdüzeleşen dünyasında, aynadaki yansımamıza bakarken doğanın bize keçiboynuzu çekirdeğiyle öğrettiği o büyük dersi hatırlamalıyız: Hayatımızı ve tarzımızı alelade değil, bir dirhem ve bir çekirdek kadar tam ayarında, eksiksiz ve incelikle yaşamak elimizde. Çünkü gerçek şıklık, tıpkı harnup çekirdeği gibi, zamanın ve modanın rüzgarına karşı hiç değişmeyen o kusursuz dengede saklıdır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 16:09:39 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.datca-haber.com/images/kullanicilar/2025/12/mehmet-olmez-1765739910.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ŞUNDAN    BUNDAN   ONDAN</title>
                <category>İ.Yekta Kolcu</category>
                <link>https://www.datca-haber.com/makale/sundan-bundan-ondan-2864</link>
                <author>yektakolcu48@gmail.com (İ.Yekta Kolcu)</author>
                <guid>https://www.datca-haber.com/makale/sundan-bundan-ondan-2864</guid>
                <description><![CDATA[ŞUNDAN    BUNDAN   ONDAN]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Birazdan &nbsp; &nbsp;fazla &nbsp; geç &nbsp;olduğunun &nbsp; &nbsp;farkındayım &nbsp; &nbsp;ancak,öğrenmeninde &nbsp; &nbsp;yaşı &nbsp; &nbsp; ve &nbsp; zamanı &nbsp; &nbsp;olmuyormuş. &nbsp;Bunu &nbsp; biraz &nbsp; geç &nbsp; anlasamda.</p>

<p>Kısmet &nbsp; olursa,onyıl &nbsp; önce &nbsp;yabanisini (kel) dikerek &nbsp; aşıladığımız &nbsp;zeytinlerimizden &nbsp;bu &nbsp;yılda &nbsp; biraz &nbsp;zeytin alacağız &nbsp; gibi. &nbsp;Yağmurlar &nbsp; &nbsp;ve &nbsp; diğer &nbsp; &nbsp;iklim &nbsp;koşulları &nbsp; &nbsp;iyi &nbsp; &nbsp; giderse &nbsp; &nbsp;elbette. Diğer &nbsp; ağaç &nbsp; mahsullerinde &nbsp; olduğu &nbsp; &nbsp;gibi, &nbsp;mahsulü &nbsp;koruma &nbsp; &nbsp;ve &nbsp; &nbsp;geliştirme &nbsp; konusunda &nbsp;pek &nbsp; iyi &nbsp; &nbsp;yeterli &nbsp; &nbsp;bilginin &nbsp; olmadığını,bugün &nbsp; bir daha &nbsp; &nbsp;iyi &nbsp; &nbsp;anladım. Olgunlaşmakta &nbsp; &nbsp;olan &nbsp; zeytinin &nbsp; &nbsp;bir &nbsp; zararlısıda &nbsp;Akdeniz &nbsp; &nbsp;sineği. Bundan &nbsp; kurtulmanın &nbsp; yolunun &nbsp;sineği &nbsp; zehirliyerem &nbsp; yok &nbsp; &nbsp;etmek &nbsp; &nbsp;olduğunu &nbsp; &nbsp;önerirler. &nbsp;Dolayısı &nbsp; &nbsp;ile &nbsp; organik &nbsp; &nbsp;üretime &nbsp; &nbsp;elveda. Halbuki &nbsp;yarımadanın &nbsp;hemen &nbsp;hemen &nbsp; yerinde &nbsp;doğal &nbsp; olarak &nbsp; bulunan &nbsp;TESBİH &nbsp; AĞACI &nbsp; meyvesinin &nbsp; suyunun &nbsp; bu &nbsp; zararlıdan &nbsp; kurtulmanın &nbsp; &nbsp;bir &nbsp; yol &nbsp; olduğunu,ürünün &nbsp; kurtarılmasında &nbsp; doğal &nbsp;bir &nbsp;mücadele &nbsp; yöntemi &nbsp;olduğunu &nbsp; &nbsp;öğrenmek te &nbsp; &nbsp;varmış. Zararlıyı &nbsp; &nbsp;uzaklaştırması &nbsp;nedeni &nbsp; &nbsp; ile &nbsp;ürünün ( organik ) &nbsp;yapısına &nbsp; hiçbir &nbsp; zararıda &nbsp;olmayacağı &nbsp; &nbsp;gibi, &nbsp;BEDAVA &nbsp; &nbsp; İLAÇ. &nbsp;!!!!! &nbsp; Diğer &nbsp; meyve &nbsp; &nbsp;ve &nbsp; sebze &nbsp; zararlarından &nbsp; &nbsp; kurtulmak &nbsp; &nbsp;için &nbsp; &nbsp; doğal &nbsp;mücadele &nbsp; &nbsp;yöntemi.</p>

