s
Muğla
16 Temmuz, 2024, Salı
  • DOLAR
    28.59
  • EURO
    30.52
  • ALTIN
    1783.9
  • BIST
    7768.17
  • BTC
    36743.46$

Kum­de­len, Kar­de­len ... geri dönen ef­sa­ne­ler !

14 Ekim 2021, Perşembe 17:17

Kum­luk pla­jı­na bakan Ca­fe­ler­den bi­rin­de otur­dum, orta şe­ker­li kah­ve­mi ke­yif­le içer­ken son­ba­ha­ra gir­me­mi­ze rağ­men Datça'dan başka yer­ler­de ya­şa­yan bir­çok ki­şi­nin şu anda sahip ola­ma­dı­ğı bu güzel ha­va­nın key­fi­ni ya­şı­yo­rum. Hol­lan­da'da ya­şa­yan bir ar­ka­da­şım­la te­le­fon­laş­tım biraz evvel. Orada öğlen sa­atin­de sı­cak­lık 14 de­re­ce ve hava ka­pa­lı imiş. O benim şimdi Datça'daki key­fi­mi kıs­ka­nır­ken, ben de ona "haydi atla uçağa gel, ben seni Da­la­man'dan alı­rım“ dedim.
Mev­sim­le­rin dün­ya­nın kuzey yarım kü­re­sin­de ilk­ba­har ve kış ara­sın­da hangi ta­rih­ler­de baş­la­dı­ğı ve bit­ti­ği her ­yer için ay­nı­dır, ama hangi mev­sim­de hangi ha­va­yı ya­şa­dı­ğı­mız ne­re­de bu­lun­du­ğu­mu­za göre ge­nel­de fark­lı ola­bi­lir. Aynı durum güney yarım kü­re­sin­de de ge­çer­li­dir. Ama bil­di­ği­miz gibi, kuzey yarım kü­re­sin­de yaz baş­la­dı­ğın­da güney yarım kü­re­sin­de kış baş­lar.
Mev­sim­le­re göre hava de­ği­şir ve onun­la bağ­lan­tı­lı ola­rak ta­bi­atın gö­rün­tü­sü, bitk­il­er, çi­çek­ler de de­ği­şir. Kahve keyfi ya­par­ken bir yan­dan da ga­ze­te oku­ma­yı çok se­ve­rim. Hala ta­ma­men oku­ya­ma­dı­ğım 21.09.2021 ta­rih­li Datça Haber Ga­ze­te­si­ni ya­nı­ma al­mış­tım. Bu ga­ze­te­de haber ko­nu­su olan " De­ni­zin Tek Çi­çe­ği Kum Zam­bak­la­rı ... " ya­zı­sı benim hay­ran ol­du­ğum bir çiçek hak­kın­da. Onun resmi adı „Kum Zam­ba­ğı“ olsa da ben onu „Kum­de­len“ ola­rak ad­lan­dı­rı­rım. Çünkü za­ma­nı ge­lin­ce kumu de­le­rek çıkan ve o ef­sa­ne gü­zel­li­ği ile bizim göz zev­ki­mi­zi ok­şa­yan, kıyı ku­mul­la­rın­da ye­ti­şen, „Ner­gis­gil­ler“ fa­mil­ya­sı­na ait olan so­ğan­lı bir çiçek tü­rü­dür. Ak­de­niz'in en güzel sem­bol­le­rin­den biri olan ''Kum Zam­ba­ğı'', yani benim ta­nı­mım­la "Kum­de­len" çi­çe­ği özel­lik­le ak­şam­la­rı de­niz­den gelen rüz­gar­lar­la bü­yü­lü ko­ku­su­nu her ta­ra­fa yayar. Turku­az kı­yı­la­rın bu narin beyaz çi­çe­ği, hayat bul­du­ğu sahil kum­la­rı