Muğla
27 Şubat, 2024, Salı
  • DOLAR
    28.59
  • EURO
    30.52
  • ALTIN
    1783.9
  • BIST
    7768.17
  • BTC
    36743.46$

El İle Gelen Düğün Bayram

08 Aralık 2022, Perşembe 17:19

Bu yıl üzerinde aynen şunlar yazan bir düğün davetiyesi aldım:
Özel günler birlikte güzel,
siz de gelirseniz daha da güzel olacak.
„El ile gelen düğün bayram“ derler,
siz bize el değil gönül dostusunuz,
Biz diyoruz ki, siz de gelirseniz
"Düğünümüz Bayram Olacak".
Biz 19 yaşında birbirimizi sevdik,
geçti aşk ve sevgi dolu tam 6 yıl,
evlenelim de "elalem ne der?" den kurtulalım artık.

22 Mayıs 2022, Saat 19:00'da
Kardelen Düğün Salonunda
Selen ve Tarık sizleri bekliyor
 „Düğün“ yapmak bizim kültürümüzde oldukça önemli bir yere sahiptir.  Eski zamanlardan beri süregelen bir gelenek olarak düğünler evliliğin olmazsa olmazları arasında yer almaktadır. Her milletde, her kültürde farklı farklı yapılan düğünler, ülkemizde de birbirinden farklı şekillerde yerine getirilebilmektedir. Düğünler Türk geleneklerinin çok önemli bir parçasıdır ve evlenen çiftlerin büyük bir çoğunluğu düğün yapmak arzusundadırlar. Çünkü insan, hayatında bir defa düğün yapar. İsteyenler ikinci evliliklerinde, hatta sonraki evliliklerinde de düğün yapar, ancak genelde düğün sadece bir defa yapılır. Kültürümüzün önemli bir parçası olan düğünler unutulmayacak duygusal, gururlu, eğlenceli anıları ile düğün öncesinde, düğünde ve sonrasında onu doya doya yaşamamızı sağlar. Evlenen çiftlerin aileleri, akrabaları, arkadaşları ve dostları düğüne davet edilirler. Düğünlerde yeme ve içme ikramı konusunda düğünü yapan ailenin gelir seviyesi ve toplum içindeki statüsüne göre ikram ve hizmet edilir. 
Şimdi bir zamanlar dayımın dilinden hiç düşürmediği, 1973'ten sonra birkaç yıl herkesin de dilinde olan Şenay Yüzbaşıoğlu'nun 'Hayat Bayram Olsa' şarkısından iki dörtlükle devam etmek istiyorum:
Şu dünyadaki en mutlu kişi mutluluk verendir / Şu dünyadaki sevilen kişi sevmeyi bilendir / Şu dünyadaki en güçlü kişi güçlükten gelendir / Şu dünyadaki en bilgin kişi kendini bilendir.
Bütün dünya buna inansa /  Bir inansa, hayat bayram olsa / İnsanlar el ele tutuşsa / Birlik olsa / Uzansak sonsuza.
Şarkının sözlerinin devamı da bu güzellikte, çok anlamlı. Hayatta önemli şeylerle birlikte, bayram kelimesinin anlamının içeriğini de ne güzel vurgulamış. Gerçi sözlerì ve müziği yabancı bir şarkıdan ve tercüme olsa da, bize de bu şekilde ulaşmış.
Bilindiği gibi „bayram“, sevinç ve neşe günü demektir. Öteden beri her milletin birçok milli günleri, tarihini canlandıran bayramları bulunmaktadır. Aynı şekilde çok kutsal dini bayramlarımız vardır. Bayramların milli ve dini duyguların, inanışların pekişmesi, taze ve hala yaşayan bir şekilde tutulmasında, toplumun birlik ve beraberliğini sağlamada ve bunun kişilerin bilincinde yer etmesinde de çok büyük önemi vardır. Sosyal dayanışma ve barış düşüncelerinin küçük büyük hepimizde kuvvetle yaşandığı günlerdir. Dargınların kucaklaşması, aralarında kin, nefret bulunan aile ve kişilerin düşmanlık ve olumsuz duygularının sevgiye dönüşmesi, küçüklerin büyüklere saygı, büyüklerin küçüklere sevgi ve anlayış göstermesi, hastaların ziyaret  edilmesi, verilen hediyelerle gönüllerinin alınması, eş, dost ve akrabanın yeniden kaynaşması genellikle bayram günlerinde olmaktadır. Bu arada bir çoğunuz şimdi bana, o eskidenmiş, şimdi birçokları bayramlarda bir yerlere kaçıyor diyorsa, onlar da çok haklı.
Biz millet olarak hem bayramları hem de düğünleri çok severiz. Ayrıca da bayram ve düğün kelimeleri ile birlikte kullandığımız olumlu veya olumsuz anlamlı deyimleri ve sözleri kullanmayı da severiz.

