LAÇİNNN
Muğla
06 Temmuz, 2026, Pazartesi
  • DOLAR
    44.51
  • EURO
    51.67
  • ALTIN
    6625.8
  • BIST
    12.938
  • BTC
    66595.100$

(Knidos)-1

06 Temmuz 2026, Pazartesi 15:16

Ben Knidos’ta Doğdum
İnsan bazen bir şehre, bazen bir eve, bazen de çocukluğuna özlem duyar. Ama bazı özlemler vardır ki yalnızca bir mekâna değil; bir ruha, bir zamana, bir kokuya, bir sese ve bir ışığa duyulur.
Benim özlemimin adı ise (Knidos)’tur.
Ben 1960 yılında (Knidos)’ta doğdum.
Bugün dünyanın dört bir yanından gelen insanların hayranlıkla gezdiği bu eşsiz antik kent, benim için önce bir ören yeri değil; çocukluğumun geçtiği, denizi öğrendiğim, insanı tanıdığım ve hayata gözlerimi açtığım yuvaydı.
Rüzgârın taşlara çarparken çıkardığı o kendine özgü sesi, sabah serinliğine karışan iyot kokusunu ve güneşin Ege’nin üzerinden ağır ağır yükselişini bugün bile aynı canlılıkla hatırlıyorum.
O yılların (Knidos)’u bugünkünden çok farklıydı.
Ne giriş kapıları vardı…
Ne gişeler…
Ne güvenlik kulübeleri…
Ne de düzenlenmiş yürüyüş yolları…
Taşlar vardı.
Deniz vardı.
Keçiler vardı.
Sabahın ilk ışıklarıyla sürüler hâlinde dolaşan, antik taşların arasında sessizce ilerleyen, bazen tapınak kalıntılarının gölgesinde dinlenen keçiler…
Biz çocuklar için onlar yalnızca birer hayvan değildi; hayatımızın doğal bir parçasıydılar.
Onlarla birlikte büyür, onları güder, bazen de oyun arkadaşımız gibi görürdük.
Boyunlarındaki çanların sesi, günün saatini gösteren görünmez bir saat gibiydi.
Ve bütün yokluklara rağmen mutlu insanlar vardı.
Yüzlerinde yorgunluk, ellerinde nasır, ama gözlerinde huzur…
Sanki herkes bu toprağın bir parçasıydı; toprak da onları tanıyordu.
O günlerde, üzerinde doğduğum yuvarlak yapının Afrodit Tapınağı olduğunu bilmiyordum.
Onu yapan büyük heykeltıraşın Praxiteles olduğunu da bilmiyordum.
Ama bilmeden de olsa tarihin tam ortasında yaşıyor, onunla birlikte büyüyordum.
Çevrede yaşayan ailelerin büyük bölümü çobanlık yapıyordu.
Cumhuriyet’in ilk yıllarının yokluğunu ve yoksulluğunu yaşamış bu insanlar, bütün zorluklara rağmen çocuklarının kendilerinden daha iyi bir hayat sürmesini istiyordu.
Onların en büyük hayali; çocuklarının okuyup meslek sahibi olması, yoklukla değil umutla büyümesiydi.
Akşam ateşlerinin etrafında anlatılan hikâyelerde, sessiz bakışlarda ve nasırlı ellerde hep aynı umut vardı.
Ben de o ailelerden birinin ortanca oğluydum.
Bugün Afrodit Tapınağı’nın bulunduğu bölgede dünyaya geldim.
O yıllarda antik kentin büyük bölümü henüz toprak altındaydı.
Biz tarihin üzerinde değil, tarihle birlikte yaşıyorduk.
Bu yüzden benim (Knidos) ile kurduğum bağ, yalnızca tarihî bir ilgi değildir.
Ben dünyayı burada tanıdım.
İlk arkadaşlarımı burada edindim.
Denizin dilini burada öğrendim.
Dalgaların kıyıya vuruşundan havanın nasıl değişeceğini, rüzgârın yönünden günün nasıl geçeceğini burada öğrendim.
Dünyanın dört bir yanından gelen insanları ilk kez burada gördüm.
Belki de hayatım boyunca peşinden gittiğim merak duygusunun temeli işte burada atıldı.
Çünkü her yeni insan, benim için yeni bir dünyaydı.
Çocukluk yıllarımda sevgili dayım Sinyor’un Demirkaymak adlı sünger ve balıkçı teknesi vardı.
Kıbrıs Barış Harekâtı öncesinde yıllarca Yunan süngercilerle çalışmış, denizi yalnızca bir meslek değil, bir hayat biçimi olarak yaşayan insanlardan biriydi.
Onun anlattığı deniz hikâyeleri, ufkumu genişleten ilk masallar oldu.