ara­sın­da eşsiz za­ra­fe­tiy­le bizi bek­ler. Onun şöyle bir hi­ka­ye­si de var­dır. Tanrı Zeus, bir gece canı sı­kı­lın­ca Olim­pos Dağı'ndan deniz kı­yı­sı­na iner. The­bai ken­tin­de do­la­şır­ken de, Kral Amp­hitr­yon'un eşi Alk­me­ne'ye hay­ran kalır. Ne yapıp edip bu ka­dı­nın gön­lü­nü çel­me­ye ça­lı­şır. Bir gün ama­cı­na ulaş­tırıp Alk­me­ne' yle bir­lik­te ol­ma­yı ba­şa­rır. İliş­ki­le­ri­nin so­nun­da bir erkek ço­cuk­la­rı olur. Adı Her­kül olan ço­cu­ğu­nu Zeus alıp tek­rar Olim­pos'a döner. Ço­cu­ğu gören ve gu­ru­ru kı­rı­lan eşi, Ana Tan­rı­ça Hera büyük tepki gös­te­rir. Zeus ise Her­kül'ün tan­rı­laş­ma­sı­nı, yani ölüm­süz ol­ma­sı­nı is­te­mek­te­dir. Bu ne­den­le Her­kül'ün mut­la­ka Hera'nın sü­tü­nü iç­me­si­ni ar­zu­lar. Bir gece ya­rı­sı Hera uyur­ken, Her­kül'ü giz­li­ce onun ku­ca­ğı­na bı­ra­kır. Gün­ler­ce aç kalan çocuk Hera'nın gö­ğüs­le­ri­ne öyle bir ya­pı­şır ki, süt ağ­zın­dan taşıp yere dö­kü­lür. Yer­yü­zü­ne düşen her süt dam­la­sı kumda bir çi­çe­ğe dö­nü­şür. İşte o güzel çiçek, çok narin ve eşsiz bir bitki olan „kum zam­ba­ğı“ ola­rak ad­lan­dı­rı­lır. Datça'mızda bol bol gör­mek şan­sı­na sahip
ol­du­ğu­muz bu nadir çi­çe­ğin süt dam­la­sı ile il­gi­si nedir onu bi­le­mem ama, onun kumu delip bahar so­nun­dan iti­ba­ren bütün gü­zel­li­ği­ni bize sun­ma­sı­na şü­kür­ler edi­yo­rum. Sen eşsiz bir çi­çek­sin „Kum Zam­ba­ğı“, yani benim ta­nı­mım­la "Kum­de­len".
Kış mev­si­mi­nin yak­laş­tı­ğı­nı da ko­nuş­tuk o Hol­lan­da'daki ar­ka­da­şım­la. Datça'da kar yağ­maz ama o bana " ba­ka­lım Hol­lan­da'da bu kış nasıl ge­çecek, eğer kar ya­ğar­sa, ki geçen yıl az yağdı, ama bu kış çok ya­ğa­cak­mış di­yor­lar" dedi. Yedi yıl evvel işim ge­re­ği Hol­lan­da'da Ara­lık, Mart ay­la­rı arası dört ay ya­şa­mış, o kış ay­la­rın­da o ar­ka­da­şım­la çok sık be­ra­ber olup yan­lız­lı­ğı­mı unut­muş­tum. Artık ne­re­dey­se unut­tu­ğum karlı gün­le­ri orada kısa da olsa tek­rar ya­şa­mış­tım. Hatta bir­kaç hafta sonu onun evin­de yat­tım. Bir Pazar sa­ba­hı kal­kıp pen­ce­re­den onun büyük bah­çe­si­ne bak­tı­ğım­da ne gibi bir sürp­riz­le kar­şı­laş­tım, ne gör­düm bi­li­yor­mu­su­nuz? "Kar­de­len" adın­da­ki çi­çek­ler bah­çe­de karı de­le­rek o nefis