<p>Bu &nbsp; köşeden &nbsp;defalarca &nbsp; hatırlatmaya &nbsp; çalıştığım &nbsp; bir &nbsp; konuda, yarımada mızda &nbsp; ILGIN &nbsp; &nbsp;ağacı &nbsp;popülasyonunu &nbsp; artırmanın &nbsp; &nbsp; önemi. Poleninin &nbsp; arılar &nbsp; tarafından &nbsp; &nbsp;çok &nbsp; arandığı &nbsp; &nbsp;ve &nbsp;bakım &nbsp; istemeyen &nbsp; &nbsp;ve &nbsp;tuzlu &nbsp; sudan &nbsp; &nbsp;etkilenmeyen &nbsp; bu &nbsp; ağaç &nbsp; PALAMUT &nbsp; &nbsp;adasına &nbsp; ve &nbsp;tüm &nbsp; kıyılarımıza &nbsp; yakışmazmı.?</p>

<p>Yarımadamızın &nbsp;doğal &nbsp;dokusuna &nbsp; &nbsp;uyum &nbsp; sağlamış ÜZÜM &nbsp;türünün &nbsp; &nbsp;Betçe &nbsp; Yazıköy &nbsp;yabanındaki &nbsp; son &nbsp; köklerini &nbsp;kaybetmemek &nbsp; ,çoğaltmak &nbsp; &nbsp;ve &nbsp; geliştirmek &nbsp; &nbsp; &nbsp;için &nbsp; &nbsp;bir &nbsp; kampanyaya &nbsp; ne &nbsp; dersiniz.?</p>

<p>DATÇA &nbsp; Hurmamız &nbsp; &nbsp;ise &nbsp;benim &nbsp; hep &nbsp; aklımda &nbsp; &nbsp;olan &nbsp; ve &nbsp; &nbsp;geliştirilmesi &nbsp; &nbsp;düşünülmelidir &nbsp;derim. Münferit &nbsp; birkaç &nbsp; &nbsp; çaba &nbsp; BOŞ gibi &nbsp; &nbsp;geliyor &nbsp;bana.</p>

<p>&nbsp;Datçam İle &nbsp; &nbsp; özdeşleşmiş &nbsp; &nbsp;olan &nbsp; &nbsp;BADEM &nbsp;gündemimizde &nbsp; &nbsp; ne &nbsp; zamana &nbsp;kadar &nbsp; kalabilecek.BİR &nbsp; BADEMCİLİK &nbsp;GELİŞTİRME &nbsp; &nbsp; ENSTİTÜSÜ ne &nbsp; zaman &nbsp; &nbsp; gündemimize &nbsp; &nbsp; gelebilecek.?</p>

<p>Dedikoduları &nbsp; duyan &nbsp; &nbsp;varsa, deniz &nbsp; kirliliği &nbsp;ilçemizin &nbsp; gündemine &nbsp; &nbsp;girmiş &nbsp; &nbsp;görünüyor. &nbsp; &nbsp;Şayet &nbsp; doğru &nbsp; &nbsp; ise, kamu &nbsp; &nbsp;görevli &nbsp; &nbsp; ve &nbsp; sorumluları &nbsp; &nbsp;ile &nbsp; &nbsp;HEPİMİZ &nbsp; &nbsp;SUÇLUYUZ.</p>

