Labirentten Sempozyuma: Kadınların Dansı
10 Ağustos 2026, Pazartesi 16:08Zaman Otobüsü"nün motoru, kuantum boşluğunda hafifçe uğuldadıktan sonra durdu. Rehberimiz kapıyı açtığında bizi karşılayan şey, Ege rüzgarının getirdiği taze kekik kokusu ve uzaktan gelen ritmik aulos sesleriydi. Antik Yunan’ın kalbindeydik.
Otobüsten indiğimizde, üzerlerinde khiton ve peplosları olan, zarafetleri ve atletik yapılarıyla büyüleyici bir grup kadın bizi bekliyordu. En öndeki kadın, elindeki lyrayı bir kenara bırakıp gülümsedi.
"Hoş geldiniz gelecekten gelen yabancılar," dedi kadın. Adı Myrine'ydi, bir khoreutes (koro üyesi) idi. "Bizim dünyamızda dans sadece eğlence değil, tanrılara bir görevdir. Platon hocamız der ki; dans zihni ve bedeni terbiye eder, insana sağlık ve güzellik katar. Bugün sizlere bu sözün doğruluğunu göstereceğim!"
Bizi dairesel bir pistin (orkhestra) kenarına götürdü. "Toplu halde dansımıza khoreia deriz," diye açıkladı. "Elimizdeki lyranın etrafında dairesel bir halka oluştururuz. Amacımız ortadaki kutsal nesneyi ya da kişiyi arındırmaktır. Giritli kardeşlerimiz gibi bazen ellerimizi serbest bırakır, kendi eksenimizde döneriz; eteklerimiz rüzgârda bir çiçek gibi açılır. Erkeklerimizde ava gitmeden önce ve avdan dönüşte benzer bir dans yaparlar. Düğünlerde, bayramlarda, törenlerde, tapınaklarda, cenazelerde dans, birlikteliğimizin ve kültürümüzün bir parçasıdır. Toplumsal dayanışmamızın temelidir.’’
Gündüz ile akşamın nöbet değiştirme aralığında bir andronun (erkekler odası) içine girdik. Burada bizi daha canlı, daha kıvrak hareketleri olan kadınlar karşıladı. Aralarından biri, bir el üstünde dururken diğer eliyle kılıçların arasından süzülüyordu. Kılıç dansı tecrübe ister, akrobatik bir danstır.
"Ben bir hetairayım," dedi nefes nefese kalarak. "Symposionlarda erkeklerle sadece sohbet etmeyiz; özel danslarda yaparız. Bak, şu gördüğün Lukianos; az önce sarhoş bir edayla dans ederek herkesi büyüledi. Biz vücudumuzu içe ve dışa bükerek imkânsız hareketler yaparız. İsterseniz deneyin, kollarınızı yukarı kaldırın ve parmak uçlarınızda sıçrayın!"
Zaman yolcularından birkaçımız, bu profesyonel dansçıların elini tutarak onların ritmine katıldı. Ayaklarımız çıplaktı ve kilin preslenmesi ile yapılmış evin zemini sıcacıktı. Müziğin ve dansın eşliğinde bir gün geçirmiştik.
Ertesi gün otobüsümüz Brauron’daki Artemis Tapınağı’na yanaştığında, safran rengi elbiseler giymiş küçük kızların bir ayı gibi homurdanarak dans ettiğini gördük.
"Bu Arkteia dansı," dedi küçük bir kız çocuğu. "Biz Artemis’in 'küçük ayılarıyız'. Kutsal ayının intikamını almak ve vebadan kurtulmak için bu safran elbiseleri giyip onun hareketlerini taklit ediyoruz. Bu dans bizim çocukluktan genç kızlığa geçiş törenimiz."
Hemen yan tarafta ise bir grup genç, bir yılan gibi spiral çizerek hızla sola doğru koşturuyordu. "Bu da Geranos, yani Turna Dansı! Minetoros’un labirentinden kurtuluşu kutluyoruz. Haydi, siz de kuyruğa takılın!" diye bağırdılar. El ele tutuştuk ve karmaşık ama büyüleyici bir yılan kavisinin parçası olduk. Sistrumların(çıngıraklı çalgılar) ritmi ile durduğumuz an parmak uçlarımız ile sıçrıyor, dizlerimizi yere vuruyor ve yine halay çeker gibi dönemeye devam ediyorduk. Her sıçrama da tanrı ile yüz yüze konuşur gibi hissediyorduk kendimizi. O kadar çok döndükten sonra her sıçrayışta transa geçiyordu insan.
Son durağımızda hava aniden ağırlaştı. Karşımızda miğferli, kalkanlı ve mızraklı kadınlar vardı. Ama bir ordu gibi değil, bir sanatçı gibi hareket ediyorlardı.
"Şaşırmayın," dedi Spartalı bir kadın. Sparta’da her kadın savaşçı doğar. "Burası Sparta. Biz kadınlar da askeri eğitim alırız. Bu yaptığımız pyrrhike dansıdır. Savaşçı tanrıça Athena’nın doğuşundaki o ilk adımları taklit ederiz. Eğilmek, saldırıdan kaçmak, mızrağı doğru açıyla savurmak... Hepsi bir danstır. Bu dans bizi çocuk doğuracak kadar güçlü, acıya dayanıklı ve düşmanı karşılayacak kadar cesur ve çevik kılar. Dansımızın temeli vahşi hayvanların saldırılarına ve onların saldırılarına karşı savunma yapan hayvanların taklidine dayanır. Dansımızda saldırı ve savunma iç içedir."
Güneş batarken, Doğu kökenli uzun kollu ceketler ve konik başlıklar giymiş bir grup kadın yere diz çöktü. "Buna Oklasma derler," dediler. Hızla diz çöküp gövdelerini döndürmeye başladılar. "Bu dansta en yukarı sıçradığımız an, tanrının görüntüsüne ulaştığımız andır."
Zaman Otobüsü'nün kornası çaldığında, hepimiz ter içinde ama zihnimiz berraklaşmış bir halde koltuklarımıza döndük. Dansımız yarım kalmıştı ama bazı hikayeler yarım kalsada, hayatımıza kattığı renkler için yaşanmaya değerdi. Kapılar kapanırken Myrine arkamızdan seslendi:
"Gelecekte de dans etmeyi bırakmayın! Çünkü dans, insanın doğayla ve tanrılarla kurduğu en eski, en temiz dildir."
Kaynakça: DENİZ KARAHAN, ANTİK DÖNEMDE KADIN VE DANS, Yüksek Lisans Tezi, 2022.
Okunma Sayısı: 291


Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.