s
Muğla
21 Haziran, 2024, Cuma
  • DOLAR
    28.59
  • EURO
    30.52
  • ALTIN
    1783.9
  • BIST
    7768.17
  • BTC
    36743.46$

NASREDDİN HOCA UÇAN HALIYLA ALMANYA'DA

16 Mayıs 2024, Perşembe 17:49
NASREDDİN HOCA UÇAN HALIYLA ALMANYA'DA

Türkiye yüzölçümü olarak Almanya'dan bir buçuk kat daha büyük. Nüfuslar hemen hemen aynı, 80 milyonun üstünde. Almanya ekonomik olarak dünyanın 4. büyük ülkesi, yani Türkiye'den çok daha zengin bir ülke. Türkiye ise tarihi ve turistik yönden çok zengin bir ülke, adeta bir açık hava müzesi.
Sadece tarihi yerleriyle değil, kültürel ve sanatsal yönden de dünyaya daha çok tanıtılması gereken birçok değerleri var. Yazarları, şairleri, düşünürleri…Mevlana, Yunus Emre, Nazım Hikmet, Yaşar Kemal, Fazıl Say, Orhan Pamuk ,Aziz Nesin ve daha bir çok değerlerimizi sayabiliriz. 
Tek sorun yeterli tanıtım yapamamak… 
Bunlara bir tanesini daha eklemek gerekir: Nasreddin HOCA.
UNESCO 2023 yılını Aşık Veysel yılı ilan etmişti, bunu geçen sayıda okudunuz siz değerli okuyucular. Aynı kuruluş, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü  (UNESCO ) 1996 yılını da '' Uluslararası Nasreddin Hoca Yılı'' ilan etmişti.        Bunda Talat Sait Halman'ın çok katkısı olmuştu.
Talat Sait Halman (1931-2014): Yazar,şair,çevirmen, Bilkent Üniversitesi'nde dekanlık, UNESCO'da yönetim kurulu üyeliği yapmıştı.  Nasreddin Hoca'nın tüm dünyada tanıtılmasına yardımcı olup bir çağrıda da bulunmuştu: ''N. Hoca evrensel mizah ve hiciv ustalarından biridir. Onu dünyada yeni gezilere çıkarmak, daha önceden gitmediği yerlere götürmek, bizim ve bizden sonraki kuşakların ileride yapması gereken bir görevi olmalı…'' diyerek vurgulamıştı.
İşte Almanya'daki Anadolu VERLAG/Yayınevi bu çağrıya uyarak iki yıl N. Hoca'yı ve fıkralarını tanıtan Almanca-Türkçe bir kitap yayımladı:                                    Nasreddin Hoca Uçan Halıyla Almanya'da.
Kitapta N. Hoca'nın çocukluğundan ölümüne kadar yaşamı fıkralarla anlatılıyor. Kitapta daha önce hiç bilinmeyen duyulmayan fıkraları da var. Ayrıca Nasreddin Hoca eşiyle birlikte Almanya'ya temsili olarak davet ediliyor ve kitabın ikinci bölümünde Almanya'da başından geçen fıkra gibi yeni hikayeler de anlatılıyor. Bu fıkralarından bazılarını bugünkü ve sonraki sayıda bulacaksınız.                                  İlgiyle okuyacağınıza inanıyorum. Umarım hoşunuza gider ve kasvetli karamsar havanın hüküm sürdüğü bu zamanlarda biraz tebessüm edersiniz.                                                                                                                     Eğlenceli ve keyifli okumalar…

