LAÇİNNN
Muğla
05 Eylül, 2026, Cumartesi
  • DOLAR
    44.51
  • EURO
    51.67
  • ALTIN
    6625.8
  • BIST
    12.938
  • BTC
    66595.100$

PARAYLA KANSER SATIN ALACAĞINIZA ORGANİK GIDA SATIN ALIN!

27 Ağustos 2026, Perşembe 16:08

Geçen günlerde yazdığım bir yazı üzerine kaç telefon aldım bilmiyorum. Bir de

gazeteyi internette bulup okumayanlar şikayette bulundu. “-Bir yazı varmış

kaçırdık,internette de gazeteye ulaşamıyoruz” türlü serzenişler geldi. Devamı var mı dediler.

Ben de hem de çok fazla yazacağım bu konu hakkında dedim. İşte bildiklerimi sizinle

paylaşıyorum.

Ben Samsunluyum.Samsun’un Çarşamba ilçesinde geçti çocukluğum.Elmaları yerden

toplayıp,tozunu,çamurunu şöyle bir siler yerdik. Hıyarı,domatesi dalından koparıp,yine

kolumuza sürter yerdik.Yumurtanın lezzetine doyulmazdı,hele bir de tereyağına kırılmışsa.

Ben köy çocuğuyum. Sebze de yaptım. Tüm otları kazma ile,elle yolardık. İlaç

bilmezdik.Ninem ısırgan otundan sular dökerdi böcekleri kaçırmak için. Daha neler neler…

Sonra balık çok olurdu. Öyle her balığı yemezdik yani. İstavrit en düşük balıklardandı.

Hamsinin yüzüne çok bakılmazdı. . Yine mi hamsi? Denirdi evlerde.Palamut çift satılırdı. Tek

alamazdınız.Çifti 150 kuruştu. Lüfer çoktu. Bir de bizim Yeşilırmak’ta 100 kiloya kadar yayın

balığı tutulur ki,tadına doyum olmazdı. Bunlar yeni nesillere masal gibi geliyordur.

Köyün ve kasabanın fırınları,fırıncıları vardı. Özellikle bayram önceleri nokullar,

güveçler atılırdı fırınlara. Fırıncı hakkı da verilirdi hani.

Mevsimler okullarımızın kapısına gelirdi.

Kestane kebapçı, macuncu(çubuğa sarılıp verilen renkli şekerler) tereyağlı diye satılan

un kurabiyecisi gelirdi.Meyveler bitince okullar da biterdi .

Bize ve öğretmen olarak biz ”ürettiğiyle kendini besleyebilen yedi ülkeden biri”diye

tanınırdık. Şeker bulunmazdı,azdı,yağ karaborsaydı,kahve hiç yoktu denecek kadar azdı(-

Çocuklar büyüklerin yanında kahve içmez sözü kıtlıkta uydurulmuştu!) Ama gıda,yerel ve

gerçekti.Kimse aç değildi.

Ben çocukken,35 milyon kadar nüfusumuz vardı.

50 milyon küçükbaş hayvan yetiştiriliyordu.Nüfusumuz iki katına çıktı,şimdiki hayvan

sayımız 24 milyon. Lüfer avımız on yıl öncesinin dörtte birine,(4 bin tona kadar düşmüş

durumda).30 yıl kadar önce 60 milyon olan büyükbaş hayvan sayımız bugün on milyon ve

artmıyor, eksiliyor. TÜİK’in rakamlarına göre, buğday üretimi %8.8,arpa %28.6,kırmızı

mercimek %78.8,nohut %20.3 ve kuru fasulye %38 oranında azaldı. Şeker pancarı ise %34.6

oranında geriledi.Patates üretimi %19,kavun-karpuz üretimi ise %10 düştü.

Benim çocukluğumda, kuruyemişçide iğde, leblebi tozu, keçiboynuzu, ege ve mabel

sakızları, bir de muzlu ve fıstıklı çikolata satılırdı.

Sonra Coca Cola, kulağa takılan Walkman, güzel popoların taşıdığı Wranglerler,Adidas

Top Tenler….Bunları ithal ederken,tarımı da yok edecek tarım ürünleri ithal etmeye başladık.

Bu ithalatla birlikte,tarım hastalıkları,tarım ilaçları girdi ülkemize. Tabii beraberinde

kanser de… Ve başka hastalıklar da.…Tabii bu arada köylü de kalmadı gibi…

Yüzde 70-80 lerde diye ifade edilen şehirleşmenin karşılığı ,sanayi ürünü tavuklar ve

süttozu ile çırpılmış,soya yağıyla kıvam katılmış peynirlerdir artık….Anneler,yeni doğmuş

çocuklarına paraya kıyıp,organik sebze alırken,babalar gıdanın aile bütçesindeki yerini

kontrol altında tutmak zorunda…Zira, yenilenecek dizüstü bilgisayarları, cep telefonları

sırada.

Değerli veliler, çocuklarımız daha ilkokul sıralarında buluğ çağına eriyorlar. Niye?

Memleketim nüfusuna denk cep telefonu aboneliği olduğunu da söylemiş olayım bu 

Son söz olarak,bırakın bu Batılıların palavralarını,biz eski beslenme alışkanlıklarımıza

dönelim. Kendi bildiğimizle üretelim. İlaçsız,hormonsuz.Şimdilik bu kadar….

arada.


Okunma Sayısı: 289

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.