LAÇİNNN
Muğla
02 Nisan, 2026, Perşembe
  • DOLAR
    44.51
  • EURO
    51.67
  • ALTIN
    6625.8
  • BIST
    12.938
  • BTC
    66595.100$

İnsanlığın Unutulmuş Mezbahası: Antik Mahkemeler

02 Nisan 2026, Perşembe 14:34

Yıl 2077. Tarih profesörü Aleyna ve genç arkeolog Kaan, geçmişe yolculuk için “Kronos” adlı zaman otobüsüne bindiler. Kronos’un kapıları açıldığında, kendilerini Atina’nın hareketli Agora’sında buldular.
Güneş tepede parlıyor, etraftan gelen çığlıklar ve tartışma sesleri kulaklarını dolduruyordu. Ancak kısa süre sonra, pazar yerinin ortasında garip bir gerginlik hissettiler. Kalabalık, bir mahkeme binasına doğru akın ediyordu. Meraklarına yenik düşerek, onlar da kalabalığa karıştılar.
Mahkeme salonu dışarıdan basit görünse de içerideki atmosfer ağırdı. Mermer sıralar insanlarla doluydu ve ortada, bir yargıç heyetinin önünde, elleri bağlı iki adam duruyordu. Aleyna, içgüdüsel olarak Kaan’a fısıldadı: "Sanırım bir duruşmaya denk geldik. Bak, cellatlar da orada olmalı."
İki iri yarı adam, sahnenin bir köşesinde sessizce bekliyordu. Kaslı kolları ve sert yüz ifadeleri, görevlerinin doğasını açıkça belli ediyordu. Cellatların üzerinde koyu renkli, basit tunikler vardı ve yanlarında duran aletler, Aleyna ve Kaan’ın okudukları tarih kitaplarındaki korkunç tasvirleri anımsatıyordu: kalın bir kırbaç, ucu sivri demir çubuklar ve paslı görünen bir mengene.
İlk sanık, orta yaşlı bir adamdı. Suçu, komşusunun tarlasından ürün çalmakmış. Yargıç, gür bir sesle kararını açıkladı: "Hırsızlığın cezası, elinin kesilmesidir!" Kalabalıktan uğultular yükseldi. Cellatlardan biri, sessizce öne çıktı. Kurbanın bileğini mengene ile sıkıştırdı. Diğer cellat ise keskin bir balta çıkardı. Aleyna, gözlerini ve kulaklarını kapattı ama keskin çığlık ve ardından gelen acı acı bağırış seslerini engelleyemedi.
Sıra ikinci sanığa geldi. Bu genç bir köleydi ve efendisine karşı komplo kurmakla suçlanıyordu. Aleyna, daha önce okuduğu metinlerde kölelere uygulanan acımasız cezalara dair bilgileri hatırladı. Bu genç adamın kaderi ne olacaktı? Yargıç, bu kez daha sert bir tonda konuştu: "Bu köle, isyan tohumları ekmiştir. Cezası, kazığa bağlanıp yakılmaktır!"
Kalabalığın sesleri bu kez daha heyecanlı bir uğultuya dönüştü. Cellatlar, tereddüt etmeden köleyi sürükleyerek dışarı çıkardı. Aleyna ve Kaan, dehşet içinde birbirlerine baktılar. Bu, tarihin acımasız yüzüydü ve tüm çıplaklığıyla önlerinde duruyordu. Aleyna ve Kaan, hırsızın kesilen eli ve kölenin ölüme sürüklenişiyle sarsılmışken, mahkeme salonundaki yargıç durmaya niyetli değildi. Elindeki asayı mermer zemine vurarak sıradaki sanıkların getirilmesini emretti. Cellatlar, adeta mekanik bir soğukkanlılıkla yeni kurbanları yerlerine yerleştirdiler. Aleyna, cebindeki tablete notlar alırken ellerinin titrediğini fark etti; çünkü okuduğu metinlerdeki en vahşi yöntemler şimdi birer birer sahnelenecekti. 
Yargıç, borcunu ödeyemeyen yaşlıca bir adama bakıp kararını açıkladı: "Vatandaşlık hakkın elinden alınmıştır! Borcun ödenene kadar özel zindanda efendine hizmet edeceksin. Cellatlar, onu kırbaçlayarak uyarın!" Cellat, ucu kemik parçaları ve kurşun toplarla ağırlaştırılmış flagellumu (kırbaç) havada şaklattı. İlk darbede adamın sırtında derin yarıklar açıldı. Kaan, bu kırbacın antik metinlerde "insan eti yiyen" olarak tanımlandığını hatırlayıp yüzünü ekşitti. Mahkemede bir sessizlik oldu. Soylu bir Romalı, hainlikle suçlanıyordu. Yargıç, sınıf farkının burada geçersiz olduğunu haykırdı: "İhanette herkes eşittir! Suçlu equuleus (işkence tezgahı) üzerine yatırılsın ve itiraf edene kadar kemikleri gerilsin!" Cellatlar, adamı ahşap düzeneğe bağlayıp kurbanın kollarını ve bacaklarını zıt yönlere çeken aksları çevirmeye başladılar. Kemiklerin yerinden çıkma sesi, kalabalığın tezahüratları arasında yankılandı.
Beşinci sanık babasını öldürmüştü. Yargıcın yüzü tiksintiyle buruştu. "En kutsal bağı kopardın! Cezan Poena Cullei'dir!" Cellatlar, devasa bir deri çuval getirdiler. Sanığı içine tıkıştırdıktan sonra çuvalın içine zehirli yılanlar attılar. Çuval dikilirken Aleyna, bu adamın cenaze töreni hakkını da kaybedeceğini, bir hayvan gibi nehrin sularına atılacağını biliyordu.
