LAÇİNNN
Muğla
20 Ocak, 2026, Salı
  • DOLAR
    43.28
  • EURO
    50.37
  • ALTIN
    6488.8
  • BIST
    12.669
  • BTC
    92493.008$

BU GENÇLER NE İSTİYOR? SERMAYENİN BİLE SÖZÜ GEÇMEYEN BİR ÜLKE Mİ OLDUK?

19 Ocak 2026, Pazartesi 18:18

Kendisini sosyal medyadan yeni tanıdım. Son yılların en güzel değerlendirmesini yapıyor. Kendisini KUŞAK ARAŞTIRMACISI  olarak tanımlıyor. EVRİM KURAN.
Bizler bir Z kuşağı tanımlaması yapıp, eksi, artı bir şeyler söylüyoruz. Ama gelin Sayın Kuran’a kulak verelim;
Kuşaklar arasındaki farka parmak basarken;
*…Ancak bugün bu farkların üzerine çöken ortak bir atmosfer var; güven yorgunluğu ve sürekli tetikte olma hali. Bu duygu 25 yaşındakiyle 55 yaşındakini aynı anda yakalıyor. 
*Artık mesele kuşakların ne istediği değil, aynı iklime karşı nasıl farklı savunma mekanizmaları geliştirdikleri. 
*2026 yılı Türkiye’nin kolektif hafızasında bir  iyileşme yılı olmayacak. Çünkü toplum son on yılın krizlerini, pandemiyi ve depremi henüz sindiremedi.
*2026’da derin bir toparlanma değil, sessiz bir dayanma göreceğiz. 
*İnsanlar büyük umutlar kurmak yerine küçük riskleri azaltmaya çalışıyorlar. 
* Farklı kuşaklar aynı anda ama farklı yerlerden yoruldu. Gençler kaçış planı yapıyor, orta kuşaklar tükenmişlik kıskacında, yüksek kuşaklar ise tanıdıkları dünyanın kayboluşunu izliyor…Ortak bir IYI OLMA hikayesi henüz yazılamıyor. 
*…Gençler şu taraftayım demek yerine, “BANA RAĞMEN TANIMLANAN HİÇBİR YERE SIĞMAK ZORUNDA DEĞİLİM “diyor. 
*Siyasetin iktidarıyla, muhalefetiyle yeni nesli hala doğru okuyamadığı kanaatindeyim. Mevcut sistem, gençlerin bu duruşunu  “APOLİTİKLİK” tanımlıyor. Oysa gençler siyaseti terk etmiyor, siyasetin dili onları terk etmiş durumda. 
*Alışılmış siyaset kimlikler üzerinden sadakat üretmeye çalışırken, gençler anlam bekliyor ve somut bir soru soruyor;
“…Hayatım nasıl değişecek? 
Bu değişim ani olmayacak, ancak mahalle siyaseti etkisini kaçınılmaz olarak kaybedecek…
*Gençlerin kolektif kimliklerden bireysel özgürlüklere kayan “Türkiye’de siyaseti bağırarak ikna etme dönemini kapatmaya zorluyor. Tabii bu sesi duyabilen varsa!...
*Gençler daha mutlu değiller ama itiraz etme ve vazgeçme olosılığına sahipler. Önceki kuşaklar-Bizden söz ediyor-çoğu zaman hayatla pazarlık yapmadan sisteme uyum sağladı. Bugünün gençleri ise “Ben bu oyunu oynamayabilirim” diyebiliyor. İşte asıl rahatsızlık burada başlıyor. Gençlere yönelen ” dayanıksızlar, şımarıklar “ gibi etiketler,aslında bir bir üstünlük dili değil, bir savunma mekanizması. 
*Gençlerin sınır çizmesi, önceki kuşaklara şu soruyu anımsatıyor; 
-BİZ NEDEN ÇİZEMEDİK? Bu bireysel değil, kolektif bir pişmanlığın yan ürünüdür. 
Z kuşağından bahsederken de şunları söylüyor:
*Homojen bir Z anlatısı yok. Dijital ortaklık, sınıfsal eşitlik anlamına gelmez. Sosyal medya gençleri aynı ekranda buluşturuyor olabilir ama onlara aynı hatayı yapma lüksünü vermiyor. 
*Z kuşağı kusursuzluktan çok tutarlılık arıyor.  Bir marka samimiyet anlatırken, çalışanına farklı, müşterisine farklı davranıyorsa, o radar anında çalışıyor. İletişim diliyle kurum davranışı arasındaki en küçük çatlak, filtreye takılıyor. Z kuşağı reklama değil, kanıta bakıyor…Bu marka hata yaptığında ne dedi? Kriz anında nasıl davrandı? 
Şimdi çok önemli bir cümleye geldik. Dikkatli okumanızı isterim:
-Sermaye, ilk kez “ciddiye alınmama” RİSKİYLE KARŞI KARŞIYA” Dönüşmesi gereken şey, daha az “biz harikayız” diyen ve “burada eksik kaldık” diyebilen şeffaf bir yapı…
Bizim gençliğimize gittim. Sermayenin o ahım şahım örgütleri vardı ya, yanlarından “tu destur” denilmeden geçilmezdi! Şimdi, iktidara küçük bir iki muhalif cümle edince dooğru savcılığa…Hey gidi günler… 
Sayın Kuran liseler için de şunları söylüyor:
*Lise çağındaki gençlerde üç temel bulgu gözlemliyorum:
1-Yüksek kaygı,2-Düşük kontrol duygusu, 3-Görünmeme hissi…Bu yaş grubu hem gelecek konusunda endişeli, hem de bu geleceğe dair söz söyleme alanları dar. 
Uzun bir makaleyi özetlemek zok zor.
Liseliler için bence en çarpıcı ifadesi şu;
*En büyük hatamız ise lise yıllarını “ASIL HAYAT BAŞLAMADAN ÖNCEKİ BEKLEME ODASI “ gibi görüp, bu dönemi küçümsemek.  Oysa;
LİSE BEKLEME ODASI DEĞİLDİR…
Sayın Evrim Kuran’ın makalelerini bulup daha ayrıntılı bilgileri okuyabilirsiniz. Ben kendi hoşuma gidenleri, seçip, özet olarak sizlerle paylaşmak istedim. 


Okunma Sayısı: 239

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.