<p>Kimseleri &nbsp; hedef &nbsp; &nbsp;almadan &nbsp; &nbsp;,benden &nbsp; &nbsp;söylemesi.....</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 16:05:31 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.datca-haber.com/images/kullanicilar/2025/12/iyekta-kolcu-1766133208.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Labirentten Sempozyuma: Kadınların Dansı</title>
                <category>Okan ÖZALP</category>
                <link>https://www.datca-haber.com/makale/labirentten-sempozyuma-kadinlarin-dansi-2863</link>
                <author>arkeologdatca@gmail.com (Okan ÖZALP)</author>
                <guid>https://www.datca-haber.com/makale/labirentten-sempozyuma-kadinlarin-dansi-2863</guid>
                <description><![CDATA[Labirentten Sempozyuma: Kadınların Dansı]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Zaman Otobüsü"nün motoru, kuantum boşluğunda hafifçe uğuldadıktan sonra durdu. Rehberimiz kapıyı açtığında bizi karşılayan şey, Ege rüzgarının getirdiği taze kekik kokusu ve uzaktan gelen ritmik aulos sesleriydi. Antik Yunan’ın kalbindeydik.<br />
Otobüsten indiğimizde, üzerlerinde khiton ve peplosları olan, zarafetleri ve atletik yapılarıyla büyüleyici bir grup kadın bizi bekliyordu. En öndeki kadın, elindeki lyrayı bir kenara bırakıp gülümsedi.&nbsp;<br />
"Hoş geldiniz gelecekten gelen yabancılar," dedi kadın. Adı Myrine'ydi, bir khoreutes (koro üyesi) idi. "Bizim dünyamızda dans sadece eğlence değil, tanrılara bir görevdir. Platon hocamız der ki; dans zihni ve bedeni terbiye eder, insana sağlık ve güzellik katar. Bugün sizlere bu sözün doğruluğunu göstereceğim!"<br />
Bizi dairesel bir pistin (orkhestra) kenarına götürdü. "Toplu halde dansımıza khoreia deriz," diye açıkladı. "Elimizdeki lyranın etrafında dairesel bir halka oluştururuz. Amacımız ortadaki kutsal nesneyi ya da kişiyi arındırmaktır. Giritli kardeşlerimiz gibi bazen ellerimizi serbest bırakır, kendi eksenimizde döneriz; eteklerimiz rüzgârda bir çiçek gibi açılır. Erkeklerimizde ava gitmeden önce ve avdan dönüşte benzer bir dans yaparlar. Düğünlerde, bayramlarda, törenlerde, tapınaklarda, cenazelerde dans, birlikteliğimizin ve kültürümüzün bir parçasıdır. Toplumsal dayanışmamızın temelidir.’’<br />
Gündüz ile akşamın nöbet değiştirme aralığında bir andronun (erkekler odası) içine girdik. Burada bizi daha canlı, daha kıvrak hareketleri olan kadınlar karşıladı. Aralarından biri, bir el üstünde dururken diğer eliyle kılıçların arasından süzülüyordu. Kılıç dansı tecrübe ister, akrobatik bir danstır.<br />
"Ben bir hetairayım," dedi nefes nefese kalarak. "Symposionlarda erkeklerle sadece sohbet etmeyiz; özel danslarda yaparız. Bak, şu gördüğün Lukianos; az önce sarhoş bir edayla dans ederek herkesi büyüledi. Biz vücudumuzu içe ve dışa bükerek imkânsız hareketler yaparız. İsterseniz deneyin, kollarınızı yukarı kaldırın ve parmak uçlarınızda sıçrayın!"<br />
Zaman yolcularından birkaçımız, bu profesyonel dansçıların elini tutarak onların ritmine katıldı. Ayaklarımız çıplaktı ve kilin preslenmesi ile yapılmış evin zemini sıcacıktı. Müziğin ve dansın eşliğinde bir gün geçirmiştik.<br />
Ertesi gün otobüsümüz Brauron’daki Artemis Tapınağı’na yanaştığında, safran rengi elbiseler giymiş küçük kızların bir ayı gibi homurdanarak dans ettiğini gördük.<br />
"Bu Arkteia dansı," dedi küçük bir kız çocuğu. "Biz Artemis’in 'küçük ayılarıyız'. Kutsal ayının intikamını almak ve vebadan kurtulmak için bu safran elbiseleri giyip onun hareketlerini taklit ediyoruz. Bu dans bizim çocukluktan genç kızlığa geçiş törenimiz."<br />
Hemen yan tarafta ise bir grup genç, bir yılan gibi spiral çizerek hızla sola doğru koşturuyordu. "Bu da Geranos, yani Turna Dansı! Minetoros’un labirentinden kurtuluşu kutluyoruz. Haydi, siz de kuyruğa takılın!" diye bağırdılar. El ele tutuştuk ve karmaşık ama büyüleyici bir yılan kavisinin parçası olduk. Sistrumların(çıngıraklı çalgılar) ritmi ile durduğumuz an parmak uçlarımız ile sıçrıyor, dizlerimizi yere vuruyor ve yine halay çeker gibi dönemeye devam ediyorduk. Her sıçrama da tanrı ile yüz yüze konuşur gibi hissediyorduk kendimizi. O kadar çok döndükten sonra her sıçrayışta transa geçiyordu insan.<br />
Son durağımızda hava aniden ağırlaştı. Karşımızda miğferli, kalkanlı ve mızraklı kadınlar vardı. Ama bir ordu gibi değil, bir sanatçı gibi hareket ediyorlardı.<br />
"Şaşırmayın," dedi Spartalı bir kadın. Sparta’da her kadın savaşçı doğar. "Burası Sparta. Biz kadınlar da askeri eğitim alırız. Bu yaptığımız pyrrhike dansıdır. Savaşçı tanrıça Athena’nın doğuşundaki o ilk adımları taklit ederiz. Eğilmek, saldırıdan kaçmak, mızrağı doğru açıyla savurmak... Hepsi bir danstır. Bu dans bizi çocuk doğuracak kadar güçlü, acıya dayanıklı ve düşmanı karşılayacak kadar cesur ve çevik kılar. Dansımızın temeli vahşi hayvanların saldırılarına ve onların saldırılarına karşı savunma yapan hayvanların taklidine dayanır. Dansımızda saldırı ve savunma iç içedir."<br />
Güneş batarken, Doğu kökenli uzun kollu ceketler ve konik başlıklar giymiş bir grup kadın yere diz çöktü. "Buna Oklasma derler," dediler. Hızla diz çöküp gövdelerini döndürmeye başladılar. "Bu dansta en yukarı sıçradığımız an, tanrının görüntüsüne ulaştığımız andır."<br />
Zaman Otobüsü'nün kornası çaldığında, hepimiz ter içinde ama zihnimiz berraklaşmış bir halde koltuklarımıza döndük. Dansımız yarım kalmıştı ama bazı hikayeler yarım kalsada, hayatımıza kattığı renkler için yaşanmaya değerdi. Kapılar kapanırken Myrine arkamızdan seslendi:<br />
"Gelecekte de dans etmeyi bırakmayın! Çünkü dans, insanın doğayla ve tanrılarla kurduğu en eski, en temiz dildir."</p>