Almanya'da İlk Ziyaret Berlin'e ve İlk Buluşma
Hoca ve eşi davetli geldikleri Almanya'da büyük kentleri gezerler. Tarihi turistlik yerler dışında gurbette yaşayan insanlarımızla da buluşurlar, onlarla birlikte piknik yaparlar, kafe ve derneklerde sohbet ederler.
İlk gittiği yer başkent Berlin. Hoca'dan bir camide de bir konuşma yapmasını isterler. Hoca minbere çıkar ve başlar konuşmaya: İyi insan olmaktan, güzel ahlaktan, temizlikten, doğruluktan ve dürüstlükten anlatır da anlatır…                                                                          Dinleyenler çok sıkılırlar. Cemaatın yarısı esnemeye başlar, diğer yarısı da çoktan uyumuştur.
Hoca farkına varır, biraz öfkelenir, fakat hiç sezdirmez. Cemaatın üstünde şöyle bir göz gezdirir, sonra da çaktırmadan sesini biraz yükselterek daha heyecanla anlatmaya başlar:
'' Eeeeefendim ,tam iki hafta önce Almanya'dan bir davet aldık. Hanımla hemen hazırlıklara başladık. Ama neyle, nasıl gidecektik ? Aklıma hemen büyük dedemin sihirli halısı geldi. Dedem onunla vakti zamanında hacca bile gitmiş. Hemen hazırlandık. Yol için yiyecek, içecek ve bir de gurbetteki tanıdıklara, eşe dosta hediyeler aldık.                                                                                                              Veee sevinç ve heyecan içinde İstanbul'dan havalandık…
Şansımız varmış. Güzel bir havada tüm ülkeleri geçip nihayet Berlin üzerine geldik. Tam ineceğiz… Eyvah! O da ne !                                                                               Meşhur televizyon kulesine takılıp kaldık. Çırpınıyoruz adeta. Bağırıp çağırarak yardım istedik. Bereket versin itfaiye bizi çoktan görmüş ve hatta takibe bile almış. 
Yüksek sesle klakson çalarak tam bize ( anlatımını yavaşlatır ) dooooooğruu yaaaaardımaa gelirkeeeeeen… '' diyerek sözünü bitirmeden bir an minberden cemaate doğru bakar ki… O da ne?!   O anda Hoca bir de ne görsün! 
Daha önce o esneyen, uyuklayan topluluk, ağzı açık ve pürdikkat onun anlattığı bu hikayeyi dinlemektedir. Hemen hikayeyi bırakıp onlara seslenir:
'' Yahu , siz nasıl inançlı insanlarsınız, Allah aşkına! Ben az önce iyilikten, hayırlı işlerden, güzel ahlaklı olmaktan bahsedince, hepiniz başladınız esnemeye ve uyumaya. Ama kuyruklu yalandan bir hikaye uydurup anlatınca, birden bire gözleriniz fal taşı gbi açıldı ve can kulağıyla beni dinlemeye başladınız! '' 
Kahkahalar, gülüşmeler arasında cemaattan biri parmak kaldırır ve herkesin o anda aklından geçeni söyleyiverir:
'' Hocam Hocam, biliyor musunuz? Bu camide bugüne kadar hiç bu kadar gülmemiştik, sağol, berhudar ol…''                 


DÜSSELDORF'TA REN NEHRİNİN KIYISINDA
Hoca'ya Almanya turunda karısı da eşlik eder. Geldiklerinden beri ikisinin de dikkatini çeken, fakat Türkiye'de pek görülmeyen bir durum vardır: İnsanların, özellikle gençlerin sokakta rahatça sarılıp öpüşmeleri.
Başta biraz yadırgasalar da buna çabuk alışırlar. Hatta gençlerin bu rahatlığı özellikle karısının çok hoşuna gider, ilgisini çeker. Modern zamanda yaşıyoruz, burası Avrupa. Gençler, elbette serbestçe yaşamak isteyecekler, diye düşünür. 
Güneşli ve harika bir hava. Ren Nehri'nin kenarında yüzlerce insan güneşlenmekte ve gezinti yapmakta. Hoca ve eşi bir piknik buluşmasına davetliler. Nehrin kıyısında, çimenlerde tek tük gençlerin öpüştüklerini görürler. Bu fazla ilgilerini çekmez. Fakat biraz ileride yetişkin yaşlarda bir çiftin öpüştüğünü görünce, bu durum daha çok karısının ilgisini çeker. Hatta hoşuna da gider. Gıptayla bakar ve iç çekerek Hoca'ya:
'' Bak Hoca efendi, iyi bak! Güzel değil mi yani şimdi böyle yapmaları?'' Hoca şaşkın:
'' Dur hanım dur, tamam görüyorum…''
Karısı o anda Hoca'ya biraz daha yaklaşıp elini sıkıca tutar ve tüm cesaretiyle:
'' İşte sen de böyle yapmalısın'' deyince, Hoca artık dayanamaz ve adeta patlar:
'' Tövbe, tövbe yahu! İyi de Hatun, ben onları tanımıyorum ki?'' der.
Bremen, 14 Mayıs 2024
                          
NOT: ( N. Hoca ile yolculuk devam edecek: Bundan sonraki bölümlerde,  bugüne dek hiç bilinmeyen fıkrası ve Almanya gezisindeki diğer yaşadığı yeni fıkralar… ) 
 
 


Okunma Sayısı: 454

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.