LAÇİNNN
Muğla
02 Temmuz, 2026, Perşembe
  • DOLAR
    44.51
  • EURO
    51.67
  • ALTIN
    6625.8
  • BIST
    12.938
  • BTC
    66595.100$

KABOTAJ BAYRAMI VE BUGÜNKÜ YAT TURİZMİ

02 Temmuz 2026, Perşembe 16:14

Mavi Yolculuğun Dünü, Bugünü ve Yarını

Kaptan Aslan Atilla Yorulmaz
1 Temmuz 2026

Bugün, Cumhuriyetimizin denizlerdeki bağımsızlığını simgeleyen Kabotaj Kanunu’nun yürürlüğe girişinin 100. yılını gururla kutluyoruz.

Üç tarafı denizlerle çevrili ülkemiz için Kabotaj Kanunu yalnızca bir yasa değil, aynı zamanda denizlerimiz üzerindeki egemenliğimizin en önemli sembollerinden biridir. Denizlerimizde yük ve yolcu taşıma hakkının Türk denizcilerine verilmesi, Cumhuriyetimizin denizcilik alanındaki en büyük kazanımlarından biri olmuştur.

Bizler ise bu kazanımın en güzel meyvelerinden birini, Ege ve Akdeniz kıyılarında doğan ve bugün dünyanın hayranlıkla izlediği Mavi Yolculuk kültürüyle yaşamaktayız.

Mavi Yolculuğun öncüsü olan Halikarnas Balıkçısı Cevat Şakir Kabaağaçlı, Bodrum’daki sürgün yıllarından sonra “Yatağan” isimli teknesiyle Bodrum, Gümbet, Bitez, Gümüşlük, Yalıkavak, Türkbükü, Gökova Körfezi ve Knidos’u dolaşmış; daha sonra Azra Erhat, Bedri Rahmi Eyüboğlu ve Sabahattin Eyüboğlu gibi dönemin değerli aydınlarıyla birlikte Fethiye, Kaş, Kalkan ve Kekova’ya kadar uzanan unutulmaz deniz yolculukları gerçekleştirmiştir.

Bu yolculuklarda yaşananlar, yazılan kitaplar, şiirler ve anılar sayesinde “Mavi Yolculuk” yalnızca bir gezi değil, bir yaşam felsefesi hâline gelmiş; Ege ve Akdeniz kıyılarımız dünyanın tanıdığı en özel deniz rotalarından biri olmuştur.

Sonraki yıllarda ise Datça’nın unutulmaz şairi Can Yücel, yazıları, şiirleri ve denize olan tutkusu ile bu kültürün en önemli temsilcilerinden biri olmuş; mavi yolculuğun ruhunu yaşayan ve yaşatan isimler arasında yerini almıştır.


O günlerin teknelerinde bugün vazgeçilmez saydığımız konforların hiçbiri yoktu.

Tuvalet yoktu…

Duş yoktu…

Sıcak su yoktu…

Elektrik yoktu…

Buzdolabı yoktu…

Konforlu yataklar yoktu…

Ama mutluluk vardı.

Gündüzleri baragadi, uzatma ve gadedi gibi geleneksel av araçlarıyla balık tutulur, akşam olunca karaya çıkılıp toplanan odunlarla ateş yakılır, yakalanan balıklar pişirilirdi. Kumların üzerine serilen uyku tulumlarında gece geçirilir, tatlı su kaynağı bulununcaya kadar duş yapılmadan yolculuğa devam edilirdi.

Elektrik olmadığı için küçük bir transistörlü radyo bile büyük bir zenginlik sayılırdı. Çoğu zaman ona da ihtiyaç duyulmazdı. Çökertme Türküsü söylenir, “Değirmenci” yankılanır, “Biz Heybeli’de Her Gece Mehtaba Çıkardık” şarkısı gecenin sessizliğine karışırdı.

Akşam güneş denizin içine ağır ağır inerken birkaç kadeh rakı ya da şarap eşliğinde sohbet uzar, yıldızlar altında deniz hikâyeleri anlatılırdı.

Kimse ertesi gün hangi koya gidileceğini dert etmezdi.

Rüzgâr hangi yönü gösterirse rota oraya çevrilirdi.

Kimse bulaşıkları yıkamaktan kaçmaz, “Bugün sıra sende.” demeden herkes elini taşın altına koyardı.

Ne uçak kaçırma telaşı vardı…

Ne otel giriş saati…

Ne de tatili dakikalarla ölçen programlar…

Deniz ne diyorsa gün onun ritmine göre yaşanırdı.

İşte mavi yolculuğun gerçek ruhu buydu.