Üst katımızda oturan komşularımızla aramız pek iyi değil. Gecenin geç saatinde koltuklaları masaları sağa sola çekerler, televizyonlarının sesi sonuna kadar açıktır, bağıra çağıra konuşurlar, uyuyabilirsen uyu. Geçen gece canıma tak dedi, hatta kıyafetime falan aldırmadan pijamamla yukarı çıkıp kapılarını çaldım. Hasan bey, yani üst komşumuz, kapıyı açtı ve bana " Hayrola komşum, bayram değil, seyran değil, gecenin bu saatinde ne var?" dedi. Ben de ona " Hasan bey, açtırma bana bayramlık ağzımı, illallah sizin bu gürültünüzden, nedir bu saygısızlığınız “ dedim. O ise hiç bizi rahatsız edecek birşey yapmamışlar gibi bana pişkin pişkin "Komşum ne iyi ettin de geldin, epeydir yüzünü görmemiştik " demez mi ! Hadi neyse dedim içimden, „ bayram havası estirmeğe çalışıyor ama nafile, buna düpedüz küstahlık denir, yaa bayram haftasını mangal tahtası sanıyor bu Hasan bey, ya da içip içip kafayı bulmuş " deyip kızgın bir şekilde zemin katındaki evimize döndüm.
Yukarıda içinde bayram kelimesi olan cümlelerim anlaşıldı umarım ama yine de kısa açıklamalar yazayım:
Bayram değil, seyran değil: Daha çok bir gereği olmadan gösterilen yakınlığı tabir etmek amacı ile kullanılan bir deyim.
Açtırma bana bayramlık ağzımı: Beni kırıcı ve kötü sözler söylemek zorunda bırakma.
Bayram havası esmek: Ortamın neşeli, sevinçli bir duruma gelmesi.
Bayram haftasını mangal tahtası sanıyor: Söyleneni konu ile hiçbir ilgisi olmayacak biçimde ters anlamak.
Bir düğün, bir bayram diye diye ondan ona atladım. Tanık olduğum bir konu ile devam edeyim. İş arkadaşım Haluk geçen yıl 3-4 ay boyunca ayrı bir heyecan içindeydi. Onlar iki erkek bir kız, yani üç kardeşlermiş. Babalarını dört yıl önce kaybettikleri için Haluk kardeşler arasında en büyüğü olarak ve kendi altı yıl evvel evlenmiş olduğu için, yani bekarlıktan evliliğe giden yolda yapılması gerekenler konusunda tecrübeli olduğu için, evlenmeğe karar vermiş olan erkek kardeşi için bir bakıma babalık görevini yüklenmiş. Aylar boyu süren heyecanı işte bundandı.
Türk düğün gelenekleri ve adetleri her ne kadar popülerliğini yitirse de bazı il ve ilçelerde bazı çevreler ve ailelerce tercih edilebiliyor. Hatta eski geleneklere göre bazı bölgelerde düğünler üç gün üç gece sürmesiyle bilinirdi. Artık bu günlerlerde, özellikle de mali zorluklar nedeniyle, bütün adet ve gelenekler birkaç saatlik nikah törenlerine bile sığdırılıyor. Her bölge, şehir veya kasabaya özgü Türk düğün gelenekleri ve adetleri gittikçe azalmakta, ya da azalmak zorunda olmasına rağmen hala var. Örneğin Adana düğün gelenekleri ile Kırklareli düğün adetleri farklılık gösteriyor. Trabzon düğünlerine horon, Edirne düğünlerine balkan havası damga vurmaya devam ediyor. Tabii bu sadece düğünlerdeki eğlence kısmı ama başka farklılıklar ve beklentiler de var tabii ki.
Arkadaşımın gerek anne baba tarafı gerekse kendi öyle ceplerinden çıkacak parayı dert etmeyecek seviyede zenginlerden değil, ama parasal sıkıntıda da olmayan, orta halliden daha iyi durumda bir aile. Düğünü hem onların kendi geleneklerine uyan, hem de güzel bir mekanda ve gelecek misafirlere ikramda eksik olmayacak şekilde planlamışlar. Bir yandan da kız tarafına mahcup kalmama arzusu da varmış tabii ki. Düğün günü gelmiş çatmış. Nikah memuru da düğün salonuna gelecekmiş. Nikah olayını öyle sadece standart bilinen sözlerle değil de çok ilginç, nerdeyse bir sahne şovu halinde çok eğlenceli yapan, adı duyulmuş ve çok tercih edilen bir bayan nikah memuru varmış. Bir aile yakınlarının yardımı ile o bayan nikah memurunu da ayarlamışlar. Malum düğünün başında önce nikah kıyılacak. Beklerler beklerler sonunda elinde bir çanta ile takım elbiseli bir bey gelip nikah memurunun koltuğunda yerini alır. Evlenecek çift ve nikah şahitleri şaşkın şaşkın bakarken, gelmesi beklenen Nihal adındaki nikah memurunun koronaya yakalandığını ve onun yerine kendisinin gönderildiğini, hatta birkaç  başka nikahı da o bayan memur yerine kendisinin kıydığını söyler.  