<p>Kaynakça: DENİZ KARAHAN, ANTİK DÖNEMDE KADIN VE DANS, Yüksek Lisans Tezi, 2022.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 16:08:17 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.datca-haber.com/images/kullanicilar/2026/02/okan-ozalp-1770905444.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ESMÂ İLE AHLAKLANMAK - 10  EL-AFÜVV, EL-HASÎB, EL-CELÎL, ER-RAKÎB</title>
                <category>A. Hikmet GÜL</category>
                <link>https://www.datca-haber.com/makale/esma-ile-ahlaklanmak-10-el-afuvv-el-hasib-el-celil-er-rakib-2862</link>
                <author>a.hikmetgul@gmail.com (A. Hikmet GÜL)</author>
                <guid>https://www.datca-haber.com/makale/esma-ile-ahlaklanmak-10-el-afuvv-el-hasib-el-celil-er-rakib-2862</guid>
                <description><![CDATA[ESMÂ İLE AHLAKLANMAK - 10  EL-AFÜVV, EL-HASÎB, EL-CELÎL, ER-RAKÎB]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Can Dostlar!</p>

<p>Yaklaşık bir ay önce başlamış olduğumuz “Esmâ ile Ahlaklanmak” konulu yazı dizimizin 10. bölümünü işlemeye çalışacağız. Rabbim inşallah tamamlamayı nasip eder.</p>

<p>Bugün de köşemizi dolduracak inciler; el-Afüvv, el-Hasîb, el-Celîl ve er-Rakîb olacaktır.</p>

<p>Gayret bizden, yardım Âlemlerin Rabbindendir.</p>

<p>Esmâü’l-Hüsnâ, Rabbimizi tanıtan güzel isimlerdir. Fakat bu isimler yalnız dilimizde kalırsa, gönlümüzü ve hayatımızı yeterince inşa etmez. Asıl mesele, Rabbimizi tanıdıkça kulluğumuzu güzelleştirmek; sözümüzü, ahlâkımızı, adaletimizi, merhametimizi ve sorumluluk bilincimizi bu tanımanın ışığında yeniden gözden geçirmektir.</p>

<p>Bugün üzerinde duracağımız bu dört güzel isim bize şu hakikati hatırlatır:</p>

<p>Allah affedicidir; kul affa muhtaç olduğunu unutmaz.<br />
Allah hesabı görendir; kul her sözünün ve işinin hesabını düşünür.<br />
Allah Celîl’dir; kul O’nun yüceliği karşısında haddini bilir.<br />
Allah Rakîb’dir; kul her an gözetildiğini bilerek yaşar.</p>

<p>EL-AFÜVV: AFFEDEN, SİLEN, BAĞIŞLAYAN RAB</p>

<p>El-Afüvv, affeden, bağışlayan, kulunun hatasını silen, tövbe kapısını açık tutan Allah demektir.</p>

<p>İnsan hata yapabilen bir varlıktır. Bazen diliyle kırar, bazen eliyle haksızlık eder, bazen kalbiyle kirlenir, bazen de gafletle yolunu şaşırır. Fakat Rabbimizin rahmeti geniştir. O, kulunun dönüşünü ister.</p>

<p>Kur’an’da şöyle buyrulur:</p>

<p>“Şüphesiz Allah çok affedicidir, çok bağışlayandır.”<br />
(Nisâ, 4:99)</p>

<p>Bu ayet, insana umut verir. Çünkü kul, kusurunu gördüğünde ümitsizliğe düşmemelidir. Günahı hafife almak ne kadar yanlışsa, Allah’ın rahmetinden ümit kesmek de o kadar yanlıştır.</p>

<p>El-Afüvv’ü tanıyan insan, önce kendi affa muhtaç olduğunu bilir. Bu bilgi onu kibirden korur. İnsan başkasının hatasını büyütürken, kendi hatalarını unutursa adaletli davranamaz.</p>

<p>Affetmek, zulme razı olmak değildir.</p>

<p>Affetmek, haksızlığı doğru saymak değildir.</p>

<p>Affetmek, hakkı yok saymak değildir.</p>

<p>Fakat affetmek; intikamı büyütmemek, dönüş kapısını kapatmamak, hata yapanı sonsuza kadar geçmişine mahkûm etmemek ve kalbi kinle taşlaştırmamaktır.</p>

<p>Rabbimizin affını uman kul, insanlara karşı da daha insaflı olmalıdır. Çünkü hepimiz Rabbimizin bağışlamasına muhtacız.</p>

<p>Bugün kendimize soralım:</p>

<p>Ben Allah’tan af isterken, insanların hataları karşısında ne kadar insaflı davranıyorum?</p>

<p>EL-HASÎB: HESABI GÖREN, KULUNA YETEN RAB</p>

<p>El-Hasîb, hesabı en iyi gören, kullarının yaptıklarını bilen, hiçbir şeyi karşılıksız bırakmayan ve kuluna yeten Allah demektir.</p>

<p>İnsan bazen yaptığı işin unutulduğunu zanneder. Bazen iyiliği görülmez, emeği bilinmez, hakkı teslim edilmez. Bazen de yaptığı haksızlığın gizli kaldığını düşünür. Fakat Allah el-Hasîb’dir. Her şeyi bilir, her şeyi kaydeder, her şeyin hesabını görür.</p>

<p>Kur’an şöyle buyurur:</p>

<p>“Allah, hesap görücü olarak yeter.”<br />
(Nisâ, 4:6)</p>

<p>Bu ifade, kulun kalbine hem güven hem sorumluluk yerleştirir.</p>

<p>Güven verir; çünkü Allah kimsenin emeğini zayi etmez.</p>

<p>Sorumluluk verir; çünkü Allah kimsenin haksızlığını da karşılıksız bırakmaz.</p>