Elbette ertesi gün dümeni tutacak kişi sorumluluğunu bilirdi. Deniz, ciddiyetsizliği hiçbir zaman affetmezdi.

Bugün ise kurallar çok daha farklı.

Kaptan olarak görev başındayken alkol kullanmamak zaten denizciliğin vazgeçilmez kurallarından biridir.

Ancak bazen öyle bir hava oluşuyor ki; sanki tekne güvenle demirlenmiş, misafirler karaya çıkmış, günün bütün sorumluluğu tamamlanmış olmasına rağmen kaptanın günün anısına kaldıracağı tek bir kadeh bile denizleri kabartacakmış gibi davranılıyor.

Oysa gerçek denizcilik önce sağduyu, sonra mevzuattır.

Eski denizciler bunun ölçüsünü bilir, denize olan saygılarını da hiçbir zaman kaybetmezlerdi.


Yıllar geçti…

Tekneler değişti…

Süngerci tekneleri turizm teknelerine dönüştürüldü.

Kabinler yapıldı…

Duşlar eklendi…

Tuvaletler yapıldı…

Mutfaklar kuruldu…

Strafor sandıklardaki buz kalıplarının yerini jeneratörler, buzdolapları ve derin dondurucular aldı.

İspirtolu ocaklar gazlı, ardından elektrikli ocaklara dönüştü.

Yerçekimiyle çalışan su sistemleri hidroforlarla desteklendi.

Pamuk yelkenlerin yerini Dacron aldı.

Ahşap direkler alüminyum ve karbon fiber direklerle değişti.

Kenevir halatlar modern sentetik halatlara dönüştü.

Telsizler, uydu sistemleri ve cep telefonları deniz haberleşmesini tamamen değiştirdi.

Eski can yeleklerinin yerini otomatik şişen modern can yelekleri aldı.

Her biri bir sanat eseri olan guletler ve tırhandiller bugün dünyanın dört bir yanında Türk denizciliğinin gurur kaynağı olarak hizmet veriyor.

Ben de bu gelişimin içinde yer alma mutluluğunu yaşayan kaptanlardan biriyim.

2000 yılında Bodrum’dan satın alınan iki Türk yapımı guleti Hint Okyanusu’ndaki Maldivler’in başkenti Male’ye götürdüm.
Bugün o tekneler hâlâ Maldivler’de dalış turizmine hizmet ediyor.

Türk tekne ustalarının emeğinin dünyanın öbür ucunda değer görmesi hepimiz için ayrı bir gurur kaynağıdır.

Ne yazık ki bugün mavi yolculuk sektörü eski günlerini arıyor.

Artan marina bağlama ücretleri…

Çekek yeri sıkıntıları…

Bakım ve onarım maliyetleri…

Malzeme fiyatlarının döviz üzerinden belirlenmesi…

Kalifiye denizci yetiştirmekte yaşanan zorluklar…

Usta-çırak geleneğinin giderek kaybolması…

Bütün bunlar sektörümüzü her geçen gün biraz daha yıpratıyor.

Denizcilik yalnızca sertifikayla öğrenilmez.

Deniz; sabırla, emekle, fırtınayla, hatalarla ve yılların tecrübesiyle öğrenilir.

Türkiye, dünyanın en güzel mavi yolculuk coğrafyasına sahiptir.

Binlerce yıllık tarih…
Masmavi koylar…

Doğal limanlar…

Eşsiz kültürel miras…

Hepsi aynı kıyıda buluşmaktadır.

Buna rağmen bugün komşumuz Yunanistan yat turizminden her yıl daha fazla gelir elde ederken, biz sahip olduğumuz bu büyük zenginliği yeterince değerlendiremiyoruz.

Bir yerde yanlış giden bir şeyler var.

Kabotaj Kanunu’nun 100. yılında en büyük dileğim; mavi yolculuğun yeniden hak ettiği değere kavuşması, denizciliğin usta-çırak geleneğinin yeniden güçlenmesi ve gelecek nesillerin de bizim yaşadığımız o güzel deniz kültürünü yaşayabilmesidir.

Mavi yolculuğu dünyaya öğreten bir ülkenin, bugün bu yarışta geriye düşmesini kabul etmek mümkün değildir. Deniz bize hâlâ aynı cömertlikle kucak açıyor; önemli olan bizim ona yeniden aynı sevgi, aynı bilgi ve aynı akılla sahip çıkabilmemizdir.

Çünkü deniz sadece ekmek kapımız değildir; kültürümüzdür, tarihimizdir, özgürlüğümüzdür ve geleceğimizdir.

Kabotaj Bayramımız kutlu olsun.
 


Okunma Sayısı: 141

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.