O yıllarda Amerikalı arkeolog Iris Love başkanlığındaki ekip (Knidos)’ta kazılar yürütüyordu.
Yüzlerce köylümüz bu kazılarda çalışıyor, aile bütçelerine katkı sağlıyordu.
Kazılar yalnızca bilimsel bir çalışma değil, aynı zamanda bölgenin sosyal hayatının da önemli bir parçasıydı.
Ben henüz yedi yaşındaydım.
Kazı ekibinde görev yapan üç genç yabancı araştırmacı, biz çoban çocuklarına temel İngilizce öğretmeye başladı.
Çevremizde yabancı dil bilen neredeyse hiç kimse yoktu.
“Yes” ve “No” diyerek başlayan o küçük derslerin hayatımın yönünü değiştireceğini elbette o günlerde bilmiyordum.
Bugün farklı ülkelerden insanlarla iletişim kurabiliyor, çeşitli dillerde konuşabiliyorsam, bunun ilk adımları o günlerde atılmıştır.
Bu nedenle bana çocuk yaşta yeni bir dünyanın kapısını aralayan herkese, milliyeti ne olursa olsun, bugün de teşekkür duygusuyla bakıyorum.
Yıllar sonra Iris Love hakkında farklı değerlendirmeler yapıldı.
Sevenler de oldu, eleştirenler de…
Bu değerlendirmelerin tarihî ve hukuki yönünü uzmanlarına bırakıyorum.
Ben yalnızca kendi hayatımdaki izini anlatıyorum.
Çünkü benim hafızamda kalan, çocuk yaşta bana öğrenmenin değerini hissettiren insanlarla kurduğum ilk bağdır.
Daha sonraki yıllarda (Knidos)’taki kazılar Türk üniversitelerinin değerli bilim insanlarına emanet edildi.
Bu gelişmeyi her zaman memnuniyetle karşıladım.
Kendi tarihimizin, kendi bilim insanlarımız tarafından araştırılması hepimiz adına gurur verici bir adımdı.
Ancak zaman ilerledikçe (Knidos) da değişmeye başladı.
Kurallar arttı.
Güvenlik önlemleri çoğaldı.
Girişler denetlenmeye başladı.
Bütün bunların amacı tarihî mirası korumaktı ve buna her zaman saygı duydum.
Fakat içimde yıllardır cevabını aradığım bir soru vardı.
Acaba (Knidos) korunurken, yüzyıllardır bu topraklarda yaşayan insanların hatıraları, bilgileri ve aidiyet duyguları da aynı özenle korunabiliyor muydu?
İşte benim sorguladığım konu hep bu olmuştur.
Çünkü ben (Knidos)’un yalnızca taşlarını değil, yaşayan hafızasını da gördüm.
Benim çocukluğumda elektrik yoktu.
Şebeke suyu yoktu.
Modern tuvaletler yoktu.
Bugünkü imkânların hiçbiri yoktu.
Ama insanlar vardı.
Ve o insanlar, bütün imkânsızlıklara rağmen yaşadıkları yere güçlü bir aidiyet duygusuyla bağlıydılar.
Dünyanın dört bir yanından gelen ziyaretçiler ayrılırken yeniden geleceklerini söylerdi.
Biz çocuklar ise onların anlattığı dünyaları dinleyerek büyürdük.
Ben o insanlardan para kazanmadım.
Ama bilgi kazandım.
Dil öğrendim.
Farklı kültürleri tanıdım.
Hayata daha geniş bir pencereden bakmayı öğrendim.
Bugün geriye dönüp baktığımda görüyorum ki (Knidos), bana yalnızca doğduğum yeri değil, dünyaya açılan ilk kapıyı da verdi.
Ve belki de en önemlisi…
Bana ait olmanın ne demek olduğunu öğretti.
Bu yazı dizisini kaleme almaktaki amacım ne birilerini suçlamak ne de geçmişi romantikleştirmektir.
Benim amacım çok daha sade ve çok daha samimidir.
(Knidos) yalnızca taşlardan ibaret değildir.
Onun bir de yaşayan hafızası vardır.
O hafızayı oluşturan çobanlar, balıkçılar, süngerciler, emekçiler, aileler ve bu topraklarda doğup büyüyen insanlar da bu kültürel mirasın ayrılmaz bir parçasıdır.
Ben de o tanıklardan yalnızca biriyim.
Ve şimdi, çocukluğumun (Knidos)’unu anlatmaya başlıyorum.
Devam edecek…
4/Temmuz /2026
Kaptan; Aslan Atilla YORULMAZ


Okunma Sayısı: 111

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.