Muğla
27 Şubat, 2024, Salı
  • DOLAR
    28.59
  • EURO
    30.52
  • ALTIN
    1783.9
  • BIST
    7768.17
  • BTC
    36743.46$

Mİ­SA­FİR UM­DU­ĞU­NU DEĞİL BUL­DU­ĞU­NU YER

10 Aralık 2019, Salı 12:33

Bir Pazar günü öğ­le­den sonra ne ya­pa­ca­ğı­mı­zı bil­me­den tem­bel tem­bel evde otu­ru­yo­ruz. Kış günü, dı­şa­rı­da de­vam­lı yağ­mur ve kas­vet­li ka­ran­lık bir gün, dı­şa­rı çıkıp bir­ yer­le­re git­mek gel­mi­yor içi­miz­den. Evde bile pek bir iş yap­ma­mı­şız, or­ta­lık da­ğı­nık. Bir den kapı ça­lı­yor, bu ne deyip ye­ri­mi­zden hop­la­yıp ka­pı­yı açı­yo­ruz. Ar­ka­daş­la­rı­mız Selen ve Aykut kal­kıp öğ­le­den sonra ça­yı­na bize gel­miş. Biz ha­zır­lık­sız ya­ka­lan­dık der­ken, el­le­rin­de iki tabak, bi­rin­de po­ğa­ça­lar, di­ğe­rin­de el­ma­lı kek. Hani bizde „Mi­sa­fir Um­du­ğu­nu Değil Bul­du­ğu­nu Yer„ sözlü var­dır ya, tam tersi olu­yor, biz ev sa­hi­bi ola­rak um­ma­dı­ğı­mı­zı yi­yo­ruz. Mi­sa­fir­lik bizim top­lu­mu­muz­da çok önem­li bir ko­nu­dur. Biz­ler mi­sa­fir­le­ri­mi­zi her zaman en iyi şe­kil­de ağır­la­mak ister ve onlar için eli­miz­den ge­le­ni ya­pa­rız. Ancak bazı mi­sa­fir­ler ha­ber­siz gel­di­ğin­den onlar için özel bir ha­zır­lık ya­pa­ma­yız ve evi­miz­de ne varsa on­la­ra o ye­mek­le­ri ikram ede­riz. Bu­nun­la bir­lik­te bir yere mi­sa­fir­li­ğe git­ti­ği­miz­de ev sa­hi­bi­nin bizim için özel ye­mek­ler yap­ma­sı bek­len­ti­si için­de de ol­ma­ma­mız ge­rek­mek­te­dir. Çünkü mi­sa­fir­li­ğe git­ti­ği­mi­zi evin sa­hi­bi­nin bizim için özel yi­ye­cek­ler ya­pa­cak du­ru­mu ol­ma­ya­bi­lir. Eko­no­mik açı­dan zor­luk çeken ki­şi­ler bizim için en iyi ye­mek­le­ri yap­mak is­te­se­ler de bu bazen müm­kün ol­ma­ya­bi­lir. Mi­sa­fir­li­ğe git­ti­ği­miz­de önü­mü­ze ne ko­nu­lur­sa burun kı­vır­ma­dan ye­me­miz ge­rek­mek­te­dir. Çünkü mi­sa­fir­ler yemek is­te­dik­le­ri­ni değil, git­tik­le­ri yerde ne varsa onu yer­ler. Ama „Mi­sa­fir Um­du­ğu­nu Değil Bul­du­ğu­nu Yer„ sözlü sa­de­ce yemek yemek ile kı­sıt­lı de­ğil­dir. Ha­ber­siz git­ti­ği­niz bir yerde, size su­nu­lan ye­mek­te, iş de, hìzmet­te, bek­ledìği­niz­den, arzu et­ti­ği­niz­den daha az bir­ şey­ler­le de kar­şı­laş­ma­ğa ha­zır­lık­lı olun an­la­mın­da da kul­la­nı­lır. As­lın­da