<p>El-Hasîb’i tanıyan insan, hesabı yalnız insanlara vermeyeceğini bilir. Bu yüzden sözünde, ticaretinde, aile hayatında, görevinin başında, komşuluğunda ve şahitliğinde daha dikkatli olur.</p>

<p>Bir yetimin hakkı varsa, hesabı vardır.</p>

<p>Bir emanet varsa, hesabı vardır.</p>

<p>Bir söz verilmişse, hesabı vardır.</p>

<p>Bir kalp kırılmışsa, hesabı vardır.</p>

<p>Bir iftira atılmışsa, hesabı vardır.</p>

<p>Bir iyilik yapılmışsa, onun da Allah katında değeri vardır.</p>

<p>Kur’an’da şöyle buyrulur:</p>

<p>“Kim zerre kadar hayır işlerse onu görür. Kim de zerre kadar şer işlerse onu görür.”<br />
(Zilzâl, 99:7-8)</p>

<p>El-Hasîb’i tanıyan kul, hayatını gelişigüzel yaşamaz. Her adımının, her sözünün, her imkânının, her ihmalinin ve her tercihinin hesabı olduğunu bilir.</p>

<p>Bugün kendimize soralım:</p>

<p>Bugün Rabbimin huzurunda hesabını veremeyeceğim hangi sözden, hangi işten, hangi haksızlıktan vazgeçmeliyim?</p>

<p>EL-CELÎL: YÜCELİK VE AZAMET SAHİBİ RAB</p>

<p>El-Celîl, yücelik, azamet, büyüklük ve ululuk sahibi olan Allah demektir.</p>

<p>Kulun kalbinde Allah’ın yüceliği yer ederse, dünyanın geçici büyüklükleri insanı aldatamaz. Çünkü makamlar geçer, servetler el değiştirir, beden yorulur, güç azalır, alkışlar susar. Fakat Rabbimizin yüceliği bakidir.</p>

<p>Kur’an’da şöyle buyrulur:</p>

<p>“Yeryüzünde bulunan her canlı yok olacaktır. Azamet ve ikram sahibi Rabbinin zatı ise baki kalacaktır.”<br />
(Rahmân, 55:26-27)</p>

<p>Bu ayet, insana büyük bir hakikat gösterir. Dünyada tutunduğumuz her şey geçicidir. Kalıcı olan yalnız Rabbimizdir. Öyleyse insan geçici olanla böbürlenmemeli, kalıcı olan Rabbinin huzurunda haddini bilmelidir.</p>

<p>El-Celîl’i tanıyan insanın kalbi büyüklük iddiasından arınır. Çünkü bilir ki gerçek celal, azamet ve yücelik Allah’a aittir.</p>

<p>Bu isim insana vakar kazandırır; fakat kibir kazandırmaz.</p>

<p>Vakar, insanın Allah’ın verdiği onuru korumasıdır.</p>

<p>Kibir ise insanın kendisini başkalarından üstün görmesidir.</p>

<p>Vakar, hakkı terk etmez.</p>

<p>Kibir, hakkı kendine göre eğmeye çalışır.</p>

<p>Vakar, insanı olgunlaştırır.</p>

<p>Kibir, insanı körleştirir.</p>

<p>El-Celîl’i tanıyan kul, Allah’ın yüceliği karşısında kendi küçüklüğünü fark eder. Bu fark ediş insanı değersizleştirmez; aksine onu daha bilinçli, daha ölçülü ve daha sorumlu hâle getirir.</p>

<p>Bugün kendimize sormalıyız:</p>

<p>Rabbimin celalini ve yüceliğini bilirken, hâlâ hangi geçici şeyle böbürleniyorum?</p>

<p>ER-RAKÎB: HER AN GÖZETEN RAB</p>

<p>Er-Rakîb, gözeten, denetleyen, kullarının hâlinden haberdar olan, hiçbir şey kendisinden gizli kalmayan Allah demektir.</p>

<p>İnsan çoğu zaman başkalarının görmesine göre davranır. İnsanların yanında daha dikkatli, yalnız kaldığında daha gevşek olabilir. Fakat er-Rakîb olan Rabbimiz, kulunu her hâliyle bilir ve görür.</p>

<p>Kur’an’da şöyle buyrulur:</p>

<p>“Şüphesiz Allah sizin üzerinizde gözetleyicidir.”<br />
(Nisâ, 4:1)</p>

<p>Bu ayet, insanın bütün hayatına ölçü koyar. Çünkü Allah’ın gözetimi altında olduğunu bilen kişi, yalnız kalınca da kul olduğunu unutmaz.</p>

<p>Kimse görmediğinde de haramdan sakınır.</p>

<p>Kimse duymadığında da yalan söylemez.</p>

<p>Kimse takip etmediğinde de emaneti korur.</p>

<p>Kimse hesap sormadığında da görevini ihmal etmez.</p>

<p>Kimse fark etmediğinde de iyiliği terk etmez.</p>

<p>Er-Rakîb’i tanıyan insan, hayatını çift yüzlü yaşamaktan sakınır. Açıkta başka, gizlide başka olmamaya gayret eder. Çünkü Allah’ın gözetimi yalnız davranışlarımızı değil, niyetlerimizi de kuşatır.</p>