Evlenecek çift bu aksilik üzerine bir üzüntü yaşar ama belli etmezler. Nikah kıyılır, evlenme cüzdanı verilir, gelin damadın ayağına basar, mutlu birlikteliğe adım atılır. Düğün danslar, oyun havaları ile falan keyiflice devam eder. Sırada önce soğuk aperatifler olmak üzere yemek faslına geçilir. Artık tam sıcak ana yemekler masalara getirilecekken lambalar söner. Herkes bunu düğün programına ait sürpriz bir bölüm başlıyor sanar ama hayır, elektrikler kesilmiştir. Kesinti uzayınca bu defa jeneratörler çalıştırılır. Lambalar yanar ama sıcak olması gereken ana yemekler bu arada epey soğumuştur. Jeneratörler hem ışıklara hem de ocak ve fırınlara kapasite olarak zor yetişir. Ana sıcak yemekler ancak ılılk olarak ikram edilebilir. Meğer beş kilometre uzaktaki trafo merkezine düşen yıldırım bu elektrik kesintisine neden olmuşmuş. Hatta sadece düğün salonu değil yanındaki sinema da bu kesintiden etkilenmiş, film bir süre gösterilememiş. Tabii ki herkesin ama en başta da gelin ve damadın tadı epey kaçmış. Neyse sonradan herşey yolunda gitmiş ve düğün gecenin geç saatlerine kadar keyifle devam etmiş. En sonunda da herkes çaresiz olarak „Ne yapalım, el ile gelen düğün bayram“ demişler.
Atasözlerinin ve birçok deyimin en bariz özelliği yaşanmış ve tecrübe edilmiş gerçek yaşam olaylarının, ifadelerinin kısa ve anlaşılır bir biçimde sözlere dökülmesidir. Genellikle de yaşanmış olaylardan, tecrübelerden ders almanın önemini göstermek amacı gütmektedirler.
„El İle Gelen Düğün Bayram“ sözünün anlamı nedir? Tabii ki benim yukarıdaki düğün hikayem bu deyimin sadece bir düğün, ya da bayram ortamı ile ilgili kullanılabileceği anlamına gelmiyor. Toplum içinde bir kişi sıkıntılarını, zorlukları ve onlara neden olan her durumu başkalarının da yaşadığını gördüğü zaman rahatlık hissine kavuşarak huzur duyabilmektedir. İnsan sosyal yaşayan bir birey olmasının yanında özünde bencillik de bulunan bir varlıkdır. Bencillik duygusu insanı ayakta tutması ve bir amaç için çabalaması adına iyi gelmektedir. Bulunduğu toplumda hemen hemen her insan kendini bir sürüye ait hisseder ve farkında olarak veya olmayarak toplumun istediği yöne uymağa, kapılmaya başlar. Tabii bir de geçen yazımda işlediğim „elalem ne der?“ kaygısından da.
„El ile gelen düğün bayram“ sözü de buradan kaynaklanmaktadır. Örneğin ait olduğu toplulukta herkes hastalanırsa, birey tarafından bu halledilebilir bir durum olarak algılanır. Kendisi de hastalandığında ne toplum ne de kendisi onu „eyvahlar olsun, ne hastalığı, neden olmuş, ne yapsak?“ şeklinde yargılamayacak ve böylelikle de sorunları kendi başına göğüslemek zorunda kalmayacakdır.
Sonuç olarak, El ile Gelen Düğün Bayram sözü insanların aynı sıkıntıları birbirleri ile paylaştıkları zaman bu süreci daha kolay atlattıklarını ifade eder. Sorunların üstesinden gelinemese bile o problemi herkesin birlikte yaşadığını göstermektedir. El İle Gelen Düğün Bayram sözünün kullanımından birkaç örnek vereyim:
- Her şeye zam gelmiş ne yapalım el ile gelen düğün bayram.
- Hastalığa aşı bulunacak dediler bekledik durduk, el ile gelen düğün bayram.
- Tarlalarda hasat olmadı, mahsul yok, el ile gelen düğün bayram, herkes ne yaparsa biz de onu yaparız.

Ben bu gazetede köşe yazısı yazmağa başlamadan evvel haftalık bir dergide seyrek de olsa yazıyordum. Ben dahil birkaç yazar arkadaşım çalışma ortamımızdan memnun değildik. Hepimiz o şartlara ister istemez razı olup çalıştıkça „Ne yapalım, el ile gelen düğün bayram“ demiştik. Şimdiki yönetmenim ise biraz sarı inat ama hiç olmazsa göz zevkimizi okşuyor. Zaten ben de artık „Ne yapayım, el ile gelen düğün bayram“ demeğe alıştım.

Rumuz: Sensiz Olmaz : 05.12.2022


Okunma Sayısı: 705

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.