çok ko­nuk­se­ver olan, ya da es­ki­ler­de öyle olan Türk mil­le­ti ola­rak di­li­mi­ze çe­şit­li "mi­sa­fir" ko­nu­su­nu içe­ren ata­söz­le­ri var­dır. İşte bun­la­rın en başta ge­len­le­ri­ni ve an­lam­la­rı­nı bu­ra­da şöyle bir ele almak is­ti­yo­rum: „Mi­sa­fir kıs­me­ti ile gelir“ : Ev sa­hi­bi ko­nu­ğu yük say­maz. Ko­nu­ğun gel­di­ği o evde yi­yecek bu­lu­nur; ya da bek­len­me­dik bir yer­den o sı­ra­da yi­yecek gelir. Yani bu sözle mi­sa­fi­rin kıs­me­ti­ni Allah'ın gön­der­miş ol­du­ğu­na ina­nı­lır. „Mi­sa­fir mi­sa­fi­ri is­te­mez, ev sa­hi­bi iki­si­ni de“ : Mi­sa­fir, git­ti­ği evde ken­di­sin­den başka mi­sa­fir is­te­mez. Çünkü durum böyle ol­du­ğun­da ev sa­hi­bi ayrı ayrı iki mi­sa­fir­le de il­gi­len­mek zo­run­da kalır. Ama mi­sa­fir­ler ağır­lan­ma­nın sa­de­ce ken­di­si­ne ya­pıl­ma­sı­nı ve ken­di­si­ne özel ol­ma­sı­nı ister. Hal böyle olun­ca da gelen ko­nuk­lar ra­hat­sız olur. Aynı şe­kil­de bu durum da ev sa­hi­bi­ni ra­hat­sız eder, bir ba­kı­ma zorda kalır ve o da her iki­si­ni de is­te­mez. .
„Mi­sa­fir on kıs­met­le gelir; bi­ri­ni yer do­ku­zu­nu bı­ra­kır“: Ko­nuk­se­ver mil­le­ti­miz ina­nır ki mi­sa­fir, ev sa­hi­bi­ne fazla bir gider yük­le­mez. Allah, ko­nu­ğun ye­di­ğin­den kat kat faz­la­sı­nı, ku­lu­mu ağır­lı­yor diye, ev sa­hi­bi­ne verir. „Ahmak (şaş­kın) mi­sa­fir ev sa­hi­bi­ni ağır­lar“ : Gelen mi­sa­fir­le­ri ağır­la­mak ev sa­hip­le­ri­nin gö­re­vi­dir. Ama şaş­kın mi­sa­fir bunun ter­si­ni yapar. Te­miz­lik, ser­vis, ka­pı­yı açma vb. iş­le­ri yap­ma­ya koşar. Baş­ka­sı­nın görev ve yet­ki­le­ri­ni üze­ri­ne alan böyle ah­mak­lar (şaş­kın­lar) başka ko­nu­lar­da da gö­rü­lür. Oysa şaş­kın mi­sa­fir için­den ge­le­rek hiz­me­te kal­kı­şır. Evin dü­ze­ni­ni bil­me­di­ği için de gaf yapar. Baş­ka­sı­nın görev ve yet­ki­le­ri­ne mü­da­ha­le­de bu­lun­ma­mak ge­re­kir. „Va­kit­siz mi­sa­fir ke­se­den yer“: Uygun ol­ma­yan bir za­man­da ha­re­ket eden, her­han­gi ve bek­len­me­dik bir işe gi­ri­şen biri bunun ce­za­sı­nı kendi öder. „Mi­sa­fir üç gün mi­sa­fir­dir“: Ge­le­ne­ğe göre ko­nuk­luk hakkı üç gün­dür. Mi­sa­fir, konuk ola­rak git­ti­ği evde iyi bir şe­kil­de ağır­lan­mak ve iyi bir hiz­met bek­ler. Fakat