<p>Bu isim insana korkuyla birlikte derin bir güven de verir. Çünkü Allah yalnız hataları gözetmez; iyilikleri de görür. Kimsenin bilmediği bir sabrı, sessizce yapılan bir yardımı, içten edilen bir duayı, gizlice tutulan bir emaneti de Allah bilir.</p>

<p>Kur’an şöyle buyurur:</p>

<p>“Nerede olursanız olun, O sizinle beraberdir. Allah yaptıklarınızı görendir.”<br />
(Hadîd, 57:4)</p>

<p>Bugün kendimize soralım:</p>

<p>Ben insanların görmediği yerde de Allah’ın gözetimi altında olduğumu bilerek mi yaşıyorum?</p>

<p>AF, HESAP, CELAL VE GÖZETİM BİLİNCİ</p>

<p>Can Dostlar!</p>

<p>Bugün üzerinde durduğumuz bu dört güzel isim, hayatımızın her alanına ölçü koyar.</p>

<p>Bir kez daha özetlemek gerekirse:</p>

<p>El-Afüvv bize Rabbimizin affediciliğini hatırlatır. Kula düşen, affa muhtaç olduğunu bilmek, tövbeye yönelmek ve insanlara karşı insaflı olmaktır.</p>

<p>El-Hasîb Allah’ın hesabı en iyi gören Rab olduğunu öğretir. Kula düşen, sözünün, işinin, emanetinin ve tercihinin hesabını düşünerek yaşamaktır.</p>

<p>El-Celîl yücelik ve azametin Allah’a ait olduğunu bildirir. Kula düşen, geçici dünya imkânlarıyla böbürlenmeden haddini bilmektir.</p>

<p>Er-Rakîb Allah’ın her an gözeten Rab olduğunu gösterir. Kula düşen, gizlide ve açıkta aynı sorumluluk bilinciyle yaşamaktır.</p>

<p>Unutmayalım:</p>

<p>Allah affeder; kul affa muhtaç olduğunu unutmaz.</p>

<p>Allah hesabı görür; kul hesapsız yaşamaz.</p>

<p>Allah Celîl’dir; kul yücelik iddiasına kapılmaz.</p>

<p>Allah Rakîb’dir; kul gözetildiğini bilerek yaşar.</p>

<p>Esmâ ile ahlaklanmak; Rabbimizin güzel isimlerini yalnız dilde anmak değil, o isimlerin bize öğrettiği kulluk bilincini hayatımıza taşımaktır.</p>

<p>Rabbimiz bizleri; affını isteyen, hesabını düşünen, yüceliği yalnız Rabbine veren, gizlide ve açıkta O’nun gözetimi altında yaşadığını bilen kullarından eylesin.</p>

<p>Esmâullâh ahlâkı ile ahlaklanma gayreti içinde olan gönül dostlarına selam olsun.</p>

<p>“Esmâ ile Ahlaklanmak” (11)’de buluşmak üzere.</p>

<p>Sağlıkla kalın, esen kalın, hoş kalın Can Dostlar!</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 16:05:29 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.datca-haber.com/images/kullanicilar/2024/12/a-hikmet-gul-1733901285.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>NASREDDİN HOCA’NIN ÇÖMLEĞİ…</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://www.datca-haber.com/makale/nasreddin-hocanin-comlegi-2861</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://www.datca-haber.com/makale/nasreddin-hocanin-comlegi-2861</guid>
                <description><![CDATA[NASREDDİN HOCA’NIN ÇÖMLEĞİ…]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Nasreddin Hoca’nın Subaşı’na işi düşer. Subaşı rütvetçinin biridir. Nasreddin Hoca<br />
bunu bilir.<br />
Nasreddin Hoca, bir çömleğin dibine dışkı doldurup, üzerini bal ile düzeltir.<br />
Subaşı’na çömleği uzatınca, Subaşı Hoca’nın istediği belgeyi verir.<br />
Hoca ayrıldıktan sonra işin farkına varır Subaşı. Arkasından adamını Hoca’ya gönderir.<br />
Hoca’ya yetişen Subaşı’nın adamı:<br />
-Hoca Efendi, ilamda bir yanlışlık varmış…Subaşı düzeltmek için geri istiyor.<br />
-Kusura bakma evlat, der Hoca…Yanlışlık ilamda değil benim çömlekte!</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 16:07:20 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ÜRÜN ETİKETİ OKUYOR MUSUNUZ?</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://www.datca-haber.com/makale/urun-etiketi-okuyor-musunuz-2860</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://www.datca-haber.com/makale/urun-etiketi-okuyor-musunuz-2860</guid>
                <description><![CDATA[ÜRÜN ETİKETİ OKUYOR MUSUNUZ?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Ya da şöyle diyelim, alışveriş yaptığınız yerlerden aldığınız, ürünlerin</p>