gü­zel­lik­le­ri ile koca bah­çe­nin her ta­ra­fın­day­dı­lar. As­lın­da Tür­ki­ye'de 14 tü­rü­nün do­ğa­da ye­tiş­ti­ği bi­li­nen kar­de­len­ler­den ba­zı­la­rı­nın so­ğan­la­rı Tür­ki­ye'nin ihraç ürün­le­ri ara­sın­da bu­lun­mak­ta­dır ve uzun yıl­lar­dan beri ve başta Hol­lan­da olmak üzere bazı ül­ke­le­re süs bit­ki­si adı al­tın­da ihraç edil­miş­tir. Bu güzel kar­de­len çi­çe­ği duru gö­rü­nü­mü ile saf ve te­miz­li­ğin sem­bo­lü ha­li­ne gel­miş­tir. Boynu bükük bu çiçek hak­kın­da bir­bi­rin­den fark­lı hi­ka­ye­ler ya­zıl­mış­tır. Narin ol­ma­sı­na rağ­men en sert ve karlı top­ra­ğı de­lecek kadar güçlü, aynı za­man­da da karlı ve soğuk ge­ce­le­re da­ya­nım­lı bir çi­çek­tir. Kar­de­len çi­çe­ği özel­lik­le­ri ve hi­ka­ye­le­ri ele alın­dı­ğın­da başka çi­çek­le­re göre özel ve ro­man­tik bir çiçek ola­rak kar­şı­mı­za çı­kı­yor. Kum zam­ba­ğı gibi „Ner­gis­gil­ler“ fa­mil­ya­sı­na ait olan kar­de­len çi­çe­ği de so­ğan­lı bir bitki tü­rü­dür. Ocak ayın­da çiçek aç­ma­ya baş­lar ve Mart so­nu­na kadar çi­çek­li kalır, bir ba­kı­ma ilk­ba­ha­rın ge­li­şi­ni müj­de­ler. Pek çok çi­çe­ğe na­za­ran kış ayın­da aç­tı­ğın­dan he­di­ye edil­di­ğin­de „o ki­şi­nin özel ol­du­ğu­nu“ sem­bo­li­ze eder. Diğer bir an­la­mı ise karın yağ­ma­sı­nı bek­le­ye­rek, kar ko­ku­su­nu al­dı­ğın­da top­ra­ğın al­tın­dan top­ra­ğı ve karı de­le­rek çık­ma­sı ile sab­rın ve fe­da­kar­lı­ğın sim­ge­si ola­rak bah­se­di­lir. Ay­rı­ca inci kü­pe­le­ri­ne ben­ze­yen boynu bükük du­ru­şu ile he­di­ye edi­len ki­şi­ye de "se­nin­le her­şe­ye ra­zı­yım" an­la­mı­nı yan­sıt­mak­ta­dır. İlginç hi­ka­ye­le­re konu olan kar­de­len çi­çe­ği­ne iliş­kin bir hi­ka­ye şöy­le­dir. Kar­de­len çok sev­di­ği me­nek­şe ile her ba­har­da bu­lu­şur­muş ve onu et­raf­ta­ki diğer çi­çek­ler­den kıs­ka­nır­mış. Kışın or­ta­sı­na başka hiç­bir çi­çe­ğin aç­ma­ya ce­sa­ret ede­me­di­ği sert ayaza rağ­men aşkı ile bir­lik­te ola­bil­mek ve sev­gi­si­ni gös­te­re­bil­mek için onun yo­lu­nu göz­le­miş, bek­le­yip dur­muş, ancak sev­gi­li­si san­dı­ğı o gel­me­miş. Kar­de­len çi­çe­ği aşırı so­ğuk­tan değil ama ya­şa­dı­ğı o büyük hayal kı­rık­lı­ğı­na da­ya­na­ma­ya­rak kar­la­rın üze­rin­de göz­le­ri­ni ka­pa­mış.