mi­sa­fi­rin, zi­ya­re­ti­ni üç günde son­lan­dır­ma­sı ge­re­kir. Yoksa ev sa­hi­bi­ne yük ola­bi­lir. Eğer ki mi­sa­fir daha fazla ka­la­cak­sa, ör­ne­ği senli benli bir ar­ka­daş ise, üç gün­den sonra ko­nuk­lu­ğu bı­ra­kıp ev sa­hi­bi­ne yar­dım et­me­li ve ev sa­hi­bi­nin o an­da­ki du­ru­mu­nu an­la­yış­la ka­bul­len­me­li, yani ha­lin­den an­la­ma­lı­dır. Yu­kar­da ­ki ata­söz­le­rin­de ger­çek payı ola­bi­lir ama ben hep­si­ne tam ka­tı­la­mı­yo­rum. Biraz ha­ya­li bile olsa bence en gü­ze­li " Mi­sa­fir on kıs­met­le gelir; bi­ri­ni yer do­ku­zu­nu bı­ra­kır". Çünkü ben mi­sa­fi­ri çok se­ve­rim. Şöyle bir 20-30 yıl ön­ce­si­ne kadar akşam, ya da hafta sonu bir ara ka­pı­mız çalar ve ak­ra­ba, eş, dost, ar­ka­daş "Size bir çay, kahve iç­me­ğe gel­dik" deyip ha­ber­siz ge­lir­di. Ne gü­zel­di o gün­ler. Hiç mühim de­ğil­di ev sa­hi­bi için evi o anda ne kadar dü­zen­li, ikram ede­bi­le­ce­ği bir­ şey­ler varmı. Ev sa­hi­bi yine de çok se­vi­nir­di, öyle çat kapı ha­ber­siz gel­ten mi­sa­fir de zaten um­du­ğu­nu değil bul­du­ğu­nu ka­bul­le­ne­rek ge­lir­di. Amaç bir araya gelip hoş soh­bet, ondan bun­dan, işten, ço­cuk­lar­dan, iyi ha­ber­ler­den, ta­sa­lar­dan ko­nu­şup bir­lik­te ol­ma­nın ta­dı­nı çı­kart­mak­tı. Bu günün mo­dern dün­ya­sın­da ne yazık ki bu yok. Önce, belki de gün­ler evvel te­le­fon edip, ya da What­sapp yazıp gel­mek is­te­di­ği­ni­zi söy­le­yip, belki de gidip bir sa­at­ten fazla bile kal­ma­ya­ca­ğı­nız ev sa­hi­bi­nin olu­ru­nu alıp, dok­tor ran­de­vu­su gibi tam sa­ati­ni falan plan­la­ya­cak­sı­nız. Belki de bir ba­kı­ma doğru, gü­nü­müz­de ge­nel­lik­le eş­le­rin ikisi de ça­lı­şı­yor, ev sa­hi­bi du­ru­mun­da olan­lar belki de biraz din­len­mek is­ti­yor, belki ev­le­rin­de ikram edecek bir ­şey yok, ev da­ğı­nık falan. Yani ani mi­sa­fir kabul etmek, on­la­ra ye­te­rin­ce mi­sa­fir­per­ver­lik gös­te­re­bil­mek zor. Ama ben yine de 20-30 yıl ön­ce­ki tarzı is­ti­yo­rum. Evet, ne gü­zel­di o gün­ler. Hiç mühim de­ğil­di ev sa­hi­bi için evi o anda ne kadar dü­zen­li, ikram ede­bi­le­ce­ği bir­şey­ler varmı. Ev sa­hi­bi yine de çok se­vi­nir­di, öyle çat kapı ha­ber­siz gel­ten mi­sa­fir de zaten um­du­ğu­nu değil bul­du­ğu­nu ka­bul­le­ne­rek ge­lir­di.