<p>üzerindeki İÇİNDEKİLER kısmını okuyor musunuz?</p>

<p>Bu zamana kadar okumadıysanız, bundan sonra okuyun derim.</p>

<p>Hepimizin çokça tükettiği kimi ürünlerin içerisinde hangi tehlikeli</p>

<p>maddeler var, biliyor musunuz?</p>

<p>İşte bazıları;</p>

<p>*Mayonez ve salata soslarında kıvam arttırıcı, kolesterol ve tansiyonu</p>

<p>etkileyici maddelerdir(hekimler böyle diyor)</p>

<p>*Düşük kalorili tatlılar ve salata soslarında Karbonsimetilselüloz-</p>

<p>E466) bulunuyor.</p>

<p>*Ekmek, kek, spor içecekleri ve bitkisel sütlerde 80 Polisorbat -E433)</p>

<p>bulunuyor</p>

<p>*Dondurma ve vegan ürünlerde kullanılan karajenon (E407) ve</p>

<p>margarinde yer alan -E 471 kodlu yağ asitleri de koruyucu sistemleri</p>

<p>zayıflatan unsurlar arasında.</p>

<p>*Liste çok uzun, ancak Dünya Sağlık Örgütü’nce en riskli olanları</p>

<p>burada anlatmak istiyorum. Listenin başında ise sosis, salam ve</p>

<p>pastırma gibi işlenmiş kırmızı etlerde kullanılan nitrit ve</p>

<p>nitratlardır.</p>

<p>*İçinizde sakızla tanışmayan, bazılarını sevmeyeniniz yoktur.</p>

<p>Sakızlardaki beyazlatıcı olarak kullanılan titanyum dioksit (E171) insan</p>

<p>DNA’sına zarar veren en etkili zehirlerdir!...</p>

<p>*Diyet kolalar, ketçaplar ve şekersiz ürünlerde kullanılan aspartam,</p>

<p>sakarin, suklaroz ve asesil fanı gibi yapay tatlandırıcılar…</p>

<p>PEKİ NE YAPMALIYIZ?</p>

<p>Size yüzde yüz bir reçete veremem. Zaten bunu kimse veremez. O</p>

<p>kadar çoklar ki. Ben bile bu tuzakların çoğuna düşen biriyim. Hiç değilse ne</p>

<p>kadar kaçabiliriz , nereden başka yol bulabiliriz sorununu paylaşmak</p>

<p>istedim sizinle.</p>

<p>Hiç değilse şunları yapabiliriz;</p>

<p>*Ambalajlı ve uzun raf ömürlü gıdaların azaltılması ilk akla gelendir.</p>

<p>Hiçbir hazır et ürününü eve yaklaştırmayın. Özellikle kırmızı et ürününü.&nbsp;</p>

<p>*Ev yapımı taze gıdalara öncelik verin. Paket üzerindeki İÇİNDEKİLERİ</p>

<p>iyi okuyun</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 16:05:27 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>YÖRESEL AĞIZLARDA ATASÖZLERİ</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://www.datca-haber.com/makale/yoresel-agizlarda-atasozleri-2859</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://www.datca-haber.com/makale/yoresel-agizlarda-atasozleri-2859</guid>
                <description><![CDATA[YÖRESEL AĞIZLARDA ATASÖZLERİ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>-Bak tarağına,al bezini(Van,Rize)</p>

<p>-Baktın ibrik akıyor;evvel götünü yu,sonra aptes boz(G.Ant.)</p>

<p>-Baktın kar havası,eve gel kör olası(Blecik)</p>

<p>-Baktın martın dokuzu,sal çayıra öküzü(tokat)</p>

<p>-Bal arıdan,kavga karıdan çıkar(Afyon)</p>

<p>-Balığı tutmadan,tavayı ateşe koyma(Skarya)</p>

<p>-Balık tutanın paçası ıslanır(Afyn)</p>

<p>-Balı olandan,pekmez esirgenmez(Sinop)</p>

<p>-Bal küpünden sirke,sirke küpünden bal sızmaz(Knya)</p>

<p>-Baltanı taşa çal,ağaca değme(Ankara)</p>

<p>-Basıra arpa ekmeği muhana(bahane)(Ankra)</p>

<p>-Baskın basanın,söz kesenin(Isprta)</p>

<p>-Başağı dik ekinin tanesi olgun olmaz(Bolu)</p>

<p>-Baş başa vermeyince iş bitmez(Brdr,Çnakkale,Smsun;Van,Ankara)</p>

<p>-Başı bunlu olanın,malı ucuz olur(Isprta)</p>

<p>-Başkasına kuyu kazan kendi düşer(Rize,Ank.)</p>

<p>-Batacak ördek,götün götün gider(Van)</p>

<p>-Batan kayık yan gider(Ordu)</p>

<p>-Batmanla gider,dirhemle çıkmaz(Afyn)</p>

<p>-Bayram kemiğiyle köpek tavlanmaz(Bolu)</p>

<p>-Bazan teker döner,bazen dingil(Gresun)</p>

<p>-Bekar gözü ile kız alınmaz(Bolu)</p>

<p>-Bekar gözü ile kız,Yaya gözü ile kız alma(Bitlis)</p>

<p>-Bereket sabanın ucundadır(Mlatya)</p>

<p>-Bildiğin ayranı,bilmediğin yoğurda değişme(Elazığ.Mlatya)</p>

<p>-Binde bir gelinen yere gül döşerler,her gün gelinen yere kül döşerler(Niğde)</p>