Kar­de­len çi­çe­ği­nin bir başka hi­ka­ye­si ise şu şe­kil­de­dir. Kar­de­len baş­ka­la­rın­dan duy­du­ğu ama ken­di­si­nin hiç gör­me­di­ği gü­ne­şe aşık olur. Gü­ne­şi gör­dü­ğün­de ca­nın­dan ola­bil­me­nin hüznü var­dır ay­rı­ca için­de. Lakin için­de­ki aşkı öyle de­rin­dir ki her anın­da du­alar eder ve tek di­le­ği gü­ne­şi bir ke­re­cik de olsa gö­re­bil­mek­tir. İçin­de­ki tutku ile yanıp tu­tu­şan kar­de­len bir gün Allah'ın kar­şı­sı­na çıkar ve "Allah'ım bana gü­ne­şi gör­mek için bir fır­sat ver" der. Allah'ta ona „sen narin bir çi­çek­sin gü­neş­le kar­şı­laş­tı­ğın­da ca­nın­dan ola­bi­lir­sin. Dü­şün­mek için sana iki gün ve­ri­yo­rum, ya güneş, ya da canın“ der. Kar­de­len dü­şün­me­ye baş­lar ve ikin­ci günün so­nun­da Allah'ın kar­şı­sı­na tek­rar çıkar ve aş­kı­nın onu sanki bü­yü­le­di­ği­ni ve ka­ra­rı­nın gü­ne­şi gör­mek ol­du­ğu­nu söy­ler. Allah onun ce­sa­re­ti­ni tak­dir eder, ama üzül­dü­ğü­nü de be­lir­te­rek di­le­ği­ni ye­ri­ne ge­ti­rir. Kar­de­len gü­ne­şi gör­mek için can atar­ken bir anda karın için­den ka­fa­sı­nı çı­ka­rır ve gü­ne­şi görür, ama ca­nın­dan da olur. Çok hü­zün­lü olan bu hi­ka­ye de „eğer aşık olur­san kar­de­len gibi cesur ol, kar­de­len kadar ce­sa­re­tin yoksa hiç aşık olma“ şek­lin­de tav­si­ye­le­re konu olur.
Hani bir "geri dönen ef­sa­ne" diye bir deyim var­dır. Bir süre her­han­gi bir ne­den­le unu­tul­muş, ya da ha­fı­za­lar­dan uzak kal­mış meş­hur bir spor­cu, sa­nat­çı, şar­kı­cı, yazar, .... tek­rar or­ta­ya çıkıp mes­le­ği­ni yine icra eder­se ve se­ven­le­ri­ni tek­rar se­vin­di­rir­se ona "ef­sa­ne geri döndü" deriz ya; kum zam­ba­ğı­nın ve kar­de­le­nin her yıl tek­rar çı­ka­ca­ğı­nı bil­me­mi­ze rağ­men ben on­la­ra her yıl geri dönen ef­sa­ne­ler derim, çünkü onlar ger­çek­ten birer ef­sa­ne, gü­zel­lik sem­bo­lü­dür.
Çok değer ver­di­ğim bir bayan ar­ka­da­şım var. İşinin yo­ğun­lu­ğu ne­de­niy­le bir yıl­dır benim çok sev­di­ğim, ilgi ile takip et­ti­ğim bir sanal et­kin­li­ği­ne ara ver­miş­ti. Geçen gün bir­den­bi­re yine aynı et­kin­li­ğe baş­la­ma­sı bana büyük bir sürp­riz oldu ve çok mutlu etti. Mut­lu­lu­ğu­mu ve çok şa­şır­dı­ğı­mı ona ya­zın­ca, o da bana "ef­sa­ne geri döndü" diye cevap verdi. Şaka bir yana ama öyle veya böyle o benim için her yö­nüy­le ger­çek bir ef­sa­ne ve yeri çok özel olan bir ki­şi­dir .
Ben her mev­simi çok se­vi­yo­rum,
Kumu, karı delip bana o mev­sim­le­ri ha­tır­la­tan çi­çek­le­re ba­yı­lı­yo­rum,
Geri dönen ef­sa­ne­le­re ta­pı­yo­rum,
Hayat bu olsun hep diye yal­va­rı­yo­rum,
Mev­sim­ler, çi­çek­ler ve ef­sa­ne­ler­le ya­şı­yo­rum.
05.10.2021


Okunma Sayısı: 6775

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.