Zaten gü­nü­müz­de mi­sa­fir­lik kav­ra­mı da ba­ya­ğı de­ğiş­me­di­mi? Hani biraz da mizah ya­par­sak, es­ki­den mi­sa­fir­lik­te hal hatır so­ru­lur­du, şimdi pri­zin yeri, in­ter­ne­tin şif­re­si so­ru­lu­yor. Şimdi size için­de ger­çek payı büyük olan başka bir hi­ka­ye an­la­ta­yım. Orta yaşın üze­rin­de bir adam ken­di­sin­den ol­duk­ça genç ve güzel bir bayan ile te­sa­dü­fen bir ge­zi­de ta­nış­mış. İşleri, ilgi alan­la­rı fark­lı ol­du­ğu gibi bir­bir­le­rin­den çok uzak­ta ya­şı­yor­lar­mış. Olay­lar öyle ge­liş­miş ki kar­şı­lık­lı bir­kaç kere ya­zış­mış­lar. Genç ba­ya­nın işi ge­re­ği çok yoğun ve ener­ji dolu ça­lış­ma­sı ve özel ha­ya­tın­da­ki et­kin­lik­le­ri­nin çok­lu­ğu bu sa­de­ce kar­şı­lık­lı ya­zış­ma­ya bile ye­te­rin­ce zaman ayı­ra­ma­ma­sı­na neden olu­yor­muş. Adam ise ba­ya­nın ar­ka­daş­la­rı ile iliş­ki­le­rin­de daha az aktif ol­ma­sı yö­nün­de bas­kı­lar uy­gu­la­ma­ğa ça­lı­şı­yor, ya da ba­ya­nın bir­kaç iliş­ki­si­ni ka­fa­ya ta­ka­rak onun bu iliş­ki­le­ri­ni za­ma­nı­nı ken­di­si­ne daha çok yö­nelt­me­si­ne uygun ola­rak ayar­la­ma­sı için çaba sar­fet­me­si­ni is­ti­yor­muş, ama hepsi na­fi­le. Hani yani bir ba­kı­ma bu uzak­lar­da­ki ba­ya­na daha çok ve sık what­sapp ile ya­za­bil­me ar­zu­su­nun, ona böyle sanal mi­sa­fir ol­ma­ğa ça­lı­şıp ama um­du­ğu­nu değil bul­du­ğu­nu ye­me­siy­miş bu olay başka bir de­yi­miy­le. Hani pla­to­nik aşk eder­ler ya, bu da pla­to­nik ya­zış­ma mi­sa­fir­li­ği imiş bir ba­kı­ma. Kıs­met olur da bir­gün o ba­ya­nı bir­lik­te ye­me­ğe mi­sa­fir ede­bil­me­nin ha­ya­lin­le ya­şa­yıp, 40 kere bu di­le­ği­mi dile ge­ti­rir­sem olur mu acaba deyip du­ru­yor­muş.
Mi­sa­fir um­du­ğu­nu değil de bul­du­ğu­nu yer­miş, ama ben Datça Haber ga­za­te­sin­de „Mi­sa­fir Yazar“ ola­rak şim­di­ye kadar um­ma­dı­ğı­mı, yani hiç bek­le­ne­di­ğim, beni şa­şır­tan sev­gi­yi bul­dum, yani mi­sa­fir ola­rak ta­dı­na do­ya­rak yedim ve ye­me­ğe devam edi­yo­rum. Neden mì, çünkü ya­zı­la­rı­ma değer veren, „sevgi ile yak­la­şan“ bir ga­ze­te yö­net­me­nim var. As­lın­da onun ve ga­ze­te­nin ba­şa­rı­sı­nın ar­ka­sın­da da bu ya­tı­yor, çünkü ne­re­de Sevgi varsa, orada Ba­şa­rı ve Zen­gin­lik de var­dır. !
Datça Haber'in bu iş an­la­yı­şı­nı ve bir ba­kı­ma da pa­ro­la­sı­nı şu güzel hi­ka­ye de bize an­la­tı­yor:
ÜÇ İHTİYAR MİSAFİR!.. (Go­og­le'dan alın­tı­dır ama tam kay­na­ğı­nı ne yazık ki bil­mi­yo­rum)
Bir kadın, ka­pı­dan dı­şa­rı çık­tı­ğın­da, bem­be­yaz sa­kal­lı üç ih­ti­ya­rın kendi evi­nin önün­de otur­duk­la­rı­nı görür.
'Ben sizi hiç ta­nı­mı­yo­rum, der... Ama aç ve susuz ol­ma­lı­sı­nız... Lüt­fen içe­ri­ye gelin de siz­le­re bir şey­ler ikram ede­yim...'
'Evin er­ke­ği içer­de mi?' Diye sorar adam­lar.
'Hayır, der kadın. Şu an evin dı­şın­da.'
'O evde ol­ma­dı­ğı sü­re­ce bizim bu eve gir­me­miz müm­kün değil...' diye cevap ve­rir­ler.