Altıncı sanık yalan yere yemin etmekten suçlanıyordu. Yargıç sadece iki kelime söyledi: "Uçurumdan atılsın!" Cellatlar, adamı kollarından yakalayıp şehrin dışındaki dik kayalıklara doğru sürüklediler. Hiçbir alet kullanılmadan uygulanan bu ceza, halk tarafından büyük bir ilgiyle takip edildi.
Yedinci sanık, kralı yalancılıkla suçlayan dedikodular çıkarmak ile suçlanıyordu. Meydanın ortasına parlatılmış, devasa tunçtan bir boğa getirildi. Bu, Atinalı Perilaus’un icat ettiği meşhur Boğa İşkencesiydi. Yargıç, sanığın boğanın içine giriş kapağının açılarak boğanın içerisine sokulmasını emretti. Cellatlar boğanın altındaki odunları ateşledi. Kaan dehşet içinde, boğanın burun deliklerine yerleştirilen flütler sayesinde kurbanın çığlıklarının nasıl "müzikal bir böğürtüye" dönüştüğünü dinlemek zorunda kaldı.
Sekizinci sanık borçlarını geciktiren bir tüccardı. Onun için Sparta Tiranı Nabis’in meşhur icadı "Demir Kız" getirilmişti. Dışarıdan güzel bir kadın heykeli gibi görünen bu aletin kapakları açıldığında, içindeki keskin çiviler gün ışığında parladı. Cellatlar adamı heykelin içine itip kapakları yavaşça kapattılar; çiviler hayati organlara gelmeyecek şekilde tasarlanmıştı, böylece adamın çevresi adamın borcunu ödeyene kadar tüccar günlerce acı içinde Demir Kız’ın içinde kalacaktı.
Dokuzuncu sanık kaçak bir köleydi. Yakalanan ve direnç gösteren bu köle için yargıç "damgalama" emri verdi. Cellat, ateşte kızdırdığı demiri çıkardı. Kölenin alnına "F" (fugitivus) harfi ile "Ben bir kaçağım, beni yakalayın" anlamına gelen yazıyı kızgın metalle alına damgalandı. Et kokusu havaya yayıldığında Kaan, bu aşağılamanın ölümden daha beter olduğunu düşündü.
Onuncu sanık düşman orduları ile iş birliği yapan bir ajandı. Yargıç, en uzun süren cezayı ajana saklamıştı: Sandal İşkencesi (Mithridates yöntemi). İki sandalın arasına, sadece kafası ve elleri dışarıda kalacak şekilde yerleştirilen kurbana zorla süt ve bal yedirildi. Cellatlar, adamın yüzünü balla sıvayıp onu güneşin altına bıraktılar. Aleyna, bu adamın on yedi gün boyunca böcekler tarafından canlı canlı tüketileceğini hatırlayınca midesinin bulandığını hissetti.
On birinci sanık kocasını aldatan bir kadındı. Mahkeme salonunda bir kadın feryadı yükseldi. Antik toplumda aile kavramına verilen önemi hatırlatan yargıç, kadına bakmadan hükmü verdi: "Sadakatsizliğin bedeli topraktır! Diri diri gömülsün!" Cellatlar, kadını ağzını bağlayarak sürüklemeye başladılar. Aleyna, antik metinlerde bekaretini yitiren genç kızların da aynı kaderi paylaştığını, bu cezanın "iffeti koruma" adı altında nasıl normalleştirildiğini dehşetle hatırladı.
On ikinci sanık efendisine suikast planlayan bir köleydi. Bu kez sanık kürsüsünde zayıf düşmüş bir köle vardı. Yargıç, Roma tarihinin en ikonik ve korkunç cezasını telaffuz etti: "Furca boynuna takılsın ve ölene kadar çarmıha gerilsin!" Cellat, 'V' şeklindeki ağır tahta bir tasmayı (furca) kölenin ensesine bağlayıp kollarını uyluklarına sabitledi. Kaan, bu adamın yol boyunca halk tarafından kırbaçlanacağını ve sonunda şehrin dışındaki yolda, Spartakus isyanındaki binlerce köle gibi, ibret-i alem için çarmıha gerilip günlerce can çekişeceğini biliyordu.
On üçüncü sanık bir sapıktı. Yargıç, sapığın üst düzey yönetici ve kendinden rütbeli olmasını bilmesine rağmen bu adamı köle ilan ettiğini duyurdu. "Vücudu küçük kesiklerle parçalansın!" Cellat, elindeki küçük bıçakla adamın vücuduna binlerce küçük kesik atmaya başladı. Çinlilerin "bin kesik" işkencesini anımsatan bu yöntemde, kurban kendi kanının yavaş yavaş akışını ve ölümünün yaklaşmasını her saniye hissediyordu. En sonunda adamın başı yukarıda kalsın diye çenesinin altına bir kılıç dayandı ve sokaklarda sürüklendi.
Mahkeme sona erdiğinde, cellatlar aletlerini temizlemeye başlamıştı. Onlar için bu sadece bir işti, halk içinse bir eğlence. Aleyna ve Kaan, "Zaman Otobüsü"ne doğru koşar adımlarla ilerlerken, antik dünyanın görkemli mahkeme salonlarının gölgesinde yükselen bu organize şiddeti asla unutamayacaklarını biliyorlardı.
Kaynakça: Sevim Ateş, Antik Yunan ve Roma’da Ceza Yöntemleri; işkence teknikleri ve işkence aletleri, Yüksek Lisans Tezi,2023.
 


Okunma Sayısı: 96

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.