<p>-Bir alaca dananın şerri yedi köye domunur(Artvin)</p>

<p>-Bir çocuğun kırk ebesi olursa,ya kör olur,ya topal(Isprta)</p>

<p>-Bir deliyle bir akıllı bir kılı kırmamış(Mlatya)</p>

<p>-Bir demet gül,bir harman ottan iyidir(Yeşilyurt)</p>

<p>-Bir ekmeklik unun varsa,erbabına yaptır(Smsun)</p>

<p>-Bir elle diken,iki elle toplar(Mlatya)</p>

<p>-Bir gemiyi iki reis batırır(Kerkük-Irak)</p>

<p>-Bir götü boklu dana,bir dam sığırı boklarmış(Bolu)</p>

<p>-Bir hatır,iki hatır,üçüncüsünde vur yatır(Artvin,Van,Mlatya,G.Ant.,Kyseri)</p>

<p>-Biribiri(hısım,akraba),adamı yer diri diri(Sivas)</p>

<p>-Bir iğnenin yokluğu yokluktur(Afyon)</p>

<p>-Bir insan eşek olunca,semer vuran çok olur(Bolu)</p>

<p>-Bir malın iyisini alırsan tek alırsın,kötüsünü ise çok kezler(Yzgat,Ank.)</p>

<p>-Bir osuruk dokuz doktora bedeldir(Giresun)</p>

<p>-Bir söz yola getirir,bir söz yoldan çıkarır(G.Ant)</p>

<p>-Bir topal bit,bir gecede yedi yastık dolaşır(Isparta,Çankırı,Bitlis)</p>

<p>-Bol ekmek harmanda,bol et kurbanda(Dnizli)</p>

<p>-Borcun iyisi olmaz,borçlunun iyisi olur(Van)</p>

<p>-Borç vermek zordur,borç istemek ondan da zordur(Aydın)</p>

<p>-Boynuz öküze,semer eşeğe yük olmaz(Mlatya)</p>

<p>-Buğdayı,arpayı taşlı yerden,kızı kaşlı yerden al(G.Ant.)</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 16:05:26 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MUĞLA TÜRKÜLERİ FADİME’M(56)</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://www.datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri-fadimem56-2858</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://www.datca-haber.com/makale/mugla-turkuleri-fadimem56-2858</guid>
                <description><![CDATA[MUĞLA TÜRKÜLERİ FADİME’M(56)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Fadimem geliyor elinde tütün,</p>

<p>Gız seni sevenin yüreği bütün,</p>

<p>Sallanma Fadimem dallara tutun,</p>

<p>Fadimem Fadimem gül Fadimem</p>

<p>Gül dibine gel Fadimem</p>

<p>***</p>

<p>Fadimem gine yakmış ocağı,</p>

<p>Fadimemin belindedir kuşağı,</p>

<p>Kokusu da sarmış köşe bucağı</p>

<p>Sallanma Fadimem dallara tutun</p>

<p>Fadimem Fadimem gül Fadimem</p>

<p>Gül dibine gel Fadimem</p>

<p>***</p>

<p>Fadimem kızmış kaşını çatıyor,</p>

<p>Fadimem kaşı canlar yakıyor,</p>

<p>Dertlerime bin dert katıyor.</p>

<p>Sallanma Fadimem dallara tutun,</p>

<p>Fadimem Fadimem gül Fadimem</p>

<p>Gül dibine gel Fadimem.</p>

<p>Birçok yörede söz ve ezgi söylenen “Fadime” türküsüne benzerliği</p>

<p>görülen türkünün söz ve müziği Kültür Bakanlığı Mahalli sanatçımız</p>

<p>Mehmet Topçuoğlu’na aittir.</p>

<p>Buna benzer Al Fadimem Gül Fadimem yanakları bal Fadimem gibi</p>

<p>türküler de değişik versiyonlardır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 16:05:25 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>VERİRSE HAK VERİR, VERMEZSE HAK VERMEZ!</title>
                <category>Orhan Keskinsoy</category>
                <link>https://www.datca-haber.com/makale/verirse-hak-verir-vermezse-hak-vermez-2857</link>
                <author>keskinsoy@hotmail.com (Orhan Keskinsoy)</author>
                <guid>https://www.datca-haber.com/makale/verirse-hak-verir-vermezse-hak-vermez-2857</guid>
                <description><![CDATA[VERİRSE HAK VERİR, VERMEZSE HAK VERMEZ!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bektaşi yolda bir şaire rastlar, nereye gittiğini sorar.<br />
Şair de:<br />
-Bey’e bir kaside yazdım. Belki birkaç kuruş ihsan eder. İstersen sen de gel. Der<br />
Bektaşi de şairin peşine düşer. Şair kasidesini Bey’e sunar. Bey okur. Birkaç kuruş<br />
verir. Bu sırada Bektaşi’de bir kağıda bir şeyler çiziktirir.Bey’e uzatır. Bey okuyunca, çıkarır<br />
Bektaşi’ye bir kese altın verir.<br />
Şair şaşkındır!<br />
-Yahu, sen ne yazdın ki bey o kadar memnun kalıp,bir kese altın verdi?<br />
Bektaşi:<br />
-Erenlerim, benim aklım öyle övgüye gelmez. Şöyle yazmıştım:<br />
-“ Eğer bana bir şey lütfedeceksen veren Hak’tır,sen memursun. /<br />
Eğer bir şey vermeyecek olursan,vermeyen Hak’tır, sen mazursun”</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 17:22:37 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.datca-haber.com/images/kullanicilar/orhan-keskinsoy.jpg"/>
            </item>
            </channel>
</rss>