Akşam olup ko­ca­sı eve dön­dü­ğün­de kadın olan­la­rı an­la­tır.'Peki, on­la­ra söy­le­ye­bi­lir misin, der adam. Ben ev­de­yim artık, bu eve ge­le­bi­lir­ler...'
Kadın dı­şa­rı çıkıp bu ki­şi­le­ri içeri davet eder.
Ama bu defa da;
'He­pi­miz aynı anda içeri gir­me­yiz' der yaşlı adam­lar.
Kadın öğ­ren­mek ister; 'niye gi­re­mez­si­niz?..'
İhti­yar­lar­dan biri açık­lar:
'Onun adı ZENGİN, der bir ar­ka­da­şı­nı gös­te­re­rek. Di­ğe­ri BA­ŞA­RI...
Ben ise SEVGİ... Sonra ekler; 'Şimdi içeri gir ve ko­can­la konuş. Han­gi­mi­zi evi­niz­de is­ter­si­niz?..'
Kadın içeri girip söy­le­nen­le­ri ko­ca­sı­na an­la­tır. Adam duy­duk­la­rıy­la ne­şe­le­ne­rek; 'Ne güzel, der. Madem öyle, Zen­gin'i içeri ça­ğı­ra­lım ve evi­mi­zi zen­gin­lik­le dol­dur­sun...'
Ka­rı­sı iti­raz eder; 'Canım, niçin Ba­şa­rı'yı ça­ğır­mı­yo­ruz?'
Bu sı­ra­da, evin diğer kö­şe­sin­de bu­lu­nan ge­lin­le­ri ko­nuş­tuk­la­rı­nı duyar. Ko­şa­rak gelir ve kendi fik­ri­ni söy­ler; 'Sevgi'yi ça­ğır­sak daha iyi olmaz mı? Evi­miz sev­giy­le dolar!..'
'Ge­li­ni­mi­zin tek­li­fi­ni dik­ka­te ala­lım, der adam ka­rı­sı­na... Dı­şa­rı çık ve bizim mi­sa­fi­ri­miz ol­ma­sı için Sevgi'yi davet et.'
Kadın dı­şa­rı çıkar ve yaşlı adam­la­ra sorar;
'Han­gi­niz Sevgi idi? Lüt­fen içeri gel ve mi­sa­fi­ri­miz ol...'
Sevgi ayağa kal­kar ve eve doğru yü­rü­me­ye baş­lar. Fakat diğer iki yaşlı adam da onu takip eder­ler... Kadın şa­şır­mış bir halde Zen­gin ve Ba­şa­rı'ya sorar; 'Ben sa­de­ce Sevgi'yi davet ettim, siz niye ge­li­yor­su­nuz?'
Zen­gin ve Ba­şa­rı bir ağız­dan cevap ve­rir­ler:'Eğer Zen­gin'i ya da Ba­şa­rı'yı davet etmiş ol­say­dın diğer ikisi dı­şa­rı­da ka­lır­dı. Ama sen Sevgi'yi davet ettin... O ne­re­ye gi­der­se biz de ar­dın­dan oraya gi­de­riz. Çünkü ne­re­de Sevgi varsa, orda Ba­şa­rı ve Zen­gin­lik de var­dır!..'
Ben „Mi­sa­fir Yazar“ ola­rak siz okur­la­rı­mın sev­gi­si­ne layık ol­ma­ğa hep gay­ret ede­ce­ğim.
Keşke bütün in­san­lar dün­ya­yı sev­me­yi öğ­ren­se; ya­şa­dık­la­rı top­rak­lar­da birer mi­sa­fir ol­duk­la­rı­nı an­la­yın­ca­ya ve ço­cuk­la­rı­na daha yeşil bir ge­lecek, doya doya nefes ala­bi­le­cek­le­ri bir dünya ha­zır­la­ma­nın ve bı­rak­ma­nın bi­lin­ci­ne eri­şin­ce­ye kadar,
Sev­gi­le­rim­le …
Rumuz: Sen­siz Olmaz, 06.12.2019


Okunma Sayısı: 1671

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.